Güzel Bir Hafta Sonu Dileriz

Kısa Kısa'da yeni bir Hikaye

Yolunacak Kaz?..

Sağlıcakla Kalın

×

Loading...
LÜTFEN KULAK VERİN "COVİD" TEHLİKELİDİR

















SON YAZILAR :
Loading...


03 Temmuz 2020

Annenin oğluyla yaptığı telefon sözleşmesi…

Amerikalı Janell Burley Hofmann, 13 yaşındaki oğlu Gregory’ye iPhone 5 aldı.

Fakat telefonu oğluna vermeden önce “kullanım şartları” için bir sözleşme hazırladı.

Şartları kabul eden Gregory sözleşmeyi imzaladı. Eğer kurallara uymazsa annesi telefonu elinden alacak.

 

İşte Amerikalı annenin oğluyla yaptığı sözleşme ;

 

“Seninle gurur duyuyorum çünkü artık iPhone sahibisin. Ne güzel! Sen tüm iyi ve sorumlu 13 yaşındaki çocuklar gibi bu hediyeyi hak ettin. Ancak bu hediye sana kurallar ve bazı sorumluluklarla geliyor.

Aşağıdaki sözleşmeyi lütfen dikkatlice oku.

Benim senin gibi sağlıklı bir genç adamı kontrol edilemez bir dünya olan teknoloji içine belirli bir düzen içinde koymam lazım. Bunu anlayacağını umuyorum.

 

Aşağıdaki listedeki kurallara uyulmaması iPhone’u kaybetmene neden olur. Lütfen bunu da unutma. Seni deli gibi seviyorum ve önümüzdeki günlerde seninle birkaç milyon SMS ile yazışmak için büyük sabırsızlık duyuyorum…

 

İşte Janell’ın oğlu Gregory’ye akıllı telefon kullanımı için şart koyduğu kurallar: 

 

* Bu benim telefonum. Ben satın aldım. Ben ödedim. Sadece sana kullanman için veriyorum. Şifreni daima bileceğim.

* Eğer çalarsa cevap vereceksin. Merhaba diyeceksin, konuşacaksın. Eğer ben veya baban ararsa yani ekranda “anne” veya “baba” yazısını gördüğünde telefonu asla açmamazlık yapmayacaksın. Asla. 

* Bu telefonu hafta içi okul günleri akşam saat 19.30’da hafta sonu ise akşam saat 21.00’de kapatıp bana veya babana vereceksin. Sabah 07.30’a kadar kapalı kalacak. Telefon tüm gece kapalı kalacak. Arkadaşlarını da bu saatler dışında aramayacak veya mesaj göndermeyeceksin. Çünkü bizim kurallarımız gibi başka ailelerin kurallarına da saygı göstermelisin.

* Telefon seninle okula gitmeyecek. Yarım günler, geziler ve özel okul aktivitelerinde bu karar değişebilir. Bunu da önce konuşacağız. 

* Eğer bu telefon tuvalete düşerse, yerde ezilirse, havuza düşerse, başına bir şey gelirse yapımı, tamiri ve yeniden satın alınması senin sorumluluğundadır. Doğum günü paraların, kardeşlerine bakıp bizden kazandığın paralar tümü senden kesilecektir.

 

* Bir insanın yüzüne karşı söyleyemeyeceğin hiçbir şeyi mesaj olarak yazma, e-posta olarak gönderme veya telefonda böyle konuşmalar yapma. 

* Asla porno yok. Bir şey arıyorsan, bizimle konuş, bize sor. Sosyal ortamlarda, halk arasında telefonu kapat, sesini kıs. Özellikle restoranlar, sinemalar, tiyatrolar ve konuşma yapılan yerlerde. Sen kibar bir insansın ve telefonunun bunu değiştirmesine izin verme.

* Asla vücudunun özel bölgelerinin resimlerini birilerine gönderme. Asla. Ve kimseden böyle resimler alma. Bu tarz resimlere gülme. Gün gelir bazıları da sana güler sakın bunu yapma. Bu aynı zamanda senin gibi ergenler, okullar ve yetişkinler için de çok riskli bir durum. Kötü bir fikir, çok kötü bir fikir. Daima da kötü olarak kalacak. 

* Milyarlarca fotoğraf ve video çekme. Her şeyi kayıt altına almak zorunda değilsin. Tecrübelerini ve anı yaşa.

* Telefonunu bazı zamanlar bırak ve ondan uzaklaş. Sürekli yanında olmasın çünkü onsuz da nasıl yaşanacağını bilmen, öğrenmen gerekiyor. Telefonun bedeninin bir parçası değil öyle olmasına izin verme. 

* Gözlerini açık tut, çevrene bak, dünyayı gözle, neler olduğunun farkında ol. Çevrende olan biteni gör. Kuşları dinle, çevrene bak, tanımadığın yanından geçen insanlara “Merhaba” de, gülümse. Hayat sadece Google’da arama yapmak değil. Telefon dünyan değil. Olmamalı.

* Bu kuralları bozabilirsin. O zaman telefonunu elinden alırım. Birlikte oturur konuşuruz. Tekrar başlarız. Sen de ben de daima birlikte öğreniriz. Ben senin takım arkadaşınım, karşında değilim. Bu işte birlikteyiz, taraf değiliz, yalnız değilsin. 

Umuyorum bu kuralları güzelce halledebiliriz. Buradaki birçok madde sadece telefonun için değil, senin tüm hayatınla ilgili. Çok hızlı büyüyorsun ve dünya çok büyük hızla değişiyor. Bu çok heyecan verici ama korkutucu da. Eline geçen her şansı değerlendir. Kendine ve gücüne inan çünkü hiçbir makinenin sahip olamayacağı kadar kocaman bir kalbe sahipsin. Seni çok seviyorum ve hediyenin seni eğlendirmesini diliyorum… ”

Kaynak: Haberturk

02 Temmuz 2020

Türk Edebiyatından beyazperdeye uyarlanmış 17 film

Edebi bir eseri sinemaya aktarmak bir yönetmeni tanımamızda başlı başına bir unsur olabilir. Çok usta kalemlerin ellerinden çıkmış romanların beyazperdeye uyarlanmış halleri sinemamızın en nadide eserleri olageldi yıllar boyunca. İşte onlardan bazıları...



Susuz Yaz

Necati Cumalı'nın 1962'de yazdığı aynı adlı hikâyesinden uyarlayıp yazmıştır. Filmin başlıca rollerinde Erol Taş, Hülya Koçyiğit ve aynı zamanda filmin yapımcısı da olan Ulvi Doğan oynamışlardır. Susuz Yaz, içerisinde barındırdığı kuvvetli siyasi taşlamaları ile politik sinemamızın az sayıdaki örneğinden biridir. Ülkemizde uzunca süre gösterimi yasaklanan yapıt Berlin Film Festivali'nde Altın Ayı ödülünü kazanarak olağanüstü bir başarı göstermiştir.



Yılanların Öcü

Fakir Baykurt'un 1954 yılında yazdığı, köy hayatını anlatan ilk romanı. Kara Bayram karısı, annesi ve çocuklarıyla beraber sakin bir hayat süren, toprak işleriyle uğraşan bir çiftçidir. Komşuları Haceli, Bayram'ın evinin önüne ev yapmak için temel atar. Aslında temel iki aile arasındaki büyük düşmanlığın başlangıcına atılmıştır. Oysa ki en büyük hata Kara Bayram'ın evinin önünü satılığa çıkaran ve Haceli'yle bu toprağı satan muhtardır. Ancak Bayram ve Haceli gerçek suçluları aramaktansa,aralarında ezeli bir rekabete girmeyi seçerler. Irazca ve Bayram'ın Haceli'yle ait kerpiçleri yok etmesiyle aralarındaki anlaşmazlık bir savaşa dönüşecektir.



Hababam Sınıfı

Hababam Sınıfı, Rıfat Ilgaz'ın Dolmuş dergisinde yazmaya başladığı öykülerden bir bölümünü birleştirerek 1957 yılında kitaplaştırdığı eseridir. Daha sonra, 1970'li yıllarda Ertem Eğilmez tarafından sinemaya uyarlanmıştır.
 
Özel Çamlıca Lisesi'ne yeni atanan müdür muavini ve tarih öğretmeni olan Mahmut Hoca (nam-ı diğer Kel Mahmut); kopya çeken, okuldan kaçıp maçlara giden, hocalarla sürekli kafa bulan öğrencilerle dolu okulun 6 Edebiyat A [1] sınıfını (nam-ı diğer Hababam Sınıfı) ilginç ceza yöntemleriyle disiplin altına almaya çalışır. Fakat aynı zamanda öğrencilerin haylazlığı dışında ciddi olaylar da yaşanmaktadır



Bereketli Topraklar Üzerinde

Erden Kıral tarafından yönetilen 1979 yapımı drama filmi. Orhan Kemal'in aynı adlı romanından uyarlanan filmin senaryosunu en başta Mahmut Tali Öngören yazmış, ancak Erden Kıral senaryoyu beğenmemesi üzerine oyuncu Tuncel Kurtiz senaryoyu yeniden kaleme almıştır. Hikâyede Çukurova'ya gelip ağır şartlar altında çalışan Köse Hasan, Pehlivan Ali ve Yusuf adlı üç arkadaşın başından geçenler konu edilmektedir.
 
1979 yılında çekimleri tamamlanan film, sıkıyönetim tarafından yasaklandı, daha sonra ise kimliği belirsiz kişi veya kişilerce çalındı. Negatiflerin bulunmasından hemen sonra film, Türkiye'de 28 yıl sonra gösterime girdi. Bereketli Topraklar Üzerinde, 1981 yılında Strasbourg'da yapılan oylama sonucu "Avrupa'nın En İyi Filmi" seçildi. Ancak yurtdışı yasağı nedeniyle Erden Kıral'ın ödülü alması engellendi. Darbe günlerinde Kıral negatiflerin izini kaybetti. Yapımcılardan Nurettin Sezer negatifleri korumak için İsveç'e götürdü. Filmin negatiflerinin bulunmasının ardından 12 dakika kısaltılarak 2 Mayıs 2008 tarihinde tekrar gösterime sokuldu.


Zübük

Aziz Nesin'in aynı adlı romanından sinemaya uyarlanmış, yönetmenliğini Kartal Tibet'in, senaristliğini Atıf Yılmaz'ın yaptığı 1980 yapımı film. Türkiye siyasi yapısındaki çarpık karakterleri hicveder. Zübük, Zeybek sözcüğünden ses benzeşimiyle, Aziz Nesin tarafından yaratılmış bir sözcüktür.
 
İbrahim Zübükzade (Kemal Sunal) mesleğinden ihraç edilmiş bir siyasetçidir. Sözünde durmayan, ahlaksız bir adamdır. Gazeteci Yaşar (Metin Serezli) gazetede yayınlamak istediği yazı dizisi için Zübükzade’nin yaşam öyküsünü öğrenmek ister. Gittiği köyü Gülören’de karşılaştığı köylüleri Zübükzade’yi nefretle anarlar. Yaşar’ın köylüden aldığı bilgiye göre Zübük iş hayatına bir dairede katip olarak başlamış, kısa sürede aldığı rüşvetlerle zengin olup çıkmıştır. Foyası ortaya çıkınca kovulan Zübük, Destek Partisi’ne girip yağcılıkla ocak başkanlığına yükselir.



Karılar Koğuşu

1989 yapımı Türk filmi. Başrollerini Kadir İnanır ve Hülya Koçyiğit paylaşmıştır. Kemal Tahir'in Malatya Cezaevi'nde yattığı 3 aylık bir dönemin öyküsü. 1943 Türkiye'sini sergileyen Kemal Tahir'in (Kadir İnanır) hapishane anılarıyla iç-içe geliştiği Malatya genelevinin ünlü sermayesi Tözey'in (Hülya Koçyiğit), çocuk yaştaki sevgilisiyle birlikte kocasını zehirleyen idam mahkumu Hanım Kuzu'nun (Perihan Savaş) dramı.



Uçurtmayı Vurmasınlar

Yönetmenliğini Tunç Başaran'ın yaptığı 1989 yapımı uzun metrajlı Türk sinema filmi. Çekimleri Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi'nde gerçekleşti. Film, 62. Akademi Ödülleri'nde Türkiye'nin yabancı dilde en iyi film dalında Oscar aday adayı olarak seçilmiştir.
 
Beş yaşındaki bir çocuğun gözüyle kadınlar hapishanesinin ve sevginin öyküsüdür anlatılan. Küçük Barış'ın (Ozan Bilen) bu dört duvar arasında ne suçu vardır ki? Oysa esrardan tutuklanan annesi değil midir? Barış henüz algılayamadığı bir garip dünyanın içinde, her yanı soğuk ve sağır duvarlarla çevrili bir hapishane avlusunda gökyüzünü ve özgürlük uçurtmalarını gözlemektedir. İnci Abla’sı (Nur Sürer), Özgürlüğüne kavuştuktan sonra bir gün uçurtma olup geri döneceğine söz vermemiş midir? Film Feride Çiçekoğlu'nun romanından uyarlandı.



Kadının Adı Yok

Duygu Asena'nın yazdığı, 1987 yılında basılan kitabın uyarlanması.
 
Kadınların sorunlarına eğilen ve kadın-erkek eşitsizliği gibi konulara değinen kitap, mahkeme kararıyla 1988'de yasaklanmış; sonrasında ise yasak kaldırılarak Atıf Yılmaz tarafından filme çekilmiştir. Hale Soygazi'nin filmin finalinde çırılçıplak soyunduğu sahne büyük sansasyon yaratmıştı.



Anayurt Oteli

Yönetmenliğini Ömer Kavur'un yaptığı, başrollerinde Macit Koper, Şahika Tekand, Orhan Çağman ve Serra Yılmaz'ın rol aldığı 1986 yapımı bir film'dir. Film Yusuf Atılgan'ın aynı adlı eserine dayanılarak Ömer Kavur tarafından senaryolaştırılmıştır. Küçük bir Anadolu kasabasındaki Anayurt Oteli'nin yalnızlıktan kurtulamayan otel müdürü katibi Zebercet'in (Macit Koper) oldukça kasvetli hikayesi resmediliyor. 



Murtaza

Orhan Kemal'in 1952’de yayımlanan ünlü romanından uyarlanan filmde Balkan savaşının kahramanlarından Kolağası Hasan Bey’in torunu olan Murtaza, yaşamını bir fabrikada bekçilik yaparak kazanır. İşine bağlıdır. Ancak despotça ve acımasız bir baskı biçimiyle fabrika işçilerini yıldırmaktadır. Herkesin alay konusu olduğu bu  ‘vazife tutkusu’  Bekçi Murtaza’yı giderek hasta ve çekilmez bir hale getirirken çevresinden koparacaktır.


Sarı Mercedes

Adalet Ağaoğlu'nun Fikrimin İnce Gülü romanından sinemaya aktarılan Sarı Mercedes'in çekimleri 1987 yılından 1992 yılına dek sürdü.Filmin yönetmenliği ve senaristiliği ise Tunç Okan'a ait.Almanya'da azimle çalışıp Mercedesini alan Bayram'ın Almanya'dan Türkiye'ye gelirken yaşadıklarının anlatıldığı film. 



Hakkari'de Bir Mevsim

Ferit Edgü'nün 1977'de yayımlanan romanından beyazperdeye uyarlandı.  Filmde, sürgün olarak Hakkâri'ye giden bir öğretmenin (Genco Erkal), orada güçlükler içinde geçirdiği bir kış mevsimi anlatılmaktadır. Filmin başlıca oyuncuları arasında Genco Erkal, Rana Cabbar, Erol Demiröz, Berrin Koper, Şerif Sezer, Macit Koper ve Erkan Yücel sayılabilir. Bununla beraber, 5 yıl Türkiye'de yasaklı kalmıştır.



Ağır Roman

Film Metin Kaçan'ın aynı adlı romanından uyarlanmıştır ve dönemin en çok ses getiren filmlerinden biri olmuştur. Eser adını ağır bir Roman oyun havasından alır.Film, 70'li yıllarda, İstanbul'da, yoğun olarak Romanların yaşadığı Kolera Sokağı'nda geçer.
 
Salih (Okan Bayülgen), mahallenin saygı duyulan berberi Ali'nin (Savaş Dinçel) en küçük oğludur ve araba tamirciliği yapmaktadır. Mahallenin sevilen kabadayısı ve koruyucusu Arap Sado (Burak Sergen) mahalledeki kötü niyetli kabadayılarla hakimiyet mücadelesi esnasında öldürülünce Salih mahallenin yeni koruyucusu rolüne soyunur, ancak bu zor görev için henüz hazır ya da uygun değildir.
 
Arka planda Kolera Canavarı denen bir katil rastgele cinayetler işlemekte ve mahalleye dehşet salmaktadır. Salih'in en yakın arkadaşı Orhan (Küçük İskender) eşcinseldir ve Salih'e aşıktır. 
Bu karmaşada Salih, babasının evine kiracı olarak taşınan Hıristiyan kızı Tina'ya (Müjde Ar) aşık olur.



Salkım Hanımın Taneleri

Yılmaz Karakoyunlu'nun aynı adlı kitabından uyarlanmış 1999 yapımı Tomris Giritlioğlu filmi.Filmde olay akışı gayrimüslimlere Varlık Vergisi'nin konmasının az evvelinde başlıyor. Durmuş (Zafer Algöz) ve karısı Nimet (Derya Alabora) Niğde'den İstanbul'a "tutunmaya" göç ediyorlar. Durmuş'un hemşehrisi Bekir (Güven Kıraç), İstanbul'un varlıklı beyefendilerinden olan Halit Bey'in (Kamuran Usluer) yanında çalışmaktadır. Durmuş, Bekir'i bulur, ondan yardım ister ve böylece Bekir'in de yardımıyla bir iş sahibi olur. Ancak bu durum hırslı ve paragöz Durmuş için yeterli değildir. Halit Bey'in karısı Nora (Hülya Avşar), kocasına bir çocuk vere memenin ezikliğiyle akıl sağlığını yitirmiştir. 
 
Halit Bey'in konağının en üst katında yaşamaktadır. Halit Bey ise cilveli ve gözü yükseklerde olan Nefise (Zuhal Olcay) ile bir ilişkiye başlamıştır. Durmuş'un konağa gelişi, Varlık Vergisi'nin gündeme gelişi ve sürgünlerin başlaması filmin tüm kahramanlarını olumsuz yönde etkileyecektir.



Abdülhamit Düşerken

Nahid Sırrı Örik'in Sultan Hamid Düşerken adlı kitabından uyarlanmış 2002 yapımı Ziya Öztan filmi. 18 Nisan 2003 tarihinde gösterime girmiştir. 1 milyon doları aşan bütçesiyle Türk sinema tarihinin o zamana kadar en pahalıyla mal olan yapımı unvanını elinde tutan film, Yıldız Sarayı, Maslak Kasrı gibi gerçek mekânların yanı sıra, Marmara Üniversitesi’nin bahçesine inşa edilen, Beyoğlu ve İstiklal Caddesi’nin eski hallerinin yeniden yaratıldığı dev setlerde çekildi.Merkezde yer alan bir aşk macerası çerçevesinde, İkinci Meşrutiyet’in ilan edilmesi, Abdülhamid’in tahttan indirilmesi, 31 Mart olayları ve Harekât Ordusu’nun İstanbul’a gelişi gibi tarihi gerçekleri ele alan film; mesleğinde başarı kazanmış, Osmanlı İmparatorluğu’nun demokratikleşme mücadelesinde ön saflarda yer almış, İttihat ve Terakki Cemiyeti yöneticilerinden Binbaşı Şefik’in bir nazır kızına aşık olması ve iktidar sevdasına kapılmasını konu alıyor.



Sis ve Gece

Başrollerini Selma Ergeç ve Uğur Polat'ın paylaştığı Ahmet Ümit’in beğenilen romanı Sis ve Gece’nin beyazperde uyarlaması olan film 2007 yapımı Turgut Yasalar'ın senaryolaştırıp yönettiği bir filmdir.
Gizli servis elemanı olan Sedat, iş ve özel hayat sorunları arasında sıkışıp kalmış, oldukça sıkıntılı günler geçirmektedir. Bir süre evvel, amiri olan yürekten bağlı olduğu Yıldırım’ın öldürülmesinin yıkımını üzerinden atamamışken sevdiği kadın Mine’nin de ortadan gizemli bir şekilde kaybolması, hayatını kabusa çevirir.
 
Sedat, Yıldırım’ın kendi teşkilatı tarafından öldürüldüğüne inanmakta ve Yıldırım’a olan bağlılığının kendisinin de teşkilat içinde pasifize edilmesine neden olduğunu düşünmektedir. Bütün bu buhranlı dönemlerde, içinde olduğu ve ailesinin de dolduramadığı boşluğu tek bir insanla kapatabilir. Resim öğrencisi olan Mine, Sedat’ın hayata tutunmasının tek dayanağı olmuştur. Ama artık o da yoktur ve bütün sevdikleri, hayatından teker teker çıkıp gitmektedir.



Mutluluk

Zülfü Livaneli'nin aynı isimli romanından uyarlanan film, Meryem’in perişan ve baygın halde, bir göl kenarında bulunmasıyla başlar. Ailesi kızlarının bir namussuzluk yaptığını düşünerek töre gereği öldürülmesine karar verir. Öldürme görevi ise yakın akrabası Cemal’e verilir. Çıktıkları ölüm yolculuğunda, Meryem ve Cemal’in yolları, Profesör İrfan Kurudal’la kesişir. Bu karşılaşma üçünün de kaderlerini değiştirecek mutluluğa doğru bir yolculuğun başlangıcı olur.

01 Temmuz 2020

Hititler

MD GPK 009

Hititler, M.Ö. 2000 – 1200 yılları arasında Anadolu’nun büyük bir kesiminde ve Kuzey Suriye’de hüküm sürmüşlerdir. Hititlerin konuştukları dil Hint - Avrupa ailesine aitti ve Anadolu’ya olasılıkla Kafkasya’dan gelmişlerdi. Krallıklarının kuruluşundan birkaç yüzyıl önce Anadolu’ya geldiler ve yerli halk olan Hattiler arasında zamanla güç kazanarak Hitit devletini kurdular. Hititler Orta Anadolu’da, yani Hatti ülkesinde varolan köklü birikime sahip çıkarak ve diğer yakındoğu uygarlıklarından etkilenerek yeni bir kültür bireşimi oluşturdular.

image

Alacahöyük Sfenksli Kapı

M.Ö. 1650 / 1600’lerde, adı Hattuşa’lı anlamına gelen Hattuşili, bugünkü Çorum sınırları içinde kalan Boğazköy / Hattuşa’da ilk Hitit krallığını kurdu. Ardılı I. Murşili zamanında krallığın sınırları Anadolu dışına taştı; güneyde Halep alındı, Babil’e dek inildi. Bu tarihten sonra inişli çıkışlı bir politik başarı sergileyen Hititler, M.Ö. 14. yy.’ın ortalarında tahta çıkan genç ve dinamik I. Şuppiluliuma döneminde en parlak dönemlerini yaşadılar.

M.Ö. 13. yy.'dayakındoğunun önemli imparatorluklarından biri haline gelen Hitit devleti, Doğu Akdeniz’de gücünü kanıtlamak isteyen Mısır ile bir sürtüşme içine girdi. Bu sürtüşme, M.Ö. 1285 yılında Kuzey Suriye’deki Kadeş kenti yakınlarında Muvatalli yönetimindeki Hitit ordusuyla, II. Ramses yönetimindeki Mısır ordusunun giriştikleri savaşla doruğa ulaştı. Kesin bir yengi olmasa da, Hititler bu savaşı kazandılar. Kadeş savaşından sonra M.Ö. 1269 yılında imzalanan barış antlaşması, günümüze dek gelen en eski resmi yazılı antlaşmadır. Bu tarihte dünyanın önemli devletleri Babil, Asur ve belki de Miken federasyonu idi. Hititler ve Mısırlılar ise dünyanın süper güçleri idi.

Bu parlak dönemden yüzyıl kadar sonra M.Ö. 1200’lerde Hitit İmparatorluğu, batıdan gelen Deniz Halklarının istilasıyla yıkıldı ve başkent Hattuşa terk edildi.

Merkezi Hitit devletinin çöküşünden sonra, tunç çağlarının bitip demir çağının başladığı bu dönemde, Orta Anadolu’da yarı göçebelerin yaşadığı ve Karanlık Çağ adı verilen bir dönem başladı. Anadolu’nun güneydoğusunda ise M.Ö. 1100 –700 arasında Geç Hitit Krallıkları adı verilen küçük kent devletleri varlıklarını sürdürdüler. Ancak bu bölgede merkezi bir Geç Hitit devleti kurulmadı.

3200 Anadolu'da erken tunç çağının başlangıcı. MD GPK 005

2500 Hatti diline ait ilk kayıt.

2500 – 2000 Kızılırmak havzası içinde Hatti rahip beylerinin güçlenmesi.

2250 – 2000 Hint – Avrupa'lıların Karadeniz'in Kuzeyinden Avrasya'ya yayılmaları.

2300 Urkis kentinde (Mardin'in güneyinde) Hurri diline ait ilk kayıt.

2200 Hititlerin Hatti ülkesine olasılıkla Kafkasya yönünden göç etmeleri. Alacahöyük buluntularının Maikop kültürüyle benzerlikleri göç yolu için Kafkasya yönü olasılığını güçlendirmektedir. Hititlerin akrabası olan Luvi'ler ve Pala'ların da Hititler de aynı zamanda Anadolu'ya geldikleri düşünülmektedir.

2100 – 2000 Hititlere ait Alacahöyük (Hitit kenti Arinna) güneş kursları.

2100 – 1900 Hitit prens ve prenseslerine ait Alacahöyük kral mezarları.

~2000 Hititlerce Arzava ülkesinin dili olarak anılan Luvi dilinin Güney ve Batı Anadolu'da yaygınlaşması. Pala dilinin Kuzey Anadolu'da yaygınlaşması. Hurri dilinin Güneydoğu ve Doğu Anadolu'da yaygınlaşması.

1750 Anitta'nın Kuşşar'da (Aksaray'ın batısındaki Acemhöyük) kral oluşu. Hitit krallığının doğuşu. Bu tarihten Telipinu'nun kral olduğu 1530'lu yıllara kadar geçen dönem Hitit tarihinde “Eski krallık” dönemi olarak adlandırılmaktadır.

1750 – 1700 Anitta'nın Karadeniz kıyısındaki Zalpuva kentini ve Hattuşa'yı ele geçirmesi. Kuşşar kralı Anitta'nın Neşa (Kaneş, =Alişar) kentini ele geçirmesi. Bu çağda Kuşşara ve Kaneş kentlerinin nüfusunun 10000 civarında olduğu söylenebilir.

1660 – 1630 I. Hattuşili'nin krallık dönemi. Hattuşili Hattice Hattuşlu anlamındaydı. Hattuşili Hitit başkentini Kuşşar'dan Hattuşa'ya taşıdı. Hitit ordusu ilk defa Hattuşili önderliğinde Fırat nehrini geçti. Yine bu dönemde Hatti dili yalnızca Hitit tapınaklarında okunan ve ilahilerde yaşayan ölü bir dil durumuna geldi.

1630 I. HattuşiliHalpa'daki (bugünkü Halep) Yahmad krallığı ile savaşırken (belki de bir çarpışma sırasında) öldü. Yerine I. Murşili kral oldu. Murşili'nin I. Hattuşili'nin varisi olduğu halde, onunla akrabalık bağı olduğu kesin değildir. Huzziya'dan başka oğlu olmayan Hattuşili, Murşili'yi öz oğlunun kendisine karşı bir komplo içinde olduğunu görünce ardıl olarak seçmiştir.MD GPK 006

~1610 Murşili Halpa'yı ele geçirdi ve ganimetleriyle Hattuşa'ya döndü. Halpa bu tarihten sonra Hitit krallığının değişmez bir parçası oldu.

~1600 Murşili gerileme döneminde olan Babil'in büyük Amori Krallığına saldırdı ve Babil'i ele geçirdi. Babil'li tarihçiler bu olayı “Samsuditana zamanında Hatti'nin erkekleri Akad ülkesine karşı yürüyüşe geçti” şeklinde anlatmaktadırlar. Bu saldırıdan sonra en ünlü kralı Hammurabi olan Birinci Babil Hanedanlığının sona erdi.

Murşili, eniştesi olan Hantili ve Hantili'nin kayınbiraderi Zidanta tarafından kurulan bir komplo ile öldürüldü. Hantili'nin kral oluşu. Hantili Luvice bir addı.

1570 – 1535 Zidanta, Ammuna ve Huzziya'nın krallık dönemleri. Hitit krallığında iç karışıklıklar ve krallık ailesi içindeki çekişmeler sonucunda merkezi otorite azaldı. Kutsal Nerik kenti Karadeniz kıyılarında yaşayan göçebe Kaşkaların eline geçti. Barbar ve savaşkan bir halk olan Kaşkalar Hititlere karşı imparatorluğun sonuna dek kuzeyde bir tehdit olarak kaldılar. Hitit toprakları Hattuşa ve çevresine dek küçüldü.

1535 – 1510 Telipinu'nun krallık dönemi ve büyük imparatorluk devrinin başlangıcı... Telipinu Hitit tahtına çıkış koşullarını düzenlediği bir ferman yayınladı. Arzava ülkesiyle ile bir antlaşma yaptı ve merkezi otoriteyi yeniden kurdu.

Bu çağda başkent Hattuşa'nın nüfusunun 30000 civarında olduğu söylenebilir.

Kuzey Suriye'de Mitanni devletinin kuruluşu. Mitanni devletinin kralları Hint – Avrupa'lı, yerli halkı ise Hurrilerdi.

Luvi dilinin Orta Anadolu'da yaygınlaşması.

1510 – 1460 Alluvamna, II. Hantili, II. Zidanta ve II. Huzziya'nın krallık dönemleri. Hitit devletinin gücü bu dönemde de azaldı ve güney – güneydoğu Anadolu'da Hitit etkisi azaldı. Mitanni devleti bu dönemde Mısır'dan sonra Ortadoğu'nun en güçlü devleti konumuna geldi.

1400 – 1300 Mikenlerin Batı Anadolu'da Hititlerin Ahhiyava adını verdiği siyasal birliği kurmaları.

1450 – 1350 Mitanni yönetiminde Hint – Ari soylularının egemen olması.

~1450 Mısır firavunu II. Thutmosis'in Mısır'ın etki alanını Karagamış'a dek yayması.

1460 – 1440 II. Tuthaliya'nın krallık dönemi. Tuthaliya Hattice kutsal bir dağın adıydı. TuthaliyaMitannilere ilişki kurup Hititlerle bağını koparmak isteyen Halpa kentini yıktı. Bu dönemde Mitanni krallığı Mısır'la ittifak kurmak için Mısır firavunu II. Amenofis'e elçiler gönderdi. Hititlere karşı olan bu ittifak kısa süre sonra diplomatik bir evlilikle de desteklendi.

1440 – 1400 Tabarna Arnuvanda – Tavananna Aşkmunikal kardeşlerin (üvey, ya da evlatlık) yönetimi. Arnuvanda Hattice kutsal bir dağın adıydı. Aşmunikal Hurrice bir addı ve bu tarihten sonraki tüm Hitit kraliçelerinin adları Hurrice'dir.

Kaşkalar Kızılırmak havzasındaki pek çok Hitit kentini yağmaladılar ve Hattuşa'ya dek geldiler.

1400 – 1370 III. Tuthaliya ve oğlu genç Tuthaliya'nın krallıkları. Genç Tuthaliya'nın kısa süren hükümranlığı sırasında Hatti ülkesi Kaşka, Arzava ve Doğu bölgelerinden saldırıya uğradı. Bu kritik zamanda III. Tuthaliya'nın komutanı Şuppiluliuma krallığın başına geçti.

1400 – 1300 Alacahöyük yontu eserleri.

1370 – 1335 Büyük imparatorluğun ilk güçlü kralı I. Şuppiluliuma'nın krallık dönemi. Şuppiluliuma, adı Hititçe olan ilk Hitit kralıdır. Şuppi Hititçe saf, luli ise kaynak anlamında; Şuppiluliuma, saf kaynaklı demekti.

ŞuppiluliumaArzava kralı ile kızını evlendirerek Güney'deki durumunu güMD GPK 007çlendirdi. Kuzeydoğudaki Hayaşa, güneydeki Kizzuvatna ve güney Suriye'deki Amurru krallıkları da diplomasi yoluyla Hititlere bağlandı.

Komşu küçük krallıklarla ilişkiler düzeltilince Mitanni ile Hititlerin karşılaşması kaçınılmaz oldu. ŞuppiluliumaMitanni'ye karşı yürttüğü ilk seferde başarısız oldu ve geri çekilmek zorunda kaldı. Mitanni kralı Tuşratta eline geçen ganimeti Mısır firavunu III. Amenofis'e gönderdi. Ancak Şuppiluliuma ikinci savaşa daha iyi hazırlandı. Hititlerin planı Fırat nehrini Kuzey Suriye'deki Mitanni savunma hattının kuzeyinden geçerek Mitanni'yi arkadan vurmaktı. Bu doğrultuda Doğu Anadolu'daki Hayaşa krallığıyla anlaşma yapıldı ve Hitit ordusu Torosların kuzeyinden kuzey-doğu Suriye'ye indi. ŞuppiluliumaTuşratta ile yaptığı ikinci savaşta başarılı oldu ve Mitanni başkenti Wassukanni'yi ele geçirdi. ŞuppiluliumaMitanni seferini güneye doğru sürdürdü ve bir yıl içerisinde Lübnan dağlarına dek tüm Hurri ülkesini ele geçirdi. Ugarit kralı II. Niqmandu ile antlaşma yapılarak Ugarit kenti vasal duruma getirildi. Şuppiluliuma, Tuşratta'nın oğlu Maltiwaza'yı kukla kral olarak Mitanni'nin başına geçirdi. Böylece Mitanni devleti yıkılarak, Asur ile Hatti ülkesi arasında Hitit uydusu bir tampon devlet yaratılmış oldu. Bu tarihlerde Akhenaten'in dinsel reformlarıyla meşgul olan Mısır, Hititlerin yayılmasına müdahale edemedi.

Büyük Suriye seferi dönüşü Hititler Kargamış kentini ele geçirdi. Şuppiluliuma Kargamış ve Halpa kentlerinin yönetimlerini oğulları Şarrikuşuh ve Piyassili'ye verdi.

1360 IV. Amenofis'in (Akhenaten) Mısır firavunu oluşu. ŞuppiluliumaAmenofis'e armağan olarak ikibuçuk kilo ağırlığında gümüşten yapılmış beş hayvan şekilli kap (rhyton) ve başka gümüş eserler gönderdi.

1338 Mısır firavunu Tuthankhamon'un (1347 – 1338) dul karısı Ankhesenpaam I. Şuppiluliuma'ya bir mektup yazarak kralın oğullarından birini kendisine eş olarak istedi.

I. Şuppiluliuma'nın Mısır kraliçesine eş olarak gönderdiği oğlu Zannaza Mısır yolunda belirsiz bir biçimde öldürüldü.

1335 Şuppiluliuma Filistin'den Hattuşa'ya getirilen tutsakların yaydığı vebadan öldü, yerine en büyük oğlu II. Arnuvanda geçti ancak onun da birkaç yıl içinde aynı hastalıktan ölmesiyle, Arnuvanda'nın kardeşi küçük yaştaki II. Murşili'nin krallık dönemi başladı. II. Murşili'nin tarihçesinde bu olay şöyle anlatmıştır: “Hitit ülkesinin düşmanları şöyle düşündüler: Hatti ülkesinin kralı kahraman bir kral idi. O düşman ülkelerini yendi. O tanrı oldu [öldü]. Babasının tahtına oturan oğlu, o da eskiden bir kahramandı. O hastalandı, o da tanrı oldu. Şimdi babasının tahtına oturan ise bir çocuktur. Hatti ülkesinin topraklarını koruyamayacak...”

1335 – 1315 Şuppiluliuma'nın ölümüyle Anadolu ve Suriye'de Hitit otoritesi sarsıldı ve komşu vasal krallıklar isyan ettiler. II. Murşili Arzava'yakraşı sefere çıktı ve Arzava'yı yendi. Ahhiyava'ya sığınan Arzava kralı Hititlere teslim edildi. II. Murşili, Halep ve Kargamış kentleriyle, Mitanni ve Amurru tampon devletlerindeki statükoyu koruyarak, Suriye'deki Hitit egemenliğini sürdürdü.

Kaşkalar bu dönemde kabile düzeninden sıyrılıp merkezi yönetime yöneliyorlardı. II. MurşiliKaşkaları yendi ve Kaşka kralı Pihhuniya'yı tutsak etti. II. Murşili krallığı boyunca Kaşkalara karşı yapılan 10 sefer kaydedilmiştir. Bu seferler başarılı olmasına karşın, düşmanın göçebe niteliğinden ötürü hiçbirinde kesin sonuç alınamamıştır.

II. Murşili kendi dönemini geriye bakışlarla anlatan bir tarihçeyi tabletlere yazdırdı.

1315 – 1282 Muvatalli'nin krallık dönemi. Muvatalli Luvi dilinde Fırtına Tanrısı'nın bir adıydı. Kral kardeşi (III.) Hattuşili'yi Kuzey Anadolu bölgesinden sorumlu komutan olarak görevlendirdi. Zaman zaman aralarında bazı sürtüşmeler olsa da, Muvatalli Hattuşili'ye her zaman saygı gösterdi ve Hattuşili başarılı oldukça onun yetki ve ünvanlarını arttırdı.

Hattuşili kuzeydeki Kaşkaları iyice sindirdi ve kutsal Nerik kentini geri aldı. Kaşkalar bu tarihten sonra imparatorluğun yıkılışına dek Hititler için önemli bir tehlike yaratamadılar.

Muvatalli Viluşa (Troya ) prensi Alaksandu ile bir antlaşma yaptı ve Hititlerin yapacağı büyük savaşlar için Viluşa'dan yardım sözü aldı. Muvatalli devrinde Batı Anadolu kısmen Hitit egemenliğine girdi.

Muvatalli Mısır ile süregiden gerginliğin bir savaşla sonuçlanacağını hesaplıyordu ve bu doğrultuda, güneye yapılacak bir sefer için başkenti Hattuşa'dan daha güneydeki Tarhuntaşşa'ya taşıdı (Tarhuntaşşa neresi bilinmiyor).

1290 II. Ramses Mısır firavunu oldu. Mısır krallığı II. Ramses'le birlikte Hititlere karşı daha saldırgan bir politika izlemeye başladı. Güney Suriye'deki Amurru Devleti Hititlerle olan vasallık ilişkisini bozdu: “Bugüne dek sadık hizmetkardık, ama artık değiliz.”

1285 II. Ramses komutasındaki Mısır ordusu, Muvatalli – Hattuşili komutasındaki Hitit ordusuyla Kadeş yakınlarında karşılaştı. Hitit ordusu Mısır kaynaklarına göre 3500 araba, 17000 yayadan oluşuyordu. Mısır ordusunun da yaklaşık olarak aynı güçte olduğu tahmin edilmektedir. Mısır kaynaklarında da belirtildiğine göre Hitit ordusu şu ülkelerin askerlerinden oluşuyordu: "Hatti, Nahrina (Hurri ülkesi), Arzava, Pidasa (Hattuşa'nın güneybatısı), Dardanoi (Batı Anadolu'da), Masa (Lydia bölgesinde), Karkisa (Batı Anadolu'da), Lykia, Viluşa, Aravanna (Sakarya'nın doğusunda), Kaşka, Kizzuvatna, Kargamış, Halpa, Kadeş ve Hayaşa". Bağlaşıklar listesinde Hititlerin geleneksel düşmanlarının da yeralması, Muvatalli'nin diplomatik gücünü göstermektedir.

Mısırlılar Amon, Re, Ptah ve Seth adlı arkaya arkaya giden dört tümenle kuzeye yönelmişti. II. RamsesAmon tümeninin başındaydı. Ramses, Orontes (Asi) ırmağını geçmeden Hitit ordusundan kaçtıklarını söyleyen iki casus Ramses'e Hitit ordusunun uzakta, Halep yakınlarında olduğunu söyledi. Oysa MuvatalliKadeş yakınlarında pusuda bekliyordu. Ramses, ırmağı aştı ve Asi Ovasında ilerleyerek Kadeş'in kuzeybatısında diğer tümenleri beklemek üzere durdu. Bu sırada Re tümeni ırmağı geçmekte, Ptah ve Seth daha güneyde ilerlemekteydi. Bu sırada Hititler Re tümenine baskın yapıp birliği dağıttılar, ardından Amon tümenini sıkıştırdılar. Ancak arkadan yetişen Mısır birlikleriyle Hitit ordusu geri çekildi ve Mısırlılar mutlak bir bozgundan kurtuldular. Hititler savaşı kazanmalarına karşın kesin bir sonuç alınamadı. Savaştan sonra Ramses ordusuyla Mısır'a çekildi. Hititler Şam'a dek ilerlediler ve Amurru yeniden Hitit vasallığını kabul etti.

1284 Hattuşiliİştar rahibesi Puduhepa ile evlendi. Puduhepa, III. Hattuşili'nin hükümdarlığında krallığın daha teokratik bir yapı kazanmasında ve Hurri kültürünün etkinlik kazanmasında rol oynadı.

1282 Muvatalli'nin ölümünden sonra oğlu Uhri – Teşup III. Murşili adıyla Hitit kralı oldu. Başkent yeniden Hattuşa'ya taşındı. Murşili güçlü amcası Hattuşili'nin egemenlik alanını ve yetkilerini kısıtlamaya çalıştı.

1275 Hattuşili Hattuşa'nın ileri gelenleri ve İştar rahiplerinin de desteği ile Uhri – Teşup'u yenip, III. Hattuşili olarak kral oldu. Hattuşili'nin esiri olarak Nuhaşşa kentine götürülen Uhri – Teşup Mısır'a kaçtı. Mısır'la yapılan uzun yazışmalar, onun geri getirilmesini sağlamadı.

1269 Mısır ile Hitit imparatorlukları arasında Kadeş barış antlaşması gümüş tabletlere yazdırıldı. Kadeş barışında iki ülke arasındaki sonsuz barış dileği yanında, iki ülkenin zor durumlarda birbirlerine asker göndermeleri, kaçakları iade etmeleri de yeralmaktaydı. Mısır firavunu ve Hitit kralı birbirlerini eşit olarak kabul ediyorlar ve birbirlerine 'kardeşim' diye hitap ediyorlardı. Hitit imparatorluğunun sonuna dek sürecek olan bu dostluğun bir nedeni de iki ülkeyi de kaygılandıran doğudaki Asur'un yükselişiydi.

1256 Hattuşili büyük kızını II. Ramses'ebaşkadın olarak eşliğe verdi. Ona Mısırca Maatnefrure adı verildi.

1250 – 1220 Hattuşili'nin ölümü ve Puduhepa'nın oğlu IV. Tuthaliya'nın krallık dönemi.

IV. TuthaliyaAssuva (olasılıkla Lydia) bölgesine sefere çıktı, kral Malaziti'yi (olasılıkla Heredotos'daki Meles) yendi ve Sardeis'i yıktı. Sefer dönüşünde İzmir yakınlarındaki Karabelmevkisinde bir zafer anıtı diktirdi.

Alaşiya (Kıbrıs) krallığı Hitit vasallığını kabul etti ve Hititlere altın ve bakır olarak vergi ödemeye başladı.

Asur ile gerginlik gün geçtikçe tırmanıyordu. Hititler Ugarit ve Amurru krallıklarını Asur ile arada tampon olarak düşünüyordu ve bu doğrultuda Amurru ülkesinin Asur ile ticareti yasaklandı. IV. Tuthaliya'nınAmurru ile yaptığı antlaşmada, Mısır, Babil ve Asur ülkesi krallarını kendisiyle eşit konumda saymıştır. (Tableti yazan katibin bu ülkelere Ahhiyava'nın adını da eklemiş, ancak sonradan üstünü karalamış olması ilginç bir noktadır).

Kilikya bölgesinde kuraklık ve açlık yaşandı. Mısır firavunu Merneptah Hititlere tahıl yüklü gemiler gönderdi.

1250 – 1220 Yazılıkaya açık hava kutsal alanının doğuşu.

1240 Troia VII a uygarlığı deniz halkları tarafından yıkıldı.

1220 – 1200 Tuthaliya'nın oğlu III. Arnuvanda'nın krallık dönemi. Batı Anadolu'daki pek çok küçük krallık Hititlere karşı bir bağlaşıklık içine girdi.

~1210 Bilinen son Hitit kralı II. Şuppiluliuma'nın kral oluşu.

1200 Deniz halkları batıdan Anadolu içlerine geldiler. Akdeniz'de Hitit gemileri düşmanla savaştılar ve yenildiler. Deniz halkları Alaşiya'yı (Kıbrıs) aldılar. Hattuşaş ve Ugarit yakıldı. Hitit imparatorluğu yıkıldı. Mısır Firavunu III. Ramses bu olayı şöyle anlatmıştır: ".....birdenbire devletler yıkılıp dağıldılar. Hiçbir ülke onların silahları karşısında dayanamadı: Hatti, Kizzuvatna, Kargamış, Arzava, Alaşiya...."

1200 – 1000 Hititlerin Luvi nüfusunun yoğun olduğu Kuzey Suriye'ye göç etmesi. Bölgede Arami, Hurri, Luvi ve Hitit kültürel bireşimiyle, Hititlerin yönettikleri kent devletleri güçlenmeye başladılar: Halpa (Halep), Kargamış, Samal (Zincirli), Hattina (Amuk), Gurgum (Maraş), Hamat .

1110 Asur kralı I. Tiglat-Pileser Fırat nehrini geçerek "Hatti ülkesine" girdi. Bu tarihte artık Hatti ülkesi olarak kastedilen yer daha çok Kuzey Suriye ve Kilikya idi. Asur kralı seferin dönüşünde olasılıkla Kargamış kentinin kralı olan "Hatti kralı İhni-Teşup"tan sadakat yemini aldı.

1050 – 850 Geç Hitit uygarlığında geleneksel Hitit biçemi.

876 Asur kralı Asur-Nasir-Pal ordusuyla Fırat'ı geçti ve Kargamış kenti Asur'a yirmi talent gümüş değerinde ağır bir vergi ödemeyi kabul etti.

858 Asur Kralı Şalmaneser ordusuyla Fırat'ı geçti. Kargamış, Patina, Bit Adini ve Samal kentleri birleşerek bu saldırıya karşı koymaya çalıştılar, ancak yenildiler ve Asurlar tüm Kuzey Suriye'yi istila etti.

853 Geç – Hitit Kent devletleri Hamat ve Şam krallıklarının önderliğinde Asur Kralı Şalmaneser'in Suriye seferine karşı koydular ve Asurlular seferden vazgeçti.

850 – 750 Geç Hitit uygarlığında Asur biçemi.

800 – 700 Geç Hitit uygarlığında Aram biçemi.

750 Yunanlar Antakya'nın güneyinde Poseideion (Al Mina) kolonisini kurdular. Geç Hitit eserleri bu tarihten sonra Yunanistan ve Batı Anadolu'da görülmeye başlandı.

743 Asur kralı III. Tiglatpileser dört Suriye ülkesiyle (Agusi, Melida, Gurgum ve Kummuh) birleşmiş Urartu ordusunu Halfeti yakınlarında yendi. Asurlar Güneydoğu Anadolu'da yayıldılar.

717 Asurlar Kargamış'ı topraklarına kattı.

700 Geç – Hitit kent devletleri tümüyle Asur egemenliğine girdi.

Anadolu Tarihi - 2

►Tunç Çağı

►İlk Tunç Çağı
Ana madde: Yakın Doğu Kavimler Göçü M.Ö 1900
Anadolu'da tuncun metal olarak kullanılması milattan önce 4. binyılda Karaz Kültürü etkisiyle oldu. Bölgeye Akkadlar gelene kadar Anadolu tarih öncesi çağlarını yaşıyordu. Üretim için çeşitli malzemeleri buradan sağlama amacındaki Akad İmparatorluğu M.Ö 2400 yılında Büyük Sargon liderliğinde bölgeyi etkisi altına aldı. Anadolu'nun çok zengin bakır rezervleri olduğu halde tunç için gerekli kalay yeterli miktarda bulunamıyordu. Akadlar mezopotamyadaki iklim değişiklikleri ve ticareti olumsuz etkileyen insan gücünün azalması sonucu zayıfladı. Yaklaşık M.Ö 2150'de Gutlar, Akad imparatorluğu'na son verdi.

Akadlar (MÖ 4000 - MÖ 2100), MÖ 4 binde Arap Yarımada'sından Mezopotamya'ya ilk gelen ve yerleşen Sami asıllı bir kavimdir. Akad kralı Sargon Sümerleri yenmiş ve bu devleti kurmuştur.
Devletin başkenti Akad'dır. İlk düzenli ordu sistemini kurmuşlardır. Sümerliler'in kuzeyinde, Fırat Nehri boylarında tarihte ilk bilinen imparatorluğu kurdular. Sümer kültüründen etkilendiler ve bu kültürü Ön Asya'ya yaydılar. Sargon'un ölümünden sonra devlet zayıfladı ve Sümerliler tarafından ortadan kaldırıldı (MÖ 2100).
Sami kökenli bir halk olan Akadlar (veya Akkadlar) MÖ 3. binyılın ortalarında yaklaşık iki yüzyıl boyunca Mezopotamya'da hüküm sürmüştürler. Bütün Mezopotamya'yı egemenlikleri altına alan ilk topluluk oldukları gibi idarecileri önceki Kent Kralı imgesinin yerine Evrenin Kralı simgesini ortaya çıkarmışlardır. Bu kavramı belki de ilk kullanan topluluk olarak Akadlar kültürel anlamda Sümerlerin mirasçılarıdırlar ve Sümer kültürünü büyük oranda benimsemiştirler.
Akad sülalesinin kurucusu Büyük Sargon ve torunu Naram-Sin Akad İmparatorluğunun en önemli liderleri olmuşlardır. Akadların zayıflama döneminde Sümer kentleri tekrar egemenliklerini elde etmiş ve 3. Ur Sülalesi'nin Mezopotamya'daki yükselişiyle birlikte Akadların dönemi son bulmuştur.

Akadlar (MÖ 4000 - MÖ 2100), MÖ 4 binde Arap Yarımada'sından Mezopotamya'ya ilk gelen ve yerleşen Sami asıllı bir kavimdir. Akad kralı Sargon Sümerleri yenmiş ve bu devleti kurmuştur.
Devletin başkenti Akad'dır. İlk düzenli ordu sistemini kurmuşlardır. Sümerliler'in kuzeyinde, Fırat Nehri boylarında tarihte ilk bilinen imparatorluğu kurdular. Sümer kültüründen etkilendiler ve bu kültürü Ön Asya'ya yaydılar. Sargon'un ölümünden sonra devlet zayıfladı ve Sümerliler tarafından ortadan kaldırıldı (MÖ 2100).
Sami kökenli bir halk olan Akadlar (veya Akkadlar) MÖ 3. binyılın ortalarında yaklaşık iki yüzyıl boyunca Mezopotamya'da hüküm sürmüştürler. Bütün Mezopotamya'yı egemenlikleri altına alan ilk topluluk oldukları gibi idarecileri önceki Kent Kralı imgesinin yerine Evrenin Kralı simgesini ortaya çıkarmışlardır. Bu kavramı belki de ilk kullanan topluluk olarak Akadlar kültürel anlamda Sümerlerin mirasçılarıdırlar ve Sümer kültürünü büyük oranda benimsemiştirler.
Akad sülalesinin kurucusu Büyük Sargon ve torunu Naram-Sin Akad İmparatorluğunun en önemli liderleri olmuşlardır. Akadların zayıflama döneminde Sümer kentleri tekrar egemenliklerini elde etmiş ve 3. Ur Sülalesi'nin Mezopotamya'daki yükselişiyle birlikte Akadların dönemi son bulmuştur

Akadlılar; Kuzey Mezopotamya'dan güneye doğru genişleyen Sami halkının yerleşim yerleri, Sümer şehirlerine kadar dayanmıştır. Hatta birçok şehirde, Samiler ücretli asker olarak Sümer ordularında yeralmışlardır.
Sümer tarihinde çok önemli bir yer alan Kiş şehrinin sarayında kral Urzababa'nın baş muhasebecisi olan ve Sami halkına mensup olan Sargon, MÖ 2350 yılında bir savaştan yenik dönen kralına darbe düzenleyerek tahta geçmiştir. Sami halkının ilk kralı olan Sargon, Kiş şehrini ele geçirdikten sonra, güneye doğru ilerleyerek diğer Sümer şehirlerini de sınırları içine aldı. Sargon yaptığı bütün seferlerinde kuşattığı topraklara, Sami kültürünü ve dilini de götürmüştür. Sümer kültürünü temel alan ve kendi kültürüyle bütünleştirerek özümseyen Akadlılar, büyük bir medeniyeti geliştirdiler. Böylece dünyada ilk kez, bu kadar geniş bir alan üzerinde, merkezi bir devlet kuruldu.

660px-Stele_Naram_Sim_Louvre_Sb4Akad şehrinin merkez haline gelmesinden sonra Sargon'un kurduğu devlete Akad Devleti, konuştukları doğu Sami diline de, Akadca denildi. Akad dili bütün Mezopotamya'da Sümer dilinin yerine geçerek, günlük yaşamda ve ticarette kullanılandı.
Kral Sargon kurduğu merkezi devletiyle asırlar boyu Mezopotamya'da süren teokrat tapınak şehir yönetimine son vermiş ve yerine güçlü bir memur mekanizmasıyla idare edilen bir devlet kurmuştur. Sargon, Mezopotamya'da iktidarı ele geçirmekle beraber sosyal, siyasal ve ekonominin yanında sanatta da değişiklikler yapmıştır.
Dinsel açıdan Güneş tanrısı Şamaş, Ay tanrısı Sin ve Venüs tanrıçası İştar en çok tapılan tanrılardı. Sargon'dan sonra güçlü bir otorite kuran torunu Naram-Sin, kendisini "Akad'ın tanrısı ve dünyanın dört bölgesinin kralı" ilan ederek, ilk tanrılaşıtrılan kral olmuştur. Sınırlarını Zagros Dağlarına kadar genişleterek burada yaşayan savaşçı Lulubi kabilelerini dağıtmıştır.
Naram-Sin döneminde Elam ve Lulubiler Akad dilini ve alfabesini kullanmaya başlamışlardır. Naram-Sin'in ölümünden sonra Akad devleti parçalanır ve egemenlik Zagroslar'dan gelen barbar Gutilerin eline geçer.
Mezopotamya'daki insanlar tarafından "dağların canavarı'" olarak adlandırılan Gutiler, hüküm sürdürdükleri 70 senelik süre içinde Mezopotamya'da büyük tahribatlar yaratarak, en karanlık bir dönemine neden olmuşlardır. Barbarlık ve talandan başka bir şey yapmayan Gutiler, Mezopotamya'da açlığa ve sefalete yol açtılar. Olumlu hiçbir gelişme kaydedemeyen Gutiler yenilip bölgeden çıkarıldılar.

Gutiler,Zagros dağlarından güneye inen eski bir kavim veya M.Ö. 2150 – 2050 yılları arasında Mezopotamya'da hüküm sürmüş krallığa verilen ad. Son araştırmalar Gu­tiler'in M.Ö. II. yüzyıla kadar Mezopotam­ya'da yaşadığını ortaya koydu. Gutiler, Mezopotamya'ya Zagros dağlarından inmiş­ler ve aşağı yukarı bugünkü Luristan böl­gesinde görünmüşlerdi. Bu kavmin hangi soydan geldiği bugün için kesin olarak bi­linmiyor. Landberger, Gutiler'in dilindeki bazı kelimelerin Türkçeye benzediğini, Guti dilindeki «şarlak» kelimesinin Türkçedeki «çaylak» sözüyle yakınlığı olduğunu ileti sürdü. Üçüncü ve son Guti kralı Trigan adının Uygurcada bulunduğunu, bunun Tar­kan'a (Tarhan) benzediğini de Landberger or­taya attı. Guti kralları Akatça yazıyor ve kendilerini Guti kralları ve bazen de Gu­tilerin ve dünyanın dört bir tarafının kral­ları diye adlandırıyorlardı. Kral adı ola­rak Laşirap bilinir. Laşirap'ın Şippar site­sine bir savaş baltası adadığı, bunun üze­rinde İştar ve Sin adlarının okunduğu gö­rüldü. Mezopotamya'yı yakıp yıkan Guti'­ler Uruk kralı Utu Hegal tarafından orta­dan kaldırıldı.

Yakın Doğu Kavimler Göçü M.Ö 1900 : MÖ 1900'lü yıllarda bir dizi olay, Doğu Anadolu'dan Ege Denizi'ne kadar bir tahribat meydana getirdi. Bu tahribat ticaret yollarını takip ederek ardında yanmış, yıkılmış şehirler bıraktı. Teoriye göre bu tahribattan etkilenen Hint-Avrupa halkları kitlesel göçlerle Yunanistan'a geldiler ordaki Helen olmayan halk ile yer değiştirerek Miken Uygarlığı'nın atası oldular. Hakkında çok az şey bilinen Helen olmayan bu halk muhtemelen Pelasglardı. Her nekadar Pelasglar Helenlerin arasında asimile oldularsa da, dillerinde kullandıkları yer adlarının -nthos, -ssos, -ndos ekleri günümüzde açık şekilde biliniyor.

►Orta Tunç Çağı

Gutları yenen Asurlular gümüş başta olmak üzere bölgedeki maden kaynaklarına sahip çıktı. Asurluların Kaniş'de bulunan çivi yazısı tabletlerinden , gelişmiş ticaret hayatına sahip oldukları anlaşılıyordu. Orta Tunç Çağının sonlarına doğru I. Hattuşili önderliğindeki Eski Hitit Krallığı, Hattuşaş'ı ele geçirdi ve başkent yaptı. (M.Ö 17nci YY)
Knossos'da yapılan arkeolojik kazılar Anadoludaki Tunç çağının Girit'deki Minos Uygarlığı'nı da etkilediğini gösterdi.

Asur İmparatorluğu, aslen Kuzey Irak'ta, Dicle kıyısında bulunan Asur (Aššur) Şarkat Kalesi kenti ve çevresinde yaşayan bir Sami toplulukken özellikle MÖ 2000 sonrası doğu-batı arası küresel ticaretten faydalanarak gelişmiş ve topraklarını genişleterek ülkelerini bir imparatorluğa dönüştürmüş eskiçağ halkı. Başkentleri Ninova'dır.

Map_of_Assyria

İlkçağda, Ortadoğu'nun en büyük imparatorluklarından biri olmuştur. MÖ 2. binyıl'ın başından itibaren özellikle Anadolu'da koloniler kurmuş, Anadolu'ya yazıyı taşımışlardır. Asur ülkesi, önceleri Babil'e, MÖ 2. binyılın büyük bölümü boyunca Mitannilere bağımlı kalsalar da MÖ 14. yüzyılda bağımsızlıklarını kazanmış ve Fırat'a kadar topraklarını genişleterek buralara yerleşmişlerdir. Daha sonra Mezopotamya'da, Anadolu'nun güneydoğusunda, zaman zaman da Suriye'nin kuzeyinde büyük güç kazanmışlardır .
Fakat I. Tukulti-Ninurta'nın ölümünden (MÖ 1208) sonra gerileme dönemine girdi. MÖ 11. yüzyılda I. Tiglat-Pileser zamanında kısa süre yeniden eski gücüne kavuştuysa da, bunu izleyen dönemde hem Asur Krallığı, hem de düşmanları, yarı göçebe Aramilerin akınlarıyla yıprandı. MÖ 9. yüzyılda Asur kralları sınırlarını yeniden genişletmeye başladılar; MÖ 8. yüzyılın ortasından MÖ 7. yüzyılın sonuna değin III. Tukultī-Apil-Ešarra (III. Tiglath-Pileser), II. Šarru-Kinu (II. Şarrum-Ken, II. Sargon) ve Sin-Ahhe-Eriba (Sinahherib) gibi güçlü kralların önderliğinde Basra Körfezinden Mısır'a kadar uzanan toprakları egemenlikleri altında birleştirerek günümüzde Yeni Asur İmparatorluğu olarak adlandırılan bir imparatorluk kurdular.

120px-Asuri_yazıtları   120px-İştar_kapısı

300px-Human_headed_winged_bull_facingSon büyük Asur kralı, Aššur-Bāni-Apli (Aššurbanipal)'di. Aššur-Bāni-Apli (Aššurbanipal) (Aššurbanapal, Ailein Halefi - Son Büyük Asur Kralı), Elam'ı ele geçerek buranın halkını yok etmiştir.
Bu dönemde sanatta büyük bir gelişme olduğu bilinmekteyse de, hükümdarlığın son yılları ve MÖ 627'deki ölümünü izleyen dönemin olayları karanlıkta kalmıştır. Asur Krallığı MÖ 612-609'da Keldaniler'in saldırılarıyla yıkıldı.
İmparatorluğun çökmesiyle birlikte Asur halkı da tarihi kayıtlardan silinir. Son olarak Harran ve çevresinde yaşadıkları bilinmmekle birlikte kayıtlarda yeralmasa da eski imparatorluk topraklarında daha sonraki yüzyıllarda da yaşamlarını sürdürdükleri ve zamanla bölgenin diğer halkları içinde eriyip gittikleri aşikardır.
Zalimlikleri ve savaştaki atılganlıklarıyla tanınan Asurlular, anıtsal yapılar da bıraktılar. Ninova, Asur, Kalah (Nimrud), Dur Şarrukin (Horsâbad) ve başka yerlerde bulunan kalıntılar, Asurların mimarîdeki ustalığını göstermektedir. MÖ 612'de Babil kuvvetleri tarafından Asur Devleti'ne son verilmiştir.

120px-İştar_kapısı2

►Son Tunç Çağı

Dosya:ProcessionBogazkale.JPG

Bir Hitit Töreni Betimlemeli Çivi Yazısı Tableti , Boğazkale, Türkiye.

Hititler
Ayrıca bakınız: (http://merhancag.blogspot.com/2012/03/hititler.html)

M.Ö. 14. yüzyılda Hitit İmparatorlğu gücünün zirvesine ulaştı; orta Anadolu, Suriye'nin kuzeybatısı ve yukarı Mezapotamyaya kadar yayıldı. Kizzuvatna ticaret yolları açısından önemli bir bölge olan Hatti'yi Suriye'den ayırarak ele geçirdi. İki devlet arasında barış anlaşmaları imzalandı sınırlar korundu ta ki Hitit Kralı I. Şuppiluliuma, Kizzuvatna'yı tamamen ele geçirinceye kadar. Her nekadar Kizzuvatna uygarlığı bitse de Hititler, Comona ve Kilikya'da onların kültürlerini korumalarına izin vermiştir.
M.Ö. 1180'den sonra Levant bölgesine Deniz Kavimlerinin gelmesiyle, imparatorluk dağıldı ve bir kısmı M.Ö 8nci YY'a kadar ayakta duracak olan küçük şehir devletleri(Geç Hititler) ortaya çıktı.

390px-Moyen_Orient_Amarna_1

Kizzuvatna Krallığı Çukurova bölgesinde hüküm sürmüş dinsel bir krallık olarak tarihteki yerini almıştır.
M.Ö. 1400'lü yıllarda Hitit krallığı egemenliğine girmiş iç işlerinde bağımsız dini bu krallıktan kızlar Hitit150px-Slave_treaty_tablet krallarınca eş olarak alınmıştır. Hitit krallarının bu tercihinin sebebi bu dini gücü arkasına almaktır. M.Ö. II. bin yılında nüfus ağırlıklı olarak Luvi ve Hurrilerden oluşmaktaydı.
Antik Hitit kaynaklarında öğrenildiği kadarıyla Kilikya bölgesinde bilinen ilk siyasi varlık başkenti Kummani etrafında oluşan ülke Kizzuvatna (Adanya) idi. önce ". Hitit Eski Krallık döneminde, görünüşe göre ikinci bir vasal devlet iken, M.Ö. 1500 yılında Hititlerin düşüşe geçtiği dönemde bağımsızlığını kazandı. İlk kralları Pariyauvatri'nin oğlu İşputahşu (c. M.Ö. 1530-1500) döneminde tam bağımsızlığına kavuştu. Bu dönemde komşuları olan Mitanni-Hurri, ve Hitit kralları ile yayılmacılık ile başa çıkmak için karşıklı bir antlaşma imzaladı (Telepinus, M.Ö. 1525 - 1500). Halefi olan Paddatishu devletin bağımsızlığını sürdürmeye devam etti. Ancak daha sonra Mitanni - Hurri koalisyon ile başa çıkamadıklarından Kral Pilliya döneminde Mitanni bölgesine ilhâk edilmeyi kabullenerek Mitanni krallığının himayesi altında yaşamaya başladılar. M.Ö. 1460'de kralları olan Pilliya, İdrima ve Alalaḫ antik kentleri ile ittifak oluşturarak Mitanni kralı Barattarna himayesine girdiler.  (Resim : M.Ö. 1460 yılında Kizzuatna kralı Pilliya ile Alalaḫ kralı İdrima arasında yapılmış olan kaçak-köle antlaşmasının orjinal kil tableti. Oda No: 54,British Müzesi, Londra)Başkenti Kummanni, Comana ya da Komona olarak geçmektedir. Kizzuvatna önceleri kendi başına bir krallıkken M.Ö. 1400 yıllarında tamamen Hitit İmparatorluğu’na bağlanmıştır.

Arzava ilk çağda Batı Anadolu’da Göller Bölgesi’nden Ege Denizi’ne uzanan bir kuşakta kurulmuş olan bir devlettir. Doğusunda Hitit Krallığı, kuzeyinde hakkında çok az bilgi bulunan Assuva federasyonu yer almaktaydı.

Yeri ve kuruluş tarihi; Devletin adı ve o dönem siyasi olayları içinde oynadığı rol bilinmekteyse de, ülkenin sınırları tam olarak bilinmemektedir. Arzava Batı Anadolu’da kurulmuştu. Başkenti Apasa veya Zippasla kentiydi. Bu kentlerden ilkinin Efes’in eski adı olduğu, ikincisinin de Manisa’nın hemen doğusunda olduğu düşünülmektedir. Devletin kuruluş tarihi belirsizdir. Anadolu’da yazılı belge döneminden önce çeşitli küçük şehir devletleri vardı. Arzava’nın da bu küçük devletlerden biri olduğu, fakat Hitit döneminde de varlığını sürdürdüğü düşünülebilir.
Halkı; Arzava halkı Luvi kökenliydi ve Luvi dili Arzava bölgesinin belirleyici özelliğiydi. Arzava bölgesi Hitit kaynaklarında, güzey Anadolu’da bir başka bölge ve küçük devlet olan Kizuvatna (sonradan Kilikya ve Çukurova) ile birlikte Luvia olarak adlandırılmaktadır.
Tarihi; Arzava Hitit krallığı kurulduktan kısa süre sonra Labarna (MÖ 1680-1650) tarafından Hitit krallığına bağlanmıştı. Ama devletin tamamen ortadan kaldırılmadığı ve Hititler’e bağlı olarak yaşamağa devam ettiği anlaşılmaktadır.
Arzava Krallığı gücünün doruğuna M.Ö. 15. ve 14. yüzyıllarda ulaştı. Eski krallık döneminin sonuna doğru (MÖ 14. yüzyıl) Hititler’in Anadolu’daki egemenlik sahaları iyice daralmıştı. Bu dönemde Arzava’nın bağımsızlık kazandığı anlaşılmaktadır. Hititler çeşitli iç sorunlar içersindeyken, Arzava 14. yüzyıl içinde Anadolu’nun en önemli güçlerinden biri haline geldi. Bu dönemde Tarkhundaradu adındaki Arzava kralı ile Mısır Firavunu III. Amenhotep (1386-1349) arasındaki yazışmalardan, Mısırlılar’ın da o dönemde Arzava’yı Anadolu’nun egemen gücü olarak gördükleri anlaşılmaktadır. Nitekim Mısır’da bulunan ve Mısır’ın diplomatik ilişkilerinin anlatıldığı Amarna mektuplarının 31 ve 32 cileri Arzava’ya ilişkindir.
Bu dönemde Hititler’in vasalı olan Güney Batı Ege sahilleri Attarisiyas yönetimindeki Akalar’ın saldırılarına uğruyordu. Hitit kralı II. Tuthaliya (1360-1344) bir ordu göndererek Aka saldırılarını püskürtüp, Siyanti nehri dolaylarını Maddutuvata adlı bir vasalına bıraktı. (Bu nehir büyük ihtimalle Büyük Menderes nehridir.) Tuthaliya verdiği bu desteğe karşılık, Maddutuvata’nın Arzava’yı denetlemesini istiyordu. Ancak Maddutuvata kendisine yardım için gönderilmiş Hitit ordusunu arkadan vurup, Arzava ile anlaştı. Arzava kralının kızı ile evlenip, Arzava’nın kralı oldu. Zayıflama dönemine girmiş olan Hititler de uzun süre bu bölge ile ilgilenemediler. Maddutuvata bir süre için Batı Anadolu’nun büyük bölümüne hakim oldu.
Fakat Hititler toparlandılar ve imparatorluk çağında I. Şuppiluliuma (MÖ 1344-1322) Arzava’nın gücünü kırdı. Şuppiluliuma’nın ölümü ve Hitit ülkesindeki veba salgını sayesinde Arzava bir süre daha bağımsızlığını koruyabildiyse de, yeni Hitit imparatoru II. Murşili (MÖ 1321-1295) 1320 yılında Arzava’yı yeniden Hititler’e bağladı. Hitit belgelerinde savaş sonunda Hititlerin 62 000 esir aldıkları kayda geçmiştir.
Arzava, Mira Krallığı, Hapalla (çeşitli kaynaklarda farklı transkripsiyonlar yer almaktadır) , "Seha Nehri ülkesi" (muhtemelen günümüzdeki Gediz Nehri veya Bakırçay veya her ikisi) ve Vilusa (sonradan, Truva merkezli İlion veya Troad) gibi yarı özerk yerel krallıklara bölündü. Bu krallıkların Arzava Krallığı'nın varlığı süresi boyunca da Arzava çatısı altında mevcudiyet göstermiş olmaları mümkündür.
Arzava’nın yıkılışı; Deniz halklarının saldırıları Hitit ve Truva gibi Arzava’nın da sonu oldu. Kentler harabeye döndü. İnsanlar iç bölgelere kaçtılar. Zaman zaman adlarını duyuran Mira, Seha ve Hanballa adlı küçük devletlerin Arzava’nın devamı olması mümkündür. Kimi tarihçiler Hitit imparatorluğunun yıkılışından beş yüz yıl kadar sonra ortaya çıkan Lidya’nın da Arzava’nın devamı olduğu görüşündedirler.

Akalar (Akhalar)  Homeros'un İlyada'da (598 kez) ve Odysseia'de eski Yunan halkları için kullandığı müşterek isimdir. Diğerleri İllyada'da 138 kez kullanılan Danao'lar (Δαναοί), İlyada'da 29 kez geçen Argos'lar (Ἀργεῖοι) isimleridir.
Tarihte Akalar, Mora'nın kuzey merkezinde bulunan Akhea denilen bölgenin yerleşikleridir. Bu bölgenin şehir devletleri, MÖ 3ncü ve 2nci yüzyıllarda etkili olan Aka Birliği denilen bir konfederasyon kurdular. MÖ 1600 yıllarında Mora'ya Aka istilası başladı. MÖ 1200 yıllarına gelindiğinde Girit, Çanakkale ve Rodosu istila ettiler Ege Denizinde söz sahibi oldular. Homeros'a göre Danoalar ve Argoslarla birlikte Truva savaşında 1000 gemilik bir donanma ile kuşatmayı yapanlardır. Savaş Tanrıçası Athena'dan yardım istedikleri, onun yardımıyla savaşı kazandıkları İlyada efsanesinde anlatılmıştır. Ayrıca bu savaşta Aşil adıyla bilinen yenilmez olduğuna inanılan bir savaşçıdan bahsedilmektedir. Aşil'in Truvalılar tarafından topuğundan ok ile vurularak durdurulabildiği anlatılır. Bu yükselme devresi sonunda Akalar, daha sonra Anadolu ve Suriye ile ticari ilişkilere girdiler. Sonraları daha modern, demirden yapılmış silahlar kullanan Dorlar Mora Yarımadasına gelince Akalar direnemediler ve Mora'nın kuzeyine göç edip orada askeri iddiası olmayan, tarım yapan bir topluluk olarak varlıklarını sürdürdüler.
Arkeolojik bulgular Akaların yaşadığı bölgede MÖ 13. yüzyıla kadar Mikenler'in yaşadığını ortaya koymaktadır. Homeros'a göre, Kuzeyden gelen Aka kabileleri, Miken kralları ile hanedan evlilikleri yoluyla ilişki kurmuş, daha sonra Mikenlerin yerini almış, daha sonra ise Akaların yakın akrabaları sayılan Dorlar tarafından yıkılmışlardır.

30 Haziran 2020

Su Olduğunu Düşün









SU OLDUGUNU DUSUN...

Simdi sen "su" oldugunu dusun.

Su kadar ozel, su kadar faydali ve su kadar cok, tukenmez...
Inaniyorum ki gercekten de oylesin.
Ama ister cesmelerden dokul, ister goklerden yag, ister nehirler dolusu ak;
dibi olmayan bir kovayi dolduramazsin.
Yani seni dinlemeyenlere sesini duyuramazsin. ..
Unutma; daha cok bagirdiginda daha cok dinlenmezsin. .. Gurultunun parcasi olursun sadece!..
Suyun yaninda olanlar suyu en az icenlerdir.
Cunku; "Su nasilsa burada, luzum yok ki suyu kana kana icmeye" diye dusunurler.. .
Aynen, sesini surekli duyanlarin seni dinlemedikleri gibi!
Ormandaki hic bir hayvan, irmagin gurultuler koparan yerinden su icmeye calismadi simdiye kadar.
Hepsi, hep sabahin en sakin anini bekledi; suyun durgun yerlerini
bulabilmek icin gittiler ve sakin sakin ihtiyaclarini giderdiler;
Onlar icin en uygun olan ve kendi istedikleri zamanda...
Sen, hep bir su oldugunu dusun.
Su gibi guzel, su gibi yararli, su gibi vazgecilmez. ..
Ve su gibi hayat kaynagi oldugunu dusun.
Ama su gibi yasatici ol ; Su gibi yikici, surukleyici ve oldurucu degil!..
Sen bir su ol... Ama rahmet ol; afet degil!
Su isen tarlalarini basma insanlarin, yuvalarini yikma, ocaklarini sondurme;
Sana "felaket" denmesin!
Su isen bir bardaga sigabil ki; damarlara giresin!..
Su; yuce Tanri'nin insanlar icin yarattigi en buyuk nimetlerden biri...
Ve suya benzedigini unutma! Su gibi ozel, su gibi guzel, su gibi faydali,
su gibi luzumlu ve su gibi bitmez-tukenmez oldugunu da unutma.
Ayrica su gibi sakin olabilecegin gibi, su gibi de "kiyametler" koparici olabilecegini unutma...
Unutma; Senin isin rahmet olmak, afet degil!
Vadiler varken onunde ve ovalar varken yayilabilecegin; kucuk irmaklara ayirabiliyorsan kendini
ve bardaklara bolebiliyorsan, hayat verirsin cevrene.
Ve yasayabilirsin dunya donmesine devam ettigi muddetce...
Yoksa hep duyulmayan, dinlenmeyen; korkulan ve kacilan olursun seller, afetler gibi...
Tercih elindeydi hep ve hep de "senin" ellerinde olacak...
Ya tutmayi ogreneceksin dilini veya hic durmadan konustugun icin,
sadece bombos ve anlamsiz sesler cikartan birisi oldugunu zannettireceksin cevrendeki insanlara!
Ama yapman gereken su degil mi?
Dusuneceksin ne zaman ne soyleyecegini.
Dusuneceksin kimin dinleyip dinlemedigini, kimin anlayip anlamadigini.
Dusuneceksin anlatmak istediklerinin ne kadarini anlatabildigini. ..
Hatta anlayanlarin anladiklarinin da senin anlattiklarinin ne kadari oldugunu dusuneceksin. ..
Ve konusmak icin en uygun zamani bekleyecek, en az ama en uygun kelimeleri secmeye calisacaksin. .. Ahmak olmayan yolcularin, onceden aldiklari biletleri ceplerinde oldugu halde,
saatlerini kontrol ederek, vakit yaklastiginda, vapurun kalkacagi iskelede hazir olmalari gibi,
sen defikrini bildirecegin kisinin "kiyiya yanasmasini" bekleyeceksin !..
Demeyeceksin; "Ben canim isteyince giderim iskeleye, vapur da o saniyede gelmek zorunda!.."
Demeyeceksin; "Ben aklima geleni aklima geldigi bicimde soylerim.
Karsimdaki de degil duymak, degil dinlemek, anlattigimdan bile fazlasini anlamak zorunda!.."
Keske oyle olsaydi.
Keske hakli olsaydin, ama maalesef degil...
Agzini acip"Selaleden dokulen suyu" icmeye calisan bir tavsan gordun mu hic?..
Veya onune cikan agaclari dahi surukleyen bir selden susuzluk gidermeye ugrasan bir ceylan gordun mu? Kaplanlar bile icebilmek icin suyun durulmasini bekler; beyni olan her yaratik gibi!
Hadi... Sen simdi "su oldugunu" dusun, ve kendini "su gibi" hisset...
Su gibi ozel, su gibi guzel, su gibi berrak, su gibi yararli...
Su gibi hayat kaynagi ve su gibi bitmez-tukenmez oldugunu hatirla...
Ama yine su gibi "bir kucuk bardagin icine" sigdir ki kendini;
girebilmeyi ogren insanlarin damarlarina.
Hayat ver...
Vazgecilmez ol !..

MEVLANA

Türkiye Şehirleri Türkiye Coğrafyası Dünya Şehirleri Dünya Coğrafyası Ülkeler



  • Blog Yazıları


    Email
    KISA KISA
    X



    Folower Button

    Takipçiler

    Company Info | Contact Us | Privacy policy | Term of use | Widget | Advertise with Us | Site map
    Copyright © 2020. merhancag . All Rights Reserved.

    Bilgi Mesajı

    Duvarı Aşamıyorsan Kapı Aç

    Kıssadan hisse Kısa Kısa'da sizi bekliyor...

    facebook sayfamızı takip edebilirsiniz!