Güzel Bir Hafta Sonu Dileriz

Kısa Kısa'da yeni bir Hikaye

Yolunacak Kaz?..

Sağlıcakla Kalın

×

Loading...
LÜTFEN KULAK VERİN "COVİD" TEHLİKELİDİR

















SON YAZILAR :
Loading...


24 Ekim 2020

Kurtubi

Muhammed bin Ahmed el-Kurtubi, (doğum tarihi XI. Yüzyılın sonları ve XII. Yüzyılın başları olarak tahmin edilmiştir.), Eserlerinde Ehl-i Sünnet’i savunan, başta Mu’tezile olmak üzere İmâmiyeRâfiziyyeKerrâm’îyye gibi fırkaları eleştiren âmelde Malikîi'tikatta Eş’ari olmakla birlikte, mezhep taassubuna karşı tavır takınan ve taklitçiliği bir metot olarak benimsemediğini dile getiren Endülüslü ve Arapmuhaddismüfessirfakihdilci ve kıraat âlimi.
Kurtubi, Endülüs'ün yetiştirdigi büyük alimlerdendir. Endülüs Emevileri’nin başşehri olan, dönemin ilim yuvası Kurtuba’da dünyaya geldi. Doğum tarihi 12. yüzyılın sonları ve 13. yüzyılın başları olarak tahmin edilmiştir. Kurtuba'da çiftçilikle uğraşan bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası Hıristiyan İspanyolların 16 Temmuz 1230 tarihinde gerçekleştirdikleri bir saldırıda öldürüldü. Kurtubi, gençlik yıllarında çömlek yapımında kullanılan toprak taşımacılığı ile uğraşarak ailesinin geçimine yardımcı olmuştur.
Eğitiminin ilk yıllarını Kurtuba’da geçirdi ve burada 'İbni Ebi Hucce' diye tanınan Ebu Cafer Ahmed bin Muhammed el-Kaysi (ö. 1245), Rebi bin Abdurrahman bin Ahmed el-Eş’ari (ö.1235), Ebu’l Hasan Ali bin Kutral el-Ensari gibi alimlerden sarf-nahiv (Arap grameri), belağatKur'ân ilimleri ve fıkıh dersleri aldı.
Kurtuba’nın 1236 yılında Kastilya-Leon Kralı III. Fernando’nun kuvvetleri tarafından ele geçirilmesinden sonra şehri terk ederek İskenderiye’ye geçti. Burada 'İbnü’l Müzeyyen' ismiyle anılan Ahmed bin Ömer el-Kurtubi’den (ö.1258el-Müfhim fi Şerhi Sahih-i Müslim adlı eserinin bir kısmını dinledi. Ayrıca 1251 yılında vefat eden hadis alimi Ebu Muhammed Abdulvehhab İbn RevâcEbu Muhammed Abdülmu’ti el-Lahmiel-Hasen İbn Muhammed el-Bekri (ö.1258), İbnu'l Cummeyzi (ö.1252) gibi hocalardan dil, edebiyat, Kur'an ilimleri, kıraattefsirhadis ve fıkıh dersleri aldı.
Şehabeddin el-Karafi ile birlikte Feyyum’a seyahat etti. 1249'da Mansure’ye uğradı. Burada ders gördü. Kahire’de de bir müddet ikamet ettikten sonra Said bölgesindeki Münyetü Beni Hasib’e yerleşti ve hayatının sonuna kadar burada yaşadı. Kendisinden ders alanlar arasında oğulları Şehabeddin Ahmed ile İbnü’z Zübeyr, İsmail bin Muhammed bin Abdülkerim, Ebu Bekir Muhammed bin Ahmed bin Ali el-Meymuni ve Ziyaeddin Ahmed bin Ebu’s Suud es-Satrici’nin adlarını zikredebiliriz.
Mütevazı kişiliği ve sade yaşantısı ile tanınan, zühd hayatına önem veren, itkan sahibi bir âlim olarak kaynakların zikrettiği Kurtubi 29 Nisan 1272 Münyetü Beni Hasîb’de vefat etti ve buraya defnedildi. Kabri 1971 yılında onun adına inşa edilip hizmete açılan bir cami avlusundaki türbesine nakledilmiş olup halen ziyaretçilere açık bulunmaktadır.
İlmi tutumu[

Tefsirhadiskıraatfıkıh gibi İslami ilimlerde çok iyi yetişmiş olduğunu kaleme aldığı eserleriyle ortaya koyan Kurtubî’yi Zehebi “ilimde derya” olarak nitelendirmiş diğer âlimlerde hakkında benzer ifadeler kullanmışlardır.
Kitap ve sünnet yolunu tutan tasavvuf ehline karşı çıkmamışsa da cehalet ve hurafe temeline dayanan sûfiler hakkındaki olumsuz tutumunu açıkça ortaya koymuştur. Bu arada devlet adamlarını çekinmeden eleştirmiş, zamanın idarecilerinin rüşvet aldığını ifade etmiş , onların hukuk dışı davrandıklarını, menfaat karşılığında hükmettiklerini, Allah’ın dinini değiştirdiklerini ileri sürmüştür.
Eserleri
Kurtubi hakkında doktora ve yüksek lisans tezleri mevcuttur. Eserlerine dair inceleme çalışmaları da vardır. Halihazırda birçok kitapta ve makalede Kurtubi’den alıntılar yapılmakta ve görüşlerine büyük önem verilmektedir. Bunların dışında Kurtubi’nin günümüze ulaşan veye ulaşmayan pek çok eseri vardır.
·         El-Cami': Kurtubi Tefsiri olarak ün yapmış olan eserin tam adı önsözünde geçtiği üzere 'el Câmi li Ahkami'l Kur'an ve'l Mübeyyin lima Tedammenehu mine's Sünne ve Ayi'l Furkan'dır. Kurtubi’nin en önemli eseri olup geniş hacmine rağmen ilim çevrelerinde büyük ilgi görmüş ve çeşitli baskıları yapılmıştır. Eser, ahkam (islam hukukuna dair hükümler) ağırlıklı olduğu için bunu Ahkamu'l Kur'anlar içinde sayanlar da vardır. Ama bütün Kur'an'ın baştan sona kadar tefsirini ihtiva etmektedir. Kurtubi tefsirine Kur'an'ın fazileti, okunuşunun keyfiyeti, tefsiriicazı, toplanması ve tertibi, yedi harf meselesi, müfessirlerin dereceleri ve tefsirle ilgili daha birçok konuya tahsis ettiği oldukça geniş bir önsöz ile başlar. Bu önsöz çeşitli isimlerde ve değişik kimseler tarafından neşredilmiştir.
Bu mukaddimenin başında, tefsirinde takip edeceği metodu bizzat kendisi söyle açıklamıştır:

"Ömrüm boyunca Allah'ın kitabı ile meşgul olmayı ve bütün gücümü ona sarf etmeyi uygun gördüm. Bunu da tefsirdeki nükteleri içine alacak şekilde lügatleri, i'rabları, kırâatleri, kalpleri doğru yoldan sapan dalâlet ehlini reddetmeyi, bu zikrettiklerimin yanında ahkâmı, âyetlerin nüzûl sebeplerini, âyetler arasındaki manâyı toplayan ve birbirine zıt gibi görünen ayetler arasındaki müşkülleri açıklayan selef ve halef âlimlerinin görüşlerine şehâdet eden hadisleri özlü bir şekilde yazmaya giriştim... Bu kitaptaki şartlarım: Sözleri söyleyenlerine, hadisleri de (hadis mecmualarının) müelliflerine dayandırmaktır... Müfessirlerin kıssalarından, tarihçilerin haberlerinden lüzumlu olanlar ve açıklama için mutlaka gerekli olanlar hariç olmak üzere yüz çevirdim. Bunun yerine "mes'ele" adını verdiğim ahkâm âyetlerinin açıklamalarını koydum. Bir, iki veya daha fazla hüküm ihtiva eden her âyete bazı mes'eleler ilâve ederek o mes'eleler içinde nüzûl sebeplerini, tefsiri, garîb kelimeleri ve hükümleri açıkladım. Şayet âyet bir hüküm ihtiva etmiyorsa tefsir ve te'vilini vermekle yetindim."

Mukaddimede geçen bu bilgilerden de anlaşılacağı gibi eser baştan sona Kur’an tefsiridir. Ancak ahkam ayetlerine önem verilmiştir. Gerçekten Kurtubi mukaddimede verdiği bu esaslara uymuş ve rivayet ağırlıklı, son derece faydalı bir tefsir ortaya koymuştur. Tefsirde rivayete ağırlık verilmesi yanında dirayet ihmal edilmiş değildir. Yaptığı alıntılarda genel olarak kaynak göstermiştir.
İstifade ettiği eserler arasında Ahkamu'l-Kur'an'lar önemli yer tutar. Bunlar içinde en çok Ebu Bekir er Razi el Cassas (ö. 981), İlkiya el Herrasi (ö. 1110) ve Ebu Bekir İbnu'l Arab’ın (ö. 1148) Ahkamu'l Kur'an'larından istifade etmiştir. Bilindiği üzere bunlardan İbnu'l-ArabîMalikî/Zâhirî; İlkiyâ el-Herrâsî Şafi; Ebu Bekir el-Cassâs ise Hanefi’dir. Eserlerinde görüşlerine yer verdiği kimseleri tenkit de etmiştir. Ahkamu'l-Kur'ân'lar dışındaki tefsir kaynakları içinde Ebu Cafer Taberi (ö.923)'nin Camiu'l Beyan'ı, Ebu Cafer en Nehhas’ın (ö. 949) I'rabu'l Kur'an ve Maani'l Kur'an'ı, Ebu Bekir en-Nakkâs (ö.962)'in Sifâu's-Sudûr adli tefsiri, Ebu'l-Abbâsî Ahmed ibn Ammar, el-Mehdevî (ö.1039)'nin et-Tahsil li-Fevâidi Kitâbi't-Tahsili'l Câmi li-Ulûmi'd-Tenzil’i, ve el Maverdi (ö.1058)'nin Tefsir'i sayilabilir.
·         el Esna fi Şerh-i Esma'il lahi'l Hüsna: El-Kurtubi'nin el-Câmi’de pek çok atıfta bulunduğu eser'in tam adı eserin tam adı: el-Esnâ fi Şerhi Esmâi´l-Lahi´l-Hüsnâ ve Sıfatihi´l-Ulyâ şeklindedir. Allah'ın 99 isminden bahseder. Bu isimler ayetlerde geçtikçe daha geniş açıklamalar ve bilgiler için bu kitabına atıflarda bu­lunmaktadır.
·         El-i’lam: Tam adı el-İ’lâm bimâ fî dîni'n-nasârâ mine'l-fesâd ve'l-evhâm ve izhâri mehâsini dîni'l-İslâm ve işbâti nübüvveti nebiy-yinâ Muhammed aleyhi's-salâtü ve's-selâm'dır. Tuleytula'da adı bilinmeyen bir kişi tarafından kaleme alınıp Kurtuba'ya gönderilen bir risaleye reddiye olarak yazılmış olup Ahmed Hicâzî es-Sekkâ tarafından neşredilmiştir (Kahire 1980). Naşir kitabın kapağında müellif adını sadece el-İmâm el-Kurtubî olarak zikretmiş, yazma nüshanın sonunda müstensihin:"Eserin yazımı 1326 tamamlandı" şeklindeki kaydından hareketle kitabın başka bir Kurtubî'ye ait olabileceğini ileri sürmüş, İbn Ferhûn'un müfessir Kurtubî'nin eserleri arasında bu eseri zikretmemesini de delil olarak kaydetmiştir. Ancak müelliflerin eserlerinin ölümlerinden asırlarca sonra da istinsah edilebildiği gerçeği karşısında bu tereddüde an¬lam vermek güçtür. Ayrıca eserin Köprülü Kütüphanesi'nde mevcut iki nüshasından birinde (nr. 794 (mükerreri) müellif adı Muhammed b. Ahmed b. Ferh el-Kurtubî. Diğerinde (nr. 814) İbn Ferh el-Kurtubî olarak belirtilmiştir. Faiz Saîd Salih eseri tahkik ederek bir doktora çalışması yapmıştır.
·         El-i'lâm fi marifeti mevli-di'l-Mustafâ 'aleyhi's-salâtü ve's-selâm: El-i'lâm bi-mevludi'n-nebiyyi aleyhi's-selâm ismiyle de bilinmektedir. Eserin bir nüshası, el İ’lam fi ma Yecib-u ale'l En'am min marifet-i mevlidi'l Mustafâ 'aleyhi's-selam adıyla Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi'nde kayıtlıdır.
·         Et Tezkire fi Ahvali'l Mevta ve Umuri'l Ahire: Kurtubi bu eserinde ölüm, ölülerin halleri, kıyamet, Cennet, Cehennem gibi mevzuları anlatır.
·         Et Tezkar fi Efdali'l Ezkar: Kur'an'ın faziletlerine dair kırk bâbdan oluşan bir eserdir.
·         El Misbah beyne'l Ef'al ve's SihahEbu'l Kasım Ali İbn-i Cafer'in Kitâbu'l-Ef'âl'i ile el-Cevherî'nin es-Sihâh adlı lügate dair eserlerinin muhtasarıdır.
·         El Muktebes fi Şerh-i Muvatta'i Malik İbn-i Enes
      El Lumau'l Lu'luiyye fi Şerhi'l İsrinati'n Nebeviyye

Denizlere rengini veren Nedir ?



Denizlerin ve okyanusların rengi yere ve zamana göre değişir; kimi zaman turkuaz, kimi zaman açık yeşil, lacivert, mavi, gri ve hatta kahverengi bile olabilir.
Oysa denizin mavi olduğunu öğrenerek büyürüz. Peki neden değişkendir bu renk?Bunda fizik ve biyolojinin etkili olduğu biliniyor.
Saf su renksizdir. Fakat derin suda ışık deniz tabanından ansımadığı için koyu mavi bir renk alır. Bunun ardında temel fizik nedenleri vardır.
İnsan gözü 380-700 nanometre arası dalga boyundaki elektromanyetik ışınımı algılayabiliyor. Bu aralıktaki farklı dalga boyları gökkuşağında gördüğümüz farklı renklere tekabül ediyor

Kısa dalga mavi


Su molekülleri uzun dalga halinde gelen kırmızı, turuncu, sarı ve yeşil ışığı daha iyi emiyor. Mavi ise daha kısa dalga boyuna sahip olduğu için kalıyor. Yani mavi ışığın emilme olasılığı daha az olduğu için daha derinlere inip derin suların mavi görünmesine neden oluyor.
Kısa dalgada ışık daha dağınık olup farklı yönlere sapabiliyor. Böylece sudan gözlerimize doğru geri tepip denizin mavi görünmesini sağlıyor.
Fakat suyun saflığı her yerde aynı değil. İçindeki parçacıklar ışığın daha da dağılmasına neden oluyor. Nehirlerden denize taşınan veya rüzgar ve dalgalarla deniz dibinden yükselen kum ve balçık sahildeki suyun rengini etkiler. Ayrıca su içinde çürüyen bitkiler yeşil, sarı ve kahverengi gibi renkleri de ekleyerek tabloyu daha da karmaşık hale getiriyor.

Bu işin fizik yanı; bir de biyolojik yanı var. Aslında deniz rengi üzerinde en büyük etkiyi bitki planktonu adı verilen minik organizmalar yaratıyor.
İğne ucu büyüklüğündeki bu tek hücreli su yosunları, güneşten enerji elde etmek için yeşil klorofil pigmentlerini kullanıyor ve suyu ve karbondioksiti vücutlarını oluşturan organik bileşimlere dönüştürüyor. Soluduğumuz oksijenin yarısını işte su yosunlarının bu fotosentezi yoluyla elde ediyoruz.
Bitki planktonları, gözle görülebilen ışık spektrumunun kırmızı ve mavi kısımlarındaki elektromanyetik ışınımı emer, ama yeşili yansıtır. Bu organizmaların yoğun olduğu denizlerin daha yeşil görünmesinin nedeni budur.

‘Kızıl gelgit’

Bilim insanları okyanusların rengini 1978’den bu yana uydular aracılığıyla gözlemliyor. Bu çalışmaların ürünü olan fotoğraflar oldukça çarpıcı ve okyanuslarda helezonlar halindeki mavi ve yeşil renkleri sergiliyor. Bu fotoğraflar, okyanuslardaki kirlilik ve su bitkisi dağılımını gözlemek açısından önemli veriler sunuyor.
Su bitkileri, sıcaklık ve besin seviyesi gibi çevredeki en ufak değişikliklere hızla çoğalarak yanıt verebiliyor. Öyle ki sayıları bir günde iki katına çıkabiliyor.
Denizlerdeki beslenme zincirinin en altında yer alan bu canlıların sayısının artması tüm ekosistem açısından önemli sonuçlar doğuran etkilerde bulunuyor. Su bitkileri nüfusunun ve dağılımının değişmesi bilim insanları için de çevresel uyarılar içerir aslında. Bu canlılar ne kadar geniş alanlarda varlık gösteriyorsa atmosferden de o kadar fazla karbondioksit emiliyor demektir.
Karbondioksit ise en önemli sera gazıdır ve ne kadar çok su bitkileri sayesinde organik maddeye dönüşüp onlar öldüğünde de okyanus dibini boylarsa küresel ısınma tehlikesi de o kadar azalacaktır.
Okyanus renklerindeki değişim, ‘kızıl gelgit’ olarak da bilinen zararlı su yosunu çiçeklerine de işaret ediyor olabilir.
Bazı planktonlar balıkların, kuşların ve memelilerin ölmesine insanların da hastalanmasına yol açan toksinler üretebiliyor.

Uydularla izlemek

Peki araştırmacılar deniz ve okyanusların renk değişimlerini nasıl gözlemliyor?
Bu gözlemler, sudan yansıyan görünür ışığın yoğunluğunu ölçen uydular yoluyla yapılıyor. Güneş ışınlarının büyük bölümü deniz yüzeyine ulaşıncaya kadar havadaki parçacıklar nedeniyle dağılıyor. Geri kalanı ise suda emiliyor ya da dağılıyor. Fakat yüzde 10’luk bir kısmı sudan geri atmosfere dağılıyor. İşte uydular bu ışıktaki yeşil ve mavi spektrum oranını ölçüyor. Bu veriler bilgisayara yüklenerek su altında ne kadar klorofil olduğu tespit edilmeye çalışılıyor.
1998-2012 yılları arasında okyanuslardaki klorofil seviyesinin nasıl değiştiğine dair yayımlanan bir araştırmada, dünya çapında belirgin bir eğilim görülmediği, fakat kuzey yarıküredeki bazı okyanuslarda klorofil seviyesinin düştüğü, güneyde ise arttığı ortaya çıktı.
Bazıları bu verileri, deniz suyu sıcaklığındaki artış nedeniyle “okyanus çölleri”nin genişlemesi olarak yorumluyor. Bazıları ise su bitkileri nüfusundaki azalmayı küresel ısınmaya bağlayacak yeterli veri olmadığını, 15 yılda bir bu bitkilerde doğal bir dalgalanma görülebildiğini belirtiyor. Bu değişikliklerin uydular vasıtasıyla 40 yıl süreyle izlenmesi sonucu okyanuslardaki bitki örtüsü üzerinde küresel ısınmanın herhangi bir etkisi olup olmadığının tespit edilebileceği ileri sürülüyor.

23 Ekim 2020

Dolaşım Sistemi ve Kalp

Dolaşım sistemi kalp ve damarların oluşturduğu bir sistemdir.

Bu sistemde kalp merkezde yerleşmiş olup, damarlar kalpten çıkıp, kalbe tekrar geri dönen kapalı bir boru sistemini oluşturmaktadır.

Dolaşım sisteminin temel fonksiyonu:

Kanın, damar sistemi içinde belli bir basınç altında dolaşmasını sağlamaktır. Bunun sonuncunda hücrelerin iç ortamdan madde alım verimi, beslenmesi, onarımı, sıcaklığın vücudun her tarafına eşit şekilde dağılması, organizmanın fonksiyonel bütünlüğünün önemli aracıları olan hormonların dağılımı gibi olaylar gerçekleşmektedir.

Taşıma görevi ( sürekli ve tüm hücrelere)

• Akciğerlerden oksijeni 

•Sindirim kanalından besinleri 

•Hücrelerde oluşan artıkları 

•Bağışıklık hücreleri, antikorlar, pıhtılaşma proteinleri 

•Endokrin bezlerden hormonları 

•Karaciğer ve yağdokusundan depo besinleri 

•Tüm hücrelerden metabolik artıkları, karbdioksiti, ısıyı…

Kan diğer sıvıların prensiplerine benzer şekilde belli bir basınç farkı altında, daha doğru bir deyişle basıncın yüksek olduğu bölgeden düşük olduğu bölgeye doğru akmaktadır. Kalp yüksek ve düşük basıncı oluşturacak şekilde çalışmaktadır.

Kalbin pompa gücü ile damar sistemi içine fırlattığı kan, önce arterlere sonra kapiller (kılcal) damarlara oradan da venlere geçerek tekrar kalbe döner. Kanın kimyasal bileşimi ve fiziksel özellikleri kapiller damar yatağını geçerken değişime uğrar.

Arterler kapiller bölgeye kanı getirici sistem olarak, venlerde kapiller bölgede değişime uğrayan kanı götürücü sistem olarak çalışmaktadır.

Kan hücrelerle doğrudan temasa geçmez. Kapiller bölgede hücrelerle kan arasında madde alış verişine interstisyel sıvı aracılık eder.

Kapillerin arteriyel ucunda intersitisyel bölgeye süzülen plazma, venöz uçta tekrar geri emilmektedir.

Kalp dört boşluktan oluşan bir yapıya sahiptir .

Üst taraftaki iki boşluk atriumlar; Atrium dekster (sağ atrium), atrium sinister (sol atrium), alttakilere ise ventrikül adı verilmektedir; Ventrikül dekster ve ventrikül sinister.

Atriumlar ventriküllere kapaklar aracılığı ile bağlıdır. Sağ atrium ile sağ ventrikül arasındaki kapak; trikuspid kapak, sol atrium ile sol ventrikül arasındaki kapak; bikuspid veya mitral kapak adını alır.

Atriumlar kalbe dönen kanı kabul eden ve ventriküller içine gönderen bölmelerdir. Ventriküller ise esas pompa görevini yapan bölmeler olup kanı damar istemi içine pompalarlar. Arterler kalpten çıkan damarlardır, kanı kalpten daha uzaktaki organlara götürürler ve ventriküllerle bağlantılıdırlar.

Kalpten çıkan iki ana damar aort ve arteria pulmonalistir.


Aorta sol ventrikülden çıkar ve oksijence zengin kanı tüm vücut dokularına dağıtan arter sisteminin ana damarıdır. Pulmoner arter ise sağ ventrikülden çıkar ve C02 li kanı oksijenlenmesi için akciğerlere götüren sistemin ana damarıdır. Kalbe giriş yapan damarlar atriumlarla bağlantılıdır.

Sağ atriuma giren iki damar; vena cava superior ve vena cava inferior tüm vücudun venöz kanını (C02 konsantrasyonu artmış kan) sağ atriuma getirirler. Vena pulmonalisler ise akciğerlerde temizlenerek oksijenlenmiş kanı sol atriuma getirirler. Bu bilgilerden kalbin ikili bir pompa şeklinde çalıştığı anlaşılmaktadır.

Sağ ventrikül karbondioksiti bol olan kanı akciğerlere, sol ventrikül ise oksijence zengin kanı tüm vücuda pompalamaktadır.

Böylece organizmada her ikiside kalpten başlayıp kalpte sonlanan iki dolaşım sistemi oluşmaktadır.

Bunlardan biri sistemik dolaşım veya büyük dolaşım olup kalbin sol ventrikülünden başlayıp organizmayı dolaştıktan sonra sağ atriumda sonlanır.

Diğeri pulmoner veya küçük dolaşım olup sağ ventrikülden başlayıp, akciğerleri dolaştıktan sonra sol atriumda sonlanmaktadır. Bu iki sistemin dolaşım dinamiği açısından aralarındaki tek fark sistemik dolaşımın yüksek basınçlı,pulmoner dolaşımın düşük basınçlı bir dolaşım sistemi olmasıdır.

Kalbin histolojik yapısı incelendiğinde üç tabakadan oluştuğu görülür: En içte endokardium, ortada myokardium veya myokard olarak tanımlanan kalp kası, en dışta ise çift yapraklı bir zar olan perikardium bulunmaktadır.

Myokardiumun kalp bölmelerindeki kalınlığı değişiktir. En kalın olduğu yer sol ventriküldür. Bunun nedeni sol ventrikülün yüksek basınçlı bir sisteme karşı kan pompalamasıdır.

Kalp kası hücreleri:

Kalp kası, kas fizyolojisi ünitesinde de daha önce sözü edildiği gibi, uyarılması için sinirsel impulsa gereksinimi olmayan, kendi uyarılarını kendisi oluşturabilme özelliğinde bir kastır.

1. Otoritmik

2. Miyokardiyal

•İnterkalat Diskler

Desmozomlar

Gap Junctionlar

•Hızlı iletim

•Hücreden hücreye

Bol mitokondri

GenişT tübülleri


Kalp diyagramı:

1. Sağ atrium (Atrium dextra)

2. Sol atrium (Atrium sinistrum)

3. Superior vena kava (Vena cava superior)

4. Aort

5. Pulmoner arter

6. Pulmoner ven,

7. Mitral kapak

8. Aort kapağı

9. Sol ventrikül

10. Sağ ventrikül

11. Inferior vena kava (Vena cava inferior)

12. Triküspit kapak

13. Pulmoner kapak


Kalp,kalp kası olarak bilinen özel bir tip çizgili kastan oluşmuş, içi boş, kendiliğinden kasılma özelliğine sahip kuvvetli bir pompadır.

Temel görevi kanı vücuda pompalamak olan kalp, Metabolizma faaliyetleri sonucunda oluşan artık ürünlerin de vücuttan uzaklaştırılması, vücut ısısının düzenlenmesi, asit-baz dengesinin korunması, hormonlar ve enzimlerin vücudun gerekli bölgelerine taşınması gibi görevleri yapar.

Kalp bu sistem içerisinde motor görevi yapar. Kalp insanda dakikada 60-80 çarpma arasında değişen bir hızla dakikada 5-35 litre arası, günlük ise 9000 litre kanı vücuda pompalar. Günde yaklaşık 100 bin, yılda 40 milyon, tüm insan hayatı boyunca yaklaşık 2,5 milyar kere, hiç durmadan yaklaşık 8 bin ton kanı vücuda pompalar. Normal bir kadında ortalama ağırlığı 200-280 gram, yetişkin bir erkekte ise 250-390 gram ağırlığındadır. Her kişinin kalbi kendi yumruğu büyüklüğündedir.

Kalp, göğüs boşluğunda, 2 akciğer arasında, stemumun arkasında, diyafram kası üzerinde ve 4. 5. ve 6. 'Costae'ların arka yüzünde, üçte ikisi orta çizginin solunda, üçte biri ise sağında yer almaktadır.

  • Elimizi göğsümüzün sol tarafına koyduğumuzda, kalbimizden gelen sesin nedeni kulakçık ile karıncık arasındaki kapakçıkların açılıp kapanmasıdır.

  • Başlıca 4 kalp sesi vardır; bunların ilk ikisi hissedilir veya stetskop  vasıtasıyla duyulabilirken, 3. ve 4. sesler ancak EKG (ECG) cihazında duyulabilir. 1. kalp sesi atriyo-ventriküler kapakların sesi iken, 2. kalp sesi aorta ve arteria pulmonalis'teki kapakların çıkardığı sestir. 1. ve 2. kalp sesi arasındaki süre ventrüküler sistoldür. 2. kalp sesi ile 1. kalp sesi arasındakü süre ise ventriküler diastol evresidir.

Diastolik evre

Sistolik evre





Kalbin odacıkları

Kalbin sağ ve sol kısımları birbirinden bir duvarla (Septum) tamamen ayrılmaktadır. Kalp memelilerde 4 odacıklı ve 4 kapakçıklıdır. (Sağ atrium (Sağ Kulakçık), Sol atrium (Sol Kulakçık), Sağ Ventrikül (Sağ Karıncık), Sol Ventrikül (Sol Karıncık)). Bu odacıkları kalbin içini bölen duvarlar oluşturmuştur. Septum interatriale (Atriumlar arası bölme), septum interventriculare (Ventriküller arası bölme) ve septum atrioventriculare (Atriumlar ve ventriküller arası bölme) ile kalp bölümlere ayrılmış dört odacık oluşturmuştur. Bu odacıklardan kalbin tepe bölümündekilere Kulakçık (Atrium), taban bölümündekilere ise Karıncık (Ventrikül) adı verilir. Bu odacıklar şunlardır;

  • Sağ kulakçık (Atrium dextrum) : Kalbin basis bölümünün sağında bulunur. Sağ atriuma yukarıdan üst ana toplardamar (Vena cava superior),
  • aşağıdan alt ana toplardamar (Vena cava inferior) açılır. Bu damarlar ile venöz kan, kalbe döner.
  • Sol kulakçık (Atrium sinistrum) : Sol kulakçık kalbin arkasında, sol üst yanında yer almaktadır. Bu boşluğa, akciğerlerden oksijenlenerek
  • dönen kanı getiren dört adet akciğer veni (Vena pulmonales) açılır. Buraya gelen kan, sol karıncığa geçer.
  • Sağ karıncık (Ventriculus dexter) : Piramit şeklinde bir boşluktur. Kalbin ön yüzünün büyük bir kısmını oluşturur. Bu boşluktan venöz kan akciğerlere pompalanmaktadır. Pompalama görevi nedeniyle duvarı kalındır. Sağ ve sol karıncıklar aynı anda kasılır. Kasılan ventrikülden
  •  (karıncıktan) kan akciğer atardamarı (Arteria pulmonalis) yolu ile akciğerlere gönderilir.
  • Sol karıncık (Ventriculus sinister) : Kalbin diyafragma'ya bakan yüzünde yer alır. Apex cordis, sol karıncık tarafından meydana getirilmiştir. Sol kulakçıktan gelen arterial kan, bu boşluktan pompalanmakta ve Aortla (Aortae) vücudun en ince kapillerine kadar gönderilmektedir. Pompalama görevinden dolayı duvar yapısı diğer boşluklara göre oldukça gelişmiştir.

Kalbin kapakları

Kalpte iki adet atrioventriküler kapak, iki adet de büyük damar kapakları (Semilunar kapak) olmak üzere 4 adet kapakçık bulunmaktadır. Kalp kapakçıklarının amacı kaplte kan akışının yalnızca tek yönde ilerlemesini sağlamak ve kanın geriye dönüşümünü engellemektir. Bu kapaklar fibröz yapıda olup kan damarı bulunmaz, beslenmesi diffüzyon yoluyla sağlanır.

Atrioventriküler kapaklar

Kulakçıklardan karıncıklara pompalanan kan, karıncıklardaki basıncın kulakçıklardan daha fazla olduğundan geri dönme eğilimindedir. Kulakçık gevşediğinde (Diastol) kanın geri dönüşünü engellemek için her bir kulakçık ile karıncık arasında atrioventriküler kapaklar vardır. Bu kapaklar, karıncıkların diastolünde açılarak kulakçıklardan gönderilen kanın karıncıklara dolmasını sağlar. Karıncıkların kasılmasında (Sistol) ise kapaklar kapanarak kanın kulakçıklara geri dönmesine engel olur. Bu kapaklar şunlardır:

  • Triküspid kapak (Valvula tricuspidalis-üçüz kapak) : Sağ kulakçık ve sağ karıncık arasında yer alan septum inter atrioventriculare üzerinde bulunmaktadır.
  • Mitral kapak (Valvula bicuspidalis, valvula mitralis-ikiz kapak) : Sol kulakçık ve Sol karıncık arasında yer alan septum inter atrioventriculare üzerinde bulunmaktadır.

Semilunar kapaklar

Bu kapaklar, karıncıklara bağlanan büyük damarların açılma delikleri ağzında yer alır. Kapandıklarında yarım aya benzer. Karıncıkların sistolünde açılarak kanın kalpten arterlere atılmasını; karıncıkların diastolünde ise kapanarak atılan kanın karıncıklara geri dönüşünü önler. Bu kapaklar şunlardır:

  • Valvula trunci pulmonalis : Akciğerlere götüren arteria pulmonalisin ağız kısmında, sağ karıncıkdan pompalanan kanın geri dönüşünü önleyen 3 tane yarım ay şeklinde kapaklardır.
  • Valvula aortae : Aort'un sol karıncıktan çıkış kısmında yarım ay şeklinde üç tane seminular kapak bulunmaktadır. Bu kapaklar sol karıncıktan pompalanan kanın geri dönüşünü engeller.

Kalbin damarları

Kalp de diğer organlarda olduğu gibi hücrelerden oluşmaktadır ve oksijenlenmesi yani beslenmesi gerekir. Her ne kadar kalbin dört odacığı da kanla dolu olsa da kalp, kendi içindeki kanla değil Aort damarından ayrılan sağ ve sol kalp atardamarlarından beslenir. Kalbi besleyen bu damarlara Koroner arterler (Arteria coronaria) denir. Bunlardan sağda olanına sağ koroner arter (Arteria coronaria dextra), solda olanına ise sol koroner arter (Arteria coronaria sinistra) denir. Başlangıçta iki ana dal hâlinde olan bu arterler daha sonra kollara ve dallara ayrılarak tüm kalbi besler.

Kalbin venöz kanı; vena cordis magna, vena cordis media ve vena cordis parva adı verilen venler tarafından toplanır. Venler topladıkları venöz kanla birlikte sinus coronariusa açılır. Bu ven'de atrium dexter'e açılır.

Kalbin tabakaları

Kalbi saran 3 tabaka vardır. Bu tabakalar; en dışında Dış Tabaka (Pericardium veya Epicardium), Orta Tabaka (Myocardium) ve İç Tabaka (Endocardium)'dır.

  • Dış tabaka (Pericardium veya Epicardium) : Kalbi dıştan bir torba gibi saran fibro seröz yapıda bir zardır. Bu zar, Perikardiyum Fibrosum ve Perikardiyum Serosum olmak üzere 2 tabakadan oluşur. Perikardiyum Fibrosum; kalbi ve kalpten çıkan damarları sarar. Perikardiyum Serosum ise Lamina Parietalis ve Lamina Vicceralis (Epicardium) olmak üzere 2 yapraktan oluşmuştur. Bu yaprakların arasında kalbin hareketlerini kolaylaştıran Liquor Pericardii denilen az miktarda bir sıvı bulunmaktadır.
  • Orta tabaka (Myocardium) : Kalbin kas tabakasıdır. Kaslar, enine çizgilenme göstermektedir. Bu kaslar çizgili olmasına rağmen istemdışı çalışırlar. Kalbin en kalın tabakasıdır. Pompalama görevi gören karıncıklar, kulakçıklara göre özellikle sol karıncıkta daha kalındır. Kalbin uyarı ve ileti sistemine ait hücreler, sinirler ve kalbi besleyen koroner damarlar bu tabakada bulunur.
  • İç tabaka (Endocardium) : Yassı, tek katlı epitel hücrelerden yapılmış olan bu zar, kalbin iç yüzeyini örten zardır. İçeriye doğru uzantılar vererek kalpteki dört kapağın esasını oluşturur. Bu tabakada kan damarı bulunmaz.

Kalbin çalışma sistemi

Kalp kası sinirsel impulsa gereksinimi olmayan, kendi uyarılarını kendi oluşturabilen bir kastır. Ancak kalbin çalışması otonom sinir sisteminin denetimi altındadır. Sempatik sinirler kalbin ritmik kasılma ve gevşeme hareketlerini hızlandırırken parasempatik sinirler yavaşlatılmasını sağlar.

Kalp, sürekli kasılıp gevşeyerek çalışır. Kalbin kasılmasına sistol, gevşemesine diastol denir. Kalpte her iki kulakçık ve karıncık ile birlikte kasılıp gevşer. Kulakçık ve karıncıkların kasılıp gevşemesi kanın hareketi için itici bir güç oluşturur. Bu kasılıp gevşeme birbirine zıttır. Kulakçıkların her ikisi aynı anda sistol durumundayken karıncıklar diastol durumuna geçer. Kalbin bir sistol ve diastol hareketine kalp atışı denir. Kalp atışı yetişkin bir insanda dakikada 60-80, ortalama 70'dir. Çocuklarda ise bu sayı daakikada 90-140 arasındadır.

Kulakçıklar diastolde kanla dolar. Kanla dolduktan 0,1 saniye içinde sistol dönemi başlar. Bu dönemde karıncıklar diastol halinde olup basıncın etkisiyle sağ kulakçık ve sağ karıncık arasındaki triküspit, sol kulakçık ve sol karıncık arasındaki mitral kapakçıklar açılır. Böylece kulakçıklardaki kan atrio-ventriküler deliklerden karıncıklara geçer ve karıncıklar kanla dolar.

Karıncıkların sistolünde artan basıncın etkisiyle triküspit ve mitral kapaklar kapanır. Böylece kanın kulakçıklara geri dönüşü engellenir. Sağ karıncıktaki venöz kan Arteria Pulmonalis (Akciğer atardamarı) girişindeki seminular kapakçıkların açılmasıyla akciğerlere, sol karıncıktaki arterial kan ise aort girişindeki valvula aortun açılmasıyla aorta, oradan da tüm vücut dokularına dağılır.

Kalbin uyarı ve ileti sistemi

Kalbin, kulakçık ve karıncıklarının kesintisiz bir şekilde sistol ve diastolünü sağlayan özel bir yapısı vardır. Kalbin şu işini düzenli bir şekilde idare eden ve içinde sinir elemanları bulunan özel karakterdeki kas demetine Kalbin Uyarı ve İleti Sistemi denir.

Bu sistem; özel hücre kümeleri, demetleri ve liflerden oluşur. Uyarı ve ileti sistemi; Sinoatrial (SA) DüğümAtrioventriküler (AV) DüğümAtrioventriküler Demet (His demeti) ve Purkinje Lifleri olmak üzere 4 bölümden meydana gelir. Bunlardan ilk ikisi uyarı, diğer ikisi ise ileti sistemidir.

  • Sinoatrial (SA) düğüm (Keith-flack) : Sağ kulakçığın üst yan duvarında üst ana toplardamarın kulakçığa açıldığı yerin altındadır. Sinoatrial düğüm kalp atımlarını başlatan ve ritmini kontrol eden elektriksel uyarıların başladığı bölgedir. Bu nedenle sinoatrial düğüm Pace Marker (Uyarı odağı) olarak tanımlanır. Sinoatrial düğümden çıkan uyartı önce kulakçıkların kasını uyarır ve atrioventriküler düğüme gelir. Kalp, sinoatrial düğümün emri altında çalışırken diğer yapılar uyartı çıkarmaz. Sinoatrial düğümün gönderdiği uyarıları iletme görevini yapar. Sinoatrial düğüm çalışmadığı veya sinoatrial düğümden çıkan uyarıların iletilememesi gibi anormal koşullarda, atrioventriküler düğüm veya diğer yapılar kalbin durmasını engellemek için görevi üstlenip uyarı çıkarmaya başlar.
  • Atriovetriküler (AV) düğüm (Aschof-tavara düğümü) : Triküspid kapağın arkasında sağ kulakçığın arka duvarında bulunur. Sinoatrial düğümde oluşan uyartılar, düğümler arası yollarla atrioventriküler düğüme gelir. Buraya gelen uyarılar 0.1 saniyelik bir gecikmeyle his demetine geçer.
  • His demeti (Atrioventriküler demet) : His demeti atrioventriküler düğüme bağlıdır. Karıncıklar arası bölmede sağ ve sol dallara ayrılır. His demetine gelen uyartı his demetinin sağ ve sol dallarında ilerleyerek sağ ve sol karıncık kasındaki purkinje sistemine ulaşır.
  • Purkinje lifleri : Karıncık kaslarına dağılan his demetinin daha küçük dallarına purkinje lifleri denir. Purkinje lifleri uyartıyı karıncık kaslarına ileterek karıncıkların kasılmalarını sağlar.

Bu ileti sistemi sayesinde kalp fonksiyonel bir bütün olarak çalışır. Sinoatrial düğümde oluşan uyartının kulakçuk kasına yayılması sonucunda kulakçık sistolü, karıncık kasına yayılması sonucunda ise karıncık sistolü oluşur. Uyartının kalpte yayılması sırasında atrioventriküler düğümdeki 0.1 saniyelik gecikme kulakçıkların, karıncıklardan önce kasılmasını sağlar. Böylece, karıncıklar diastol halindeyken kulakçıklar sistoldedir. Sinoatrial düğümden her bir uyartı kalp kasında bir sistolü takip eden bir diastole neden olur. Sinoatrial düğüm dakikada kaç uyartı çıkartıyorsa kulakçıklar ve karıncıklar da o kadar sistol yapar. Bir kalp vuruşu karıncıkların sistolüdür.


22 Ekim 2020

Sivas Çifte Minareli Medrese

rg

Selçuklu döneminin en anıtsal yapılarından biri olan Çifte Minareli Medrese aynı zamanda en çok tahribata ve yıkıma uğramış yapılardan biridir de.Günümüze yalnızca doğu cephesi, yani ön yüzü gelebilmiştir.1960’lı yıllarda yapılan araştırma kazısı sonucuna göre medrese, açık avlulu, dört eyvanlı, iki katlı anıtsal bir yapıdır.Köşe kulelerinden sonra medreseye bitişik güney yönünde daha önceki dönemlere ait bir imaret veya zaviye olduğu, kuzey yönünde ise medrese bünyesi içinde bir hamamın
olabileceğinin izleri ortaya çıkarılmıştır.Taç Kapısı üzerinde yer alan kitabesine göre 1271 yılında İlhanlı veziri sahip Şemseddin Cüveyni tarafından yaptırılmıştır. XIII.yüzyıl, Anadolu Selçuklu döneminde imar faaliyetleri ve kültür hayatının önemli devresi olarak görülür.Selçuklular bu yüzyılın içinde Buruciye Medresesi, Gök Medrese  ve Çifte Minareli Medrese gibi taş, tuğla ve çini sanatının Anadolu’da en önemli yapılarını meydana getirmişlerdir.

Şehrin orta kesiminde Keykavus Darüşşifası’nın karşısında yer alan medresenin, taç kapı üzerinde bir şerit halinde uzanan Celi kitabesinde mimar adı okunamamakta ancak- birçok araştırmacı tarafından bu şahsın Külük b. Abdullah olduğu kabul edilmektedir.
Yapı hemen hemen bugün sadece ön cephesiyle ayakta kalabilmiş durumdadır.Cephenin arkasında 1882 yılında yapılan ve sonraları okul olarak kullanılan bir hastane binası yer almaktadır.Medresenin asıl tahrip edilişinin bu binanın yapımı sırasında meydana geldiği anlaşılmaktadır.37.54 metrelik cephenin ortasında taç kapı, onun üzerinde de iki köşesine gelecek şekilde planlanmış, medreseye adını veren minareler yer alır.

imagesCA20VVBD  images

ÇİFTE MİNARELİ MEDRESENİN YAPISI VE MİMARİ ÖZELLİKLERİ :

Son otuz yıl içinde yapılan kazılardan, medresenin açık avlulu-dört eyvanlı planda ve  iki katlı olarak inşaa edildiği, ayrıca iki yanında bulunan bina temellerinden de bir  küllüye birimi olduğu anlaşılmaktadır. Bu temellerden, etrafında su künkleri ve su ile ilgili başka malzemeler bulunanın bir hamama, diğerinin ise bir zaviyeye ait olduğu sanılmaktadır.Sağlam vaziyetteki ön cephenin arkasında değişik ölçülere sahip  üç beşik tonozlu odanın dışında ayakta kalabilmiş başka mimari eleman yoktur;ancak  kazılar neticesinde bulunan temellerden köşe odaları ile yan eyvanlar arasında üçer
hücrenin yer aldığı tespit edilmiştir.Bugün ortada görülen kısa sütunlar yapının ikinci katının dayanaklarıdır.Kesme taşın bolca kullanıldığı medresede özellikle süsleme unsuru olarak tuğla malzemeye de yer verilmiştir.

Bugün, doğu yönünde yer alan medrese girişinin taş süslemeli cephesi büyük boyutları ve tuğla-sırlı tuğla örgülü iki minaresiyle dikkat çekmektedir.Sivas Gök Medrese ve Erzurum Çifte Minareli Medrese ile benzerlik gösteren yapının iki katlı, dört eyvanlı ve açık avlulu olduğu öğrenilmektedir.Ön yüz, ortada iki minareli taç kapı, iki yandaki pencere ve köşe kuleleriyle kompoze edilmiştir.Taç kapıya yanlardan
bakıldığında minarelerin tabii uzantısı olan yarım silindirik gövdeler üzerinde, Divriği Ulu Camii’ndekileri hatırlatan dışa taşkın çiçek demeti şeklinde yüksek  kabartmalar görülür;bu demetler alt ve üst kısımlarından ince birer burmalı şeritle birbirlerine bağlanmıştır.Taç kapı bordürünün en dıştaki süsleme kuşağını teşkil eden  bu silmenin hemen yanında içeri doğru sırasıyla mukarnaslı ve çiçek bezemeli bir çerçeve, onun yanında Palmet dizisi, hemen onun yanında en dıştaki çiçek demeti
silmenin daha küçük ölçülerde bir benzeri ve onun yanında da iç içe geçmeli düzenlenmiş geometrik rozetlerde oluşan geniş bir kuşak yer almaktadır.

 jh

Cephenin köşelerinde yer alan iki yuvarlak yarım paye tam köşe kulesi olmayıp medresenin bitişiğindeki binalarla sınırlarını tespit eden birer mimari unsurdur. Demet paye şeklinde küçük yarım yuvarlak çubukların çevrelediği payelerin alt kısımlarında, içleri bitkisel motiflerle süslenmiş ve ters-düz sırasıyla dizilmiş üçgenler yer almaktadır.Üçgenlerin üzerinde girift Rumilerden oluşan geniş bir kuşak,  onun üstünde de bitkisel motiflerden oluşan bir kaval silme bulunmakta ve bu silme
dikey yuvarlak çubukların üzerinde atlamalı olarak ve birer tezyinatsız çubuğun üzerinde çapraz yaparak bütün paye yüzeyini dolaşmaktadır.

ifteMinare3.

Cephedeki taş süsleme ve oran itibariyle mimari bir olgunluğun yanı sıra aynı süslemeyi tekrardan kaçınan bir anlayışın hakim olduğu göze çarpar.Böyle bir uygulama  ile daha canlı, hareketli, ışık-gölge oyunlarını kuvvetlice hissettiren bir cephe elde edilmiştir.Taşın yanı sıra sırlı tuğla ve çinilerle bezeli iki minaresi bu olgun  ve duyurucu kompozisyonu renklendirmiştir.

SIVAS-~1 

Medrese uzun süre bakımsız kalmış, 1882 yılında hastane, daha sonra İnönü mektebi olarak kullanılmıştır.Medresenin asıl tahrip edilişi; 1882 yılında hastane binasının yapımı sırasında meydana geldiği anlaşılmaktadır. Merhum Halil Ethem Eldem Bey’in çabalarıyla şimdiki doğu cephe yıkımdan kurtulmuştur.Selçuklu devrinin en ihtişamlı eserlerinden biri olan Çifte Minareli Medrese, bugün bakımsızlıktan dolayı  harap durumdadır. 

hj  we

Türkiye Şehirleri Türkiye Coğrafyası Dünya Şehirleri Dünya Coğrafyası Ülkeler



  • Blog Yazıları


    Email
    KISA KISA
    X



    Folower Button

    Takipçiler

    Company Info | Contact Us | Privacy policy | Term of use | Widget | Advertise with Us | Site map
    Copyright © 2020. merhancag . All Rights Reserved.

    Bilgi Mesajı

    Duvarı Aşamıyorsan Kapı Aç

    Kıssadan hisse Kısa Kısa'da sizi bekliyor...

    facebook sayfamızı takip edebilirsiniz!