Güzel Bir Hafta Sonu Dileriz

Kısa Kısa'da yeni bir Hikaye

Yolunacak Kaz?..

Sağlıcakla Kalın

×

Loading...
LÜTFEN KULAK VERİN "COVİD" TEHLİKELİDİR

















SON YAZILAR :
Loading...


30 Kasım 2020

Dağların Oluşumu

Plaka tektoniği teorisine göre, iki plakanın birbiriyle çarpışması sonucu, karadaki dağlar oluşur.


Bu hareketler okyanus tabanlarında başlar. Dış kuvvetlerin etkisiyle aşındırılarak okyanus tabanlarında biriken tortul tabakalar birbirine doğru hareket eden levhalar arasında kalarak sıkışırlar. Sıkışma sonucunda kıvrılma ve yükselme olur. Böylece kıvrım dağları oluşur. Kıvrılma ile yükselen yere Antiklinal, çukurlaşan yere de Senklinal denir.

Orojenezle (Dağ Oluşumu) kıvrılma özelliği taşımayan sert tabakalar da kırılır. Bu kırılma yerlerine Fay (kırık hattı) hattı denir. Fay hattı boyunca yükselen yerlere horst, çöken yere de graben denir.


Dünyanın en uzun graben çukurluğu Doğu Afrika`da Mozambik sınırlarından başlar, Yurdumuzda Hatay çukurluğuna kadar uzanır (5000 km).

Türkiye`de Horst ve Graben oluşumu en fazla Ege Bölgesinde görülür.
Grabenler: Bakırçay , Gediz, B. Menderes, K. Menderes ve Amik ovasıdır.
Horstlar: Kaz dağı, Madra dağı, Yunt dağı Bozdağlar, Aydın dağları ve Menteşe dağlarıdır. Dünya üzerindeki başlıca kıvrım dağları III. Zamanda oluşmuş Alp-Himalaya kıvrımları ile Amerika kıtasının batısındaki Kayalık ve And dağlarıdır.

Türkiye`deki dağların büyük bir kısmı III. zamanda Alp-Himalaya kıvrımları ile oluşmuştur. Bunlar kuzeyde Kuzey Anadolu Dağları ve güneyde Toros Dağlarıdır.
Kısacası Orojenez sonucunda; 
Kıvrım dağları , Horst-Grabenler ve fay hatları oluşmuştur.


Dağlar, genel olarak üç ana sınıfa ayrılır:

1-Volkanik dağlar
2-Kırık dağlar
3-Kıvrım dağlar

Volkanik dağlar, bir volkanik püskürme sonucunda oluşmaktadır. Bunlar karada veya okyanus tabanında, oluşabilir. And Dağları, bunun bir örneğidir.



Kırık dağlar, Büyük bir iç gerilim, yerkabuğunun dev parçalarını kırar ve büker. Böyle dağlar, bir yanda keskin olarak yükselir ve diğer yanda merdiven benzeri bir yapıya sahiptir.


Kıvrım dağlar, iki plakanın karşı karşıya geldiği zaman oluşur. Plaka kırıklarının, çarpışma olmayan türüdür. Böyle dağların tepeleri eğridir. Alp ve Himalaya dağları, kıvrım dağlardır. Kıvrılan tabakaların, aşağı doğru çanaklaşan kısımlarına senklinal, kubbeleşen kısımlarına antiklinal denir. Kıvrılmayla yükselen yerlerde, sıradağlar oluşur.





Volkan, yerkabuğundaki bir açıklıktan, magmanın yüzeye ulaşmasıdır. Sıcak magmanın geçtiği yola, volkanik baca denir. Magmaya yüzeye ulaştığında lav denir. Volkanın tepesindeki açıklığa krater denir.

Bazı volkanlar, tepede çok büyük bir çukura sahiptir. Buna kaldera denir. Kaldera, bir volkanın tepesinden fışkıran lavların çökmesinin bir sonucudur. Bazen bir kaldera, bir çökmeden çok, şiddetli patlama ile oluşur. Bir volkanın lavı, dışarı aktığında, sıcaklığı 10000 °C' dir. Hızla soğur ve katılaşır. Lav, soğuduktan sonra, etrafındaki açıklığa toplanan malzemelere, volkanın konisi denir.

Türkiye'deki Dağların Oluşumu


Bu hareketler dar zamanda, dar olaylar olarak belirir ve tabakaların duruşunu bozarlar. Hareketler yatay ve dikey olmak üzere iki yönde gelişir. Genellikle, yatay (tanjansiyal) hareketler kıvrılma ve kıvrım dağlarına, dikey hareketler de (radial) kıvrılma ve kırık dağlarına yer verirler. Bununla birlikte, bu iki gurup arasında kesin bir sınır çizmek olanaksızdır. Çünkü, sert tabakalarda kırılma olurken, hemen yanındaki yumuşak tortullar kıvrılabilir. Bu nedenle kıvrım ve kırık dağları birbirinin içine girmiş olarak da uzanırlar. Diğer bir özellik de, yatay ve dikey hareketlerin aynı anda oluşmaları ya da birbiri ardınca gelmeleridir.



Yatay ve dikey hareketler sonucunda oluşan, kıvrılma ve kırık dağları yeryüzünün “Öz Yapı” yüzeyini oluştururlar. Aşağıda işleyeceğimiz yerkabuğu yaylanmaları (epirojenik hareketler) ile dağ oluşumu (orojenik) hareketinin ikisine birden yer kabuğunun yer sanatı (tektonik) öz yapı yüzeyini (strüktür) oluşturur. Dış güçler bu yüzeyi işler, değiştirir ve kendine özgü yer şekilleri doğururlar. Dağ oluşumu hareketleri iki yapı biçimi oluştururlar: Kıvrılma ve Kırılma.

1.Kıvrılma Ve Kırılma Dağları


Jeolojik devirler boyunca iç güçlerin oluşturdukları kabarıklar, yine jeolojik devirler boyunca yine dış güçler boyunca aşındırılırlar. Kabarıklıklar aşındırıla aşındırıla dalgalı bir düzlük durumuna gelir. Bu dalgalı düzlüğe, “Yontukdüz (Peneplen)” adı verilir. Yontula yontula düzleşmiş arazi demektir. Tortullar derin deniz diplerindeki tortulanma alanlarına (jeosenklinallerde) biriktirilirler. Bazen de yeryüzündeki çukurluklarda ve Göl çanaklarında tortulanırlar. Yeniden aşındırma, taşıma ve biriktirmelerle çanaklar dolar.Yer yüzü çukurluğu düzleşir, deniz ya da gölün derinliği
azalır. Kimi zaman deniz ya da gölün o bölümü, bütünü ile dolarak karalaşır.



Tortullarla dolu olan bir tortulanma çanağı, dengesini yitirmiş ve birbirine yaklaşan iki yer kabuğu bölümü (şole) arasında kalacak olursa; sıkışır. Başka bir sözle, yan Basınçlara uğrayınca Hacmi daralır. İçindeki yumuşak tortullar daralan bu yere sığmayarak kıvrılır ve Su yüzüne çıkar. Bu olaya kıvrılma, oluşan dağlara da kıvrım dağları denir.
Tortulanma çanaklarının su altında ya da yer yüzünde olma özelliğine göre, kıvrılma iki biçimde gerçekleşir. Gerçek kıvrılma ve bükülme. Su altı tortulanma çanaklarında da yan Basınçların özelliğine göre, çeşitli kıvrılma biçimleri oluşur. Bunlar da genel olarak düzgün kıvrılma ve düzensiz kıvrılma diye iki grupta toplanır.

a-Düzgün Kıvrılma: Tortulanma çanağının kenarlarına yapılan Basınç eşit değerlerde ise, tabakalar düzgün olarak kıvrılır. Tabaka ya da kıvrım dağı kabarıklığı ve çukurluğu oluşur. 

b-Düzensiz Kıvrılmalar: Tortulanma çanağının kenarlarına yapılan Basınçlar eşit değerlerde değil ise, “Düzesiz” kıvrılma olur. Basıncın çok olduğu yandaki tortullar, basıncın az olduğu yandaki tortulların üzerine eğilir, devrilir, biner ya da o tabakaların üzerine aşar. Basınç değerleri ayrıcalık çok değilse, basıncın çok geldiği yandaki tabakalar az geldiği yandaki tabakalara doğru eğilir ki, buna “Eğri Kıvrım” denir. Basınç ayrıcalığı çoğaldıkça, tabalar devrilir “Devrik Kıvrım”, birbiri üzerine biner “Binmiş Kıvrım”, biri diğeri üzerine aşar “Aşmış Kıvrım (Şaryajlı Kıvrılma)” biçimleri oluşur.


c-Bükülme (Fleksür): Katı yer kabuğunun çukurluklarında birikmiş olan tortullar yan basınçlarla etkilenirse, Herhangi bir yerinden bükülür. Bu olaya bükülme, oluşan şekle bükülmüş tabakalar (fleksür) ve bükülme sonucu oluşan basamağa bükülme basmağı denir. Bükülmede tabakalar süreklidir. Tabakalarda kırılma yırtılma olmamıştır. Basınç etkisi ile tabakaların bir bölümü aşağıda kalmış ve aralarındaki bir bölüm bükülmüştür. Bir yörede büküklü yapı çok yer tutarsa, buraya büküklü yöre adı verilir.

Kıvrım bölgelerinde ve kıvrım dağlarında kıvrılma biçimlerinin hepsi bir arada ve birbirinin içine girmiş olarak bulunur. l. Jeolojik Devirde oluşan Kaledoniyen, Hersiniyen ve lll. Jeolojik Devirde oluşan Alp-Himalaya sistemlerine bağlı dağlar, kıvrım dağları olarak oluşmuşlardır. Ancak, zamanımız kıvrım dağları yalnız Alpin (Alp-Himalaya) oluşumlarına bağlıdır. İleride görülebileceği gibi, Kaledoniyen ve Hersiniyen oluşumları kıvrım dağları özelliğini yitirerek, zamanımızın kırık dağları özelliğini kazanmışlardır. Genç kıvrım dağları olan Alpin sistem oluşumları, yeryüzünde Büyük Okyanus’u çevreleyecek biçimde ve büyük bir “H” harfi çizerek uzanır.

2.Kırılma Ve Kırık Dağları


Kıvrılma olayı yatay yönde yerkabuğu hareketleri sonucu oluşurken, kırılma olayı dikey yönlü hareketler sonucu oluşur. Ancak, kırılmanın olabilmesi için dikey yöndeki hareket yeterli değildir. Bu hareketle etkilenen tabakaların kıvrılamayacak kadar sert (berk, rijit) olması gereklidir. Eski yerkabuğu oluşumları bir yandan dış güçlerle aşındırılıp yontukdüz durumuna getirilirken, bir yandan da tabakaları oluşturan taşlar, başkalaşma gibi etkenlerle, sertleşir. İşte, yontukdüz durumuna gelmiş ve sertleşmiş tabakalar dikey yönlü basınçların etkisinde kalınca, daha önce kıvrılıp sertleşerek kıvrılma özelliğini yitirdiği için, yer yer kırılır, çöker ve yükselir. Bu kırılma sonucu oluşan dağlara da “Kırık Dağları” denir. Kırılmalarla oluşan yeryüzü çatlaklarına da “Fay” adı verilir.

Kırılmalarla kırık basamaklarında oluşur. Kırık basamakları da tabakaların bir bölümü kırık çizgisi boyunca yüksekte kalırken bir bölümü alçakta kalır. Kırk çizgisi boyunca kayan tabaka bölümlerinin her birine “kırığın kanadı” denir. Yüksekte kalana “yukarı giden”, alçakta kalana “alta giden” kanat adı verilir. Kırığın kanatları arasındaki basamak, “kırık basamağıdır”. İki kanat arasındaki yükseklik ayrıcalığı bir kaç olaya kırılma ve metreden, binlerce metreye kadar olabilir. Kırılmalara uğramış bir bölgede, kırık çizgileri ya birbirlerine paralel olarak ya da birbirlerini belirli açılarla kesecek biçimde uzanırlar ve kırık ağları oluştururlar. Kırık basamaklarında, tabakalar süreksizdir. Kırılma ve yırtılmalara uğramışlardır. Basamağın yukarı giden yüzeyi, sürtünme etkisi ile, parlar. Buraya fay aynası denir.


Sertleşmiş yontukdüzler basınçlarla etkilenince, yeryüzü çatlakları boyunca üç durum oluşur:
a-Basınç etkisinde kalan tabakalar bütünü ile yükselir. Ancak, kimi yari çok, kimi yeri az yükselir. Kırılma ve kırık basamakları oluşur.
b-Basınç etkisi ile sert tabakalar bütünü ile alçalır. Ancak, kimi yeri çok, kimi yeri az çöker. Kırılma ve kırık basamakları oluşur.
c-Basınç etkisinde kalan sert tabakaların kimi teri yükselirken, kimi yeri çöker. Kırılma ve kırık basamakları oluşur.
Her üç durumda da kırıklarla çevrili yükseklikler ve çukurluklar doğar. Yerkabuğu çatlakları ile çevrili yüksekliklere “Horst”, çukurluklara “Graben (Çöküntü Hendeği)” adı verilir. Bir kırık bölgesinde ya da kırık dağlarında horst ve gabenler birbirini izler. Ancak, horst ve grabenler birbirine eşit genişlikte olabileceği gibi, geniş horstlar dar grabenler ve dar horstlar geniş grabenler de oluşabilir.
Kırılma olayları genellikle sertleşmiş eski kütleler basınçlara uğrayınca oluşur. Zamanımızda, yeryüzünün ilk karaları olan kıta çekirdekleri l. Jeolojik Devrin kaledoniyen ve hersiniyen oluşumları kırılmalara ve kırık dağlarına yer verirler. Çünkü bu oluşumlar önce kıvrılmışlar, aşınmışlar ve sertleşmişlerdir. Alpin hareketleri ve tektonik hareketler sırasında yeniden basınç etkisinde kalınca, yer yer kırılmışlar, yükselmişler ve çökmüşlerdir. Kırk bölgeleri ve kırılma dağları günümüzde Atlas Okyanusu’nu çevreleyecek biçimde uzanırlar. Basınç etkisinin çok yeğin olması durumunda genç ve serleşmemiş oluşumlar da kırılmalara yer verilebilir. Türkiye’nin batısındaki kırık bölgeleri ve Kuzey Anadolu Çöküntü Hendeği gibi.

29 Kasım 2020

Afet İnan

Ayşe Âfet İnan (Uzmay) (29 Kasım 1908, Selanik - 8 Haziran 1985, Ankara), Türk sosyolog, tarihçi ve akademisyen. Mustafa Kemal Atatürk'ün mânevî kızıdır.

Cumhuriyetin ilk tarih profesörlerinden olan Âfet İnan, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nde ilk Türk devrim tarihi kürsüsünü kurmuştur. Türk medeniyeti ve devrim tarihine ait 50 kadar kitabı ile çok sayıda makalesi bulunur. Türk Tarih Tezi'ni ortaya koyan tarihçilerdendir.

Cumhuriyet döneminin yeni tarih anlayışının temellerinin atılması ve kadın kimliğinin kurgulanmasında, bir ideolog gibi hizmet etmiş bir cumhuriyet kadınıdır.

29 Kasım 1908 günü Selanik'in Doyran (Doirani) kasabasında doğdu. Babası orman memuru İsmail Hakkı Bey (Uzmay), annesi Doyran Müderrisi Emrullah Efendi’nin torunu olan Şehzane Hanım’dır. Ailesi Balkan Savaşları'ndan sonra Anadolu'ya göçtü.

Âfet İnan, ilköğrenimine Eskişehir'in Mihalıççık ilçesinde başladı. Annesini 1915 yılında verem hastalığı sonucu yitirdi. Öğrenimini Ankara ve Biga'da sürdürdü, 1920'de altı yıllık ilkokul diplomasını aldı. Âile, 1921'de Alanya'ya taşındı. Âfet Hanım, 1922'de Elmalı'da öğretmenlik ehliyeti aldı ve Elmalı Kızokulu'na başöğretmen olarak atandı. Babasının görevi nedeniyle sürekli yer değiştirdi; 1925 yılında Bursa Kız Muallim Mektebi'ni bitirerek İzmir'de Redd-i İlhak İlkokulu'nda göreve başladı. Atatürk ile tanışması sonucu ileriki yıllarda öğrenimine devam etme fırsatı buldu.


Atatürk ile tanışması ve öğretmenlik yılları

Rukiye, Sabiha, Afet (İnan), ve Zehra.

Âfet Hanım, 1925 yılında Redd-i İlhak İlkokulu'nda yeni göreve başladığı sırada bir çay ziyaretinde cumhurbaşkanı Atatürk ile tanışma fırsatı buldu. Âilesinin Selanik Doyranlı olması nedeniyle cumhurbaşkanının ilgisini çekti ve Atatürk ertesi gün ailesiyle tanıştı. Atatürk'e öğrenimini sürdürmek ve yabancı dil öğrenmek istediğini açıklayan Âfet Hanım, kısa bir süre sonra Ankara'ya tâyin oldu. Bakanlığın izniyle İsviçre'nin Lozan şehrine Fransızca öğrenmek için gönderildi.

1927'de yurda döndüğünde bir süre Fransız Kız Lisesi'nde öğrenim gördü. Bu arada ortaöğrenim tarih öğretmenliği sınavına girerek öğretmenlik ehliyeti aldı ve Ankara Musiki Muallim Mektebi’ne "tarih ve yurt bilgisi öğretmeni" olarak atandı. (1929-1930) Göreve başladığı zaman, yurt bilgisi için okutacağı kitabı Atatürk yetersiz bulmuştu. Bunun üzerine Fransız Kız Lisesi'nde okuduğu Instruction Civique adlı kitaptan çeviriler yaptı. Âfet Hanım'ın çevirileri, Tevfik Bıyıklıoğlu'nun Almanca eserlerden yaptığı çeviriler ve bizzat Atatürk'ün bazı konularda yazıları birleştirilerek "Vatandaş için medenî bilgiler" kitabı oluşturuldu. Kitap, ortaokullarda ders kitabı olarak okutuldu ve 1935 yılına kadar çeşitli defalar basıldı. 1932'ten sonra öğretmenliğe Ankara Kız Lisesi'nde devam etti.

Kadınlara siyasî hakların tanınması

Kadın hakları üzerinde çalışmaya ilgi duyan Âfet Hanım, Atatürk'ün isteği üzerine 3 Nisan 1930'da Türk Ocağı'nda Türk kadınlarının seçim haklarına ilişkin bir konferans verdi. Bu, Âfet İnan'ın verdiği ilk konferanstı. Bu konferans için zamanın en ünlü hatibi Hamdullah Suphi Bey'den dersler alan Afet Hanım'ın giyeceği elbiseyi bizzat Atatürk çizmiş ve gömleği için kendi pırlanta kol düğmelerini hediye etmişti.


Türk Tarih Kurumu kuruculuğu

Atatürk, kendisinden Türk Ocakları Yasası'nın 2'inci ve 3'üncü maddelerinin açıklanması konusunda çalışma yapmasını isteyince Âfet Hanım 27 - 28 Nisan 1930 tarihlerinde gerçekleşen Türk Ocakları Kongresi'nde Aksaray delegesi olarak söz aldı. Türk Ocaklarının amacını, işlevini açıklayan bir nutuk okudu ve sonradan Türk Tarih Tezi olarak nitelenecek bir tezi dile getirdi[kaynak belirtilmeli] ve Türk tarih ve medeniyetini bilimsel olarak incelemek üzere bir heyet kurulması için önerge verdi. Bu önerge üzerine kongreden sonra oluşturulan Türk Tarih Heyeti'nin 16 kişilik kurucu üyeleri arasında yer aldı.



Türk Ocakları, Atatürk’ün emriyle 10 Nisan 1931'de kapatıldıktan sonra heyet, aynı kurucularla dernek olma kararı alarak ve "Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti" adını almış, 3 Ekim 1935'te ise adı Türk Tarih Kurumu olmuştur. Âfet Hanım, 1935-1952 ve 1957-1958 yılları boyunca kurumun başkanlığını yaptı.


Tarih alanında çeşitli çalışmaları


Âfet Hanım, heyetin kurulmasından sonra Türk Tarih Heyeti'nin bilimsel çalışmalarına katıldı. Heyet, Türk Tarih Tezi'nin temelini oluşturacak Türk Tarihinin Ana Hatları adlı kitabı kaleme aldı. 1931-1941 yılları arasında liselerde okutulan kitabın yazımında Âfet Hanım da yer aldı.

Pîrî Reis haritası

1929'da Topkapı Sarayı'nı müzeye dönüştürme çalışmaları sırasında bulunan Pîrî Reis haritasını inceleyen Türk Tarih Cemiyeti heyetinin içinde yer aldı ve haritanın dünyada tanıtılmasına çalıştı.

Mimar Sinan'ın kafatası

1930'lu yılların başlarında "Türk ırkının kafatasını tespit etme" çalışmaları yürüttü.[8] Bu çalışmalar doğrultusunda Türkiye’nin pek çok yerinde mezarlar açıldı ve kafatasları ölçüldü[8]. Tarihçiler arasında Mimar Sinan'ın Türk mü yoksa Ermeni veya Rum asıllı mı olduğu konusunda tartışma çıkınca Âfet Hanım, Türk olduğunu iddia etti ve mezarının açılarak kafatasının ölçülmesini, sonucun Atatürk’e sunulmasını önerdi. Tartışmaları izleyen Atatürk ise bir kâğıt üstüne Sinan'ın bir heykelinin yaptırılmasını istediği notunu düşerek Mimar Sinan'a sahip çıkmıştı. (2 Temmuz 1935) 

1 Ağustos 1935 günü bu ölçüm yapıldı ve sonuç Mimar Sinan'ın brakisefal kafatasına sahip olduğunu gösterdi.

DTCF'de ilk ders

Âfet Hanım, 9 Ocak 1936 günü Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nin açılışında Türk Tarih Kurumu asbaşkanı sıfatıyla ilk dersi verdi. Kendisine yeni kurulan Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi'nde öğretim görevliliği teklif edilince bu görevin ancak yüksek lisans ve doktora öğreniminden sonra kabul edebileceğini bildirdi.


Akademik yaşamı

14 Ekim 1935 tarih ve 40390 sayılı yazı ile Cenevre'de öğrenim görmek üzere görevlendirilen Âfet Hanım, Cenevre Üniversitesi Sosyal ve Ekonomik Bilimler Fakültesi'nin yakın çağ ve modern tarih bölümünde İsviçreli antropolog Eugene Pittard’ın öğrencisi oldu; "Türk Osmanlı devrinin ekonomik tarihi" adlı tezini sunarak Temmuz 1938'de lisans öğrenimini, Temmuz 1939'da ise "Türk halkının ve Türk tarihinin antropolojik karakteri üzerine" başlıklı tezi ile doktorasını tamamlayarak sosyoloji doktoru unvanını aldı. Doktora çalışması için Anadolu'da 64 bin iskelet kalıntısı üzerinde inceleme yapan Âfet Hanım, öğrenim yılları boyunca Cenevre ve Bükreş'te konferanslar vermiş; Türk Tarih Kurumu kongrelerine bildiriler sunarak katılmıştır.

Yurda döndükten sonra Ankara Kız Lisesi'nde derslerine devam etmesinin yanın sıra Ankara Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'ne doçent vekili olarak atandı. 1942'de doçent, 1950'de profesör oldu.

1940 yılında kadın hastalıkları ve doğum uzmanı olan Rıfat İnan ile evlenip İnan soyadını alan Âfet Hanım, Arı ve Demir adında iki çocuk sahibi oldu.

Âfet İnan, 1950'den sonra Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Devrimi konularında Ankara Fen Fakültesi'nde, Hacettepe Üniversitesi'nde, Ege Üniversitesi Eczacılık Fakültesi'nde, Ankara Harp Okulu'nda dersler verdi.

1961-1962 yıllarında Birleşik Krallık'ta incelemeler yaptı. 1955-1979 arasında da UNESCO Türkiye Milli Komisyonu'nda Türk Tarih Kurumu'nu temsil etti. Ankara Üniversitesi Türkiye Cumhuriyeti ve Türk devrim tarihi kürsüsü başkanlığını yaptı, 1977 yılında bu görevde iken kendi isteğiyle emekli oldu. Emekliliğinde anılarını kaleme almaya başladı.

Âfet İnan 8 Haziran 1985 tarihinde, 76 yaşında Ankara'daki evinde geçirdiği kalp krizi sonucu yaşamını kaybetti Cenazesi Ankara'da defnedildi.


Eserleri

Türk Tarihinin Ana Hatları (1930), Medeni Bilgiler ve M.Kemal Atatürk'ün El Yazıları (1968), Türkiye Halkının Antropolojik Karakterleri ve Türkiye Tarihi (1947), Eski Mısır Tarih ve Medeniyeti (1956) gibi tarih ve sosyoloji çalışmaları yanında Atatürk’e ilişkin araştırmalar da yapan İnan, bunları Atatürk Hakkında Hatıralar ve Belgeler (1950) gibi yapıtlarla yayımladı.

Kurucusu ve üyesi olduğu dernekler

Türk Tarih Kurumu (kurucu ve yönetici)

Çocuk Haklarını Koruma Derneği (kurucu)

Türk Kadının Sosyal Hayatı Tetkik Kurumu

Milli Kütüphane’ye Yardım Derneği

28 Kasım 2020

ULUS (Hâkimiyet-i Milliye) Gazetesi

 Gazetenin kuruluşu

Heyet-i Temsiliye, Sivas’tan ayrılıp Ankara'ya geldikten sonra, mücadelenin durumu hakkında halkı ve dış dünyayı bilgilendirmek, Millî Mücadele lehinde propaganda yapmak için Ankara’da yeni bir gazetenin çıkarılmasına karar verdi. Gazetenin adı; Sivas’taki İrâde-i Milliye'yi çağrıştırdığı için “Hâkimiyet-i Milliye” olarak belirlendi.


Haftada iki gün ve dört sayfalık olarak çıkarılmaya başlayan gazetenin ilk sayıları, Ankara Valiliği'nin alt katındaki Vilayet Matbaası’nda basıldı. Vilayet Matbaasının bütün makineleri ve çalışanları Hâkimiyet-i Milliye'ye devredilmişti. Gazetenin yazıhanesi Ulus Meydanı'ndaki Veli Han'da bulunuyordu. Gazetenin Mesul Müdürü Recep Zühtü Bey, Yazı İşleri Müdürü ise Nizamettin Nazif idi.

Yazıların yayınlanması ve dağıtılması ile Heyet-i Temsiliye üyesi Hakkı Behiç Bey ilgilenmekteydi. Mustafa Kemal kendi düşüncelerini Hakkı Behiç’e not ettirmekte; diğer yazıları da tek tek incelemekteydi. Yazıların altına Mustafa Kemal’in imzası konmuyordu; bazı yazıların altına yıldız konmuştur; bu yazıların Mustafa Kemal’in kaleme aldığı veya not ettirdiği yazılar olduğu düşünülür.

Kurtuluş Savaşı'nın galibiyetle sonuçlanması ve Cumhuriyetin ilanından sonra da Cumhuriyet Halk Fırkası'nın yarı-resmi yayın organı olarak hayatını sürdüren Hâkimiyet-i Milliye; 28 Kasım 1934 tarihinde Ulus adını almıştır.

Teknik özellikler

Gazete, başlangıçta 57 x 82 boyutlu kağıdın ikiye katlanışı ile 4 sütun üzerinden hazırlanıyordu

İlk sayılar

10 Ocak 1920 Cumartesi günü gazetenin ilk sayısı yayınlandı. Gazete adının altında “mesleği milletin iradesini hakim kılmaktır” alt başlığı yer alıyordu.

İlk sayı, iki yaprak olarak çıkmıştı. Mustafa Kemal’in not ettirdiği başyazı, bütün ilk sayfayı kaplıyordu. Yazıda, Milli Mücadele’nin hedefleri anlatılmıştı. Bursalı hanımların Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Temsil Heyeti’ne çektikleri işgali protesto eden uzun telgrafı ile Fransızların Maraş’ı işgallerini protesto eden Pazarcık Müftüsü, Belediye Başkanı ve halkın telgrafı da ilk sayıda yer alıyordu.

Gazete, 47. Sayıdan sonra 18 Temmuz 1920’den itibaren haftada üç gün yayımlanmaya başladı. Teknik yetersizlikler yüzünden 6 Eylül 1920 - 30 Ekim 1920 arasında yine haftada iki gün yayınlandı.

Günlük gazete hâlini alışı

Eskişehir'de Arif Oruç’un çıkardığı Yeni Dünya gazetesine Çerkez Ethem Ayaklanması'ndan sonra el konulunca dizgi kasaları ve makineleri Hâkimiyet-i Milliye gazetesine devredildi. Yeni matbaa makinesinin gelişi ve İstanbul'dan usta mürettiplerin getirilmesinden sonra Hâkimiyet-i Milliye'nin günlük gazete halini alması mümkün oldu. Hazırlıklar için 22 Ocak 1921’de çıkarılan 100. sayıdan sonra yayına iki hafta ara verildi; yeni matbaa Veli Han'ın içinde kuruldu. 6 Şubat 1921'de tek yapraklı ilk günlük gazete yayımlandı. Gazete, Cumartesileri hariç her gün çıkmaya başladı.

6 Şubat 1921'den itibaren derginin Yazı İşleri Müdürlüğü'ne sırasıyla Hüseyin Ragıp Baydur, Nafi Atuf Kansu ve Ziya Gevher Etili atandı.

23 Temmuz 1921'de Yunanların Sakarya'ya doğru ilerleyişi nedeniyle gazetenin Cumartesi günü olmasına rağmen çıkması uygun görülmüştü. Küçük boyutlu bir sayı hazırlandı. Gazete, kâğıt sıkıntısı nedeniyle 11 Ocak 1922'ye kadar küçük boyutlu olarak yayımlanmaya devam etti.

Latin alfabesine geçiş

2 Eylül 1928'den itibaren gazetenin başlığı Latin harfleri ile, yazılar ise Latin ve Arap harfleri karışık olarak dizildi. Gazete, 1 Kasım 1928'den itibaren tamamen Latin harfleri ile basıldı.

Yazı kadrosu

Kurulduğu günlerde Hâkimiyet-i Milliye'nin yazı kadrosu Recep Zühtü, Hüseyin Ragıp, Sabri Ethem Ertem, Ahmet Hakkı, Hamdi Osmanzade, Aşki Naili, İsmail Suphi, Ağaoğlu Ahmet Bey, Nafi Atuf Kansu, Nasuhi Baydar, Ziya Gevher Etili, Mahmut Esat Bozkurt yer alıyordu.

Ankara’da bulunan aydınlar ve gazeteciler Hâkimiyet-i Milliye'ye yazı verdiklerinden yazı kadrosu zenginleşmişti. Hâkimiyet-i Milliye'ye katkıda bulunanlar arasında şu isimler yer alır: Foto muhabiri Ethem Tem, Mehmet Akif, Halide Edip Hanım, Dr. Adnan Bey, Müfide Ferit Hanım, Ahmet Ferit Bey, İsmail Müştak Mayakon, Yakup Kadri, Ruşen Eşref, Hamdullah Suphi, Mehmet Emin, İsmail Habip, Celal Nuri İleri, İsmail Hami, Cemal Hüsnü Taray, Hayrettin Taran ve Vedat Dicleli.

Bugün yayımlanan gazetenin yazar kadrosu ise Birgül Ayman Güler, Metin Aydoğan, Barış Doster, M. Oktay Çetinel, Hasan İleri, Ali Eralp, Erdal Tekin, Alaeddin Usta, Anıl Çeçen, Emre Koşak, Gürsel Ekmekçi, İsmail Hakkı Pekin, Can Güçlü, Üçüncü Şahıs olarak belirtilmektedir.

Tiraj

Gazetenin ilk sayısının 1200-1500 adet basıldığı sanılmaktadır. Zamanla günlük 5000-6000 tirajı olan bir gazete haline gelmiştir.

Ulus adını alması

Gazete, 28 Kasım 1934’ten itibaren Ulus adını aldı; CHP’nin izlediği tek parti politikasının sözcüsü oldu. 14-15 Aralık 1953’te Demokrat Parti’nin çıkardığı bir kanun doğrultusunda Cumhuriyet Halk Partisi'nin mallarıyla birlikte Ulus matbaası, binası ve tesisleri de hazineye devredildiğinden gazete kapandı. 10 Haziran 1955’te tekrar yayın hayatına dönebildi (kimi kaynaklarda 14-15 Haziran 1953 ile 10 Haziran 1955 arasında Nihat Erim tarafından çıkarılan “Yeni Ulus” ve “Halkçı” gazeteleri de Ulus’un devamı olarak ele alınır.) 1955-1971 arasında Ulus ismi ile yayınına devam etti.

Barış adını alması

Gazete, 29 Temmuz 1971’den itibaren Barış adıyla yayınını sürdürdü. Barış, Ankara, İstanbul, Samsun ve Mersin gibi illerde çıkan bir yerel gazete görünümündeydi 1975 yılında 18752. sayıya kadar yayını sürdürdü.

Yeni Ulus adını alması

Gazete, 1974-1981 yılları arasında Yeni Ulus adıyla devam etti.

Yeniden kuruluşu

Gazete, 1983 yılında Günaydın gazetesinin sahibi olduğu Haldun Simavi tarafından satın almasıyla birlikte Ulus adıyla yeniden yayına başladı. 1988 yılında Günaydın ve Tan (gazete) gazetesi ile birlikte Asil Nadir satın aldı. Fakat birkaç yıl sonra kapandı. 2008 itibariye gerçek adına geri dönmüş Ulus adıyla yayınlarını sürdürmeye başlamıştır. Bugün de aynı isimle yayın hayatına devam etmektedir. Bugün için haftalık baskı yapan gazete, günlük baskı çalışmalarına devam etmektedir.

27 Kasım 2020

II. Dünya Savaşı'nın Acımasız Savaş Uçakları

Birincisinde pek etkin olmasalar da İkinci Dünya Savaşı'nın neredeyse kaderini belirleyen savaş uçakları dünyanın gidişatını değiştirdi desek yanlış olmaz. Akrobatlıkları, hızları, öldürüşleri ve yardımlarıyla II. Dünya Savaşı'nın en efsanevi uçaklarını sizler için derledik!

P-38 Lightning


ABD envanterindeki en hızlı uçaklardan biri olan P-38 Lightning, Lockheed tarafından üretilen ve savaş boyunca başarılı bir şekilde kullanılan tek çift motorlu yüksek irtifa avcı uçağı olarak tarihe geçti. 

Burun kısmında pervane olmadığı için o bölmelere bile silah yerleştirilen uçak genelde casusluk ve ani baskınlar için kullanıldı. En önemli görevi ise Pearl Harbor saldırısını planlayan Japon Amiral Yamamoto'yu öldürmek oldu. Savaşın sonunda görev başarıyla tamamlanmıştı.

Hawker Hurricane


Semalarda efsanevi performanslar serileyen Hawker Hurricane uçaklarının namını tüm dünya biliyor. Bazı modelleri Kanada'da üretilen ve II. Dünya Savaşı'ndan aktif rol oynayan bu modeller özellikle büyük cephelerde iş yaptı. İngiltere semalarında uçan nazi uçaklarının yaklaşık yüzde 60'nı indiren Hawker Hurricane, efsanevi model olarak tarihe geçti.

Curtiss P-40 Warhawk


1938'de savaş sahnesine çıkan Curtiss P-40 Warhawk model uçaklar, ABD yapımı olmasına rağmen birçok müttefik devlet tarafından kullanıldı. İlk uçuşunu İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetleri'nin yürütmüş olduğu Kuzey Afrika ve Ortadoğu operasyonlarında gerçekleştiren Curtiss P-40 Warhawk, ilerleyen yıllarda Çin'de de kullanıldı. 

A6M Zero


Japonların en büyük silahlarından olan tam adıyla Mitsubishi A6M Zero, 1940'da sahneye çıkarak çok canlar yaktı. Hafif ve aerodinamik yapısı, uzun menzili ve seri manevra özellikleriyle savaşın seyrini değiştireceğine inanılan bu uçaklar, 'İt Dalaşı' denilen manevra kabiliyeti yüksek uçakların girmiş olduğu mücadeleden sağlam ayrılıyorlardı.

Ancak daha sonraları bu modeller, ABD'nin yeni modellerine karşı tutunamadı.

F4U Corsair


Tam adı Vought F4U Corsair olan bu model 1940'da yapılsa da savaşta 1942 yılında kullanıldı. Katlanabilir kanatları ve deniz üzerinde durabilsin diye tasarlanana bu uçak pek fazla başarılı olamasa da piyadelerin pasifik boyunca gerçekleştirdikleri operasyonlarda etkin olarak kullanıldı. 

Ancak Hellcat modeli çıkınca bu uçaklar popülaritesini tamamen kaybetti.

Focke-Wulf Fw 109


Ünlü Alman uçağı Messerschmitt'in 'abisi' olarak gösterilen Focke-Wulf Fw 109 model uçaklar nazilerin özellikle alçak uçuşlarda büyük başarılar sağlamasına yardımcı oldu. 1941'de savaşa giren bu modeller neredeyse tüm cephelerde kendisini gösterdi ve büyük başarılara imza attı.

Ilyushin Il-2


Diğer ülkeler çatır çatır savaş uçaklarını uçururken Sovyetler de boş durmamış ve savaşta en çok kullandıkları Ilyushin Il-2 modelini 1941'de 'Aha bu da bizim uçaklar' diyerek salmış semalara 

Toplamda 35.000 adet üretilen bu uçakları Kızıl Ordu tam tamına 15 yıl kullandı. Hatta Stalin bu uçaklar için "Ordumuz için en az hava ve su kadar önemli" açıklamasını yaparak uçakların önemine değindi.

P-51 Mustang


P-51 Mustang, Kuzey Amerika Hava Kuvvetleri tarafından 1941'de üretildi ancak 1942'de ilk kez İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetleri tarafından kullanıldı. 

İlk kullanılmaya başlandığı yıllarda pek randıman alınamayan uçaklara İngiliz Mühendisliği el attı ve işe Rolls Royce motorları takmakla başladılar. Bunun yanı sıra 6 adet 50 kalibrede Browning makineli tüfeğiyle 5000 düşman öldürdüğü tahmin edilen uçaklar kısa zamanda nazilere kök söktürmeye başladı.

F6F Hellcat


Tam adıyla Grumman F6F Hellcat olarak anılan bu model 1942'de seri üretime geçti. Hellcat'lerin en büyük özelliği kuşkusuz 2000 beygir motor gücünde olmasıydı. 

Hızı kalkışı yüksek manevra kabiliyeti ve başarılı silahlarıyla savaş boyunca düşmana kök söktüren bu model ABD'nin özellikle Japonların Zero uçaklarına karşı büyük üstünlük kurmasına sebep oldu. Bu uçakların Pasifik cephesi boyunca 5000 düşman uçağını düşürdüğü söyleniyor.

Messerschmitt 262


Yine bir ilkte imzaları olan naziler tam adıyla The Messerschmitt Me 262 Schwalbe modeliyle dünyada kullanılan ilk jet uçağını ürettiler. Nazi Ordusu bu güzide uçağı 1944'de kullanmaya başladı. 

Kullanılmaya ilk başlandığı sıralarda müttefiklere kan kusturan bu modeller hem hızı hem de savaş kabiliyetiyle teknolojinin oldukça ilerisindeydi. Hatta bir ara savaşı kaybetmeye başlayan Nazi ordusunun bu uçak sayesinde geri dönebileceği konuşuldu. Ancak nazilerin endüstriyel alanlarının bombalanması ve jet yakıtı sıkıntıları yüzünden jet uçağının etkisi kısa zamanda kayboldu.

http://img7.mynet.com/1x1a.gif

Kawasaki Ki-100


Kawasaki Ki-100, Japonların göz bebeği Mitsubishi Zero'dan daha iyi olan tek modeliydi. Bu uçaklar belki daha önceden geliştirilse savaş Japonya için çok farklı olabilirdi ancak 1945'de ancak çıkarılan uçağın çok büyük etkisi olmasa da büyük kayıplar yaşattığını söyleyebiliriz. 

Yine bir alt modelindeki gibi 'İt Dalaşında' yüksek irtifalara çıkarak ABD'nin B-29 bombardıman uçaklarının kabusu olmuştu. Tabii Atom bombalarının ardından her şey sona erecekti...

26 Kasım 2020

Kasırga

Kasırgalar, gök gürültülü fırtına üreten düşük basınçlı bir çekirdeğe sahiptir. Kasırga sonucunda oluşan güçlü rüzgar ve yoğun yağış, kıyı şeritlerinde sel ve yaşam alanlarının yok edilmesi ile sonuçlanır. Bununla birlikte doğanın öfkesinin bu tezahürü büyük bir atmosferik dolaşım mekanizması olarak kabul edilmektedir. Bir fırtınanın hızı, saatte 200 km‘yi geçerse kasırgaya dönüşmüş olarak kabul edilir.



Kasırgalara çoğunlukla tropikal kuşakta rastlanmaktadır. Hava basıncının aşırı derecede düşmesi sonucunda gerçekleşen bu olaylara ABD’de hurricane, Kuzey Pasifik Okyanusu’nun batısında typhoon (tayfun), Hint Okyanusu’nda cyclon (siklon) ve Avustralya’da Willy-Willies denir.


Kasırgaların yıkıcı etkisi çok fazladır. Kasırga evlerin yıkılmasına, ağaçların devrilmesine, canlıların yaşamını yitirmesine, kıyı seviyesinin yükselmesine ve sel olaylarına neden olmaktadır. Bazı kasırgalar sonucu çok sayıda insan yaşamını yitirmekte ve büyük ölçekli maddi kayıplar meydana getirmektedir. Örneğin 2005’te ABD’de meydana gelen ve saatteki hızı 160 km olan Katrina Kasırgası çok sayıda şehri tahrip etmiştir. 1836 kişinin yaşamını yitirdiği bu olayda 100 milyar doları aşan maddi zarar meydana gelmiştir.

Kasırgaların Oluşumu ve Özellikleri

Kasırgalar ayrıca tayfun ve tropikal siklon olarakta isimlendirilmektedir. Güçlü rüzgarlar, sağanak yağış, yüksek dalgalar ve kasırga oluşumu ile karakterizedir.


Çoğu kasırga, büyük su gövdeleri üzerinde gelişir ve içe doğru hareket ederken yavaş yavaş kaybolur. İç bölgelerle kıyaslandığında, kıyı bölgelerinin arkasındaki yaşama ve mülke büyük zarar vermesinin ana nedeni budur. Kasırgalar iç sele neden olur ve fırtına 40 kilometreye kadar yükselir. Kasırga içinde sıcak havanın tropikten ılıman iklim bölgelerine hareket etmesi onları büyük bir hava sirkülasyon mekanizması yapar. Kasırgaların diğer avantajları, kuraklığın hafifletilmesinde ve troposferin dengesinin korunmasında önemli bir rol oynamasıdır.

Tropikal kasırgalar, ‘kasırganın gözü’ olarak da adlandırılan ‘batan’ hava çekirdeğine sahiptir. İlginçtir ki, bu çekirdek bölgenin havası sakin ve bulutsuzdur. Küresel formasyon çapı 2,5 kilometre’den 370 kilometreye kadar değişebilir. ‘Stadyum etkisi’, bir stadyuma benzemek için göz duvarının dışa doğru kıvrılmasına değinen bir fenomendir.
Kasırganın ayrıca bir CDO veya Yoğun Sık Bulutlu vardır. Bu bölge kasırganın merkezine veya gözüne yakın yoğun gök gürültülü ve fırtınalı bölgesidir. Bir kasırganın büyüklüğü genellikle ‘dolaşım merkezinden’ en dıştaki ‘izobara’ kadar olan ölçüme göre belirlenir.

Formasyon, içindeki birincil enerji kaynağı, buharlaşma işlemi sırasında açığa çıkan ısı ve Dünya’nın yerçekimi ve dönüşümü gibi fiziksel kuvvetlerdir.

Kasırgalar Hakkında İlginç Gerçekler

  • Fırtınanın hava basıncı ve rüzgar hızı Saffir-Simpson ölçeği ile ölçülür. Bir kasırga 1 ile 5 arasında bir sayı ile sıralanır. 
  •      Kategori 1: 119-153 km/saat
  •      Kategori 2: 154-177 km/saat
  •      Kategori 3: 178-208 km/saat
  •      Kategori 4: 209-251 km/saat
  •      Kategori 5: 251 km/saat ve üzeri
  •  Bir kasırga gözünün etrafında saat yönünün tersine döner ve göz 32 km genişliğe kadar çıkabilir. Kasırganın dış çapı 400-500 mil (600-800 km) kadar geniş olabilir.
  • Tipik bir kasırga, bir bölgede 6 inçlik yağmur yağdırabilir. En şiddetli rüzgarlar ve en yoğun yağışlar, göz duvarında veya bulutların ve gök gürültülü fırtınaların yakınında göz çevresinde meydana gelir. 1999 yılında vuran Kasırga Floyd, ancak bir kasırga kategorisiydi, ancak yine de 19 milyon ağacı yok etmeyi başardı ve bir milyar doların üzerinde hasara neden oldu.
  • Kasırga oluşumu günümüzde yoğun bir şekilde araştırılmaktadır. Kasırganın başlangıçta kıvılcım yarattığı nokta kesin olarak bilinmemektedir.
  • Tropikal su sıcaklık değişiklikleri, yüksek irtifalı hızlı soğutma, yüksek rutubet, düşük rüzgar makası ve havada önceden var olan bir bozulmanın varlığı ile ilgili detaylı bir çalışma, fenomeni anlamak için çok önemlidir. Tropikal kasırgalar gemi kazaları, can ve mal kaybı ve hastalık yayılımı riskiyle de ilişkilidir.
  • Kasırga faaliyeti için Mayıs ayı en şiddetli kasırga ayı olarak görülürken, Eylül ayı dünya genelinde en aktif olarak kabul edilir.
Oluştukları coğrafi bölgeye bağlı olarak "tayfun" ya da "kasırga" gibi farklı adlarla anılsalar da, aslında hepsi için
kullanılan bilimsel terim "tropikal siklon"dur. Dünyanın kendi ekseni etrafındaki dönüşünden ötürü, ekvatorun kuzeyinde oluşan fırtınalar
saatin tersi yönünde, güneyinde oluşanlar ise saat yönünde döner.
(Telif: spaceplace.nasa.gov)


Kaynak: Dünya Atlası

Türkiye Şehirleri Türkiye Coğrafyası Dünya Şehirleri Dünya Coğrafyası Ülkeler



  • Blog Yazıları


    Email
    KISA KISA
    X



    Folower Button

    Takipçiler

    Company Info | Contact Us | Privacy policy | Term of use | Widget | Advertise with Us | Site map
    Copyright © 2020. merhancag . All Rights Reserved.

    Bilgi Mesajı

    Duvarı Aşamıyorsan Kapı Aç

    Kıssadan hisse Kısa Kısa'da sizi bekliyor...

    facebook sayfamızı takip edebilirsiniz!