Bilim insanları görenlerde şaşkınlık yaratan görüntü yakaladı. Görünümüyle 'cehennem'den farksız olan gezegen, adeta 'yanıyor'.
Kısa Kısa'da yeni bir Hikaye
Yolunacak Kaz?..
Sağlıcakla Kalın
![]() | FUTBOL |
Bilim insanları görenlerde şaşkınlık yaratan görüntü yakaladı. Görünümüyle 'cehennem'den farksız olan gezegen, adeta 'yanıyor'.
Yelkenin en kısa tanımı, rüzgar enerjisini kullanarak, bir kuvvet oluşturan ve bu kuvvet ile bağlı bulunduğu aracın hareket etmesini sağlayan yapıdır. Genelde yelkenler teknelere takılır. Ancak unutulmamalıdır ki rüzgarın esmediği durumlarda hiçbir yelken kuvvet oluşturamaz ve çalışamaz. Yelken özel bir kumaştan yapılır. Bu kumaş ne çok sert nede çok yumuşak olmalıdır. Bu kumaşın en önemli özelliği çok sağlam ve biraz esnek yapıda olmasıdır. Ayrıca yelken dümdüz değildir. Her yelkene özel bir tor (derinlik) verilerek yelken üç boyutlu hale getirilir. Fakat yelken özellikle rüzgar ve denizin yıpratıcı etkilerinden eskir. Her yelkenli kullanma koşullarına göre ilk zamanki formunu yavaş yavaş kaybeder.
İlk yelkenliler, birçok kalın kirişin yanyana bağlanmasıyla yapılıp, ortasına tek bir dört köşe seren yelkenin basıldığı kısa bir direk yerleştirilmiş teknelerdi. 1947'de Norveç'li gezgin Thor Heyerdahl ve arkadaşlarının Büyük okyanusu aştıkları Kon-Tiki, bu tür ilkel bir teknenin balsa tahtasından yapılmış bir benzeriydi (günümüzde Oslo'daki Kon-Tiki müzesindedir). Kesin olarak bilinen en eski gemi, firavun Keops'un (M.Ö. 1960-3908) cenaze töreni için yapılmış, mezarının yanındaki bir hendekte kumla kaplanmış olarak bulunan, güvertesiz teknedir
40 m uzunluğundaki, en büyüğü 23 m uzunluğunda 600 ayrı Kereste parçasından yapılmış bu teknenin, yalnızca Keops'un cenaze töreni için kullanıldığı, ne denize açıldığı ne de Nil'nde yüzdürüldüğü düşünülmektedir. Ancak, Mısırlıların Akdeniz'de ticaret amacıyla buna benzer gemiler kullandıklarını gösteren pek çok kanıt vardır.
Fenike, Yunan ve Roma gemileri
M.Ö. 1000'den 250'ye kadar Akdeniz kıyılarının büyük bölümüne egemen olan Fenikeliler, Mısırlıların gemi tasarımı geliştirmişler, Akdeniz'de ticaret amacıyla uzunluğu yaklaşık 30 m'yi bulan tekneler ve Cebelitarık Boğazından çıkarak Scilly Adalarına (hatta Herodotos'a inanılırsa, Ümit Burnu'nun çevresinden dönüp Hint Okyanusuna) uzanmak için daha büyük gemiler yapmışlardır
Çin ve Ortadoğu gemileri
Uzakdoğu'da Çinliler cung (jong) adını verdikleri değişik bir tekne tasarımı geliştirdiler. İçleri oyulmuş iki kanoyu kalas kullanarak birleştirdiler. Daha sonra yanları, kıç ve başı yaparak, altı düz, tahta bir kutu, yani omurgasız bir gövde ortaya çıkardılar. Takoz biçiminde bir eklenti bu kutunun başını oluşturuyordu. kıçı da, arkadan gelecek dalgayla ıslanmayacak biçimde yapılmıştı. İçerde, tam ortada bir yerde, ikinci bir düşey su geçirmez kutu, dümen küreğini içermekteydi.
İlk Avrupa gemileri
M.S. 7. yüzyıl'da Avrupa'da tekne tasarımında yeni bir çağ başladı. 1863'te Hollanda'da Flensburg yakınında bulunan Nydam kayığının kalıntılarından ve daha sonra İngiltere'de Sutton Hoo gemi mezarlığında ortaya çıkarılan tekneden anlaşıldığı kadarıyla, Vikinglerin denizaşırı akınlarını gerçekleştirdikleri tekneler uzun ve dar oldukları gibi, kolayca kıyıya oturmaları için de su çizgisi üstündeki bölümleri çok alçaktı. Bazen küreklerle yürütülen bu tekneler, genellikle tek, büyük kare yelkenle yönetiliyorlardı. Yüzyıl sonraysa Viking gemileri, 1880'de Norveç'te Gokstad gemi mezarlığında kalıtıları ortaya çıkarılan geminin de gösterdiği gibi, 25 m uzunluğunda ve iki başlı olmuştu. Baş ve kıç görkemli bir kıvrımla yükseltilmişlerdi. başın üstünde gemi aslanı gibi oyma bir süs vardı. Her borda tirizinde, 16 kürek için delikler açılmıştı. Geminin orta yerinde dikili tek bir direk büyük, kare ve boyanmış bir yelken taşıyordu. Bayeux duvar halısından anlşaşıldığı kadarıyla, 1066'da İngiltere'yi istila eden Fatih William'ın kullandığı gemiler de aynı tasarımın ürünleriydi. Yalnız bunlar kısmen güverteli oldukları gibi, başta ve kıçta birer kasara (küçük kale) vardı. Buradan askerler, borda bordaya gelmeden önce, düşmana ok atıyorlardı.
Bu dönemde, başlıca seyir aracı olarak yelken, küreğin yerini almaktaydı. 12. yüzyıl'da kürek yelkenin yerini dümenin alması, gemilerin yönetimini büyük ölçüde kolaylaştırdı. Bu gelişmeleri direk ve yelken sayısının arttırılması izledi: Birkaç küçük yelkenin, tayfalar tarafından büyük bir yelkene oranla daha kolay kullanılldığı anlaşılmıştı.
Keşifler Çağı'nın gemileri
15. ve 16. yüzyıl'larda Bartolomeu Dias, Ferdinand Magellan, vb.'nin gerçekleştirdikleri büyük keşiflerin tümü, karavelalarla yapılmıştır. Gerçi bunların hiçbiri günümüze kalmamıştır; ama Christopher Columbus'un Santa Maria sının tam boy kopyaları son yıllarda yapılmıştır. Bu kopyalarından, bu teknelerin nasıl şeyler oldukları konusunda iyi bir fikir vermekte, ilk gezginlerin böyle zayıf, küçük teknelerle yolculuklarını tamamlamayı nasıl başardıklarını anlamakta güçlük çekilmektedir.
Avrupa'dan yola çıkıp Ümit Burnu'nu dolaşarak Uzakdoğu'ya ve Atlas Okyanusu'nu aşarak batı'da Yeni Dünya'ya ulaşan bütün deniz yollarının açılmasıyla birlikte, deniz yoluyla yapılan ticarette de büyük bir artış oldu. Hacmi artan malların taşınması için daha büyük ticaret gemileri gerekiyordu. İspanyollar, 1600 tonajlık kadırgalar yaparak, büyük ticaret gemileri yapımını başlattılar. Bu gemiler ve daha sonra ortaya çıkan kalyonlar (üç güverteli ve gabya çubuklu kadırga) 19. yüzyıl ortalarında buharla çalışan tam donanımlı gemilerin habercisi oldular. 17. ve 18. yüzyıllarda gemiler
17. ve 18. yüzyıllar'ın karavela türü yelkenli gemileri, 19. yüzyıl'da tahta gövdelerin yerini önce demir, daha sonra da çelik gövdeler alıncaya kadar, gemi yapım sanatının en başarılı örnekleri oldular. “East Indiamen” (Doğu Hindistan adamları) denen bu gemilerin bazıları 60 m'den uzun, 15 m'den genişti ve 5 güvertesiyle, 2.000 tonu aşmaktaydı.
Bütün bu gemiler, başka ülkelerin Savaş gemilerine ve korsanlara karşı korunmak için toplu savaş gemileri gibi 24'lük ve 32'lik borda toplarıyla silahlandırılmıştı. Ayrıca çoğu tavlun direkleri, gabya çubukları, babafingo direkleriyle donatılmıştı ve yolcular için lüks kamaraları olan ilk yelkenli gemilerdi.
19. yüzyıl gemileri
19. yüzyıl'da yük taşıma kapasitesi daha fazla olan daha büyük gemilere duyulan gereksinme, dört-yedi direk taşıyan daha büyük tekneler yapımına yol açtı. Aynı biçimde, ABD'de altın arayıcılarını doğu kıyısından Kaliforniya ve Avustralyanın altın madenlerine taşımak, İngiltere'de Çin çayı ticareti yapmak için daha hızlı gemilere gereksinme duyulması, kliper gemileri denen, kare yelken donanımlı, zarif görünümlü ve çok hızlı tekneler yapılmasını sağladı. Hem yolcu, hem de yük taşıyan, en iyilerinin hızı saatte 18-20 deniz milini bulan kliperler, Lightning (Şimşek) ve Flying Cloud (Uçan Bulut) gibi çarpıcı isimler taşıyorlardı. Bir günde 436 deniz mili yol alan Lightning in hızına 20. yüzyıl'ın buharlı gemileri bile ulaşamamaktadır.
Dretnot, Atlas Okyanusu'nda Cunard buharlı gemilerini çoğu zaman geride bırakan en hızlı kliperlerden biriydi. New York'tan Liverpool'a 13,5 günde ulaşmayı başarmıştı. Donald McKay'in 4.555 tonluk Great Republic (Büyük Cumhuriyet) adlı kliperiyse, günümüze kadar yapılmış en büyük tahta gemiydi. 102 m. uzunluğunda olan bu geminin dört seren direği, 0,6 hetardan çok yelken bezi taşımaktaydı.
20. yüzyıl gemileri
20. yüzyıl'da, cungların hala yaygın olarak kullanıldığı Uzakdoğu dışında buharlı gemiler, aşağı yukarı bütünüyle yelkenli gemilerin yerini aldı. 1934'te yalnızca tam armalı 40 yelkenli gemi yüzer durumda kalmıştı. Bunlardan 16'sı çeşitli ülkeler tarafından eğitim amacıyla kullanılıyor, geri kalanlardan çoğu, Şili ve Avustralya'dan Avrupa'ya ucuza kuru yük taşıyorlardı.
Günümüzde de yalnızca 20 büyük yelkenli kalmıştır ve tümü eğitim amaçlı kullanılmaktadır.
Yelken hafif torlu bir yapıya sahiptir. Tor hafif bombeli (iç bükey) yani tam düz değil anlamındadır. Bunun sonucunda yelken üzerinde hava basınç farkı oluşur ve yelkeni ileri doğru çeker. Şimdi de yelkene yukarıdan kuş bakışı bakalım. Yelkene gelen hava molekülleri yelkene vurduğu zaman iki kısıma ayrılır. Bir kısmı rüzgar üstünden (Rüzgarın geldiği taraf), diğer bir kısmı rüzgar altından geçer. Yelkenin rüzgar altı kısmında hava moleküllerinin gideceği yol, rüzgar üstünden daha fazladır. Bu moleküllerin yelkenden aynı anda çıkmaları gerektiğine göre rüzgar altı taraftaki moleküller daha hızlı gitmek zorundadırlar. Şimdi devreye Bernoulli Teoremi giriyor. Teoreme göre hız arttığı zaman hava basıncı düşerdi, dolayısıyla yelkenin rüzgar altında bir alçak basınç alanı oluşur. Buna nazaran rüzgar üstü tarafta hava moleküllerinin büyük bir kısmı yelkene değmeden düz bir çizgi halinde yelkenden çıkarlar. Yani daha kısa yol giderler. Hızlarını artmaz ve rüzgar üstü taraf yüksek basınç alanı oluşur. Havanın hareketinin yüksek basınçtan alçak basınca doğru olduğunu öğrenmiştik. Dolayısıyla yelkende dışarı doğru yani rüzgar altına doğru bir kuvvet oluşur. Bu kuvvet gelen rüzgara diktir.
1- Çift yelkenli teknenin büyük olan yelkenidir. Direğe bağlıdır. ANA YELKEN adı verilir. Ana yelken ipleri (iskotalar) yardımıyla kontrol edilir. Yelkene daha iyi form verebilmek için bazı ana yelkenlerde yelkene paralel önden arkaya doğru çıtalar bulunur.
2- Gene iki yelkenli teknelerde (sloop arma) öndeki küçük yelkene FLOK ya da CENOVA adı verilir. Eğer öndeki yelken teknenin direğinin arkasına geçmiyorsa ya da çok az geçiyorsa flok, %5'lik bir kısımdan fazlasını geçiyorsa cenova adını alır.
3- Yelken direğinin ayakta durmasını sağlayan ve bu direği baştan destekleyen teldir. BAŞ ISTRALYA adını alır. Özellikle büyük yelkenli teknelerde orsa seyrinde üzerine büyük yükler bindiği için sağlam olmalıdır. Gerilmelerinin belli ölçüleri vardır. Çok gergin yada çok boş olmaması için tansiyon ayarı yapılarak gerginliği ayarlanmalıdır.
4- Direği arkadan destekler gibi görünen tele de KIÇ ISTRALYA denir. Esas görevi sert havalarda gerilerek direği bükmektir ve bu sayede yelkendeki toru azaltmaktır. Çünkü sert havalarda fazla tor zaten istememekteyiz.
5- Ana yelkeni alttan tutan ve direğe bağlı olan uzun ince parçadır. Görevi yelkeni alttan açık tutmak ve yelkenin formunu ayarlamaktır. Bumba oynayan bir parçadır. Rüzgara göre devamlı hareket eder ve ayarlanır.Özellikle sert havalarda rüzgar altına doğru manevra yaparken (boci tramola-kavança) ani ve çok hızlı hareket edebileceğinden dikkat edilmelidir. Dolayısıyla dönüş dikkatli yapılmalıdır.
6- Yelkenin yukarıda durması için gerekli ana parçadır. DİREK adı verilir. Yelken direk yardımıyla basılır ve kullanılır. Uzunlukları ve yapıldığı malzeme tekne boyuna, tasarımına ve amacına göre değişiklik gösterir.
7- Direği yandan destekleyen ve tutan teldir. ÇARMIK teli adını alır. Yelkenli teknenin sancağında ve iskelesinde olmak üzere iki adet vardır. Yelken seyri sırasında özellikle rüzgarüstü çarmık teli üzerine büyük kuvvetler biner. Bu sebepten dolayı rüzgaraltı tel ise biraz daha boş gibi görünür. Bunlarında ayarları tansiyon ölçümüyle hesaplanıp, yapılmalıdır.
8- Denizdeki tüm teknelerde ve yelkenli teknelerde ortak kullanılan bir terimdir. Teknenin yanlarına BORDA adı verilir.
9- Her teknede aynı adı alır. BAŞ kısımdır.
10-Her teknede aynı adı alır. KIÇ kısımdır.
11- Her teknede aynı adı alır. BAŞ ÜSTÜ adı verilen kısımdır.
Kontra:
Yelkenli teknelerin ve deniz taşıtlarının sancak veya iskele olup olmadıklarına verilen isimdir..Yelkenin dolduğu yön anlamına da gelir.
Sancak:
Yelkenli teknelerin ve deniz taşıtlarının sağ kısımlarına verilen isimdir. Rengi yeşildir, geceleri deniz taşıtlarının yeşil görülen yanları sancak yanlarıdır. Yol hakkına sahiptir ve iskele kontra tekneden yol alır.
İskele:
Yelkenli teknelerin ve deniz taşıtlarının sol kısımlarına verilen isimdir. Kırmızı renktedir ve sancak kontra taşıta yol vermek zorundadır.
Seyir:
Yelkenli teknelerin rüzgarla olan açılarına göre 3 ana gidiş yönü vardır. Bunlar orsa, apaz ve pupadır.İşte bu yönlere verilen ada seyir diyoruz.
Orsa Seyri:
Orsa rüzgara en yakın seyredilen seyirdir. Yelkenli tekneler rüzgara karşı gidemezler. Yaklaşık teknenin omurga hattıyla rüzgar arasında 45 derecelik bir açı oluşur. İşte bir yelkenli teknenin rüzgara en yakın seyredebildiği seyire orsa seyri diyoruz.
Apaz Seyri:
Bir yelkenli teknenin rüzgarı yandan alarak seyir etmesine verilen isimdir. Teknenin omurga hattıyla rüzgar arasında 90 derecelik bir açı vardır. Apaz seyirini dar apaz ve geniş apaz diye iki kısıma ayırabiliriz. Eğer rüzgar açısı 50 derece olursa dar, 135 derce olursa geniş apaz deriz. Apaz seyiri çoğu yelkenli tekne için en hızlı seyirdir.
Pupa Seyri:
Yelkenci olan olmayan herkesin en çok bildiği seyirdir. Pupa seyirinde yelkenli tekne rüzgarı arkadan (180 dereceden) alır. Yelken pupa seyrinde paraşüt gibi çalıştığı için etkisi orsa ve apaz seyirine kıyasla oldukça düşüktür. Yani bu seyir biraz daha yavaş sayılabilir.
Tramola (tiramola):
Rüzgara yakın orsa seyirinde giden yelkenli tekne, gideceği hedefe ulaşabilmek için dönüşler yapmak zorundadır. Rüzgarüstüne doğru yapılan bu dönüşlere tramola denir. Unutulmaması gereken tramola sadece orsa seyirinde atılır.
Kavança (Boci Tramola):
Rüzgarı arkadan alan yelkenli tekne yine gideceği hedefe göre dönüş yapıp, kontra değiştirmek zorundadır. Rüzgar altına doğru yapılan dönüşlere kavança ya da boci tramola adı verilir. Kavança sert havada bumbanın oldukça sert hareket etmesine sebep olacağı için, dikkatli yapılması gereken bir dönüştür. Zorunlu değilse sert havada yapılmamalıdır. Unutulmamalıdır orsa seyrinde kavança atılmaz, geniş apaz veya pupa seyrinde bu dönüş yapılabilir.
Rüzgarüstü:
Yelkenli teknenin rüzgarı aldığı yöne verilen isimdir.
Rüzgaraltı:
Yelkenli teknenin rüzgarı aldığı yönün tersi tarafına verilen isimdir.
Orsalamak:
Yelkenli teknenin rüzgarla arasındaki açıyı küçülterek mümkün olabildiği sınıra kadar tekneyi rüzgara yaklaştırmaya denir. İstenildiği taktirde sınıra kadar gelinmesi zorunlu değildir.Yani orsalamanın mümkün olan sınırlar içinde belirli bir sınırı yoktur.
Kafayı açmak:
Yelkenli teknenin rüzgarla arasındaki açıyı arttırmasına denir. Orsalamanın tam tersi olarak da düşünülebilir.
Yapraklama:
Eğer yelkenimizi rüzgarla dolduramıyorsak, yelkenimiz bir sağa, bir sola oynar. İşte bu harekete yapraklama veya pırpırlama denir. Bu durumda yelkende herhangi bir güç elde edilmez ve yelkenli tekne ilerleyemez.
Kör Tramola:
Tramola atabilmek için yelkenli teknemizin tramola atmaya başlamadan önce kazanmış olduğu yeterli hız yani yeterli bir enerji olmalıdır. Kısacası duran teknemize tramola attıramayız. Eğer tramola atarken enerji eksikliği yüzünden tramolamızı tamamlayamayıp, köre düşüyorsak (yapraklama) buna kör tramola diyoruz.
Bayılma:
Özellikle rüzgarlı havalarda orsa ve apaz seyirlerinde yelkenli teknemiz rüzgar altına doğru yatar ve yan yan seyir eder. İşte bu durumu bayılma diye ifade ediyoruz. Bayılma engellemez ama aşırı bayılma, teknenin burnunu rüzgara doğru çevirerek engellenmelidir.
Trim:
Yelkenimizin şeklini değiştirerek, ondan en yüksek ölçüde verim alabilmemiz için ona uyguladığımız küçük şekil değişiklerine trim deriz.
Kerteriz:
Rüzgarın hafif dönüşlerini anlamak ve bu dönüşlerin rotamızı bozmasını engellemek için pruvamızdaki sabit bir noktayı aklımızda tutmaktır. Ona göre rüzgar değişimlerini anlar ve rotamızı değiştiririz. Kerteriz oldukça önemli bir kavramdır.
Selanik'in nüfusu 315,196'dır ve coğrafi koordinatları 40°38' kuzey enlemi ve 22°58' doğu boylamındadır. Önemli turistik ziyaret yerleri Beyaz Kule, Galerius Kemeri Arkeoloji Müzesi ve Atatürk'ün doğduğu evdir.
| Yüzölçümü | |
|---|---|
| • Şehir | 19,307 km² (7.454 mil²) |
| • Kent | 111,703 km² (43.128 mil²) |
| Rakım | 20 m (60 ft) |
| Nüfus (2011) | |
| • Şehir | 315,196 |
| • Kent | 824,676 |
| • Metropol | 1,030,338 |
| Zaman dilimi | UTC+02.00 (DAZD) |
| • Yaz (YSU) | UTC+03.00 (DAYZD) |
| Alan kodu | 2310 |
| Plaka kodu | N |
Tarihi
Kent, MÖ 315 yılında Makedonya kralı Kassandros tarafından bugünkü Thermi'de kurulmuştur. Kassandros, Makedonya tahtında hak iddia edebilmek için evlendiği Büyük İskender'in kız kardeşi Thessalonike'nin adını bu şehre verdi. Thessalonike adı aynı zamanda Teselya'nın Makedonlar tarafından fethedilmesini de hatırlatır.
904 yılı yazında Girit’ten gelen bir Arap donanması şehri ele geçirdi, on gün süren yağmanın ardından 22.000 esir alarak Girit’e döndü. 10 ve 11. yüzyılların başında Bulgar çarları Büyük Simeon ve Samuel’in şehri alma teşebbüsleri başarısızlıkla sonuçlandı. Şehir 1204 yılında, başkent Konstantinopolis Dördüncü Haçlı Seferi sırasında işgal edilince Bizans'ın elinden çıktı ve Latin Selânik Krallığı’nın merkezi haline geldi. Aziz Demetrios, Aya Sofya gibi birçok önemli Ortodoks kilisesi yerel halkı rencide edecek biçimde Roma Katolik kilisesine dönüştürüldü. Şehir 1246 yılında Bizans tarafından tekrar geri alınmıştır.
Osmanlı dönemi
Selanik ilk olarak Osmanlı Devleti tarafından 1387 baharında Çandarlı Hayreddin Paşa ve Gazi Evrenos kumandasındaki birlikler tarafından uzun süren bir abluka neticesinde ele geçirildi. Yıldırım Bayezid, Selânik karşısındaki bir tepeye Türk garnizonunun varlığını belirten bir burç ya da kale yaptırdı. 1402 Ankara bozgunundan sonra Bizans İmparatoru II. Manuil, Selânik’i alıp kaleyi de yıktırdı. Emîr Süleyman Çelebi ile Bizanslılar arasında Gelibolu’da yapılan antlaşma uyarınca Selânik 1403’te resmen Bizans idaresine geçti ve Çelebi Mehmed dönemi boyunca bu şekilde kaldı.
II. Murad tahta geçince Selânik’i abluka altına aldı. Bizanslılar da koruyamadıkları Selânik’i 1423’te Venedik’e sattı. Osmanlılar buna itiraz etti ve Venedik’e karşı savaş açtı. Konstantin Jirecek ya da Apostolos Bakalopoulos gibi tarihçiler, Venedik idaresini şehrin tarihinde görülen en kederli dönem diye nitelemiştir. Venedikliler büyük bir donanma göndermemiş, yeterli miktarda asker yollamamış ve şehir halkına karşı zorbaca davranmıştır. Bir zamanların canlı, zengin ve nüfusu kalabalık tüccar şehrinde bu dönemde açlık ve sefalet hüküm sürdü; halkın çoğu şehri terk etti. II. Murad savaşmadan teslim olmaları halinde şehir halkına imtiyazlı bir statü sağlamayı teklif etti, Rum halk bu teklife olumlu yaklaştıysa da Venedik yönetimi II. Murad’ın teklifini reddetti. 29 Mart 1430’da bir ay süren şiddetli bir kuşatmanın ardından bizzat II. Murad önderliğindeki Osmanlı birlikleri surları aştı. Johannes Anagnostos’un anlatımına göre kanlı bir çatışma vuku buldu ve halktan birçok kişi esir edildi. Ancak daha sonra II. Murad fidye karşılığı esirleri serbest bıraktı. II. Murad, Venedikliler döneminde şehri terk edenlere geri dönmeleri çağrısında bulundu ve bunlara önceden edindikleri mal ve mülklerini iade etti. Aynı zamanda civardaki Osmanlı merkezi olan Yenice-i Vardar’dan 1000 kadar Türk’ü Selânik’e yerleştirdi.
1492’de İspanya’dan kovulan Yahudilerin bir bölümü başta Selanik olmak üzere Osmanlı topraklarına yerleştirildi. İspanya’dan kovulan yahudiler Selânik’in sur içi kısmına yerleştirilmişti. Burada küçük çaplı dokuma sanayi kuruldu. Yahudiler, yerleştikten pek az bir zaman sonra kayda değer bir bilimsel etkinlik içerisine girerek hukuk ve İbrânî bilgini Rabbi Samuel de Medina’nın liderliğinde zengin kütüphanesi olan bir bilim akademisi oluşturdular. 16. yüzyılın başında Selânik’te kitap basımını tanıttılar. Selanik bu dönemden itibaren çeşit çeşit Hristiyan, Yahudi ve Müslüman toplumların hep birlikte uyum içinde yaşadığı önemli bir kültür ve ekonomi merkezi haline geldi.
17. yüzyılda, Selanik, İzmirli bir Yahudi olan Sabetay Sevi’nin Sabetaycılık hareketiyle de adından çok söz ettirmiştir. Sabetay Sevi, Yahudi nüfusunun yoğunluğundan dolayı Selanik'te oldukça rağbet gördü. Sabetay Sevi, 1666’da Edirne Sarayı’nda mahkemeye çıkarıldı, kerhen Müslüman oldu. İnananların çoğu peşini bıraktı fakat Sabetay İslâm’a geçtiğinde Selânikli birçok Yahudi onu izledi ve kendilerini diğer Yahudi ve müslüman topluluklardan ayırdı (Sabatayist). Bunlar dış görünüşte Müslüman gerçekte Kabbala Musevi inancına sahip günümüze kadar gelen bir cemaat idi. Osmanlı idaresinin son yıllarına kadar bu grup kentin iktisadî hayatında ve uluslararası ticaretinde nüfuz sahibi olmayı sürdürdü.
Rumeli'de 1826 itibarıyla farklı bir teşkilatlanmaya gidildi. Bu tarihte Selanik'in bağlı olduğu Rumeli Eyaleti lağvedilip onun sınırları içerisinde, Manastır, Selanik, Yanya Eyaletleri kurulmuştur. 1839’da Tanzimat Fermanı’nın ilanından sonra Selanik, ticaret ve kültür alanında büyük bir gelişme gösterdiği gibi Batı’daki Rönesans ve Fransız İhtilali’nden sonra gelişen fikir akımlarından da en yoğun etkilenen şehirlerden biri oldu. 1850 yılında bir kız lisesi açıldı. Yahudilerin okullarının yanı sıra Türklere ait modern okulların sayısı da oldukça fazla idi. Mithat Paşa tarafından yaptırılan bir sanat okulu Selanik Askeri Rüştiyesi ve 1879’da açılan Selanik Askeri İdadisi de bunlar arasında idi. 1863 yılından itibaren atlı tramvay işletilmeye başlanmıştır. Sultan Abdülaziz döneminde Rumeli Demiryolları projesi kapsamında 1871’de Selanik’ten Vardar Vadisi boyunca demiryolu döşenmeye başlandı ve bu hat Üsküp’e bağlandı. Bu hat 1890’da Manastır’a kadar uzatıldı. 1896’da ise İstanbul’a bağlandı. 1897-1903 yılları arasında yeni liman tesisleri yapıldı. Selanik Sultan II. Abdülhamid devrinde ülkedeki diğer şehirlere göre her konuda büyük gelişme göstermiştir. 19. yüzyılın ikinci yarısında Selânik’teki hızlı nüfus artışı, dış dünya ile yapılan yoğun ticaret ve büyük ölçüde Rumeli demir yollarının yapımıyla ilgilidir. Selanik modern ulaşım olanaklarına sahip Osmanlı kentlerinin başında gelmekte idi. 1907’de elektrikli tramvay şehre geldiğinde İstanbul’da bile elektrikli tramvay yoktu.
Selanik, Osmanlı modernleşmesinin merkezi konumunda olması Jöntürk hareketinin gelişmesine ev sahipliği yapması, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin merkezi olması nedeniyle de ayrı bir önem taşımaktadır. Selanik özellikle Sultan II. Abdülhamid istibdadının baskısından İstanbul’a nazaran uzak kalması nedeniyle özgürlükçü fikirlerin gelişip kök saldığı bir yer haline gelmiştir. Osmanlı Devletinin son dönemine damgasını vuran İttihat ve Terakki Cemiyeti bu kentte örgütlendiğinden dolayı ve cemiyetin askeri kanadından Selanik merkezli 3. Ordu subaylardan bir kısmı isyan bayrağını kaldırarak 27 Temmuz 1908’de Rumeli’de hürriyet ilan edip Sultan II. Abdülhamid’e Meşrutiyeti yeniden ilan ettirmelerinden dolayı İttihat ve Terakki taraftarları buraya “Kabe-i Hürriyet” “Mehdi-i Hürriyet” gibi adlar vermişlerdir. 1909’da 31 Mart Vakasını takiben isyanı bastırmaya İstanbul’a gelen Hareket Ordusunun Selanik’ten yola çıkmış, Sultan II. Abdülhamid’in tahttan indirildikten sonra Selanik’e sürgüne gönderilmiştir. Fakat Selanik 3 yıl sonra Balkan Savaşları sırasında Yunanların eline geçince İstanbul'a geri gönderilmek zorunda kaldı.
Osmanlı Devleti'nin İstanbul'dan sonra 2. büyük kenti olan Selanik, Balkan Savaşları sırasında, 9 Kasım 1912'de merkezden destek alamayan ve panik içinde dağılan Osmanlı Ordusu'nun direnişinin mümkün olmayacağını düşünen garnizon komutanı Tahsin Paşa Yunan Ordusu'na hiçbir direniş göstermeden şehri teslim etmiştir. Şehirde bulunan 25.000 kişilik Osmanlı Ordusu'nun direniş göstermeden teslim olması halkta büyük bir şaşkınlık ve panik ortaya çıkarmış ve binlerce Müslüman Osmanlı vatandaşı Yunanlar tarafından katledilmiştir.
| Yıl | Toplam nüfus | Yahudiler | Müslümanlar | Yunanlar | Bulgarlar | Romanlar | Diğer gruplar |
|---|---|---|---|---|---|---|---|
| 1890 | 118.000 | 55.000 | 26.000 | 16.000 | 10.000 | 2.500 | 8.500 |
| 1913 | 157.889 | 61.439 | 45.889 | 39.956 | 6.263 | 2.721 | 1.621 |
| Ay | Ocak | Şubat | Mart | Nisan | Mayıs | Haziran | Temmuz | Ağustos | Eylül | Ekim | Kasım | Aralık |
| En Yüksek [°C] | 9 | 10 | 13 | 18 | 23 | 28 | 31 | 30 | 26 | 21 | 14 | 10 |
| En Düşük [°C] | 1 | 2 | 5 | 7 | 12 | 16 | 18 | 18 | 15 | 11 | 6 | 2 |
| Yağış (mm) | 40 | 38 | 43 | 35 | 43 | 30 | 22 | 20 | 27 | 45 | 58 | 50 |
| Sıcaklık rekoru [°C] | 20 | 22 | 25 | 31 | 36 | 39 | 42 | 39 | 36 | 32 | 27 | 26 |
Atatürk'ün Manastır İdadisi ‘ne yazılmadan önce Selanik Askeri Rüştiyesi mezunu olduğu da belirtilmesi gereken bir konudur. Eğitim aşamalarından ortaokul düzeyini yansıtmakta olan bu okul, şehri ziyaret eden Türklerin ziyaret etmek istedikleri yerler arasındadır. Bu ziyaretle birlikte Ulu Önderimizi hissedebilecek olmanın heyecanı bambaşka bir duygudur.
Selanik Atatürk evi Müzesi
Rodoslu Müderris Hacı Mehmet Vakfı tarafından 1870 yılında inşa edilmiştir. Atatürk’ün doğumundan yalnızca bir yıl önce kiralamış Ali Rıza Efendi. 1888 yılına kadar bu evde ikamet etti Mustafa Kemal Atatürk ve ailesi. Ali Rıza Efendi’nin vefatından sonra hemen bitişikteki daha küçük olan yan eve taşındılar annesi ile birlikte. II. Meşrutiyet’in ilan edilmesinin arından Selanik’te görevini yapan Mustafa Kemal Atatürk, bu süre boyunca kız kardeşi ve annesi ile bu evde yeniden ikamet etmeye başlamıştır. 1912 yılında Yunanistan yönetime geçti Selanik, Atatürk’ün annesi ve kız kardeşi de İstanbul’a dönmek zorunda kaldılar. Yunanistan ve Türkiye arasındaki anlaşma gereğince Yunanistan yönetiminde kalan bu ev daha sonraları yunan bir aile tarafından satın alınmıştır.
Türk- Yunan dostluğunun bir simgesi ve aynı zaman da Balkan konferansı ansına, Cumhuriyetimizin 10. Yıl döneminde bu eve mermer bir plaka yerleştirildi. Evin çift kanatlı olan sokak kapısının sağ köşesine asılan bu mermer plaka da Atatürk’ün bu evde doğduğu yazmaktadır. Yazı yalnızca Yunanca olmamak ile birlikte Türkçe ve Fransızca tercümelerine de yer verilmiştir. Yunanistan’ın ileri gelen kişilerinin yanı sıra Türkiye Atina büyükelçiliğinin mensupları tarafından yapılan bir tören ile 4 Kasım 1993 tarihinde plaka resmi olarak asıldı. Daha sonraları Selanik belediyesi Atatürk’e hediye etmek amacı ile satın aldı. 19 Şubat 1937 tarihinde Atatürk’e hediye edilmek üzere Türkiye’nin Selanik başkonsolosluğuna anahtarı verildi. Türkiye Cumhuriyeti 3. Cumhurbaşkanı olan Celal Bayar’ın desteği sayesinde Prof. Dr. Enver Ziya Karal ve Eşi olan Fatma Karal katkıları ile Atatürk Evi müzesi haline getirildi. 10 Kasım 1953 yılında Mustafa Kemal Atatürk ölümünün 10. Yılında müze olarak ziyaret açılmıştır.
Beyaz Kule
Selanik’in en büyük simgelerinden biridir. Liman şehri olan Selanik’i korumak amacı ile 12. Yüzyıldan günümüze kalabilen ender yapılardan biridir. Kanuni Sultan Süleyman, Bizans’a ait yapıyı yıktırmış ve yerine Mimar Sinan tarafından yeniden inşa ettirmiştir. Beyaz Kule de dalgalanan Yunan bayrağı ise 1922 yılında ele geçirmeleri sonucunda dikilmiştir. Bu bayrak Yunan zaferini simgelemektedir. Aslında Beyaz Kule bizlerin çok da yabancı olduğu bir yapıya sahip değildir. Zira İstanbul da bulunan Rumelihisarı’nın bire bir aynısıdır. Yarıçapı 35 metre olan Beyaz Kule’nin yüksekliği ise 34 metredir. Çevresinde bulunan surlar 1911 yılında yıkılmıştır. Oldukça uzun yıllar zindan olarak kullanılan Beyaz Kule, Yunanlıların beyaza boyaması ile vaftiz edildiğine inanılmaktadır. Günümüzde müze olarak kullanılan Beyaz Kule, Pazartesi günleri kapalıdır. Ziyaret saatleri 08:30 ile 15:00 arasındadır.
Yedi Kule (Eptapygrio)
Şehir sularının kuzeydoğusunda yer alan Yedi Kule, şehrin en yüksek noktasında yer almaktadır. Bizans surları içine 1431 yılında Osmanlı Devleti tarafından inşa edilmiştir. Günümüzde Yedi Kule olarak bilinen yapının Osmanlı dönemindeki ismi Zincirli Kule olarak kullanılmıştır. 1980 ile 1989 yılları arasında hapishane olarak kullanılan Yedi kule, 1997 yılında restore edilmesi ile birlikte şimdiki hali olan açık hava müzesi haline getirilmiştir. Bir diğer önemli özelliği ise girişte bulunan Osmanlı tuğrası ve kitabesini günümüze kadar koruyarak sergiliyor olmalıdır. Şehrin en yüksek yerinde olması ile oldukça mükemmel manzaraları yakalamanızı sağlayan Yedi Kule fotoğraf makinanızı unutursanız üzüleceğiniz güzellikte bir yerdir.
Bizans Kültürü Müzesi
Selanik gezilecek yerler arasında oldukça büyük öneme sahiptir. Zira Bizans dönemine ait 3000 den fazla esere ev sahipliği yapan bu müze tarih severler için oldukça önemlidir. Müzenin ışıklandırması hayranlık uyandıracak türdendir zira profesyonel olmayan makinalar ile flaşsız da oldukça net çekimler elde edebiliyorsunuz. Bizans Kültürü müzesinde sadece Bizans ‘a ait eserler yoktur erken dönemden geç döneme kadar olan Hristiyan sanatına ait birçok eser de görebilmeniz mümkündür. Bizans ikonları, seramikler ve freskolar ise en çok göreceğiniz eserler arasındadır. Girişi ücretli olan müzenin yetişkinler için belirlediği ücret 4 Euro iken çocuklar için ücretsizdir. Yaz aylarında 08:00 ile 20:00 saatleri arasında açık olan Müze, Kış aylarında ise 09:00 ile 16:00 arasında ziyarete açıktır.
Aziz Dimitrios Kilisesi
Kendisinin Hristiyan olup olmadığı büyük bir tartışma konusunu muallakta bırakan I. Konstantin, M. S. 324 yılında Hristiyanlığı devletinin resmi dini olarak ilan etmiştir. Bu ilandan sonra Selanik Hristiyan Şehirlerinden biri olan Aziz Dimitrios’a adanarak Roma hamamları kalıntılarının üzerine inşa edilmiştir. Bizans’tan günümüze oldukça şekil değiştirilmeye çalışılsa da inatla aslını korumaya çalışan en önemli eserlerden biridir. Aziz Dimitrios Kilisesi, Osmanlılar tarafından 1493 yılında camiye dönüştürülmüş ismine de Kasimiye camii olarak değiştirilmiştir. 1917 yılında yıkan büyük yangın sonucu şehrin yarısından fazlasının yanması ile birlikte bu caminin de neredeyse büyük bir kısmı yanmıştır. Bunun sonucunda ise tarihi yapı neredeyse yok olmuştur. Tamamen aslına uygun olarak restore edilen yapı 26 Ekim 1949 tarihinde Ortodoks Kilisesi olarak ibadete yeniden başlanılmıştır. UNESCO Dünya kültür ve Mirası listesine ise 1988 yılında girmiştir. 08:00 ile 22:00 saatleri arasında ziyaret edebilirsiniz.
Liman şehri olan Selanik tarihte oldukça büyük bir öneme sahiptir. Sadece Türkler için değil Dünya’da oldukça değerli kültürel yapılara ev sahipliği yaparken dönemlerinin izlerini hala korumaktadır. Bunların yanı sıra geçmişte gelen gelenek ve kültürleri de koruyor olması Yunan mutfağına oldukça katkı sağlamaktadır. Selanik yemekler aynı zamanda İstanbul ve İzmir’in etkilerini görmek oldukça mümkündür. Unutulmaya yüz tutmuş Türk yemekleri Selanik’te Türk isimleri ile birlikte yaşamaya devam etmesi oldukça şaşırtıcıdır. Aynı denizin kıyısını paylaştığımız Selanik şehrinde geleneksel Ege yemeklerini görmek de oldukça mümkün. Gittiğiniz zaman gerçekten hiç yabancılık çekmeyeceksiniz zira süt, peynir, deniz mahsullerinin yanı sıra zeytinyağı geleneksel yemeklerin ana ürünleridir. Türk kahvesini bir de Selanik’te denemeyi unutmamalısınız zira şehir de oldukça yaygın bir şekilde tüketilmektedir. Ve tabii ki Uzo, Türk rakısına nazaran çok daha hafif alkol oranı ile Yunanistan da en çok tüketilen alkoldür.
Selanik’te eşsiz yemeklerin tadına bakma şansı elde edenlerin bu şehri bir daha ziyaret etmek isteyecekleri tahmin edilmektedir.
Selanik Böreği, Selanik gevreği, Kaçamak, Selanik yoğurdu, Selanik fasulyesi, Barbuşka tatlısı, Selanik usulü peynir tatlısı, Selanik baklavası şehrin en meşhur yemekleridir. Bunlardan birini muhakkak denemelisiniz. Damak tadımızdan çok da ayrı olmaması sebebiyle kendinizi yabancı bir yer de hissetmeyeceksiniz.
Selanik restaurant bakımından oldukça çeşitlidir. Hangisine gideceğiniz konusunda kararsız kalmanız da oldukça mümkündür. Sıradan otel yemekleri yerine en güzel restoranlarda yemeğinizi afiyetle yemeniz tercih edilmelidir. Eğer ki turlar ile gitmiyorsanız kesinlikle restoranların bulunduğu bu listeye göz atmalısınız. Yunanistan da en çok tüketilen içecekler biri ise Frappe’dir. Soğuk kahve bizlere biraz garip gelse de ülkemizde de yok değildir fakat yerel halka ayak uydurma düşünceniz varsa bu kahveden kesinlikle içmelisiniz pişman olmayacağınız kadar güzel yapmaktadırlar.
Beyaz Kule diğer adı ile The White Tower, akşamları insanları çevresindeki dolaşma alanlarını çok fazla tercih ettiğini göreceksiniz. Oldukça ünlü olan bu çevrede Yunan mutfağını bir de büfelerde satılmakta olan ayaküstü atıştırmalıklar ile deneyimleyebilirsiniz. Belirteceğimiz bir husus ise bölge halkında sıklıkla protesto gösterileri düzenlemeleridir. Gördüğünüz kalabalık sizi korkutmasın, protestolarını yaptıkları gibi sessizce ve etrafa zarar vermeden dağılan halkın normal hayata hiç bir şey olmamış gibi dönmelerine şahitlik edebilirsiniz.
Dia Xoiros
Selanik’te en çok tercih edilen restoranların başında gelmektedir. Yunanlı iki avukatın işletmesi dillere dolanmış durumda. Zira restoranın dekoru ve hizmeti mükemmellik derecesinde iken temizlik ve yemek konusunda şehirde bir numaraya yükselmişler. Zeytinyağlı yemekleri, etleri ve özellikle de uzosu ile sizlere unutulmaz lezzetler sunarken bir kez daha gelmeyi düşündürecekler. Küçük arka bahçesi ile yarı açık havada yemek yiyebildiğiniz gibi bu nezih yer de deniz ürünlerini bulmakta mümkündür.
Adres: Valaoritou 25, Selanik / Yunanistan
Telefon: +(30) 231202 35960
Nea Diagonios
İngilizce konuşabileceğiniz lüks restoran adresidir Nea Diagonios. Dekorun her bir zerresinden kaliteyi rahatlık ile görebilirsiniz. Yalnızca dekor ile değil aynı zamanda çalışanlarında hizmetleri müşterin en büyük beğenileri arasındadır. Kendinizi oldukça rahat hissetmenizin yanında dekoruna kesinlikle bayılacağınız bu mekan da oldukça çeşitli içki menüsü bulunmaktadır. Sadece Uzo ile değil şarap kalitesi ile şaşırtacak Nea Diagonios, et yemeklerinin yanı sıra soğuk mezeleri ile de gönlünüze taht kurmaya oldukça niyetli bir restorandır. Özellikle de köfte menüsü ve steak en çok beğenilenler arasındayken kesinlikle aç gitmeniz gereken bir restoran. Zira hizmetin yanı sıra yemeklerine ve içeceklerine bayılacaksınız.
Adres: Πλαστήρα 89, Τάσου Καρατάσου 1, 55132 Selanik, Yunanistan
Telefon: 0231 002 9085
Rougo
Selanik en iyi restaurant sıralamasında yer almasının nedeni Türkçe menü bulunmasının yanı aslında restoranın nerdeyse tamamı Türklere hitap etmektedir. Bunun en büyük örneği ise Türk rakısının bulunmasıdır. Dekor konusunda ise ahşaba verilen ağırlık ile Türk çizgilerini çok net görebilirsiniz. Güler yüzlü çalışanlarının yanı sıra şarap menüsü ise restoranı en çok meşhur eden konulardan bir tanesidir. Ücretleri diğer restoranlara oldukça uygundur. Restorana giden müşterilerin büyük bir çoğunluğu genellikle deniz ürünleri tercih ederken et ürünlerini de denemeyi unutmamalısınız. Bu sıcak atmosferli restoran müşterilerinden tam not alırken sizler de şansınızı başka restoranlarda denememelisiniz.
Adres: 28 Karipi Selanik 54624, Yunanistan
Telefon: 0231 024 1727
Bazagiazi
Yeni çarşı içerisinde bulunan bu restorana uğrama sebebiniz olacaktır. Alışverişinizi yaptıktan sonra ya da öncesinde muhakkak gözünüze takılacak bu restoran da canlı müzik ise oldukça ilgi çekici gelecektir. Dekorunun yanı sıra temizliği tamamen göz doldururken evinizi aratmayacak sıcaklığa sahip bu mekandan ayrılmak istemeyeceksiniz. Yemek konusunda ise et yemekleri müşterilerin en büyük tercihleri arasında. Kuzu etini seviyorsanız Bazagiazi de muhakkak denemelisiniz. Dışarıdan çok cezbedici durmasa bile deniz mahsullerinin tazeliği mekanın dış görünüşünün tüm eksilerini silecek türdendir. Tatlı olarak ise portakallı helvayı muhakkak denemelisiniz.
Adres: Vasileos Irakliou 35, Selanik 45624, Yunanistan
Telefon: 0231 027 9006
ripia Potiria Bit Bazzar
Selanik nerede yemek yenir sorusunun cevabıdır Tripia Potiria Bit Bazzar. Genç kitleye hitap eden harika deniz ürünlerinin servis edildiği bu restorana bir kez daha gitmeyi düşüneceksiniz. Daha çok taverna havasına sahip gibi dursa da aslında öyle değildir. Fiyatlarının makul oluşunun yanı sıra çalışanların güler yüzü sizin de gülümsemesine neden olacak.
Adres: Προσφυγικής Αγοράς 18, Ελευθερίου Βενιζέλου, 56431
Telefon: 0231 025 1485
Palati
Tercihiniz bir taverna ise adresiniz kesinlik ile Palati olmalıdır. Klasik bir Yunan tavernası deneyimini en güzel şekilde yaşatan Palati müzik konusunda oldukça iddialı. Özellikle de bahçe kısmı en çok tercih edilen bölümü. Geleneksel Selanik yemek çeşitlerini bulabileceğiniz gibi mezeleri de oldukça lezzetli olan bu tavernanın ilgili müdürü ve personeli ile kendinizi özel hissedeceksiniz. Selanik’te taverna bulmak oldukça zordur ve burası gerek ilgi bakımından gerek ise yemek ve müzik bakımından en çok tercih edilen yerdir.
Adres: 3 Ladadika Morihovou Square Selanik 54625, Yunanistan
Telefon: 0231 055 0888
Foul Tou Mze
Ladadika meydanında bulunmakta olan bu restoran mezeleriyle aklınızda yer edinecektir. Meze menüsü olarak oldukça geniş bir yelpazesi bulunan restoranda muhakkak denenmesi gereken ürünler; Greek Salad ( Yunan Salatası), humus, patlıcan közleme, kalamar tava, haydar, ve kabakla hazırlanmış mezedir. Mekanın dikkat çeken özelliği hem sıcak hem de soğuk mezelerin hizmete sunulmasıdır.
Bu denenmesi gereken mezelerin yanında Yunan rakısı olarak bilinmekte olan Ouzo tüketilmesi uygun olacaktır. Yine de rakı tercih etmeyenler için şarap ve bira seçeneklerinin de bulunduğunu belirtmeliyiz. Ayrıca mekanın fiyatlarının oldukça uygun olması, müşterilerin en çok mutlu olduğu özelliktir.
Sadece meze servisinin değil eşsiz deniz mahsullerinin de menü içerisinde yer aldığını belirtmek, mekanı ziyaret edecek olanların dikkatini çekecektir.
Adres : 3 Katouni Street Ladadika, 54625 Thessaloniki/ Yunanistan
Telefon : +3023110524700
| KISA KISA |
|
Copyright © 2011 merhancag. All Rights Reserved. Merhancag theme designed by Themes by maktaren.com. Bloggerized by Free Blogger Template. Powered by Blogger. Created By SoraTemplates | Distributed By Gooyaabi Templates
Copyright ©
merhancag.
Designed by OddThemes
|
Duvarı Aşamıyorsan Kapı Aç
Kıssadan hisse Kısa Kısa'da sizi bekliyor...
facebook sayfamızı takip edebilirsiniz!