Güzel Bir Hafta Sonu Dileriz

Kısa Kısa'da yeni bir Hikaye

Yolunacak Kaz?..

Sağlıcakla Kalın

×

Loading...
LÜTFEN KULAK VERİN "COVİD" TEHLİKELİDİR

















SON YAZILAR :
Loading...


19 Eylül 2020

SELİMİYE CAMİİ - 1

image

Mimar Sinan'ın 80 yaşında yaptığı ve "ustalık eserim" dediği anıtsal yapı Osmanlı-Türk sanatının ve dünya Mimarlık tarihinin baş yapıtlarındandır.Yapının mülkiyeti Sultan Selim Vakfındadır. Edirne-Merkez Yeni Mahallededir.

image

Edirne'nin ve Osmanlı İmparatorluğu'nun simgesi olan cami,kentin merkezinde, eskiden Sarıbayır ve Kavak Meydanı denilen yerdedir.Burada daha önce Yıldırım Bayezid'in bir saray yaptırdığı bilinmektedir. 1569-1575'te Sultan II.Selim'in emriyle yaptırılmıştır.Çok uzaklardan dört minaresi ile göze çarpan yapı, kurulduğu yerin seçimiyle, Mimar Sinan'ın aynı zamanda usta bir şehircilik uzmanı olduğunu da göstermektedir. Kesme taştan yapılan cami iç bölümüyle 1.620 m2'lik,tümüyle 2.475 m2'lik bir alanı kaplar. Mimarlık tarihinde en geniş mekana kurulmuş yapı olarak nitelenen Selimiye Camisi, yerden yüksekliği 43.28 m. olan, 31.30m. çapındaki kubbesiyle ilgi çeker.Ayasofya'nınkinden daha büyük olan Kubbe, 6 m. genişliğindeki kemerlerle birbirine bağlanan 8 büyük payeye oturur. Köşelerde dört, Mihrap yerinde bir yarım kubbe merkezi kubbeyi destekler.

Kubbe

 
   

“Bütün dünya halkının "Olabilirlik ölçülerinin dışındadır" demelerinin bir nedeni şudur: Ayasofya kubbesi gibi büyük bir kubbe İslam Devleti'nde yapılmamıştır diye, kâfirlerin mimar geçinenleri "Müslümanlara karşı galebemiz vardır." derlerdi.

Selimiye Camii, yüksekliği 43,25 metre,çapı 31,25 metre olan muazzam kubbesiyle dikkat çeker. Bu büyük kubbe, 6 metre genişliğindeki kemerlerle birbirine bağlanan ve fil ayağı denen dev sütunlar üzerine oturur. İki tanesi kıble duvarına bitişik olan fil ayaklarının öteki altı tanesi ikişer ikişer doğu, kuzey ve batı duvarlarının önünde yer alır. Böylece ibadet yerinin içinde tek ve büyük kubbeyle birlikte görkemli bir bütünlük sağlanmıştır.

31,25 metre çapında muazzam kubbenin ağırlığı 2000 ton olup bu ağırlık, payanda kemerler ile karşılanmaktadır. Kubbe üzerindeki kurşunun ağırlığı ise 18 tondur. Bu muazzam eserin kilit taşı ise 5 ton olup, taşın üzerinde beş metrelik altın kaplı alem bulunur. Bir bütün halinde toplanmış olan iç mekân dünya mimarisinde eşi olmayan bir etki ve mana kazanmıştır.

image
image

Sinan‘ın Anlatımıyla Selimiye Kubbesi

 
   

Sai Çelebi tarafından Mimar Sinan’ın ağzından yazıldığı düşünülen eserde Mimar Koca Sinan Selimiye camii kubbesi hakkında aşağıdakileri aktarmakta ve Ayasofya Kubbesi ile kıyaslamaktadır.

"Bütün dünya halkının "Olabilirlik ölçülerinin dışındadır demelerinin bir nedeni şudur: Ayasofya kubbesi gibi büyük bir kubbe İslam Devleti'nde yapılmamıştır diye, kâfirlerin mimar geçinenleri "Müslümanlara karşı galebemiz vardır." derlerdi. Yanlış görüşlerince, o kadar büyük bir kubbeyi durdurmak son derece zordur. "Benzerini yapmak mümkün olsa yaparlardı." dedikleri, bu zavallının yüreğinde bir ukde olup kalmıştı. Sözü edilen cami binasında çalışıp çabalayarak, ihsan sahibi Allah'ın yardımıyla, Sultan Selim Han'ın zamanında kudret gösterip bu yüce kubbeyi Ayasofya kubbesinden altı zira daha yüksek ve çevresini dört zira daha geniş yaptım.

Bu kıyaslamadan da anlaşılacağı üzere Mimar Sinan veya onun adına Sai Çelebi bu işi onur meselesi yapmış gözükmektedir. Ancak aşağıda da aktarılacaktır ki Ayasofya’nın kubbesi Selimiye’den daha büyüktür.

Ancak hocaların hocası Prof. Dr. Doğan Kuban’ın "Sinan’ın Sanatı ve Selimiye" adlı eserinde değerlendirmesi bu konu için oldukça açıklayıcıdır. "Sinan’ın Ayasofya kubbesi çapını ya da çevresini doğru ölçmemiş olması olanaksızdır. Gerçekten Ayasofya kubbesinden daha büyük bir kubbe yapmak isteseydi, bunu gerçekleştirmemesi için, statik ya da yapı tekniği açısından, bir neden yoktu. Kanımca Sinan Ayasofya büyüklüğünde bir kubbe tasarlamış, fakat bir yarış içine girmemiştir. Bu boyutları ve anlatımı Sai Çelebi eklemiş olmalıdır."

image
image
image

Ayasofya ve Selimiye Kubbelerinin Kıyaslanması

 

Ayasofya'nın kubbesi çeşitli dönemlerde yapılan onarımlar yüzünden tam yuvarlak olmaktan çıkmıştır. 1990-93 yılları arasında yapılan lazerli okumalarda Ayasofya kubbesinin çapı kuzey-güney ekseni üstünde duvardan duvara 34,709 metre (galeri kornişleri arasında 31,805 metre) ve doğu-batı ekseninde 33,092 metre (galeri kornişleri arasında 30,855 metre) olarak saptanmıştır.

Selimiye'de Prof.Dr. Doğan Kuban'ınteodolitle yaptığı ölçümlerde, kubbe genişliği kuzey-güney aksında 31,7 metre,doğu-batı aksında 31,2 metre olarak saptanmıştır. Buna karşın Selimiye kubbesi, yarım küre profiliyle daha basık profilli Ayasofya kubbesinden 20-30 cm. daha yüksektir. Buna karşılık kubbenin yerden yüksekliği Ayasofya'da çok daha fazladır. Camilerin yerden kubbe yükseklikleri Ayasofya da 55,60 metre, Selimiye de 42,25 metredir.

Minareler  

Edirne'nin en hakim yerlerinden birinde inşa edilen ve Mimar Sinan'ın ustalığının son şaheseri olan dört minareli Selimiye camiinde, caminin genel kompozisyonunda gayet ahenkli birer unsur olarak rol oynayan minareler gerek miktar ve gerekse binaya yerleştirilmiş tarzları bakımından eşi yoktur. Selimiye’nin büyük kubbesinin dört köşesinde üçer şerefeli dört minarenin ahenkli duruşu diğer camilerde görülmeyen tarzdadır. Edirne şehrine giriş yollarından bakıldığı zaman dört minare sanki iki minare imiş gibi simetrik olarak oturtulmuştur. Mimar Sinan nasıl ki bu cami için “ustalığımın eseridir” demişse minareler de hakikaten bu ustalığın verdiği birer şaheserlerdir.

Selimiye caminin dört minaresinin de kürsüleri gayet sadedir. Bu Sinan'ın eserlerinde bariz olarak görüldüğü gibi burada sadelik hâd safhadadır. Minarelerin kapıları hepsi dışarıya açılır. Gövdelerin daha ince gözükmesi için dış satıhlar dik çubuklarla süslenmiştir. Her minarede bu yukarıdan aşağı çubuklar ayrı tarzda işlenmiştir. Bu dahi Sinan'ın bir hususiyetidir. Çubuklar aşağıda ve yukarda birbirini bağlayan kaşlarla birleşir. Şerefeler devrin klâsik üslûpta şebekeli korkuluklarıyla süslüdür.

image
image

Minarelerin kubbenin birer köşesine yerleştirilmesi

image image

Mimar Sinan büyük eserlerinden biri olan Süleymaniye camisinde böyle bir uygulama yapmamıştır. Bu iş evvelâ toprağın veya zeminin sağlamlığı ve bir de mevki olarak düşünülmüştür. Çünkü Şüleymaniye’ de minarelerin eserden uzaklığı toprağın kalitesi ile yerin yamaçlı olmasından ileri gelmiştir. Bu ise tabii bir afet olan depremi dikkate almaktır. Halbuki Selimiye camisinin zemin toprağı çok sağlam ve üstelik yer olarak bir tepede inşa edilmiştir.

Gerek zeminin sağlamlığı gerekse gösteriş ve yükseklik olarak düşünülürse Selimiye cami, kubbeye yakın bu dört minare ile yani eser heyeti umumiyetiyle bir Taç, kıymetli bir ziynet eşyası tesiri bırakılmak istenmiştir. Nitekim Edirne'nin neresinden bakılırsa bakılsın cami ve minareler insana bu intibahı rahatlıkla hissettirir.

Sinan bu yönlerden giderek harice başka kubbeler kullanmayarak 4 minareyi tek bir kubbeye bağlamış hem görünüş hem de yapı olarak dengeyi sağlamayı bilmiştir. Selimiye cami minarelerinin uzunluğu 70,89 metre aleme kadar yüksekliği 84 metre, gövde kalınlığı 3,80 metredir. Minare temelleri 22,73 metre derinliğindedir.

Avlunun kuzeydoğu ve kuzeybatı köşelerindeki minareleri üçer merdivenlidir. Birinci merdivenle birinci ve üçüncü şerefeye, ikinci merdivenle ikinci ve üçüncü şerefeye, üçüncü merdivenle doğruda doğruya üçüncü şerefeye çıkılır. Aynı anda çıkan üş kişi birbirinin sesini duysa bile birbirlerini göremezler. Minareler kesme taştan yapılmış olup, önde olan iki minarenin taş oymaları çukurdur. Arkadaki minarelerin ise kabarıktır

image image
image

 

Evliya Çelebi Selimiye Camii Minareleri için şu bilgileri yazmaktadır;

   
 

"Bu emsalsiz ve cennet âyinli mabet öyle bir cennettir ki, dört köşesindeki dört adet Minareleri dört büyük rükün gibidir. Mavi renkli bu Minarelerin ta ortasında olan Kubbeye bir Minare diğerinden uzak değildir. Hesap, pergelle yapılmış bir çırpıda olup dördü dahi üçer şerefeli boyu yüksek minarelerdir. Bu dört minareden iki yan kapıları dibindeki iki minare üçer yolludur.

Yani aşağıdaki kapıdan üç Müezzin girip her biri birer yolla çıkarak üç tabakada birden (Esselâ) dedikleri halde biri birlerini göremezler. Böyle iken öyle ince minarelerdir ki her birini ikişer genç adamlar kucaklasalar kucaklamak mümkündür. Tâ bu derece incedir. Ama kiple duvarı köşelerinde olan minarelerin ikisi sadece birer yolludur. Lâkin boy, bos, iş ve sanatta emsalsizdirler.

Dört Minare üçer şerefeden oniki tabaka eder. Bu da II inci Selim Hanın onikinci Osmanlı Padişahı olduğuna işarettir. Her şerefesinin duvarları öyle oymadır ki güya üstat, makasla hatay kâğıdını oymuş!. Dördüne ikişeryüz otuzar basamaklı merdivenin çıkılır. Ama iki minaresi üç yolla olmakla her birinin ikişer yolu ziyade olup tabii diğerlerinden dörteryüz altmışar ayak fazlaları olur. Bu takdirde üç adet yolunda bir minarenin altıyüz doksan basamağı olur.

Garabet bunda ki Edirne'ye girersen bu Selimiye Caminin dört minaresini iki ve şerefesini de altı görürsün, yakına gelsen bile mademki şehran üzeresin, böyle göreceğin şüphesizdir. Bu çeşit bir hendese üzere tarh edilmiş binalardır. Ama şehir içindeki caddeler eğri büğrü olmakla oralardan dörder görünür. Hasılı dünyada misli yok, taklit dahi kabul etmez seçilmiş eserlerdir ki her gören (bin takdir sana ey iş ve resim meydanının ustası!) mısraını söylemekten kendisini alamaz.”

   
 

Mimar Sinan, Tezkeret-ül Bünyan adlı eserinde inşa ettiği Cami için şöyle yazmaktadır;

   
 

"Bir Cami binasına emrühümâyûnları oldu ki, bir rüzgârda emsali olmaya. Bu hakir dahi bir resm-i alî eyledim ki Edirne içinde menzuru halk ola. Dört minaresi kubbenin dört canibinde vaki olmuştur. Ol mukaddema bina olunan üçer şerefeli bir kula gibidir, gayet kalındır. Amma bunun minaresi hem nazik hem üçer yolları olmak gayet müşkül olduğu ukalâya malûmdur..."


İç Avlu ve Şadırvan

Şadırvan Avlusu

image

image

Selimiye Camii'nin şadırvan avlusuna üç büyük kapıdan girilir. Üçü de çok ince işlenmiş işlemeli ve somakili’dir. Zemini beyaz mermerdir. Kapılarının kanatları geçmelidir. Resim ve şekilleri çok sanatlıdır. Aynaları çok zarif ve zengindir. Orta kapının en üstünde caminin başlanma ve bitirilme tarihini gösteren kitabe gözleri kamaştırır.

Şadırvan avlusunu saran küçük kubbeler 18 adettir. 16 sütun üzerine kurulmuş ve bağlanmıştır. Sütunlar tek parçadır. Araştırmacılar bu sütunların Mısır’dan, Kıbrıs’tan, ve Kapıdağı Yarımadası civarından, Aydıncıimagek ve Suriye harabelerinden getirildiğini belirtmektedir. Sütun başlıklarının içleri çok ince ve usta işçilikle yapılmıştır. Şadırvan avlusunun pencereleri üzerindeki koyu mor çiniler yine çini ile yapılmış beyaz yazılar revakları ve duvarlarını süslemiştir.

Şadırvanlar

Beyaz mermerden ve onaltıgen planlı olan Şadırvan, çok kıymetli ve oymalı imageolup, bordürler ve muslukları çok zariftir. Şadırvanın üstü kubbesiz ve açıktır. 1808 yılında cami onarılırken Dağdevirenzade Ahmet Ağa tarafından bu şadırvanın üstüne sekiz ahşap sütunlu bir çatı yaptırılsa da 1960’da kaldırılarak Sinan’ın yaptığı hale getirilmiştir.Edirne Selimiye camiinin ana şadırvanı ön avlunun ortasında bulunan şadırvandır. Fakat buna ek olarak, kubbeli ana hacmin ortasına da bir  küçük şadırvan koymak suretiyle Sinan, bir yandan geleneksel bir Anadolu motifine yer verirken bir yandan da Selimiye'de muazzam kubbenin yarattığı imagemerkezî mekân duygusunu daha güçlü biçimde vurgulamak istemiştir.

Başka türlü söylersek, nasıl Selâtin camilerde kubbe cümle kapısı ile mihrabın merkezinden geçen kıble ekseniyle belirtiliyor ise, büyük kubbenin göbeğinden geçen dikey ekseni de belirleyecek bir düzenleme düşünmüş ve kubbenin bir âyetle noktalanan merkezinin tam altına şadırvan ve üstüne mahfil yerleştirerek yer-gök eksenini somutlaştırmıştır.

image  image image

Hünkar Mahfili

Hünkar mahfilinde bulunan eşsiz çinilerden bir kısmı 1878 (H.1294) Rus işgalinde Edirne'de bulunan Rus generallerinden Yskoblef tarafyndan söktürülmüştür.

Hünkâr mahfili, camiinin mihrap kısmının sol tarafında bulunmaktadır. Hünkâr mahfilinin bulunduğu yer, dört mermer sütuna dayatılmış olup sütunlar dört kemerle birbirine bağlanmıştır.

Hünkâr mahfili’nin duvarlaryı döneminin en değerli çinileri ile kaplanmıştır. Burada sonradan kesilip yerlerine konmuş gibi görünen meyve vermiş iki elma ağacı bütün Osmanlı çinilerinde tek orijinal dekor olarak karşımıza çıkmaktadır. Elma fidanının kökü karanfil, lale ve sümbüllerle zenginleştirilmiştir. Bahar açmış erik fidanı da birkaç defa tekrarlanarak Hünkâr mahfilinde taze bir bahar havası estirilmiştir

image

Hünkâr mahfilinin bütün duvarlarynyyaryya kadar kaplayan bu çiniler kalite itibariyle mihrap kysmy çinilerinden yüksek fakat kompozisyon

image
image
image
image
ve abidevi büyüklük bakymyndan onlardan daha  sade ve mütevazidir. Hünkâr mahfilinin alt kısmında camiye bakan tavanda orijinal kalem işleri, yapıldığı zamanki renklerinin bütün tazeliğini muhafaza etmektedir.

Bu çinilerden bir kısmı 1878 (H.1294) Rus işgalinde Edirne'de bulunan Rus generallerinden Yskoblef tarafından söktürülmüştür. Bugün bu çinilerin yerlerine boya ile taklit nakışlaryapılmıştır. Mahfilde sultanlara ait mihrabyn içine rast gelen pencerelerin kanatları Osmanlı oymacılığının gelişmiş güzel eserlerindendir. Bu pencerenin tavanındaki nakışlar ise caminin yapıldığı sırasındaki iç süslemelerinin bozulmaktan kurtulmuş son parçasıdır.

Mahfilin kıble yönünde mihrabın sol tarafındaki zarif kapı küçük bir odaya açılıp abdest tazelemek için yapylmıştır. 1838 (H.1253) tarihinde küçük odanın penceresi genişletilerek kapıya dönüştürülmüş ve mihrabyn soluna rastlayan minare yanına ve dışa doğru ahşap bir abdesthane yapılmıştır. Mahfelin ahşap kafesleri de sonradan eklenmiştir.

Müezzin Mahfili

Mahfelin sol köşesinde mermer sütun üzerinde, kabartma olarak yapılmış olan ters bir lale motifi yer almakta olup, bir çok söylenceye konu olmuştur.

Müezzin mahfillerinin büyük camiler de yapılmasının asıl amacı, ibadet esnasında arka saflarda ve cami dışında bulunan son cemaat yerindeki bulunan cemaate imamın sesini aracılarla duyurmaktır. Osmanlı camilerinde müezzin mahfili genelde caminin arka kısmında yapılmasına rağmen Selimiye'de namaz kılınan mekanın tam ortasında bulunmaktadır. Bu durum çeşitli tartışmalara yol açmaktadır. Selimiye'de müezzin mahfelinin kubbenin ortasında yer alması ise caminin simetri düzenini bozmaması açısından Sinan tarafından bulunan bir çözüm olduğu düşünülmektedir.

Müezzin mahfili büyük kapı karşısında ve ana kubbenin tam altında yer almaktadır. Mahfil, 2,4 metre yüksekliğinde, 6x6 boyutlarında olup, 2 metre yüksekliğinde 12 adet mermer sumak ve ince işli başlıklı sütunlar üzerinde durmaktadır. Mahfelin etrafı ceviz korkuluklarla çevrili olup, mahfilin korkuluklarında elma ağacından kakma fletolar ve açık yeşil, açık kırmızı, koyu yeşil, gri boyalar görülmektedir.

Mahfilin hemen altında küçük bir mermer iç şadırvan bulunmaktadır. İç şadırvan örneği Erken dönem Osmanlı camilerinde ve Selçuklu dönemi camilerinde de kullanılmıştır.
Şadırvanın, kenarları ve köşeleri rengârenk mozaiklerle işlenmiş mermer döşelidir. Ortasında kenarları oymalı ve tırtıllı mermer taştan su fışkırmaktadır.

Müezzin mahfilinin tavanlarında ahşap üstü lake işçiliği ile yapılan edirnekârinin en güzel örnekleri görülmektedir. Mahfelin sol köşesinde mermer sütun üzerinde, kabartma olarak yapılmış olan ters bir lale motifi yer almakta olup, özellikle ziyaretçilerinin ilgisini çekmektedir.

Tavanın ortası altın kaplı ince çubuklarla küçük bölümlere ayrılmış ve her bir bölmenin göbeğine gül, lâle, karanfil çiçekleri işlenmiştir. Yine bu tavanın dört kenarını saran ve yapılışındaki durumunu bu gün hiç kaybetmemiş olan pervazlardaki kalem işleri görülmeye değerdir.

image
image
image image

18 Eylül 2020

Kızılderililer

Herşey 1492'de Kristof Kolomb'un Amerika'yı keşfiyle başladı. Tanrı adına diye çıkılan yol, ne acı ki bir ulusun yok edilmesine kadar gidiyordu. Evet Kızılderililer, Kolomb'un günlüğünde söylediklerinin tersine kovboy filmlerinde, insan öldüren, kafa derisi yüzen çocukluğumuzun "vahşi" Kızılderiler'i.
Tarih bir kurmacadır belkide bu kurmacanın en somut örneği de Kızılderilerin başına gelenlerdir. Bu kadar kadersiz bir ulusa dünya tarihinde pek rastlanmasa gerek.
Hem toprakları ellerinden zorla alınsın, hem yaşama biçimleri ve inançları zorla değiştirilsin ve bütün bunlara başkaldırmaya çalıştığında da "vahşi" denilerek yokedilsin.
Güneşe, aya övgüler düzen, toprağı, ağacı, kuşu dinleyen, dünyayı onlarla birlikte algılayan Kızılderililer mi vahşiydi yoksa bir avuç toprak uğruna bir ulusu dahi yoketmeyi göze alan Beyaz Adam mı?
Onlar doğanın vahşi olduğunu ilk kez beyaz adamdan duydular ve ondan sonra onlar da "vahşi"liğin içinde kaldılar. Önce yüzlerine dostça gülen, ardından bir takım belgeler imzalatıp toprakların bir bölümüne yerleşen ve daha sonra onları topraklarından kovalayan beyaz adamlardan birşey anlamadılar. "Verdikleri sözün sadece birini tuttu çatal dilli soluk yüzlüler; topraklarınızı alacağız dediler ve aldılar".
Dağların, dağlardaki vadilerin insanlarıydı onlar ama çöllere hapsedildiler. Topraklarını bırakıp beyaz adamın belirlediği çorak topraklarda yaşamaya zorlandılar. Ve beyaz adamın acımasızlığına, vahşiliğine daha fazla karşı koyamadılar ve boyun eğdiler.
Ve son Kızılderili lideri Gerenimo da teslim olduğunda yüzlerce Kızılderili ulusu, yüzlerce dil, yüzlerce kültür yeryüzünden silinmiş binlerce yıllık birikim, bilgelik yok edilmişti.
Şimdi onlardan geriye kalanlar kendilerine ayrılan çorak topraklarda kendi kültürlerini koruyarak yaşamaya çalışıyorlar ancak beyaz adamın hala gözü doymuş değil. Zorbalığını ve vahşiliğini asimilasyon politikasıyla devam ettiriyor. Çağdaşlaştırma kisvesi altında bir ulusun kültürü tamamiyle yok edilmeye çalışılıyor. Tıpkı globalleşme, küreselleşme adı altında dünyanın diğer ülkelerine yapılmaya çalışıldığı gibi.
vhn

Ne tezattır ki beyaz adam ürettiği ürünlere yokettiği insanların isimlerini vermekten de geri kalmıyor. Tıpkı arabasına Cherokee, ayakkabısına Nike, Helikopterine Apache ismini verdiği gibi. İnsanın Kızılderililer'e saygılarını ya da özürlerini ifade etmek için böyle birşey yaptıklarını düşünesi geliyor ama.
"Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir."
Kolomb'un günlüğünden...

"Onlara kılıçlarımızı gösterdik. Keskin demir silahları ilk kez gördükleri belli. Kesmenin ne demek olduğunu bilmediklerinden, bazıları kılıçların keskin tarafını tutunca ellerini kestiler. ... Bu insanlar ne herhangi bir mezhebe bağlılar ne de puta tapıyorlar. Kötülüğü tanımıyorlar, birbirlerini öldürmüyorlar. Hiç silahları yok... Son derece sade, dürüst eli açık insanlar. Herhangi birinden sahip olduğu herhangi bir şey istenince hemen veriyorlar. Kötülüğün ne olduğunu hiç bilmiyorlar, çalmıyorlar öldürmüyorlar. Dünyada onlar kadar tatlı dilli insanlar yoktur. Her zaman gülüyorlar..."
KIZILDERİLİLERDE YAŞAM
Kızılderili'ler hakkında öğrenilecek ilk şeylerden biri, pek çok türleri olduğudur. Bir Kızılderiliyi ilk olarak tepee'si içinde yaşayan, makosenlerinden alın bantlarına kadar boncuklarla parıldayan, tüylerden yapılmış güzel başlığını takan, örgülü uzun siyah saçlarıyla tomohawk'ı, davulu, tam-tam'ı, bıçağı ve hepsinden önemlisi, gösterişli bir şekilde süslenmiş, kol kadar uzun gövdesi olan kırmızı taştan piposuyla düşünürüz.



1541'de atlı İspanyollar Büyük Ovalar'a vardıklarında Kızılderililer'in kullandığı yegane yük hayvanı köpeklerdi. Kaçan İspanyol atlarının Kızılderililer tarafından kullanılmasıyla birlikte eşsiz bir kültür doğmaya başladı. Göçebeliği yaşam biçimi haline getiren, özellikle Büyük Ovalar'da ve batısında yaşayan Sioux, Cheyenne, Arapaho, Apache ve diğer kabileler için at gerek yaşam biçimini destekleyen hatta oluşumuna katkıda bulunan son derece önemli bir araç, gerekse statü ve zenginlik göstergesiydi.
İşaret dili Büyük Ovalar'daki Kızılderili kabilelerinin ortak anlaşma biçimlerinden biridir. Klavvolar'ın işaret diliyle mükemmel konuştukları biliniyor. İşaret dili kuzeyde Crowlar'ın yardımıyla Kanada topraklarına kadar uzanmıştı. Benzer bir iletişim örneği olarak duman işaretleri gösterilebilir. Cherokee halkından Sequoya'nın 1809'da geliştirdiği alfabe bilinen tek Kızılderili alfabesidir ve yazılı geleneği olmayan bir dil için dünya tarihinde eşi görülmeyen bir örnektir.
  
Avrupalılar'ın gelmesinden önce kuzey Amerika'da konuşulan Kızılderili dilleri 300'den fazlaydı. Bu dillerin en az yarısı belgelenmeden ortadan kalktı ve geri kalanlarda yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. şu anda en çok konuşulan diller arasında Navajo (100.000), Creec (70.000), Ojibwa (50.000) ve Sioux (20.000) bulunuyor. Özellikle ticareti kolaylaştırmak amaçlı ortak jargonlar gelişmişse de Kızılderili dilleri bir genelleme yapılamayacak kadar farklı yapılara sahiptir. Sanılanın aksine aynı bölgedeki Kızılderililer bile aralarında anlaşamazdı. Buna karşılık Kuzey Amerika'da birçok yer hala Kızılderili adı taşıyor. Minnesota, oklahoma, Chicago gibi…
jhs   
Coğrafi bölgelere ve yaşama biçimlerine göre Kızılderililer'in barınma biçimleri farklılıklar gösterir. Eskimolar buzdan iglolarda yaşarken, güneybatıda kerpiç evlerle yerleşik bir düzen, Havasapai gibi kimi izole yerlerde ise son derece zengin bir kanyon yerleşmesi kültürü bulunuyor.
Doğudaki ormanlık alnlarda ahşap çatılı yapılar ön plana çıkıyor. Özellikle Büyük Ovalar'daki avcı göçebe halkların vazgeçilmez barınağı ise çadırdır (tipi). Bir tipi son derece iyi organize edilmiş bir mekana ve strüktüre sahiptir, kısa sürede oluşturulabilir ve kullanılan malzemeler çok işlevlidir. Örneğin çadır kazıkları yolculuk sırasında yük veya yolcu taşıma amaçlı kullanılabilir.
mndsvs
Kızılderili kadını kendi toplumunun büyük yaşam çemberinin tam ortasında yer alır. askeri ve yönetsel işlerden dışlanmaz. Aileyi çekip çevirme görevini onu birilerin bağlısı değil tersine bir bütünün parçası yapar. Birçok kabilede mallar kadına ait sayılır, mal ve ünvanlar kadın tarafından ilerler. Kadınlar Cherokee ve Iraquois halklarında aktif olarak yönetim görevi alır. Kızılderili kadını topluluk içinde üstlendiği görev ne olursa olsun bu görevi yerine getirme başarısına paralel olarak onurlandırılır ve mutlak saygı görür.
  fg

Kızılderililer'in geleneksel silahları arasında ilk sırayı ok ve yay alır. Deneyimli bir atıcı dakikada altı tane olmak üzere arka arkaya oldukça isabetli 20 ok atabilirdi. Bu silah Amerikan ordusunun kullandığı Springfield tüfeklerinden daha hızlı olmakla birlikte genel olarak etkisi daha düşüktü. Özellikle at üzerinde yapılan dövüşlerde tercih edilen mızraklar aynı zamanda törensel havası olan silahlardır. Yakın dövüş silahları arasında ise savaş baltası tomahawk ve çeşitli biçimdeki bıçaklar öne çıkar.
Kızılderili müziği hemen her zaman bir rütüelin tamamlayıcısı olarak vardır. Başlıca müzikal ifade ise şarkıdır. Enstrümanlar temel olarak ritm amaçlıdır ve en çok kullanılanları davul ile zırıltıdır (rattle). Kızılderililer'in kullandığı tek melodik enstrüman flüttür. Şamanın çaldığı davul dansın ritmini belirler. Dans da genellikle bir rütüelin parçası olarak ortaya çıkar. En tanınmış danslar Savaş, Dağ Ruhları (Apache) ve Ateş danslarıdır. Ova Kızılderililer'inin Güneş Dansı yaradılışın bir temsili olarak kabul edilir. 1890'lara doğru ortaya çıkan Hayalet Dansı ise beyazların ortadan kaybolmasını ve yaban sığırlarının geri dönmesini sağlayacağı inancıyla çok kısa sürede popüler olmuştur.

hgjd
Kabilelerin coğrafi dağılımı geçim yöntemlerini doğa ve iklim koşullarına bağlı olarak etkiler. Büyük Ovalar'daki kabilelerin yaşamları temel olarak buffaloya bağlıydı ve sürülerin peşinde göçebe bir yaşam tarzını getirmişti. Beyaz Amerikalılar'ın Kızılderililer'e karşı zaferi ancak milyonlarca buffaloyu yok etmelerinden sonra gerçekleşti. Güney ve güneybatı halklarının özgün tarımsal yöntemleri ve meyve bahçeleri savaşlar sırasında ortadan kalktı. Atlas okyanusu ve Büyük Okyanus'un kıyı bölgelerindeki halkların geçim kaynakları orman ve su ürünleriydi. Ancak beyazların bu kaynakları sahiplenmesiyle pekçok Kızılderili ölecek duruma geldi, bir kısmı da gerçekten öldü.
ew  images
Eskimo dışındaki Kuzey Amerika kabilelerinin ortak inancına göre bir yaratıcı dünyayı yaratmış efsanevi bir lider ise kabileye kültürünü öğretmiştir. Ayrıca doğal olayları kontrol eden ruhlar vardır. bu ruhlarla yaratıcının ortak varlığı tek bir ruhsal güç olan Büyük Ruh Manitu'yu oluşturur. Birçok kabilede ölümden sonra yaşama ve reenkarnasyona inanılır. kızılderililer'e göre evren merkezinde dünya olan çok katmanlı bir yapıdadır. şamanların ruhlarla ilişki kurabildiğine inanılır. kızılderili inancının temelinde yatan tüm yaratıkların kardeş olduğu fikri, doğa ile kurdukları olağanüstü ilişkiyi açıklayabilir.



Netten Alıntı

17 Eylül 2020

Antarktika

Güney Kutbunu da içine alan gezegenin en soğuk, en rüzgarlı ve en kurak kıtası hakkında ilginç bilgiler.

1. Dünyadaki buzulların %90'ı kıtada bulunuyor

Kutup noktasında buz kalınlığı 4335 metreyi bulmakta.

2. Kar ve buz tabakası

Doğu Antarktika'da bir yıl boyunca yağan yağmur yerde biriken kar miktarına 5 cm'den az bir ekleme yapar.

3. En kurak kıta

Kıtanın bazı kısımlarına 2 milyon yıldır yağmur yağmıyor. Dünyadaki tatlı su kaynağının %70'i kıtada bulunduğu halde; Antarktika, dünyanın en kurak yeridir. 

4. En soğuk kıta

Yaz aylarında ortalama sıcaklık -20 °C civarındadır. Yıllık sıcaklık ortalaması ise -50 °C olarak ölçülmekte.

5. Katabatik rüzgarlar

Kıtanın iç kesimlerinde hızı saatte 300 km'yi bulan Katabatik rüzgarlar esmekte.

6. Dünya üzerindeki en büyük vahşi yaşam alanı

Kıyı kesimlerde penguenler, foklar, balinalar ve martılar yaşamlarını sürdürmekte.

7. Roald Amussen

Güney Kutbuna ilk olarak 14 Aralık 1911 yılında Norveçli kaşif Roald Amundsen ulaştı.

8. Robert Scott

Amundsen'den 1 ay sonra Robert Scott liderliğindeki İngiliz keşif ekibi de Güney Kutbuna ulaşmıştır. Ancak dönüş yolculuğunda tüm ekip donarak öldü.

9. Ölçülen en düşük sıcaklık

Gezegenimizde ölçülen en düşük sıcaklık 1983 yılında Rus Vostok istasyonunda -84.5 °C olarak Antarktika'da kaydedildi.

10. Bilimsel araştırmalar

2. Dünya Savaşı sonrasında kıtada yapılan bilimsel araştırmalarda ciddi bir artış meydana geldi.

Süleyman Turan

Süleyman Turan (d. 19 Kasım 1936; İstanbul- ö. 10 Eylül 2019; Kadıköy, İstanbul), Türk sinema ve tiyatro sanatçısı...



Hayatı
Sanat hayatına tiyatro ile başlayan Süleyman Turan, bir dönem dergi ressamı olarak çalıştı. Filmlerin dışında uzun zaman karikatür ve resim yaptı. Çizimleri uzun zaman “Akbaba” dergisinde yayımlandı. Akşam gazetesinde çizgi roman çizmeye başladı. Afişler, kitap kapakları hazırladı. Senaryolarını da kendisinin yazdığı çizgi roman ressamlığına Sabah gazetesinde devam etti. 1963 yılında bir derginin açtığı yarışmayı kazanarak sinemada yer aldı. Genellikle 'esas oğlan'ın sadık dostu rollerinde, sevecen tiplemesiyle başarılı olup beğeni kazanmıştır. Süleyman Turan, üç film senaryosu yazmış, çeşitli sinema filmleri ve dizilerde rol almıştır.


Çocukluğu ve eğitim hayatı
Süleyman, 19 Kasım 1936’da, İstanbul Kadıköy’de dünyaya geldiğinde ailesi, ona, “Süleyman Başturan" adını verdi. Soyadı, sinemaya ilk adım attığı film ile “Turan” olacaktı. Sanata yatkın bir çocuktu. Daha küçük yaşlarda fark ettiği bu tutkusu ile halkevlerinden çıkmaz olmuştu. Burada resim atölyelerine katılıyor, sanatın ruhuna bulaşmasına çocuk kalbiyle yer açıyordu. Sanatla büyüttüğü kalbi, ruhunu herkese tanıtacak güçteydi…



Eğitimine doğduğu semtte, Kadıköy’de başladı. Lise eğitimini Haydarpaşa Lisesi’nda alan Süleyman, gün gelecek en yakın dostum diyeceği Göksel Arsoy ve İzzet Günay ile de burada, lise sıralarında tanışmıştı. Sıra üniversite eğitimine gelmişti. Sinema, resim için yanıp tutuşuyordu; neden sebep İstanbul Üniversitesi İngiliz Filolojisi Bölümü’nde okumaya başladı. Ancak 3. Sınıfa kadar devam etti. Aslına bakılırsa aklı ve ruhuyla başka yerlerde gezinen biri için uzun bile sürmüştü.

Zaten bu 3 yıl da sanatsız geçmedi ya! Gürdal Onur adında bir arkadaşı tiyatroda oynuyordu. Süleyman da her gece onun kulisindeydi. Bu tiyatroyu, ünlü tiyatro sanatçısı Saim Alpago kurmuştu. Süleyman’ın her gece burada oluşu, gözlerden kaçacak gibi değildi. Oyunu da ezberlemişti artık. Bir gün oyunculardan Selim Naşit gelemeyince, onun yerine sahneye bile çıkmıştı. Bundan böyle de sanatsız, sahnesiz olur muydu hiç! Uzun bir yol vardı önünde…

Süleyman Turan Japonya’da
Süleyman bu süreçlerden geçedursun, askerlik de gelip çatmıştı. Yedek subay olarak görevine başlamıştı ki, Kore Savaşı patlak verdi. Süleyman, Türk birliğine katılmak için Japonya görevine giderken düşünmemişti bile.

Savaşın ortasında bile ruhu onu bırakmıyordu. Sanat, onu bir kıskaca almış, kendisinin olmadığı bir yaşam düşünmesine izin vermiyordu. Evrende insanın her halinin bir karşılığı vardı madem, Süleyman sanat dolu bir yaşamı seçiyordu. Hal böyle olunca, Süleyman da ilk sahne tecrübesini askerde yaşadı. Bir yanı bunu ilk sayıyordu. Çünkü ilki Selim Naşit’in rolüydü. Oysa bu kez, oynadığı rol kendisinindi. Görevleri devam ederken NATO askerleri arasında bir yetenek yarışması düzenlenmişti. Askerlerimiz, yarışmaya İngilizce bir piyesle katıldı. Süleyman’ın, ilk kez sahnede olmanın heyecanını tattığı bu yarışmada, birinci olmuşlardı…



Bir şekilde artık sahnenin tadını almış, sanatın kanına alyuvar olup gezinmesine izin vermişti. Askeri görevi bitse de, o, hemen evine dönmedi. Ruhunun buralarda işini bitirmediği belliydi. Uzunca bir süre Uzakdoğu ve Amerika’da yaşadı. Tekrar evine döndüğünde ise, hem ne yapacağını biliyordu, hem de kafası karışıktı. Tabii hayatının devam etmesi için para kazanması gerekiyordu. Dergilere karikatür çizdi. Kısa bir süre Veli Efendi’de bilet bile sattı. Her şey insan içindi, elbet yürüyeceği yol önünde uzayacaktı. Ressam, şair, yazar, senarist, oyuncu yönünü bir bir fark edecekti…

Sanat yaşamına ilk adımını tiyatro ile atmıştı, evet. Ardından sinema da gelecekti. Oysa bir dönem dergi ressamlığı yaptı. Karikatür ve resimleri uzun bir süre “Akbaba Dergisi”nde yayımlandı. Akşam Gazetesi’nde, çizgi romanlar çizdi. Bir dönem de, senaryosunu da yazdığı çizgi romanlarını Sabah Gazetesi’nde yayımladı. Bu, 15 yıl sürecekti. Afişler, kitaplara kapaklar hazırladı…

Sinemaya ilk adım
Süleyman’ın bu resimler, karikatürler, senaryolar arasında tiyatro serüveni de tam anlamıyla 1962’de başladı. “Harput’ta Bir Amerikalı” oyununda başroldeydi. Döneminin her aktörü gibi, onun da yolu Ses Dergisi Yarışması’ndan geçti. Ajda Pekkan ve Ediz Hun’un birinci olduğu 1963’te katıldığı bu yarışmayı, Süleyman da kazanmıştı.

Sinemaya adım attığı ilk filmi, yönetmen koltuğunda Osman Seden’in oturduğu, önemli rollerinde Hulusi Kentmen, Türkan Şoray, Öztürk Serengil, Tamer Yiğit’in oynadığı “Sayın Bayan”dı. Bir yetkilinin soyadını ismiyle birlikte çok uzun bulması sebebiyle “Turan” olarak değiştirdi. Süleyman Turan, Yeşilçam’a ilk adımını işte böyle atmıştı. Onu en çok esas oğlanın sadık dostunu canlandırdığı, sevecen, güleç rolleriyle izledik, sevdik. Öyle ki gözümüzde esas oğlandan bir farkı kalmıyor, zaman zaman ondan bile değerli oluyordu. Bunun yanında üç tane de film senaryosu yazdı. Bunlardan ikisi, 1982’de “Baş Belası”, 1997’de “Sevgili Dayım”dı. Pek çok filmde, dizide çıktı karşımıza…

Süleyman’ın ilk filmdeki rolü çok küçüktü. Bir sonraki “Koçum Benim” filminde daha önemli bir rolü vardı. Üstelik Ayhan Işık ile birlikte oynuyordu. En önemli performansını 1970’te, Ekrem Bora ile rolleri paylaştığı “Dikkat Kan Aranıyor” filmindeki, akıl hastanesinden kaçan deli rolüyle sergiledi.

70’li yıllar, aynı zamanda Süleyman Turan’ın sinemadan uzaklaştığı zamanlardı…

Yeşilçam’ın darboğaza girdiği o yıllarda konuşturdu işte ressamlığını. Karikatür işleri ile kazanıyordu yaşamını. En son 2009’da, Cemal Şan’ın “Sonsuz” filminde rol aldı.

Süleyman Turan, bugüne dek toplamda yaklaşık 160 film ve dizide oynadı. Türkiye’nin onu tanıdığı, en ünlü olduğu rolü ise, kuşkusuz 1999-2002 yılları arasında “Yılan Hikâyesi” dizisinde hayat verdiği Komiser Kemal’di.

Karısı Candan Öncü ve kızı Beliz


Ölümü
19 Kasım 1936'da Kadıköy, İstanbul'da doğan oyuncu Süleyman Turan 10 Eylül 2019'da doğum yeri Kadıköy'de kalp krizi sonucu 82 yaşında vefat etmiştir. Turan'ın cenazesi Karacaahmet Mezarlığı'nda toprağa verilmiştir.



Ödülleri
1971 Adana Altın Koza Film Festivali, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Ödülü, Yarın Son Gündür
1972 Antalya Altın Portakal Film Festivali, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Ödülü, Güllü

Filmografisi
Son Bir Aşk (2015)
Yahşi Batı (2010)
Sonsuz 2009
Kabadayı (film) 2007
Yılan Hikayesi 1999 2002
Sırılsıklam 1998
Hatıralar / Her Şey Sizin İçin 1997
Aylaklar 1994
Kimsesizler 1994
Yıldızlar Gece Büyür 1991
Acı 1988
Es Deli Rüzgâr 1988
077 Hızır - Acil Servis 1988
Bir Çember Kırılırken 1987
Kuruluş/Osmancık 1987
Sevdim Seni 1987
Vurmayın 1987
Yapayalnız 1986
Kıskaç 1986
Acı Sevda 1985
Sosyete Şaban 1985
Alkol 1985
Acımak 1985
Kaçış 1985
Acıların Çocuğu 1985
Kanun Adamı 1985
Kadın Bir Defa Sever 1984
Ayşem 1984
Ejderin İntikamı 1984
Darbe 1984
Halk Düşmanı 1984
Dönme Dolap 1983
Gizli Kuvvet 1983
Dostlar Sağolsun 1983
Bataklıkta Bir Gül 1983
Kurban 1983
Küçük Ağa 1983
Şaka Yapma 1981
Bay Alkolü Takdimimdir 1981
Köşe Kapmaca 1979
Vah Başımıza Gelenler 1979
Kalleş Adam 1979
Üç Tatlı Bela 1979
Cevriyem 1978
Yüz Numaralı Adam 1978
Sevgili Dayım 1977
Hatasız Kul Olmaz 1977
Lanet / İlenç 1977
Bir Adam Yaratmak 1977
Delicesine 1976
Nereye Bakıyor Bu Adamlar 1976
Gel Barışalım 1976
İzin 1975
Delicesine 1975
Tatlı Tatlı 1975
Fıstıklar 1975
Gördüğün Yerde Vur 1975
Haydi Gençlik Hop Hop 1975
Panik 1975
Yatak Hikayemiz 1975
Gece Kuşu Zehra 1975
Çapkın Hırsız 1975
Beş Milyoncuk Borç Verir misin 1975
Dayı 1974
İstek 1974
Yalnız Adam 1974
Reisin Kızı 1974
Hostes 1974
Kısmet 1974
Kara Pençe'nin İntikamı 1973
Düşman 1973
Öksüzler 1973
Siyah Gelinlik 1973
Kara Pençe 1973
Kaderim Kanla Yazıldı 1973
Ben Böyle Doğdum 1973
Katran Bebek 1973
Yabancı 1973
Zalim 1973
Ölüm Satanlar 1973
Elveda Meyhaneci 1972
Aşk Fırtınası 1972
Delioğlan 1972
İblis 1972
Gece 1972
Bir Aşk Bin Ölüm 1972
Şehmuz 1972
Hayatımın En Güzel Yılları 1972
Çöl Kartalı 1972
Korkusuz Kaptan Swing 1971
Yarın Son Gündür 1971
Yedi Kocalı Hürmüz 1971
Asrın Kadını 1971
Çıngar Başlıyor 1971
Güllü 1971
Kalleşlere Af Yok 1971
Ölüm Korkusu 1971
Sevimli Hırsız 1971
Kinova - Demir Yumruk 1971
Üç Öfkeli Adam 1971
Üç Kabadayı 1971
On Küçük Şeytan 1971
Ayşecik Sihirli Cüceler Rüyalar Ülkesinde 1971
Kaderin Ağları 1970
Devler Geliyor 1970
Mağrur Kadın 1970
Kalbimin Efendisi 1970
Gölgedeki Adam 1970
Üç Kral Serseri 1970
Küçük Hanımın Şoförü 1970
Akrep Tuzağı 1970
Dikkat Kan Aranıyor 1970
Yeşil Kurbağalar 1970
Gönül Meyhanesi 1970
Tatlı Meleğim 1970
Çakırcalı Mehmet Efe 1969
Öldüren Aşk 1969
Boş Çerçeve 1969
Damga 1969
Kahraman Delikanlı 1969
Muhabbet Kuşu 1969
Bir Çirkin Adam 1969
Kan Su Gibi Akacak 1969
Gül ve Şeker 1968
Maskeli Beşlerin Dönüşü 1968
İngiliz Kemal 1968
Gönüllü Kahramanlar 1968
Korkusuz Yabancı 1968
Tek Kurşun 1968
Aşkım Günahımdır 1968
Kezban 1968
Maskeli Beşler 1968
Karaoğlan Yeşil Ejder 1967
Hindistan Cevizi 1967
Silahsız Dövüşelim 1967
Zehirli Hayat 1967
Sinekli Bakkal 1967
Aslan Yürekli Reşat 1967
Demir Yumruklu Üçler 1967
Erkek Adam Sözünde Durur 1967
Yıkılan Yuva 1967
Yarın Çok Geç Olacak 1967
Kardeş Kavgası 1967
Serseri 1967
Üç Sevdalı Kız 1967
Denizciler Geliyor 1966
Siyahlı Kadın 1966
Meleklerin İntikamı 1966
Vatan Kurtaran Aslan 1966
Fatih'in Fedaisi 1966
İntikam Ateşi 1966
Fırtına Beşler 1966
Ölüm Yaklaşıyor 1966
İhtiras Kurbanları 1966
Altın Küpeler 1966
Üç Kardeşe Bir Gelin 1965
Sevgili Öğretmenim 1965
Artık Düşman Değiliz 1965
Garip Bir İzdivaç 1965
Bir Gönül Oyunu 1965
Babamız Evleniyor 1965
Severek Ölenler 1965
Beş Şeker Kız 1964
Gençlik Rüzgârı 1964
Bana Derler Külhanlı 1964
Muhteşem Serseri 1964
Gecelerin Kadını 1964
Koçum Benim 1964
Hızır Dede 1964
Kral Arkadaşım 1964
Kimse Fatma Gibi Öpemez 1964
Sayın Bayan 1963
Beyaz Güvercin 1963
Damla Karakuş

Türkiye Şehirleri Türkiye Coğrafyası Dünya Şehirleri Dünya Coğrafyası Ülkeler



  • Blog Yazıları


    Email
    KISA KISA
    X



    Folower Button

    Takipçiler

    Company Info | Contact Us | Privacy policy | Term of use | Widget | Advertise with Us | Site map
    Copyright © 2020. merhancag . All Rights Reserved.

    Bilgi Mesajı

    Duvarı Aşamıyorsan Kapı Aç

    Kıssadan hisse Kısa Kısa'da sizi bekliyor...

    facebook sayfamızı takip edebilirsiniz!