Güzel Bir Hafta Sonu Dileriz

Kısa Kısa'da yeni bir Hikaye

Yolunacak Kaz?..

Sağlıcakla Kalın

×

Loading...
LÜTFEN KULAK VERİN "COVİD" TEHLİKELİDİR

















SON YAZILAR :
Loading...


18 Kasım 2020

Neden Kan Kırmızı, Damarlar Mavi ?

kanYaşamımızın sürebilmesi için vücudumuzdaki her bir hücrenin oksijene ihtiyacı vardır. Hücrelerimize oksijeni kanımız taşır. Kanımız oksijeni havadan aldığımız nefesin sonucunda akciğerlerimizden alır ve vücudumuzun her bir noktasına ulaştırır. Bu noktalarda oksijeni hücrelere devreden kanımız, kalp tarafından emilerek tekrar oksijen depolayabilmesi için akciğerlerimize pompalanır ve çevrim böyle devam eder.
Kanımızın içinde oksijen moleküllerini tutup, damarlarda taşıyarak, hedefe ulaşıldığında bırakan özel bir molekül vardır. Kırmızı kan hücrelerini, yani alyuvarları çevreleyen ve aslında demir içeren bir protein olan hemoglobin, oksijenle birleşerek bilinen parlak kan rengini oluşturur.
Kanımız hücrelerde oksijeni terk edip, karbondioksiti alıp geri dönerken yani toplardamarlarımızda iken rengi koyu kırmızı hatta biraz mora yakındır. Damarlarımızın çeperleri ve kan hücreleri renksiz olduklarından, kanın rengini veya renginin tonunu içinde oksijen olup olmaması tayin eder.
Damarlarımızın mavi renkte görünmesi, vücudumuza gelen ışığın bir kısmının derimizde emilmesi, bir kısmının da yansıtılması ile ilgilidir. Derimizde mavi renk gibi yüksek enerjiye sahip dalga boyundaki ışıklar daha çok yansıtılıp gözümüze geldiği için damarlarımız mavi renkte görülür.  Vücudumuzda gördüğümüz damarların hemen hemen tümüne yakını daha koyu renkli kanı taşıyan toplardamarlardır. Atardamarlarda kalp tarafından pompalanan kanın vücudun her yerine süratle ulaşabilmesi için basınç yüksektir. Toplardamarlarda ise kanın basıncı düşük, hızı da daha yavaştır.
damar Herhangi bir atardamar kesildiğinde kan daha hızlı dışarı çıkar, kan kaybı süratli ve çok olur. Hayati tehlike yaratır. Bu tehlikeye karşı atardamarlarımız daha kalın çeperli yapılmış ve derimizin altında daha derinlere yerleştirilmişlerdir. Bir kaza veya ameliyat olmadıkça atardamarlarımızı pek göremezsiniz.
Bu nedenle derimizde gördüğümüz damarların çoğu, et kalınlığı az olduğu için içindeki kanın rengini daha çok yansıtan ve deriye daha yakın olan toplardamarlardır. Tabii ki bu durum toplardamarlar kesildiğinde kanın koyu kırmızı veya mor renkte akacağı anlamına gelmez. Kesilme yerinden akan kan derhal hava ile temas edip, ondaki zengin oksijeni alır ve rengi yine bilinen kan rengine dönüşür.
Yazar Anonim

17 Kasım 2020

İstanbul Üniversitesi

İstanbul Üniversitesi (kısaca İÜ), ana yerleşkesi İstanbul'un Fatih ilçesinde bulunan devlet üniversitesidir.


Osmanlı İmparatorluğu'ndaki ilk Avrupa tarzı üniversite olarak kabul edilen Darülfünun'un doğrudan devamı olan İstanbul Üniversitesinin bazı birimlerinin temelleri İstanbul'un fethinin ertesi günü olan 30 Mayıs 1453'te Fatih Sultan Mehmet'in emriyle kurulan Sahn-ı Seman medreselerine kadar dayandığından okulun kuruluşu bu tarihe dayandırılır. 1933 yılına kadar Darülfünun-ı Şahane, Darülfünun-ı Osmani ve İstanbul Darülfünunu adıyla eğitim veren kurum, 1 Ağustos 1933'te İstanbul Üniversitesi adını alır ve aynı yıl 18 Kasım'da Türkiye'deki ilk ve tek üniversite olarak eğitim hayatına başlar.


2019 yılında, Dünyanın en iyi 500 üniversitesi sıralamasına Türkiye'den giren tek üniversitedir.İstanbul Üniversitesi dünyanın en iyi 500 üniversitesi arasında 2006'dan beri yer almaktadır. Üniversite, aynı zamanda Asya Pasifik bölgesinin en iyi 100 üniversitesi arasındadır.

İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi, tüm dünyadaki işletme okullarını akredite eden, en önemli kuruluş olan The Association to Advance Collegiate Schools of Business (AACSB) tarafından, 2012 yılında akredite edilmiştir. Böylece İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi, Türkiye’deki devlet üniversiteleri arasında ilk ve tek AACSB akreditasyonu alan işletme fakültesi olmuştur.


Üniversitede yaklaşık 73.000 lisansüstü, lisans ve ön lisans öğrencisi öğrenim görmektedir. Bu yükseköğretim işlemi 12.000 öğretim üyesi ve öğretim elemanı tarafından gerçekleştirilmektedir.

Osmanlı dönemi (Sahn-ı Seman Medresesi)

İstanbul Üniversitesi'nin kuruluşuna ilişkin tezler 1321 yılına kadar gidebilmektedir. Alman tarihçi Richard Honig, bugün Beyazıt Yerleşkesi'ndeki merkez binanın bulunduğu yerde Roma üniversiteleriyle eşdeğer nitelikte tıp, hukuk, felsefe ve edebiyat eğitimi veren bir kurumdan söz eder ve bu kurumun kurulduğu 1 Mart 1321 tarihinin bir bakıma İstanbul'da eğitimin başlangıç tarihi olduğunu belirtir.


Türk tarihçiler ise İstanbul Üniversitesi'nin kuruluşunu 1453 olarak kabul ederler. İstanbul'un Fethi'nin ertesi günü 30 Mayıs 1453'te kentte yapılan toplantılarda kentte bir eğitim kurumunun kurulmasının kararlaştırılır. Bu karar üzerine 1470 yılında Fatih Camii çevresinde sekiz bölüm halinde açılan ve sekiz avlulu anlamına gelen Sahn-ı Seman Medreseleri günümüzde İstanbul Üniversitesi'nin kuruluş tarihi olarak kabul edilmektedir. Bu sebeple İstanbul Üniversitesi'nin logosunda kuruluş tarihi 1453 olarak yazmaktadır. Bir dönem İstanbul Üniversitesi rektörlüğünü de üstlenen hukukçu Cemil Bilsel ise üniversitenin kuruluş yılının Sahn-ı Seman Medreseleri'nin açıldığı yıl olan 1470 olduğunu belirtir.

Darülfünun

Osmanlı Devleti'nde Avrupa tarzında modern bir üniversite kurma girişimleri 1846'da başlamıştır. 1863, 1870 ve 1874'teki başarısız denemelerden sonra nihayet II. Abdülhamid'in fermanıyla 31 Ağustos 1900'de Darülfünûn-ı Şahane adı verilen ilk üniversite açılmıştır. İstanbul Üniversitesi, işte bu kurumun doğrudan devamıdır.

Cumhuriyet'in İlk Yılları

Türkiye Cumhuriyeti 21 Nisan 1924 tarihli ve 493 sayılı Kanun'la İstanbul Darülfünun'unun tüzel kişiliğini tanıdı.

Lağvedilen Fatih ve Süleymaniye Medreseleri, 7 Ekim 1925'te Darülfünun'a bağlı İlahiyat Fakültesi olarak "reorganize" edildi. (1925-26 ders yılında 284 talebesi olan bu fakülte, 1933 Üniversite Reformu sonucunda Yüksek İslam Enstitüsüne çevrildi, ertesi yıl sadece 20 öğrencisi kaldığından kapatıldı.)

4 Mart 1924 tarihli Tevhid-i Tedrisat Kanunu'yla ilk ve orta öğretimi devletleştiren Cumhuriyet yönetimi, Darülfünun'un özerk statüsüne kuşku ile yaklaşmıştır.

Yönetim ile üniversiteyi karşı karşıya getiren ilk olay, 1923'te Cumhuriyet'in ilanı üzerine bir kutlama mesajı gönderilmesi teklifine, Darülfünun Talebe Birliği genel kurulunun, "üniversitenin siyasi akımların dışında kalması kanaatiyle" karşı çıkması oldu.

İkinci bir olay, harf devrimi konusunda bazı Darülfünun hocalarının çekinceler ifade etmeleri idi. Ancak bardağı taşıran damla, Atatürk'ün 1930'dan itibaren benimsediği Türk tarih ve dil tezlerine Darülfünun'un ilgi göstermemesidir. 1930 Aralığındaki Darülfünun ziyareti sırasında, "Ankara, Ege, Aka, Eti, ata, arkeos, amiral, kaptan" kelimelerinin kökeni hakkında sınadığı bazı profesörlerin kuşkucu yaklaşımları, Atatürk'ü kızdırmıştır.

1932 Türk Tarih Kongresinde, bazı profesörlerin (Mehmet Ali Ayni ve Zeki Velidi Togan gibi) açıkça, bazılarının tevil ve yumuşatma yoluyla Gazi'nin tezlerine karşı çıkmaları, Darülfünun'un sonunu getirdi. İlhan Başgöz'ün deyimiyle:

Bu kongrede İstanbul Darülfünunundan bazı öğretmenler resmi dil ve tarih görüşlerini eleştirmek cesaretini gösterirler. Mustafa Kemal'in öz ilgi ve desteği ile yürütülen ve hükümetin kültür politikası halini alan bu iki görüşün Üniversitede destek bulamaması bir yana, bir de eleştirilmesi Ankara'da şiddetli tepki yaratır.

Kongreden iki ay sonra sonra, Türk tarih tezinin ateşli savunucusu, eski İstiklal Mahkemesi hakimi Dr. Reşit Galip Maarif Vekili tayin edilerek, üniversiteye çeki düzen vermekle görevlendirildi.Bu kapsamda, İsviçreli eğitimci Albert Malche ülkeye çağrılarak, Darülfünun'un üzerine bir rapor yazması sağlandı. Profesör Malche'nin yazdığı olumsuz rapor üzerine 1933 Temmuzunda çıkarılan 2252 sayılı yasa ile Darülfünun ve ona bağlı bütün kurumlar, kadro ve örgütüyle lağvedildi. Yerine İstanbul'da Maarif Vekâletine bağlı yeni bir üniversite kurulması öngörüldü. İstanbul Üniversitesi 1 Ağustos 1933'te yeni bir kadro ve yapıyla açıldı. 18 Kasım 1933'te Türkiye'nin "ilk ve tek" üniversitesi olarak eğitime başladı.

Saat kuleleri

Üniversitenin Beyazıt Meydanı'na açılan anıtsal giriş kapısının iki tarafında yer alan Mustafa Şem'i Pek imzalı eklektik saat kuleleri 1865 yılında yaptırılmıştır.

Görev yapmış rektörler

Darülfünûn Müdür-i Umumîleri

Salih Zeki Bey (1913-1917)

Darülfünûn Eminleri

Prof. Dr. Besim Ömer Paşa (1917-1923)

Prof. Dr. İsmail Hakkı Bey (1923-1925)

Ord. Prof. Dr. Neşet Ömer Bey (1927-1933)

İstanbul Üniversitesi Rektörleri

Ord. Prof. Dr. Neşet Ömer İrdelp (1933-1934)

Ord. Prof. Dr. Cemil Bilsel (1934-1943)

Ord. Prof. Dr. Tevfik Sağlam (1943-1946)

Ord. Prof. Dr. Sıddık Sami Onar (1946-1949)

Ord. Prof. Dr. Ömer Celal Sarc (1949-1951)

Ord. Prof. Dr. Kazım İsmail Gürkan (1951-1953)

Ord. Prof. Dr. Fahir Yeniçay (1953-1955)

Ord. Prof. Dr. Fehmi Fırat (1955-1957)

Ord. Prof. Dr. Ali Tanoğlu (1957-1959)

Ord. Prof. Dr. Sıddık Sami Onar (1959-1963)

Ord. Prof. Dr. Ömer Celal Sarc (1963-1965)

Ord. Prof. Dr. Ekrem Şerif Egeli (1965-1969)

Prof. Dr. Nazım Terzioğlu (1969-1974)

Prof. Dr. Haluk Alp (1974-1979)

Prof. Dr. Cem'i Demiroğlu (1979-1993)

Prof. Dr. Bülent Berkarda (1993-1997)

Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu (1997-2004)

Prof. Dr. Mesut Parlak (2005-2009)

Prof. Dr. Yunus Söylet (2009-2015)

Prof. Dr. Mahmut Ak (2015-)

Amblem

İstanbul Üniversitesi'nin simgesi olan "yılanlı amblem" 1243 tarihli Selçuklu Şifa Yurdu motiflerinden Prof. Süheyl Ünver tarafından ilham alınarak tasarlanmıştır.

Kampüsler

İstanbul'un çeşitli semtlerinde bulunan kampüslerde eğitim faaliyetleri göstermektedir.

Beyazıt Kampüsü

Diş Hekimliği Fakültesi

Eczacılık Fakültesi

Hukuk Fakültesi

İktisat Fakültesi

İletişim Fakültesi

Siyasal Bilgiler Fakültesi

Mimarlık Fakültesi

Laleli Kampüsü

Su Bilimleri Fakültesi

Edebiyat Fakültesi

Fen Fakültesi

Çapa Kampüsü

İstanbul Tıp Fakültesi

Horhor Kampüsü

İlahiyat Fakültesi

Kadıköy Kampüsü

Devlet Konservatuvarı

Maslak Kampüsü

Açık ve Uzaktan Eğitim Fakültesi

Akademik birimler

İstanbul Üniversitesinin akademik birimleri fakülte, enstitü, yüksekokul, meslek yüksekokulu ve bölümler olarak beş başlık altında toplanmaktadır. Bu beş farklı başlık altında farklı eğitim sürelerine sahip toplamda 33 akademik birim bulunmaktadır.


Fakülteler

İstanbul Üniversitesine bağlı 15 fakülte bulunmaktadır. Ayrıca üniversiteye bağlı bir hemşirelik fakültesinin kurulması için çalışmalar sürmektedir. Üniversitenin eğitim verdiği fakülteler şunlardır:

Açık ve Uzaktan Eğitim Fakültesi

Diş Hekimliği Fakültesi

Eczacılık Fakültesi

Edebiyat Fakültesi

Fen Fakültesi

Hukuk Fakültesi

İktisat Fakültesi

İlahiyat Fakültesi

İletişim Fakültesi

İstanbul Tıp Fakültesi

Mimarlık Fakültesi

Siyasal Bilgiler Fakültesi

Su Bilimleri Fakültesi

Ulaştırma ve Lojistik Fakültesi

Enstitüler

İstanbul Üniversitesine bağlı 12 enstitü bulunmaktadır. Üniversitenin eğitim verdiği enstitüler şunlardır:

Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü

Aziz Sancar Deneysel Tıp Araştırma Enstitüsü

Çocuk Sağlığı Enstitüsü

Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü

Fen Bilimleri Enstitüsü

Havacılık Psikolojisi Araştırmaları Enstitüsü

İşletme İktisadı Enstitüsü

Muhasebe Enstitüsü

Onkoloji Enstitüsü

Sağlık Bilimleri Enstitüsü

Sosyal Bilimler Enstitüsü

Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü

Yüksekokullar

İstanbul Üniversitesine bağlı 2 yüksekokul bulunmaktadır. Üniversitenin eğitim verdiği yüksekokullar şunlardır:

Devlet Konservatuvarı

Yabancı Diller Yüksekokulu

Meslek Yüksekokulları

İstanbul Üniversitesine bağlı 2 meslek yüksekokulu bulunmaktadır. Üniversitenin eğitim verdiği meslek yüksekokulları şunlardır:

Adalet Meslek Yüksekokulu

Güvenlik ve Koruma Bilimleri Meslek Yüksekokulu

Bölümler

İstanbul Üniversitesine bağlı 2 bölüm bulunmaktadır. Üniversitenin eğitim verdiği bölümler şunlardır:

Enformatik Bölümü

Güzel Sanatlar Bölümü

Araştırma merkezleri

Bankacılık Araştırma Merkezi

Bilgisayar Bilimleri Uygulama ve Araştırma Merkezi

Biyoteknoloji ve Genetik Mühendisliği Araştırma ve Uygulama Merkezi

Gözlemevi Araştırma ve Uygulama Merkezi

İleri Analizler Laboratuvarı

İnsan Hakları Hukuku Araştırma ve Uygulama Merkezi

İstanbul Üniversitesi Dil Merkezi

Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi

Milletlerarası Hukuk ve Milletlerarası Münasebetler Araştırma ve Uygulama Merkezi

Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi

Sürekli Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi

Ünlü mezunlar

Abdullah Gül - Türk siyasetçi ve 11. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı.

Suat Hayri Ürgüplü - Türk siyasetçi ve Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı

Nihat Erim - Türk siyasetçi ve Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı

Naim Talu - Türk siyasetçi ve Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı

Yitzhak Ben-Zvi - İsrailli siyasetçi ve 2. İsrail Cumhurbaşkanı.

David Ben-Gurion - İsrailli siyasetçi ve 1. İsrail Başbakanı.

Moşe Şaret - 2. İsrail Başbakanı.

Hasan Âli Yücel - Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanı, Köy Enstitüleri'nin kurucusu.

Fuat Sezgin - Türk bilim insanı

Türkan Saylan - Türk akademisyen, eğitimci, yazar, doktor ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği kurucularından.

Aziz Sancar - Türk-Amerikan bilim insanı. 2015 Nobel Kimya Ödülü sahibi.

Orhan Pamuk - Türk yazar. 2006 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi.

Attilâ İlhan - Türk şair. Hukuk Fakültesi mezunudur.

Yusuf Atılgan - Türk yazar.

Ahmet Hamdi Tanpınar - Türk şair ve edebiyatçı.

Nihal Atsız - Türk edebiyatçı, tarihçi.

Cüneyt Arkın - Türk oyuncu. İstanbul Tıp Fakültesi mezunudur.

Ferhat Göçer -Türk şarkıcı. İstanbul Tıp Fakültesi mezunudur.

Meral Akşener - Türk Siyasetçi ve İYİ Parti Genel Başkanı.

Numan Kurtulmuş - Türk siyasetçi.

Süleyman Soylu - Türk siyasetçi.

Ekrem İmamoğlu - Türk siyasetçi ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı.

Fatih Portakal - Türk televizyon sunucusu ve gazeteci.

Halit Kıvanç - Türk sunucu.

Cansu Dere - Türk oyuncu.

Berrak Tüzünataç - Türk oyuncu.

Zeki Demirkubuz - Türk yönetmen.

Gülbin Tosun - Türk televizyon sunucusu.

Özgü Namal - Türk oyuncu.

Oktay Kaynarca - Türk oyuncu.

Mehmet Ali Alabora - Türk oyuncu.

Burcu Esmersoy - Türk manken.

Canan Karatay - Türk akademisyen ve yazar.

Hrant Dink - Türkiye Ermenisi gazeteci ve Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni.

Oya Okar - Türk oyuncu.

16 Kasım 2020

Türkiye’ deki Saat Kuleleri 1

      Adana Büyük Saat Kulesi     

MD BYR 002

MD BYR 006

Adana Ulu Cami mahallesi'nde Hükümet Caddesi uzerindedir. Saat Kulesi'nin üzerinde kitabesi olmamakla beraber Adana Valisi Abidin Paşa tarafından 1882 yılında yaptırıldığı bilinmektedir. Aynı zamanda Belediye Reisi Hacı Yunus Ağa'nın da Saat Kulesi'nin yapımında emeği geçmiştir. Adana'nın Fransızların işgali sırasındaSaat Kulesi Ermeniler tarafından tahrip edilmiştir. Cumhuriyetin ilanından sonra 1925'te saatinin makinaları Almanya'dan getirtilerek yerine yerleştirilmiştir.

 

MD BYR 003

Saat Kulesi kare prizma şeklinde olup 35 m. yüksekliğindedir. Halk arasındaki söylentiye göre bir o kadar yüksekliği de toprağın altındadır. Kulenin içerisinde hem yukarıya hem de toprak altına inen bir merdiveni bulunmaktadır. Kulenin üzerinde baldaken şeklinde bir köşk olup bunun dört tarafına saatin kadranları yerleştirilmiştir.

MD BYR 004MD BYR 005

Yapıldığı dönemin şairlerinden fani Efendi bu kule ile ilgili bir dörtlük düşürmüştür:
"Bir muazzam eserdir ki misli yok naziri yok
Zahiren saat çalar manen hükümet seslenir.
Ol Abidine eyler dua;
Çünkü andan ruz-u şeb vakt-i ibadet seslenir".
Fani Efendi bu dörtlük ile her yarım saat ve tam saatte çalan saate göre dairelerin ve resmi görevlilerin işe başlayıp bitirdiklerini anlatmak istemiştir.

     Adıyaman Saat Kulesi     

MD BZP 001

     Afyon-Çay Saat Kulesi     

MD BZP 002 (cay)

     Ağrı Saat Kulesi     

MD BZP 003MD BZP 004

     Amasya Saat Kulesi     

MD BZP 006MD BZP 007

Amasya’nın eski ahşap Nerkis Köprüsü önünde bulunuyordu. Bu kuleyi Amasya Mutasarrıfı Ziya Paşa 1865 yılında yaptırmıştır. Bu kule 75 yıl çalışmış, 1939 Erzincan depreminde Amasya’daki minarelerin yıkılmasına rağmen ayakta kalmıştır. Hükümet Köprüsü’nün yapımını engellediği gerekçesi ile 1940 yılında Nerkis Köprüsü ile birlikte yıktırılmıştır.

Eski Saat Kulesi, yuvarlak minareyi andıran bir biçimde beyaz badanalı idi. Üst kısmına dikdörtgen prizma içerisinde doğu, batı ve güneye bakacak biçimde saatler yerleştirilmişti. Saatlerin bulunduğu yönlere parmaklıklı bir bölüm eklenmiş ve burası da bayrak çekmek için kullanılmıştır.

2002 yılında yeniden inşa edilmiştir.

MD BZP 005MD BZP 008

     Amasya-Gümüşhacıköy  Saat Kulesi     

MD BZR 006 (GumushacikoY

     Amasya-Merzifon  Saat Kulesi     

MD BZR 002

MD BZP 009 (merzifon)MD BZR 001

Merzifon Saat kulesi aslında Çelebi Sultan Mehmet döneminde yaptırılmış olan bir medrese, geçen yüzyılda(20.yy) camii olarak da kullanılmış ve Medrese önü cami olarak anılmış. Bu nedenle başlığa Medereseönü cami ibaresini eklemek doğru olur sanırım.
Resimlerden de kolayca anlaşılacağı üzere kule aslında bir minare. 19 yy sonunda abdülmecit yada adını karıştırdığım bir padişahın her ile bir saat kulesi kazandırma fermanı doğrultusunda, kentin merkezi yerindeki bu minareye de bir saat yerleştirilmiş.

MD BZR 003MD BZR 004

Yapı yakın zamana kadar öğrenci yurdu olarak kullanılıyordu. Bugün ise içinde Merzifon eski resimlerininde olduğu, nezih bir keyif ortamı, bir kafeterya olarak kullanılıyor. yani gelip yapıyı geziyor sonrada otorup bir bardak çay içiyorsunuz. yapının önünde de kaskatlı havuzlarla düzenleme yapılarak şiririn park oluşturulmuş.

MD BZR 005

15 Kasım 2020

HABİL İLE KABİL'in HİKAYESİ

( Sümer efsanesi kökenlidir)
"Kabil tarımla, Habil ise hayvancılıkla uğraşmaktadır. Bir gün Adem tanrıya kurban sunulması gerektiğini söyleyince; Kabil tarımsal ürünlerden oluşan sepetini sunar, Habil ise hayvanlarından birisini kurban eder. Tanrı Habil'in kurbanını kabul eder. Bunun üzerine Kabil husumet yaparak ve "madem kan istiyorsun al sana kan" diyerek Habil'i katleder ve bu tarihe ilk cinayet olarak geçer. Bu hikayenin üzerindeki sembolik tortuları temizleyip özüne ulaştığımızda ise şöyle bir gerçekle karşılaşırız: Kabil, tarımsal ve yerleşik toplumu temsil etmektedir. Bu toplum bilimin yapısal dalları, hukuk ve sanatın görsel dalları gibi konularda gelişme gösterir. Habil ise konargöçer ve hayvan sürülerine bağımlı toplumu temsil etmektedir. Bu toplum ise bilimin doğayla alakalı dalları, müzik ve edebiyat gibi sözel sanat dalları ve din konusunda gelişme gösterir. Habil'in kurbanının kabulü ise din konusundaki bu gelişmeye atfedilir. Zaten incelerseniz İbrahim'in soyu hayvancılıkla uğraşan konargöçer bir kavimden çıkmıştır. Kabilin Habil'i öldürmesi sembolizmi ise yerleşik düzenin konar göçer değerleri içine alıp bu yaşayış tarzının hareket alanını daraltması ve yok oluşa hem doğal yollarla hem de zorla sürüklemesidir. Bugün gelinen durum yakında Habil'in intikamının alınacağını göstermektedir."

MD BUJ 003Suçu ve cinayeti anlatan metinlerin tarihi çok daha gerilere, tarihin başladığı günlere uzanır. Suç, insanoğlunun bir varoluş biçimidir. Gerçekten de cinayeti ya da sonuçlarını anlatan ilk metinler, günümüzden binlerce yıl önce yazılmıştı. Bu metinlerin içinde Eski Ahit'te Kabil ile Habil bölümünde anlatılan cinayet öyküsü en çarpıcı olanıdır. Bu hikâye sadece çarpıcı bir mesel olmaktan çıkmış, suçu ya da cinayeti anlatanlara kolay kolay değişmeyecek/değiştirilemeyecek bir model olmuştur. Söz konusu öykü Eski Ahit'te şöyle anlatılmaktadır:
"Bir gün Kabil toprağın ürünlerinden Rab'be sunu getirdi. Habil de sürüsünden ilk doğan hayvanlardan bazılarını, özellikle de yağlarını getirdi. Rab, Habil'i ve sunusunu kabul etti. Kabil'le sunusunu ise reddetti. Kabil çok öfkelendi suratını astı. Rab, Kabil'e 'Niçin öfkelendin?' diye sordu. 'Niçin suratını astın? Doğru olanı yapsan seni kabul etmez miydim? Ancak doğru olanı yapmazsan, günah kapıda pusuya yatmış seni bekliyor. Ona egemen olmalısın.' Kabil, kardeşi Habil'e 'Haydi, tarlaya gidelim,' dedi. Tarlada birlikteyken, kardeşine saldırdı, onu öldürdü. Rab, Kabil'e, 'Kardeşin Habil nerede?' diye sordu. Kabil, 'Bilmiyorum, kardeşimin bekçisi miyim ben?' diye karşılık verdi. Rab, 'Ne yaptın? Kardeşinin kanı topraktan bana sesleniyor. Artık döktüğün kardeş kanını içmek için ağzını açan toprağın laneti altındasın. İşlediğin toprak bundan böyle sana ürün vermeyecek. Yeryüzünde aylak aylak dolaşacaksın dedi.

14 Kasım 2020

Roman Romanov Tabloları







Türkiye Şehirleri Türkiye Coğrafyası Dünya Şehirleri Dünya Coğrafyası Ülkeler



  • Blog Yazıları


    Email
    KISA KISA
    X



    Folower Button

    Takipçiler

    Company Info | Contact Us | Privacy policy | Term of use | Widget | Advertise with Us | Site map
    Copyright © 2020. merhancag . All Rights Reserved.

    Bilgi Mesajı

    Duvarı Aşamıyorsan Kapı Aç

    Kıssadan hisse Kısa Kısa'da sizi bekliyor...

    facebook sayfamızı takip edebilirsiniz!