Güzel Bir Hafta Sonu Dileriz

Kısa Kısa'da yeni bir Hikaye

Yolunacak Kaz?..

Sağlıcakla Kalın

×

Loading...
LÜTFEN KULAK VERİN "COVİD" TEHLİKELİDİR

















SON YAZILAR :
Loading...


23 Ocak 2021

Kahvenin faydaları sizi şaşırtacak!

Sadece koklamak bile yetiyor! Kahvenin faydaları
Kahveyi sadece koklamak bile sizi stresten uzaklaştırabilir
Seul Ulusal Üniversitesi’nden araştırmacıların fareler üzerinde yaptığı bir deneye göre az uyku nedeniyle strese giren fareler kahve aromasına maruz kaldıklarında, beyinlerinde bu strese bağlı olarak oluşan proteinde de bir değişim yaşanıyor.
Alzheimerı önler. Yapılan bir araştırmaya göre, orta yaşlarında günde 3-5 fincan kahve içen insanların, ilerleyen yaşlarda, içmeyenlere göre Alzheimera yakalanma riski %65 daha az. Araştırmaya göre, kahvedeki kafein Alzheimer hastalarının beyninde biriken beta- amiloid proteinin üretimini azaltıyor.
Kanser riskini azaltır. Kahvedeki antioksidan bileşimler kanserin belli çeşitlerini engelliyor. Japonya’da yapılan bir araştırma, günde 3 veya fazla fincan kahve içen kadınların kolon kanserine yakalanma riskinin içmeyenlere göre yarı yarıya düştüğünü gösterdi. 10 farklı araştırmanın ortak analizine göreyse, kahve tiryakilerinin karaciğer kanserine yakalanma riski %41 daha az. Endometriyal, böbrek ve oral kanser türlerinde de riski düşürdüğü bildirildi.
Şeker hastalığına karşı koruyor. Yapılan araştırmalara göre kahve içmek tip 2 diabet hastalığına yakalanma riskini de düşürüyor. Eski kahve içicilerin bile hiç içmeyenlere göre bu hastalığa dair daha az risk taşıdığı ispatlanmış. Kahvedeki antioksidanlar, mineraller ve kafein glikoz metabolizması ve insulin hassasiyetini ıslah ediyor.
Fiziksel ağrıyı/yorgunluğu azaltır. Dinamik bir egzersiz programından bir saat önce kafeinli kahve içmek, çalışırken hissedeceğiniz acıyı azaltır. Kahvenin içindeki kafein, hücrelerdeki acı alıcılarını çalıştıran adenozin adlı kimyasalı bloke ediyor.
Gut hastalığına karşı korur. Kahve tüketimi gut hastalığıyla bağlantılı olan ürik asitin seviyesini düşürüyor.
Kalp hastalıklarından kaynaklı ölümleri engelliyor. Kahvede bulunan antioksidanlar kan damarlarının fonksiyonlarını arttırıyor, genişletiyor, iltihaplanmayı önlüyor ve LDL kolestrolünü (kötü olan) önlüyor.
Hafızanızı koruyor. Kahve hafızayı keskin tutmaya yarar. Yapılan araştırmalara göre kahve içmeyen kadınlar zamanla hafıza sorunları yaşarken, tutarlı kahve içicilerinde hafıza performansı çok daha kuvvetli.
Parkinson’dan korur. Düzenli kahve içmek sinir dokusundaki tahribatı yüzde 50 azaltıyor. Uzmanlar kahvedeki kafeinin Parkinsona bir beyin kimyasalı olan dopamin seviyesini yükselterek engel olduğunu düşünüyor.
Taş üretimini engeller. Kahve safrakesesi taşlarını da böbrek taşlarını da önlüyor. Safra akışkanlığını ve idrar üretimi çoğaltarak.

Felci önlüyor. 26 bin 556 Fin sigara tiryakisi üzerinde yapılan araştırma, günde iki bardak veya biraz üzerinde kahve içmenin yüzde 21 oranında beyin içi ve zarı damarlarında pıhtılaşma-tıkanmanın, yani ''enfarktüsün'' yüzde 21 oranında azaldığını belirledi.

Resim Sanatının Tarihi

Resim Nedir?
Resim sanatı, özlem, duygu ve düşüncelerin belli este
tik kurallar çerçevesinde iki boyutlu bir düzlem üzerine yansıtılmasına dayanan sanat dalı. Resimde hacim, mekan, hareket ve ışık etkileri, resimsel ögeler aracılığıyla elde edilir; bunlar biçim,çizim, Drawing, design, graphy renk, ton farklılıkları, doku özellikleri vb’dir. Öğelerin çeşitli biçimlerde bir araya getirilmesi resmin kompozisyonunu oluşturur. Renk, ışığın değişik dalga boylarının gözün retinasına ulaşması ile ortaya çıkan bir algılamadır. Bu algılama, ışığın maddeler üzerine çarpması ve kısmen soğutulup kısmen yansıması nedeniyle çeşitlilik gösterir ki bunlar renk tonu veya renk olarak adlandırılır. Kompozisyon gerçek ya da gerçek dışı olay ve olguları anlatmaya, bir öyküyü betimlemeye ya da yalnızca soyut görsel imgeler yaratmaya olanak verir.
Eski kültürlerde toplum üretilecek resimlerin konusunu, tekniğini, biçimini, malzemelerini denetim altında tutar, yapıtların s niteliğini (örn. dinsel, bezemeci, eğitsel, eğlendirici vb) belirlerdi. Ressamlar yaratıcı bir sanatçıdan çok becerikli bir zanaatçı gibi görülürdü. Daha sonraları Uzakdoğu’da ve Rönesans Avrupasında bağımsız sanatçılar çıkmaya başladı. Bunlar yapıtlarının altına adlarını yazıyor, taşanın da ve bazen de konu seçiminde söz sahibi oluyor, işverenleriyle (koruması altında çalıştıkları kişiler) kişisel ilişki kuruyor, toplumda saygı görüyorlardı. 19.yüzyılda sanatçıya sürekli bir çalışma ortamı sağlayan işverenler giderek yok olmaya başladı. Sanatçılar topluma yalnızca galeriler ve müzeler aracılığıyla ulaşabilir duruma geldiler. Artık yaşamlarını ödüllerle ya da devletten ve sanayi kesiminden aldıkları siparişlerle sürdürüyorlardı. Değişen bu ortam içinde sanatçılar kendi anlatım dillerini geliştirme, yeni ve alışılmadık biçim, malzeme ve teknikleri deneme özgürlüğüne kavuştular. Özellikle Batı sanatında egemen olan, geleneksel sınırları sürekli zorlama eğilimi, art arda yeni üslupların ortaya çıkmasına yol açtı. Sanatla ilgili yayınların artması, gezici sergilerin düzenlenmesi, sanat merkezlerinin kurulması da bu olguyu destekleyen başka etkenler oldu.
Resimin öğeleri:
Resmin biçimsel tasarımı çizgilerin, biçimlerin, renklerin, tonların, doku özelliklerinin anlatımcı bir düzen içinde bir araya getirilmesiyle oluşur. Renklerin ve imgelerin bir araya getirilmesi içerik açısından betimsel ya da simgesel anlamlar taşıyabilir. Ama bir duyguyu, uyumu, gerilimi ya da mekan, hacim, hareket, ışık gibi görsel kavramları yansıtmada, içerikten çok renk ve biçimin ilişkisi önem kazanır.
Çizgi, içerdiği anlatım gücüyle resmin önemli ögelerinden biridir, ince, kalın, düz, kesik, doğru, eğri, dalgalı, kırık çizgiler yineleme ya da karşıtlık duygusu uyandırmak amacıyla kullanılır. Çizgilerin arasındaki alanların değişik renk ve tonlarla boyanması ise hacim, ağırlık, mekan içindeki konum, doku gibi nitelikleri belirler.
Biçim ve kütle de kompozisyonun oluşmasında önemli bir ögedir. Çocukların, içgüdüsel olarak gördüklerini geometrik biçimlerle ifade etme yöntemini
Paul Klee ya da Jean Dubuffet gibi bazı çağdaş sanatçılar da benimsemiştir. Bir kare ya da daire, bakışı kendi merkezine doğru çeker. Bir ikizkenar üçgen sağlamlık duygusu uyandırır, buna karşılık tepesi üstünde duran bir üçgen dengesiz bir durumu belirtir. Elipsler, paralel kenarlar, dikdörtgenler süreklilik, durağanlık duyguları verir. Biçim ve kütleler arasında kalan boşluklar da kompozisyona katkıda bulunacak biçimde değerlendirilir.
Bir başka resim ögesi olan renk bir çok üslupta bezeme ve betimleme amacıyla kullanılmıştır. Üç temel renk kırmızı, mavi ve sarıdır; bütün öteki renkler bunların karışımlarından türer. İkincil renkler mor, turuncu ve yeşildir; bunların temel renklerle ve birbirleriyle karıştırılması çeşitli ara renklerin ortaya çıkmasına yol açar. Ton bir rengin görece koyuluk ya da açıklık derecesi ya da değeridir. Örneğin Rembrandt koyu, Claude Monet ise açık tonlar kullanmışlardır.

Her rengin bir de karşıtı vardır.
Temel renklerin karşıtı, öbür. iki temel rengin karışımından elde edilen ikincil renktir. Buna göre kırmızının karşıtı yeşildir. Renkler tek başlarına ya da ikili üçlü kümeler halinde kullanıldığı zaman farklı etkiler yapar, olduklarından daha açık ya da daha koyu, daha sıcak ya da daha soğuk görünürler. Rengin karmaşık dinsel ya da simgesel anlamları herkesçe kolayca anlaşılmazsa da, bazı renklerin bileşimlerinin yarattığı uyum ve uyumsuzluklar herkes tarafından, farklı derecelerde de olsa algılanır. Ressamlar rengin bu ve benzeri özelliklerini bilinçli ya da içlerinden geldiğince kullanarak farklı görsel algılamalar, hatta yanılsamalar yaratır ve bunları bir anlatım aracı s olarak kullanırlar.
Nesnelerin yüzleri pütürlü ya da parlak, girintili çıkıntılı ya da düz olabilir. Bu özellik resmin dokusal niteliklerini belirler. Alm. Ellipse (f). Fr. Ellipse (m), İng. Ellipse. Verilen iki noktaya uzaklıkları toplamı sabit olan noktaların geometrik yeri. Verilen bu iki noktaya “elipsin odakları” denir. Elips, aynı zamanda bir koni ile bir düzlemin ara kesitinden ibaret olan kapalı ikinci dereceden bir eğridir. Hint ya da sezindirme, ima; belirti, işaret; yararlı öğüt,ima etmek, dokundurmak, sezindirmek, çıtlatmak İslam sanatı gibi bazı bezemeci sanat türlerinde doku, geometrik ögelerin yinelenmesiyle elde edilir. Batı sanatında ise, özellikle İslam, Allah’ın insanlara Hz. Muhammed (sav) aracılığı ile gönderdiği son ilahi dindir.
Arapçada seleme (Allah’a tamamen bağlanmak) kökünden gelen İslam sözcüğünün Türkçe anlamı “Allaha ve onun buyruklarına kayıtsız şartsız inanan” demektir. Bu kelime aynı zamanda, Hz. Muhammed aracılığıyla ilkeleri bildirilen ve Müslüman adı verilen (Arapça İslamlığı kabul eden anlamına, müslimden) 600 milyon insanı bünyesinde toplamış büyük bir dinin de adıdır. orta çağda doku, dökülmüş yapraklar, yağan kar ve kuşların uçuşu; gibi doğadan alınan ögelerin yinelenmesiyle verilir.
Orta çağ:
Milattan Sonra 5. yüzyıl ve 13. yüzyıllar arasını kapsayan dilimin adı. Bu kelime 17. yüzyıldan beri Avrupa tarihi söz konusu olduğunda, kullanılmaya başlanmıştır. Bu kavram, genellikle insanların öznel bilincinde biçimlendiği için kesin başlangıç ve bitiş noktalarından söz edilemez. Ancak, bütün bu nedenlere rağmen, tarih kitaplarında Roma imparatorluğunun bölünme tarihi (M.S. 395) yada son Batı Roma İmparatorluğunun düşüş tarihi (476) gibi Noktacılık tekniğinde kullanılan küçük fırça vuruşlarıyla elde edilen yüzeylerde de ışıltılı bir doku görülür.
İki boyutlu bir yüzey üstünde hacim ve mekan duygusu uyandırabilmek için perspektif kurallarını uygulamak gerekir. İnsanlar nesnelerin kendilerinden uzaklaştıkça küçüldüğünü, paralel çizgilerin bir noktada kesişir gibi göründüğünü, düzlemlerin birbirine yaklaşır gibi olduğunu gözlemişler, bunu da kağıt ya da tuvale aktarmaya çalışmışlardır. Buna karşılık çocuklar ve “ilkel” insanların mekan algılayışı bütünüyle farklıdır (bak. ilkel sanat). Onların resimlerinde nesneler birbirinden bağımsız birimler olarak ele alınır; her biri, onu en iyi anlatacak bakış açısıyla verilir; hatta görece önem taşıyan nesne ya da figürler ötekilerden daha büyük gösterilir. Aynı uygulama Rönesans öncesi Batı sanatında da bazı dinsel konulu resimlerde görülür.
Çok bakış açılı mekân anlayışı birçok resim üslubunda kullanılmıştır. Örneğin, Eski Mısırlılar figürün baş ve ayaklarını yandan, gözlerini ve gövdesini ise önden göründüğü gibi çizmişlerdir. Rönesans öncesi Avrupa resmi ile İslam minyatürlerinde de benzer bir derinlik uygulaması kullanılmıştır. Minyatürlerde dikey yüzeyler karşıdan göründüğü gibi, yatay yüzeyler ise plan biçiminde, sanki tepeden görünüyormuş gibi çizilir. Bu da minyatüre alışılmadık bir üst üste binmişlik duygusu verir. 19. yüzyılın sonlarına doğru Cezanne, Rönesans’tan beri kullanılan resim mekanını değiştirmiş, yatay düzlemleri eğik bir eksende vererek, dikey yüzeylerin resim yüzeyinde öne doğru çıkmasını sağlamış ve derinlik etkisini yüzeyler aracılığıyla yaratmıştır. Cezanne’ın bu uygulaması daha sonra kübist ressamlarca daha da ileriye götürülmüş, nesnelerin bütün yüzeylerinin görüntüleri birbirini izler biçimde verilmiştir. Günümüzde mekan yaratmada kullanılan bu algısal ve kavramsal yaklaşımlar bazen aynı kompozisyonda birlikte de yer alır.
Ressamlar çok eski zamanlardan beri iki boyutlu bir düzlem üstünde zaman ve hareket duygusu uyandırmaya çalışmışlardır. Bunların en bilinen örneklerinden biri dizi resimler, bir başkası ise, bir defterin yapraklarının çevrilmesinde olduğu gibi, birbirini izleyen görüntülerdir. Hem Doğu’ da, hem de Batı’da sanatçıların bir öykünün çeşitli aşamalarını aynı resmin içine yerleştirdikleri görülür. Kübist ressamlar zaman duygusunu, ele aldıkları nesnenin içinde bulunduğu mekânla ilişkili olarak işlemişler, gelecekçiler de bu noktadan yola çıkarak ağır çekim filmlere ya da hareket halindeki bir nesnenin arkasında bıraktığı izleri de gösteren fotoğraflara benzer resimler üretmişlerdir.
Bir resmin tasarlanmasında çeşitli ilkeler uygulanabilir. Anlatılmak istenene göre simetrik olan ya da olmayan, derinlik duygusu güçlü ya da güçsüz olan, geometrik ya da doğal biçimlere ağırlık veren, ele aldığı nesneler arasında altın oran gibi ilişkiler kuran ya da kurmayan, gerilim yaratan ya da yaratmayan düzenlemeler yapılabilir.
Resim malzemesi:
Resimde çok çeşitli malzemeler kullanılabilir. Önce üstüne resim yapılacak yüzey belirlenir. Bu, kağıt, karton, mukavva, kontrplak, ahşap gibi görece katı bir yüzey olabilir. Dokunmuş bir kumaş ya da muşamba gibi daha yumuşak bir yüzey de seçilebilir. Duvarlar, cam yüzeyler (vitray) ya da seramik (vazolar) üstüne de resim yapılabilir. Bir yüzeye, üstünde görünebilecek biçimde boya uygulanır. Boyalar bitkilerden, metal ve minerallerden, bazen de hayvanlardan elde edilebildiği gibi, yapay olarak da üretilebilir. İlk boyalar yanmış dal ya da kemik artıklarından yapılmıştır. Çini mürekkebi de isten elde edilir. Boyalar katı olarak da, su ya da başka bir sıvı içinde eritilerek de kullanılır. Uzun süre yumurta akı ya da şansı (bak. tempera) katılarak üretilmiş sulu boyalar kullanılmıştır. Yağlı boya, ince öğütülmüş toprak boyalarla keten tohumu yağının (beziryağı) kolay sürülebilen bir macun kıvamına gelinceye kadar yoğrulmasıyla yapılan bir boya türüdür. Çeşitli sulu boyalar da boyar maddenin arap zamkı ve öd ile karıştırılmasıyla yapılır ve kullanılırken suyla yumuşatılır. Sulu boya, uygulandığı yüzeyi tümüyle örten yağlı boyaya karşılık altındaki yüzeyin dokusunu ya da daha önce sürülmüş boyayı gösteren bir boya türüdür, fırça izi bırakır. Guvaş ise suda eriyen, çabuk kuruyan ve sürüldüğü yeri fırça izi bırakmadan örten bir boyadır.
Günümüzde yapay malzemelerden üretilmiş boyalar da kullanılır. Bunların en önemlileri boya tozlarının akrilik reçinelerle karıştırılmasıyla yapılanlardır. Yağlı boyanın bazı özelliklerini taşıyan bu boyalar çabuk kurudukları, fırça izi bırakmadıktan, mat ve sudan etkilenmeyen bir yüzey oluşturduktan, esnek, dayanıklı ve kolay temizlenebilir oldukları için seçilir. Kuruduktan sonra ve zaman içinde renkleri koyulaşmaz. Bu boyaların yanı sıra, görece katı çubuklar biçiminde üretilmiş çeşitli mum boya, pastel, renkli tebeşir türleri vardır. Alkolde ya da suda eriyen boyaların kullanıldığı keçe uçlu kalemler de bunlara eklenebilir.
Boyaların resim yapılacak yüzeye uygulanma biçimleri de çeşitlidir. Hem yağlı, hem de sulu boyada kullanılan en yaygın yöntem boyanın fırçayla sürülmesidir. Bundan başka mala, ıspatula, sünger, merdane gibi araçlar kullanılır. Çeşitli püskürtme, akıtma, damlatma, fışkırtma, fırlatma yöntemleri de vardır. Kuru boyalar ise resim yüzeyinde iz bırakacak biçimde kağıda sürtülür. Tüy, kamış, çelik uç gibi sert bir araç, sulu bir boyaya batırılır, sonra bir yüzey üstünde dolaştırılırsa, boya görece ince bir çizgi biçiminde yüzeye aktarılmış olur. Boyaların yüzeye uygulanması sırasında cetvel, gönye gibi yardımcı araçlar da kullanılabilir. Bir kompresör aracılığıyla boya püskürtmeye yarayan pistoleler günümüzde iyice küçülerek kalem gibi kullanılır duruma gelmiştir.
Tarihsel gelişme:
Resim sanatının, etkileyici bir anlatım aracı olmasının yanı sıra bezemeci yönünün de bulunması, tarihin en eski zamanlarında bile en yaygın sanat dallarından biri olmasına yol açmıştı. Hem Doğu’da, hem de Batı’da çok eski çağlardan beri resim yapılageldi. Sanat tarihçileri de resmin zaman içindeki gelişmesini ülkelere, dönemlere ve akımlara göre ayırarak incelediler, tekniklerine ve sanatçılarına ilişkin bilgiler verdiler. Sanat tarihinde rastlanan ilk resim örnekleri duvar resimleridir (bak. duvar resmi). Üst Paleolitik Çağdan (y. 4010 bin yıl önce) kalma mağara resimlerinden başlayarak bu gelenek Eski Mısır’da ve Ege uygarlıklarında da kesintisiz sürmüştü; daha sonra Rönesans’ta Mısırın ilk devirleri(4 binyıl-M.Ö.16. yy)
Geç Minos ve Girit Kralı. Klasik mitolojide sertliği ve adalete saygısıyla ünlü Girit monarşisinin efsane kralı. Adından ötürü bu monarşiye Minoyen denmiştir. Mutluluk demek olan Minos adı, Firavun yada Ceasar gibi, belki de sadece hanedan ünvanıdır. Dante Alighieri’nin İlahi Komedya ( Divina Commedia )’sında cehennemde yargıçlık yapan şeytana verdiği ad. Dante Minos’a bu görevi veriyor.
Miken uygarlıklarında vazo resmi ortaya çıktı. Bu dönemde çoğunda denizle ilişkili ögelerin işlendiği vazo resimleri en yetkin düzeye Yunan uygarlığının kırmızı ve siyah figürlü vazolarında ulaştı (bak. kırmızı figür tekniği; siyah figür tekniği).
İÖ 500 dolaylarında vazo resminde Eksekias ve Amasis Ressamı gibi ustalar ortaya çıktı. Klasik dönemin sonlarına doğru İÖ y. 400’lerde vazo resminde bir gerileme başladı. Duvar resmi ise sürekli yeni tekniklerin denendiği yeni bir evreye girdi. Bu dönemde Apollodoros, Zeuxis, Apelles ve Parasios gibi ressamlar Yunan yapılarını bezeyen anıtsal duvar resimleri yaptılar.
Roma döneminde de Etrüsk geleneğinin bir devamı olarak özellikle mezarların resimlerle bezenmesi yaygındı. Sonraları Pompei’de olduğu gibi evlerin duvarları da boydan boya öyküsel sahnelerin ele alındığı duvar resimleriyle bezendi. Roma’da portre geleneği her ne kadar heykel sanatındaki ileri düzeye erişemediyse de, dönemin ünlü kişilerini betimleyen tek ya da grup portre resimleri yapıldı.
Erken Hristiyanlık döneminde resim sanatı ancak 2. yüzyılın sonlarına doğru gelişmeye başladı Bu döneme ait örneklerin çoğu gene duvar resmi türündeydi. Genellikle dinsel konuların işlendiği bu resimlerle katakomplardan kiliselere kadar birçok yapı bezendi. Duvar resminin yanı sıra ilk örneklerine Roma döneminde rastlanan kitap resmi de özellikle dinsel metinleri bezeme amacıyla kullanıldı ve sürekliliğini Rönesans’a değin sürdürdü. Bizans sanatında ortaya çıkan ikonlar Doğu Hristiyan sanatında kitap ve duvar resimleriyle birlikte bütün orta çağ boyunca varlığını korudu; özellikle Rusya’da 15-17. yüzyıllar arasında Novgorod, Moskova ve Stroganov okulları Moskova okulu; Novgorod okulu; Stroganov okulu) çevresinde gelişimini sürdürdü.
Avrupa’da Karanlık Çağlar sırasında sanatta genel bir gerileme izlendiyse de duvar resmi geleneği bütünüyle yok olmadı; ama ağırlık kitap resmine kaydı ve çok sayıda resimli İncil yapıldı. Karolenj sanatı da kitap resimleri açısından önemli bir dönemdi. Charlemagne’ın kurduğu saray okulunda çok sayıda yazma üretildi.
11.yüzyılın ikinci yansında romanesk dönemle birlikte sanatta da yeni bir atılım görüldü (bak. romanesk sanat). Romanesk yapıların duvarına resimler yapılıyor, birçok ülkede de dinsel konulu yazmalar resimlerle bezeniyordu.
12. yüzyılda Konstantinopolis’ten ( İstanbul) birçok yazma, ikon ve pano resmi Avrupa’ya taşındı; bu da süregelen Bizans sanatı etkisinin artmasına yol açtı. Gotik dönemde Bizans etkileri sürerken,
13. yüzyılın ortalarında kitap bezeme, vitray, pano resmi ve freskte yeni bir anlayış kendini göstermeye başladı. Giotto gibi İtalyan, Hubert ve Jan van Eyck, Hugo van der Goes ve Rogier van der Weyden gibi Flaman ressamlar anıtsal yapıtlanyla geç gotik dönemin temsilcileri oldular. Bu ressamların yapıtlarında henüz klasik öğeler yoksa da, Bizans geleneğine göre daha yumuşak ve gerçekçi bir üslup geliştirdikleri ve böylelikle Rönesans sanatına bir temel hazırladıkları görülür.

Rönesans resmi insanı merkez noktasına alıp onu hem gerçekçi, hem de ideal güzelliği içinde göstermeye çalıştı. Ama Rönesans’ı izleyen maniyerizm, klasik güzellik ideallerini bozdu, resimlere öznel bir gerilim, bir huzursuzluk duygusu katmaya yöneldi. Rosso Fiorentino, Jacopo da Pontormo gibi Floransalı sanatçılar bilinçli olarak Leonardo, Michelangelp ve Raffaello’nun uyumlu ve doğalcı tavırlarından uzaklaştılar. Bu dönemde Kuzey ülkelerinde henüz Rönesans geleneği sürmekteydi. Almanya’da Rönesans ilkelerini ilk uygulayan sanatçılardan biri Albrecht Dürer’di. Flandre’da bu üslubun en önemli temsilcisi Pieter Bruegel (Yaşlı) oldu. Gerek Flandre, gerekse Felemenk’te maniyerizm, İtalyan sanatının özelliklerini yansıttı.
17. yüzyılda gelişen barok sanat, maniyerizmin aşırılığına bir tepki olarak yüksek Rönesans ilkelerine geri dönüştü. Bu dönemde Carracci doğalcı üslubuyla, Caravaggio ise özellikle ton geçişlerinde uyguladığı yeniliklerle (bak. Çaravaggioculuk sanatçıları ile Camille Corot’nun yapıtlarında buldu. Manzara resmi de bu dönemde yetkin bir düzeye ulaştı.Batı’da modern sanat birçok uzman tarafından ) öne çıktılar. Barok sanat İspanya ve Portekiz’de de El Greco ve Francisco Pacheco’nun sanatında ifadesini buldu. Ribera, Caravaggioculuğu İspanya’da uygulayan ilk ressamdı. Flandre’da ise Rubens, İtalyan etkisinde bir barok sanatın temsilcisi oldu.
18. yüzyılın sonlarına doğru beliren yeniklasik üslup ise barok sonrası rokokonun aşın bezemeci yaklaşımına bir tepki olarak Klasik sanatın yalınlığını yeğledi (bak. klasikçilik), klasik temaları çizgisel bir yaklaşımla ele aldı. Yeniklasik akım yetkin düzeye Fransa’da çıktı; bu üsluba damgasını vuran sanatçı JacquesLouis David’di.
19. yüzyılda romantizm 18. yüzyılın materyalizmine karşı çıkarak duygusal bir bakış açısına yöneldi. Bu dönemde edebiyat yapıtlarından kaynaklanan resimler yapıldı; İngiltere’de William Blake ve OnRaffaellocular Fransa’da Eugene Delacroix bu akımın önde gelen temsilcileriydi. Gene aynı sıralarda gelişen gerçekçilik, nesne ya da olguları gerçek yaşamda olduğu gibi anlatmayı amaçlamıştı; akımın en önemli temsilcisi Fransız Gustave Courbet’ydi. Doğalcılık doğayı olduğu gibi betimleme eğilimiyle bir anlamda gerçekçiliğin uzantısı gibiydi. En güzel ifadesini Fransa’da Barbizon okuluizlenimcilikle başlatılır. 1870’lerin ortalarında Claude Monet ve arkadaşlarının geliştirdiği izlenimcilik, yüzyıllardır süregelen akademik tavra bir karşı çıkıştı. Anlık izlenimleri ışıltılı renklerle yansıtan bu akım 1880’lerde yeniizlenimciliğin divizyonizm tekniği ile yeni bir anlatım biçimine ulaştı. Paul Signac ve Georges Seurat’nın geliştirdiği bu akımda renkler, bilimsel özellikleri çerçevesinde kullanıldı.
20. yüzyılın başlarında Fransa’da foyistler , Almanya’da da Die Brücke ve Der .Blaue Reiter sanatçıları 4ışayurumculuk( Jf akımının en = önemli temsilcileri oldu. Dışavurumcu resimlerde görece kaba fırça vuruşlan, sanatçıların duygularını dile getirme aracı olarak kullanıldı. Kalın dış çizgiler, parlak renkler ve biçim bozmalar da bu akımın temel özellikleriydi. 20. yüzyıl akımlarının bir özelliği, ilkelerin genellikle tek tek sanatçıların atılımıyla belirlenmesi VJ; ardından, bir grubu sürüklemesiycli. Örneğin kübizm Picasso ve Braque’ın nesneleri parçalayıp sonradan bir araya getirme denemelerinin bir sonucuydu. Pürizm mimar Le Corbusier ve Amedeo Ozenfant’m, gelecekçilik Marinetti’nin, dadacılık Marcel Duchamp’ in, gerçeküstücülük de yazar Andre Breton’un çevresinde toplanan sanatçılar tarafından geliştirilmişti. 1910’ların ortalarında Rusya’da ortaya çıkan ışıncılık, yapımcılık ve süprematizm akımlarıyla, aynı yıllarda Mondrian’m geliştirdiği öğecilik 20. yüzyılın ilk salt soyut akımları oldu.
1.Dünya Savaşı yıllarında Fransa’nın işgali, resim merkezinin Paris’ten New York’a kaymasına yol açtı. Savaş dolayısıyla Avrupa’yı terk eden birçok öncü sanatçı ABD’ye yerleşti ve 1940’ların ortalarında New York’ta soyut Dışavurumculuk|dışavurumculuğun oluşmasına katkıda bulundu. 1960’larda ve 1970’lerde ABD’de gelişen renk alanı resmi, hareketli soyut, pop sanat, foto gerçekçilik pop sanat ve minimal sanat gibi akımlar, temelde soyut dışavurumculuktan etkilenmiş, onun ilke ve tekniklerinden yararlanarak kendi özgün anlatımlarını geliştirmişlerdi. 1970’lerde kavramsal sanat ortaya çıktı. ‘Sanat yapıtının somut bir ürün olmadığını, “kavramlar”dan kaynaklandığını savunan bu akım, gerek ABD’de, gerekse Avrupa’da birçok yandaş buldu ve farklı anlatım biçimleriyle etkisini 1980’ler boyunca sürdürdü. İlk belirtileri 1970’lerde görülen “yeni figürasyon” ise kavramsal ya da soyut yerine dışavurumcu öğelerin ağır bastığı figüratif bir eğilimdi. Eğilimlerin çok çeşitlendiği 1970’lerin ve 1980’lerin en göze çarpan niteliği, neredeyse her ressamın kendi başına bir akımın temsilcisi haline gelmesi oldu.

Türleri

İşlenen konuya göre:
Portre: İnsanı ve yüzünü gerçekçi anlayışla betimleyen resim ya da heykel çalışmalarıdır.
Janr: Resim sanatında günlük yaşamı, ev yaşamını ve festivalleri betimleyen yapıtları niteler.
Peyzaj: Bir açık alanın doğal ögelerin (ağaç, çiçek, su, taş vs.) kullanımına ağırlık verilerek estetik bir etki yaratacak biçimde düzenlenip bir mekân düzeni kurulması etkinliğidir.
İnterieur (enteriyör): Ev içi resimleri içeren çalışmalardır. Natürmort: Çiçek, meyve gibi doğal ve hareketsiz varlıkları betimleyen resim çalışmasıdır.
Afiş: Tanıtma ya da reklâm amacıyla hazırlanmış, yazılı ve resimli grafik sanatı ürünüdür.
Soyut resim: Yapıtın doğada rastlanan gerçek varlıkları betimlememesi anlayışı ile yapılan resim çalışmasıdır.

Kullanılan Malzemeye göre:

Tempera: Boyar maddenin tutkallı su, genellikle de yumurta akının karıştırılmasıyla elde edilen bir boya türü ve bu boya kullanılarak yapılmış resimdir.
Fresko: Yaş sıva üzerine suda çözülmüş boya pigmentleri kullanılarak yapılan duvar resimleridir.
Guaj: Boya pigmentlerinin suyla karıştırılıp macun haline getirilmesiyle üretilen resim boyasıdır.

22 Ocak 2021

Uzaydan Büyüleyici Görüntüler



Andromeda Galaksisi

Samanyolumuza en yakın büyük galaksi aynı zamanda çoğumuzun çıplak gözle görebileceği en uzak şey. Andromeda Galaksisi, Dünya'dan 2,5 milyon ışık yılı uzakta olsa da barındırdığı milyarlarca yıldız uzaya güçlü bir ışık yayıyor. 



Tilki Kürkü Bulutsusu


Bu gaz ve toz yığını Sharpless kataloğu olarak bilinen H II bulutsu dizininde resmi olarak 273. sırada. Bulutsuda oluşan dev yeni yıldızlardan yayılan morötesi ışınım hidrojen gazını harekete geçirip sahneyi canlı renklerle boyuyor. 



Samanyolu

İtalyan gökbilimci Galileo Galilei 400 yıl önce Samanyolu'nun tek tek yıldızlardan oluştuğunu keşfedinceye kadar gözlemciler galaksinin bulutsu benzeri bir maddeden oluştuğunu düşünüyorlardı. Evrendeki tüm yıldızların Samanyolu'nda olmadığının kanıtlanması için bir 300 yıl daha geçmesi gerekti. Artık galaksimizin gözlemlenebilir evrendeki 2 trilyon galaksiden yalnızca biri olduğu düşünülüyor.



NGC 6960 (Cadı Süpürgesi)


Derin uzay cisimlerinin bulunduğu bir dergi olan New General Catalogue bu bulutsuyu NGC 6960 olarak adlandırdı. Resmi olmayan adıysa Cadı Süpürgesi. Peçe Bulutsusu'nda yer alan NGC 6960, güneşimizin 20 katı büyüklüğündeki bir yıldızın 8000 yıl kadar önce süpernovaya dönüşüp patlamasından geri kalanların bir parçası. 



Orion Bulutsusu

Orion Bulutsusu, yıldız oluşan bölgelerin gezegenimize en yakın olanı ve çok karanlık gecelerde Orion Takımyıldızı'nın yakınlarında belli belirsiz seçilebiliyor. Merkezindeki en sıcak ve en parlak olan O tipi yıldızlarla inanılmaz parlak bir bulutsu. 



Rozet Bulutsusu

Yeni oluşan yıldızlarla kaynaşan bu bulutsu yaklaşık 130 ışık yılı çapında. Rozet Bulutsusu'nun kendine özgü rengini ve şeklini veren buluta benzer kırmızı dalgaların çoğu iyonize hidrojenden oluşuyor. 



 Tarantula Bulutsusu


Dünya'dan 160.000 ışık yılı uzakta olan bu bulutsu o kadar büyük ve o kadar çok yıldızla dolu ki Orion Bulutsusu kadar yakınımızda olsa ışığından gölgelerimiz uzardı.



Satürn

Bu fotoğrafta görünen Satürn'ün halkaları 30 Haziran 2004 tarihinde Cassini uzay aracı tarafından çekildi. Halkaların boyutları mikrometre ile metre arasında değişiyor ve az miktarda taş bileşenin yanında neredeyse tamamen buzdan oluşuyor.


Güneş


NASA'nın Solar Dynamics Observatory (SDO - Güneş Dinamikleri Rasathanesi) tarafından 30 Mart 2010 tarihinde çekilen aşırı morötesi bir Güneş görüntüsü. Sahte renkler farklı gaz sıcaklıklarını gösteriyor. Kırmızılar nispeten soğuk (yaklaşık 60.000 Kelvin veya 107.540 F); maviler ve yeşiller daha sıcak (1 milyon Kelvin'den veya 1.799.540 F'den yüksek) alanlar. 



Kartal Bulutsusu

Kartal Bulutsusu'ndaki Yaratılış Sütunları'nın Hubble Uzay Teleskobu tarafından çekilmiş fotoğrafı. Resimdeki maviler oksijeni, kırmızılar sülfürü ve yeşil de nitrojen ile hidrojeni gösteriyor. Sütunlar çerçevenin hemen dışındaki genç yıldız yığınından gelen morötesi ışıklarla boyanmış. Bu yıldızlardan esen rüzgarlar gaz ve toz kulelerini yavaş yavaş eritiyor.

21 Ocak 2021

Neden MUHTAR ÇAKMAĞI...!

Eski zamanlarda köyün birine bir çakmak getirmişler, çakmak o kadar kıymetli ki sağı-solu yakmaması, yanlış işlerde kullanılmaması için güvenilir birine teslim etmek gerekiyormuş. Köylüler toplanıp bu ateş aletini kime verelim diye düşünmüşler, sonunda güvenilir olarak muhtara çakmağı ve yetkiyi vermişler, ihtiyaç duydukça muhtar gelir ateşimizi yakar demişler. Öyle de olmuş ama Muhtar çakmağı alınca -ateşin sahibi- olarak giderek saygınlığı artmış, etrafında dalkavuklar, yağcılar toplanmaya başlamış. Saygı arttıkça muhtarın kibri de büyümüş.

Etrafından daha çok saygı, daha çok korku beklemeye başlamış. Ateşi kendine verenin köylüler olduğunu unutmuş. Dalkavukların da tahrikleri ile ateşi baskı ve korkutmak için kullanmaya başlamış, kiminin evini, kiminin tarlasını yakmış.

Tarlalar sürülemez, evler yaşanamaz hale gelmiş. Muhtarın baskısından köylüler yavaş yavaş köyden ayrılmaya başlamışlar. Ticaret durmuş, köye gelen  çerçicilerin ayağı kesilmiş, çevre köyler gelişirken muhtarın köyü giderek gerilemiş.

En sonunda köylülerden biri kendileri gerilerken, çevre köylerin nasıl geliştiğini merak edip çevre köylerden birine gitmiş. Oradaki zenginliği, bağları, bahçeleri görünce sormuş;

-Sizde çakmak yok mu?

-Köylüler; var, demişler,

-Peki sizin köy böyle nasıl gelişti, bağınız, bahçeniz yanmadan nasıl böyle kaldı, bizim köyde her şey tarumar oldu?

-Köylüler; yoksa siz çakmağı bir kişiye mi verdiniz?

-Evet, muhtara verdik,

-Eyvah! büyük yanlış yapmışsınız, hiç çakmak bir kişiye verilir mi?

-Siz öyle yapmadınız mı?

-Hayır, biz öyle yapmadık, biz çakmağı bir kişiye verdik, çakmak taşını başka bir kişiye, benzinini başkasına verdik.

Ateş yakmak için üçünün bir araya gelmesi gerekiyor. Biri yanlış bir şey yapmaya kalksa, ötekiler izin vermiyor.

-Desenize biz hepsini bir kişiye vermekle kendi kendimizi yakmışız...!

20 Ocak 2021

Emirdağ'lı Deli Battal'ın Hikayesi

 


1919 yılının bungun bir Haziranı idi.

“Yunan Emirdağı’na geliyor” korkusu Bozulus Türkmenlerinin boğazını ham armut nefesi katılığında tıkamıştı. Ova köyleri ve ilçe hatunları Emirdağlarının meşelik ve kayalık koyaklarına saklanmak için hazırlıklarını tamamlamıştı. Çullar, keçeler, kilimlerin denki yapılmıştı. Eli silah turtan erkekler Kuvva karargahı olan Emirdağ Askerlik Şubesi’ne başvurup silah altına alınmıştı. İlçe merkezinde gözleri beş metre ötesini görmez yaşlılar bir de Deli Battal kalmıştı.

Her ilin ve ilçenin bir delisi vardır. Kaymakamdan sonra herkesin tanıdığı bildiği biridir deliler. Emirdağlı Deli Battal otuzlu yaşlardadır, çoğu zaman sakindir ama kızdırmak için çok üzerine varılırsa kafasına taktığı ismin paçalarına bir güreşçi gibi dalar alıp omuzuna kaldırır sonra güm diye yere vururdu. Battal hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam ederken arkasından kahkahalar yükselirdi. Deli Battal zamanın sakin aktığı yıllarda Emirdağlının neşe ve heyecan kaynağı idi.

Kuvva karargâhından gelen bir emirden sonra yaşlı kadınlar kirman ile yün eğirmeye, gelinler ve kızlar yün çorap örmeye başlamışlardı. Bütün mahalleli ya çeşme başında, ya bir tandır damında toplanır ellerindeki işi bitirirlerdi. Kadınların toplandığı tandır damlarına erkekler girmezlerdi ama Deli Battal hariç… Ne zaman karnı acıksa Deli Battal yufka açan kadınlara yaklaşır, ellerini koynunda kenetler, boynunu yana bükerdi. Kadınlar anlardı ki Deli Battal tereyağlı katmer istiyor… Yufka işine ara verilir Battal katmer ve üzüm hoşafı ile doyurulurdu.

Bütün mahallelerde olan biteni bilirdi Deli Battal ama kimseye laf taşımazdı. Kuvvacılar için yün çorap örüldüğünü, manda gönünden çarık dikildiği de gözlerinden kaçmamıştı.

Bir gün İncili Mahallesi’ne geldi. Çeşmenin en yakınındaki evden bir kalıp sabun istedi… Erkekler onu kızdırmak için üstüne gelse de kadınlar Battal’ın her istediğini verirdi. Sabunu alan Deli Battal önce çarığını, sonra çorabını çıkarıp çeşme suyunda sabunla köpürte köpürte yıkamaya başladı. O sıra mahalle kadınları penceresinden Battalı gözlüyordu.. Böyle bir şeye ilk defa oluyordu… Sebebini merak etseler de bulamıyorlardı.

İşini bitirdikten sonra Deli Battal bir eline çarığını, öteki eline topuğu yırtık yün çorabını alıp çeşmenin başından uzaklaştı. Uzun Çarşı’dan geçerken esnaflar Battal’ın yalın ayağına bakıyordu. Diz kapaklarından aşağısı kesilmiş bir Balkan Savaşı gazisi seslendi:

“Deli Battal!.. Senin yalın ayak yürümen bizim şerefimize dokunur. Yanıma gel, sana bir çift sarık vereyim.”

Deli Battal bir hedefe kilitlendi mi çevreden söylenileni duymazdı. Başını sağa sola da çevirmeden hep ileri bakıyordu. Emirdağ Askerlik Şubesi’ne geldi, nöbetçiye de dik dik bakıp içeri daldı.

Burası Kuvvacıların karargahı idi, Battal bunu herkesten önce öğrenmişti. Kuvvacıları da tek tek, isim isim biliyordu. Dış kapıdan girişte sofaya açılan dört kapı daha vardı. Üçü açıktı… Battal kapısı kapalı olana yöneldi, kapıyı sertçe açıp içeri daldı. Önce topuklarını birleştirip hazırola geçti. Konuşurken sesi önce çok yüksekti:

“Kuvva karargahına Deli Battal’dan selam olsun, Kuvvacılar var olsun, Deli Battal hepinize kurban olsun!..”

Kaymakam, Şube Başkanı ve diğer Kuvvacılar şaşkındi. Güya bu toplantıyı gizli yapıyorlardı, Deli Battal kimden haber alıp içeri dalmıştı?.. Ancak “Deli Battal hepinize kurban olsun!..” hitabı içlerindeki kuşkuyu dağıtıp hepsini rahatlatmıştı.

Sonra Deli Battal’ın sesi Ağustos güneşinde kalmış yün sıcaklığında yumuşamıştı:

“Duydum ki Mustafa Kemal'in askeri yalın ayakmış, çarığı da delikmiş... Kuvvacılara yardım için herkes bir şeyler yapıyor. Allah şahidimdir ki benim malım mülküm yok. Size çoraplarımı getirdim… Şimdi yıkadım… Vallah temizdir… Çorabımın topuğu azıcık deliktir ama çarığım sapa sağlamdır…”

Herkes birbirine baktı. Sonra Deli Battal’ın çoraplarına ve çarığına baktılar, en son da ayaklarına… Battal biraz mahcuptu, göz pınarlarından süzülen damlalar yanaklarından aşağı yuvarlanırken Kuvvacıların içinde bir sevinç, bir gurur, bir hüzün dalgası kabarmıştı.

Bu sessizliği yine Battal’ın sesi bozmuştu:

“Askere alın desem, beni yazmazsınız biliyorum. Deli Battal’dan Kemal Paşaya selam olsun, gazanız mübarek olsun!.. Hadi bana eyvallah!..”

Deli Battal hışım gibi girdiği odaya çorap ve çarığını bırakıp yine hışım gibi çıktı oradan.

***

Deli Battal’ın bir elinde çorap, ötekinde çarıkla Emirdağ’ındaki heykeli Kuvva yıllarının hüzünlü bir hatırasıdır…

Türkiye Şehirleri Türkiye Coğrafyası Dünya Şehirleri Dünya Coğrafyası Ülkeler



  • Blog Yazıları


    Email
    KISA KISA
    X



    Folower Button

    Takipçiler

    Company Info | Contact Us | Privacy policy | Term of use | Widget | Advertise with Us | Site map
    Copyright © 2020. merhancag . All Rights Reserved.

    Bilgi Mesajı

    Duvarı Aşamıyorsan Kapı Aç

    Kıssadan hisse Kısa Kısa'da sizi bekliyor...

    facebook sayfamızı takip edebilirsiniz!