Güzel Bir Hafta Sonu Dileriz

Kısa Kısa'da yeni bir Hikaye

Yolunacak Kaz?..

Sağlıcakla Kalın

×

Loading...
LÜTFEN KULAK VERİN "COVİD" TEHLİKELİDİR

















SON YAZILAR :
Loading...


05 Eylül 2020

Kenya

Kenya, Hint Okyanusu'na kıyısı olan bir doğu Afrika ülkesidir. GüneyindeMD DRC 001 (Flag_of_Kenya) Tanzanya, batısında Uganda,
kuzeybatısında Güney Sudan, kuzeyinde Etiyopya ve doğusunda Somali ile komşudur. Başkenti Nairobi'dir.
Coğrafi konumu: 1 00 Kuzey enlemi, 38 00 Doğu boylamı

Sınırları: toplam: 3,446 km

Sınır komşuları: Etiyopya 830 km, Somali 682 km, Sudan 232 km, Tanzanya 769 km, Uganda 933 km

MD DRC 005 MD DRC 003

Sahil şeridi: 536 km

İklimi: Kıyıda tropikal, iç kesimde çöl iklimi hakimdir.

Deniz seviyesinden yüksekliği: En alçak noktası: Hint Okyanusu 0 m En yüksek noktası: Kenya Dağı
5,199 m

Doğal kaynakları: Altın, kireçtaşı, soda, tuz, hidro güç, vahşi doğa

Sulanan arazi: 660 km² (1993 verileri)

Doğal afetler: Kuraklık ve su baskınları

MD DRC 007

Tarih

Tarih öncesi dönemden bir çok dinozor ve timsah fosili bulunan ülkede, en eski fosil kalıntıları 200 milyon yıl önceye aittir. En eski insan fosilleri Kenya'da Turkana gölü çevresinde bulunmuştur.

M.Ö. 2000'lerde Kuzey Afrika'dan göç eden halklar Kenya'da yerleşmiştir. M.S. 1. yüzyılda Arap tüccarları Kenya sahillerine ticari ziyaretler yapmış, M.S. 8. yüzyılda Kenya sahillerindeki Arap ve Fars yerleşimleri giderek çoğalmıştır.

M.S. 10. yüzyılda bu gün Kenya nüfusunun dörtte üçünü oluşturan Nilotic ve Bantu halkları Kenya'ya göç etmiştir. Bu yıllarda Swahili dili meydana gelmiştir. Swahili bir çok Arapça kelime içeren bir Bantu lisanıdır.

Sömürgecilik döneminde Kenya'ya ilk ayak basan Avrupalılardan biri Vasco da Gama'dır. 1498 yılında Mombasa'yı ziyaret eden Gama buradan Hindistan'a olan deniz yolunu keşfetmistir. Bu keşif Portekizlerin
deniz ticaretindeki ağırlığını artırıcı önemli bir kilometre taşı olmuştur.

Bölgede resmi Portekiz varlığı 1505 yılında bugün Tanzanya'ya ait olan Kilwa adasının alınmasıyla başlamıştır. Daha sonra, Mombasa'yı ve Hint okyanusunda Hindistan yolu üzerindeki diğer adaları ve şehirleri istila eden Portekizliler, böylece bu bölgedeki deniz ticaretindeki Arapların ağırlığını ortadan kaldırmışlar, deniz yollarını ve limanları kontrol ederek büyük vergi gelirleri elde etmişlerdir.

MD DRC 004 (Pt_Thomson_Batian_Nelion_Mt_Kenya)

Portekiz boyunduruğundaki yerel emirlerin talebi üzerine Yemen Valiliği Emir Ali Bey'i 1584 yılında bölgeye göndermiş, Emir Ali Bey de beş kadırgadan oluşan filosuyla Somali sahilindeki Mogadişu, Ampaza,
Brava, Cumbo ve Kismayu, Kenya sahilinde de Faza, Lamu, Pate, Kilifi kentlerini fethetti. Mombasa sultanı bağlılığını arzetti. Böylece, Kenya'da Portekiz egemenliğinden kurtarılamayan sadece Malindi kenti kaldı.

MD DRD 002

Emir Ali Bey kazanımları Portekizlilere karşı koruyabilmek için Mombasa'da limana hakim bir kale inşa ettirdi. 1589'da Hindistan/Goa'daki ana üssünden kaleyi fethetmek için gelen Portekizlilere başarıyla direne Türk denizciler karadan gelen Zimba yamyamlarının saldırısıyla iki ateş arasında kaldılar ve Portekizlilere teslim oldular  Portekiz Osmanlıya bağlanan kentleri tek tek el geçirerek liderlerini  ölümle cezalandırdı. Mombasa'ya da Fort Jesus adlı çok iyi berkitilmiş bir kale inşa ederek bölgedeki egemenliğini pekiştirdi.

Yüzyılı aşkın süren Portekiz egemenliğinden sonra, Umman Sultanlığı Kenya ve Tanzanya sahillerindeki mücadelesine hız verdi ve 1730'da Portekizliler bu bölgeden tamamen sürmeyi başardı. Umman köle
ticaretine hız verdi ve 1839 yılında başkentlerini Zanzibar'a taşıyarak Kenya üzerindeki Arap egemenliğini artırdı. Daha sonra Umman Sultanlığı ve Zanzibar Sultanlığı adları altında iki devlet ortaya çıktı.

MD DRC 006

1880'lere gelindiğinde İngilizler uluslararası köle ticaretini tamamen yasaklamış ve bu yasakların desteklenmesi ve denetlenmesi için bir dizi antlaşmalar yapmışlardı. "Protectorate"(Türkçe karşılığı: Himaye/koruma) yasaları adı altında bir çok ülkede kontrolü ellerine aldıkları gibi, Kenya'daki Umman varlığını da kontrol etme olanağı elde etmişlerdir.

İngilizler 1890'larda Kenya-Uganda demir yolu inşasına başlamış, bu dönemde inşa için deneyimli işçi gereksinimi karşılamak amacıyla çok sayıda Hintli Kenya'ya yerleştirilmiştir.

MD DRC 002 (Great_Mosque_of_Gede) Kenya'da Etnik Gruplar
Kenya'nın en büyük etnik grubu Kikuyu'lar nüfusun %25ini oluşturur, başkent Nairobi çevresinde yoğun olarak yaşarlar ve geleneksel olarak politik iktidarı elinde tutan grup olmuştur.

Luhya'lar ülkenin ikinci büyük etnik grubunu oluşturur. batı Kenya'da Uganda sınırının güney kesimlerinde yaşarlar.

Batı Kenya'da Victoria Gölü çevresinde yerleşmiş Luo'lar Kenya'nın üçüncü büyük etnik grubunu oluşturan halktır ve Uganda ve Tanzanya'da yaşayan halklarla akrabadırlar. Son dönemlerde yaşanan bölgesel savaşlar Luo'ların Kikuyu yönetimiyle tarihi hesaplaşmasından ibarettir.

MD DRC 008MD DRC 009

Kenya'nın dördüncü büyük etnik grubu Kalenjin'ler , beşinci ise Kamba'lardır. Kambalar geleneksel olarak askeriyede söz sahibi roller üstlenmişlerdir. Altıncı en büyük etnik grup olan Kisii'ler nüfusun %6'sını oluşturur ve politik olarak Luo'lar gibi Kikuyu karşıtı bir duruş sergilerler.

MD DRD 001 (nairobi)

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar

ACP (Afrika - Karayip - Pasifik Ülkeleri), AfDB (Afrika Kalkınma Bankası), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), EADB (Doğu Afrika Kalkınma Bankası),
ECA (Birleşmiş Milletler Afrika Ekonomik Komisyonu), FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), G-77, IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICFTU (Uluslararası Serbest Ticaret Birlikleri
Konfederastonu), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDA (Uluslararası Kalkınma Birliği), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFC (Uluslararası Finansman Kurumu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu), IGAD (Hükümetler Arası Kalkınma Otoritesi), ILO (Uluslararası Çalışma Örgütü), IMF (Uluslararası Para Fonu), IMO (Uluslararası Denizcilik Örgütü), Inmarsat (Uluslararası Denizcilik Uydu Teşkilatı), Intelsat (Uluslararası
Telekomünikasyon ve Uydu Örgütü), Interpol (Uluslararası Polis Teşkilatı), IOC (Uluslararası Olimpiyat Komitesi), IOM (Uluslararası Göçmen Teşkilatı), ISO (Uluslararası Standartlar Örgütü), ITU (Uluslararası Haberleşme Birliği), MINURSO (BM Bati Sahra Referandum Misyonu), MONUC (BM Kongo Operasyonu), NAM, OAU (Afrika Birliği Teşkilatı), OPCW (Kimyasal Silahları Yasaklama Organizasyonu), UN (Birleşmiş Milletler), UNAMSIL (BM Sierra Leone Misyonu), UNCTAD (Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı), UNESCO (Eğitim-Bilim ve Kültür Örgütü), UNIDO (Endüstriyel Kalkınma Örgütü), UNIKOM (BM Irak-Kuveyt Gözlem Misyonu), UNMEE (BM Etyopya-Eritre Misyonu), UNMIBH (BM Bosna-Hersek Misyonu), UNMIK (BM Kosova Geçici Yönetimi), UNMOP (BM Prevlaka Gözlem Misyonu), UNTAET (BM Doğu Timor Geçiş Yönetimi), UNU, UPU (Dünya Posta Birliği), WHO (Dünya Sağlık Örgütü), WIPO (Dünya Fikri Mülkiyet
Teşkilatı), WMO

Uzay ile ilgili Kavramlar

İlkokula giden bir çocuğa sonsuzluk kavramını anlatmak için uzayı örnek verir öğretmenleri. Ucu bucağı olmayan, sonsuz. Henüz uzayın sonsuzlukları hakkında net bilgiler edinememekle beraber; çok derinlere inmeye gerek yok. Çünkü Dünya'nın yörüngesinde bile oldukça ilginç olaylar olmakta. İşte sizler için uzay hakkında derlediğimiz 10 ilginç bilgi.
1. Yerçekimi

Uzay ortamında yer çekiminin olmamasına bağlı olarak, astronotların boyu 2.5 cm kadar uzayabilir. 

2. Uluslararası Uzay İstasyonu

Uluslararası Uzay İstasyonu şimdiye kadar inşa edilen en pahalı yapıdır. Maliyeti ise tam 150 milyar dolar.

3. Astronot kıyafeti

Astronotların giydiği kıyafetlerin tanesinin maliyeti 12 milyon dolardır.

4. Atom bombası

A.B.D. 1962 yılında uzayda, Hiroşima'ya attığından 100 kat daha güçlü bir atom bombası patlatmıştır. 

5. Uzaydan gelen sinyaller

1977 yılında, Ohio Üniversitesi'ne ait bir radyoteleskop derin uzaydan gelen 72 saniyelik sinyaller yakalamıştır. Wow! adı verilen bu sinyallerin nereden ve nasıl geldiği ise hala bilinmemektedir.

6. Gün batımı ve gün doğumu

Bir ''gün'' Dünya'nın kendi çevresinde bir turunu tamamlası olarak tanımlanır. Peki Dünya'nın çevresinde dönenler için? Uluslarası Uzay İstasyonu'nda görev yapan astronotlar 24 saat içinde güneşin doğumunu ve batımını 15 kere görür.

7. Gözyaşları

Gravity filmini seyredenler bilir; teknik olarak uzayda ağlamak imkansızdır. Çünkü yer çekimsiz ortamda gözyaşlarınız yüzünüzden süzülmek yerine havada damlacıklar halinde kalır. 

8. Kokusu

Uzayda görev yapan astronotlar uzayın yanık et, sıcak metal ve kaynak dumanı gibi koktuğunu söylemiş.

9. Newton'un elma ağacı

Newton'un yer çekimini bir elma ağacının altında keşfettiği rivayet edilir. İngiliz asıllı astronot Piers Sellers da Newton'un Ağacı'nı yer çekiminden kurtarmaya karar vermiş ve ağacın bir kısmını uzay yolculuğunda yanında götürmüş.

10. Uluslararası Uzay İstasyonu

Yörüngede dolaşan uyduların en büyüğü olan bu istasyon, Dünya'nın etrafında saatte 28.000 km hızla dönmektedir.

04 Eylül 2020

Sivas Kongresi

 Sivas Kongresi, Mustafa Kemal'in Amasya Genelgesi'ni açıkladıktan sonra bir çağrı üzerine I. Dünya Savaşı'ndan sonra işgale uğrayan Türk topraklarını kurtarmak ve Türk milletinin bağımsızlığını sağlamak için çareler aramak amacıyla seçilmiş ulus temsilcilerinin Sivas'ta bir araya gelmesiyle, 4 Eylül 1919 - 11 Eylül 1919 tarihleri arasında gerçekleşen ulusal nitelikte bir kongredir.


Sivas Kongresi'nde alınan kararlar, daha önce gerçekleştirilen Erzurum Kongresi kararlarını genişleterek tüm ulusu kapsar bir nitelik kazandırmış ve yeni bir Türk Devleti'nin kuruluşuna temel olmuştur; bu nedenle Sivas Kongresi'nin Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki önemi büyüktür.

Sivas Kongresi'nde, Erzurum Kongresi'nde alınan vatanın bütünlüğü ve bağımsızlığıyla ilgili kararlar aynen kabul edilmiştir.

Kongre aynı zamanda Cumhuriyet Halk Partisi'nin ilk kurultayı olarak kabul edilmektedir.

Kongre delegeleri

Kongrede doğu illeri adına delege olarak Erzurum Kongresi'nde seçilen Heyet-i Temsiliye (Temsil Kurulu) üyeleri bulunuyordu. Batı ve Orta Anadolu illerinden gelen diğer temsilcilerin de katılımı sayesinde Sivas Kongresi, ulusal bir kongre niteliği kazanmıştı.

Kongreye katılan delege sayısı tartışmalı bir konudur. Ankara gibi bazı illerde vâlilik baskısı ile delege seçimi gerçekleşememiş, bazı illerden seçilen delegelerin ise yola çıkması engellenmiş, bu nedenle kongreye katılamamış veya kongre çalışmaları bittikten sonra Sivas’a gelebilmişlerdi. Sonradan katılanlar'la birlikte delege sayısının 41'i bulduğu söylenebilir (Farklı kaynaklara göre 31, 33, 38 katılımcı vardır.)

Delegeler kongrenin ilk oturumunda İttihat ve Terakki ile bir bağları olmadığını ispat için bir yemin metni hazırlamış ve bu metni okumuştur.

"Makam-ı celil-i hilafet ve saltanata, İslamiyete, devlete, millete ve memlekete manen ve maddeten hizmetten başka bir gaye ve emelimiz olmadığına binaen kongrenin müzakeresi devamı müddetince ihtirasat-ı şahsiye ve siyasiyeden ve fırkacılık amalinden münezzeh bir azim ve iman ile çalışacağıma namusum ve bilcümle mukaddesatım namına vallah, billah"

Kongreye katılanlar

Mustafa Kemal (Atatürk), Temsil Heyeti Başkanı, Samsun 9. Ordu Müf. (İstifa, Erzurum)- Sivil

Hüseyin Rauf (Orbay), Temsil Kurulu Üyesi, Em. Deniz subayı, Sivas

Bekir Sami (Kunduk), Temsil Kurulu Üyesi, Mülkiyeli - Vâli, Sivas

Süleyman Bey, Tüccar, Harput

Fevzi (Baysoy), Temsil Kurulu Üyesi, Din adamı - Şeyh, Erzincan

Raif (Dinç),Temsil Kurulu Üyesi, Yargıç, Erzurum

Refet (Bele), Canik (TKÜ), Albay, Samsun

Kara Vasıf, Emekli Albay, Ayıntab

İsmail Hami (Danişmend), Mülkiyeli- Tarihçi, İstanbul

İsmail Fazıl (Cebesoy), Emekli General, İstanbul

Hikmet Boran, Ask. Tıb. Öğr. Tem., Tıbbiye Öğrencisi, İstanbul

Ahmet Nuri, İlmiye sınıfı hocası, Bursa

Osman Nuri (Özpay), Avukat, Bursa

Hüseyin (Bayraktar), Tüccar, Eskişehir

Hüsrev Sami (Kızıldoğan), Subay, Eskişehir

Halil İbrahim (Sipahi), Tüccar - Bld. Bşk., Eskişehir

Mehmet Şükrü (Koçzade), Hukukçu, Afyonkarahisar

Salih Sıtkı (Kesrioğlu), Mülkiyeli, Afyonkarahisar

Bekir (Gümişioğlu), Öğretmen, Afyonkarahisar

Abdurrahman Dursun (Yalvaç), Öğretmen, Çorum

Mehmet Tevfik (Ergun), Öğretmen, Çorum

İbrahim Süreyya (Yiğit), Mutasarrıf, Alaşehir (Saruhan)

Macit (Suner), Yargıç, Alaşehir (Saruhan)

Mehmet Şükrü (Dalamanlı), Hukukçu, Denizli

Yusuf (Başağazade), Hukukçu - Ziraatçi, Denizli

Necip Ali (Küçüka), Yargıç, Denizli

Hakkı Behiç (Bayiç), Mülkiyeli, Denizli

Sami Zeki, Emekli Subay, Kastamonu

Nuri (Tatlızade), Tüccar, Kastamonu

Halit Hami (Mengi), Tüccar - Beld. Bşk., Bor

Mustafa (Soylu), Öğretmen, Niğde

Yusuf Bahri (Tatlıoğlu), Çiftçi, Yozgat

Osman Remzi (Öğüt), Memur, Nevşehir

Mazhar Müfit (Kansu), Vali, Denizli

Hasan, ?, ?

Süleyman (Boşank), Çiftçi – Denizci, Samsun


Aşağıdaki isimler ise Sivas Kongresi'ne delege olarak seçilmişler, ancak kongre çalışmaları sona erdikten sonraki günlerde Sivas'a gelebilmişlerdir.

Nuh Naci (Yazgan), Tüccar, Kayseri

Ahmet Hilmi (Kalaç), Kaymakam, Kayseri

Ömer Mümtaz (İmamzade), Tüccar, Kayseri

İhsan Hamit (Tiğrel), Eğitimci, Diyarbakır

Bursa delegeleri gösterilen askerlikten istifa etmiş Necati (Kurtuluş) ve hukukçu Asaf'a (Doras) kongre tutanaklarında rastlanmadığı halde, bazı eserlerde isimleri geçmektedir.

Mustafa Kemal, delegelerin otelde kalmasını yasakladığı için Sivaslıların evinde kaldılar. Şekercizade İsmail Efendi çok sayıda delegeyi evinde uzun süre misafir etti. Kongre Başkanı Mustafa Kemal Paşa, kongrenin yapıldığı lise binasında hazırlanan odada kaldı.

Sivas Kongresi Temsil Heyeti

Erzurum Kongresi'nde seçilmiş olanlar

Mustafa Kemal Paşa (9. Ordu Müfettişi iken 8 Temmuz 1919 askerlikten ayrıldı)

Hüseyin Rauf Bey (Bahriye Eski Nazırı ve askerlikten ayrılma)

Raif (Dinç) (Erzurum eski Mebusu)

İzzet Efendi (Eski Kaymakam-Mebus)

Servet Bey (Trabzon Eski Mebusu)

Sadullah Efendi (Bitlis eski mebusu)

Fevzi (Baysoy) (Erzincan Nakşibendi Şeyhi)

Bekir Sami Bey (Beyrut eski valisi)

Hacı Musa Efendi (Mutki'de Aşiret Reisi)

Heyet-i Temsiliye tarafından seçilmiş olanlar

Refet Bey (3. Kolordu Komutanı iken askerlikten ayrılma).

Sivas Kongresi'nde seçilenler

Kara Vasıf Bey (Gaziantep Delegesi, Kurmay Albaylıktan emekli)

Mazhar Müfid Bey (Hakkâri delegesi, Eski mutasarrıf)

Hüsrev Sami Bey (Eskişehir Delegesi, Askerlikten ayrılma)

Ömer Mümtaz Bey (Ankara eski mebusu)

Hakkı Behiç Bey (Denizli delegesi, Eski Mutasarrıf)

Ratıp Zâde Mustafa Bey (Niğde Delegesi)



Gazi Mustafa Kemal Atatürk Sivas Kongresinin açılış konuşmasını yaparken, kongre üyelerinden ümitvâr olmalarını şu sözlerle bekliyordu:

“Saygıdeğer Efendiler!

Vatan ve milletin kurtuluşunu hedefleyen mecburiyetler, sizleri bunca sıkıntı ve engellere rağmen Sivas’ta topladı. Kahramanca kararlılığınızı tebrik eder ve sizlere hoş geldiniz demekle mutluluğumu arz ederim.

Efendiler, milletimizin sizin gibi aydınları, millî onur ve haysiyet sahipleri, manzaranın üzücü karanlığından dolayı ümitsizliğe kapılmadı. Çünkü onlar bilirler ki, tarih bir milletin varlığını, hakkını hiçbir zaman inkâr edemez. Çünkü onlar kuvvetli bir iman ile inanmışlardır ki, bir yalancı perdenin arkasından vatan ve milletimiz aleyhinde verilen hükümler, ortaya sürülen kanaatler muhakkak iflasa mahkûmdur.”


Manda ve himaye nasıl reddedildi?

Heyeti Umumiye Sivas Sultânîsi’nde çalışmalarına başladı. Bir hafta boyunca Gazi Paşa başkanlığında kurtuluşun tayini için çalışmalar yürütülen kongrede, 8 - 9 Eylül 1919 tarihlerine damgasını vuran tartışma ise mandaterlik meselesi olacaktı.

Bu tartışma gazetelerde de yer buluyor; kongre toplanana kadar İstiklal, Vakit, İleri gibi gazeteler Amerikan mandaterliğini; Peyam, Sabah, Alemdar, Yeni İstanbul gazeteleri İngiltere mandaterliğini; İkdam, Tasvir-i Efkar, ve Zaman gazeteleri tam bağımsızlığı savunuyordu. Zaman gazetesinde Vatan Mefhumu adlı başyazısında Yahya Kemal şu sözlerle manda yanlıları ile alay edecekti:

“Bu şehre girmek için Fatih’in her topuna doksan manda koşmuştuk. Şimdi koca saltanatı bir mandaya değişeceğiz…”

Anadolu'daki aydın ve idareciler ile Türk halkının tamamına yakını bağımsızlık düşüncesiyle hareket ederken, İstanbul’daki aydınların mandaterlik üzerine yayın yapmaları kongreyi de bu yönde etkileyecekti.

Peki, aydınlar nasıl bir manda yönetimi istiyordu? Manda meselesiyle ilgili İsmail Hami Bey'e hazırlanması görevi verilen muhtırada mandaterliğin sınırları şu şekilde çiziliyordu:

·         "Bir manda komisyonu teşkili

·         Mandada milliyet esasının kabulü

·         Devletin tarafsızlığının temini

·         Rum ve Ermeni asıllı Amerikalılara Türkiye’de vazife verilmemesi

·         Devletin haricen temsil hakkının bekası

·         Türkiye’nin Cemiyet-i Akvam’a girmesinin sebeplerinin hazırlanması"

Aydınların istediği hususlar, herhangi bir mandater devlet tarafından kabulü mümkün görünmeyen maddeler içeriyordu. Yani mandaterlik tartışması da tam bağımsızlığı ciddi oranda tehdit eden bir mahiyet içermiyor, özellikle Halide Edip tarafından Gazi Paşa da bu maddelerle ikna edilerek, herhangi bir ülkenin garantörlüğü ile yumuşak geçiş sağlanmaya çalışılıyordu.

Rauf Bey Amerikan Senatosu'na bir mektup yazılmasını teklif etmiş, kongre bu teklifi kabul etmişti. Ancak yine de tutanaklara da yansıyan manda tartışmaları, Mustafa Kemal’in de konuşmaları kesmemesi nedeniyle oldukça uzamıştı. Tarihler 9 Eylül’ü gösterecek; İstanbul’dan gelen Tıbbiyeli Hikmet Bey manda tartışmalarının arasında ayağa kalkarak, yüksek sesle ve Mustafa Kemal’e hitaben şu ifadeleri dile getirecekti:

“Paşam, delegesi bulunduğum Tıbbiyeliler beni buraya İstiklal davamızı başarmak yolundaki mesaiye katılmak üzere gönderdiler. Mandayı kabul edemem. Eğer kabul edecek olanlar varsa, bunlar her kim olursa olsun şiddetle ret ve takbih ederiz. Mustafa Kemal’i vatan kurtarıcısı değil, vatan batırıcısı olarak adlandırır ve tel’in ederiz.”

Tıbbiyeli Hikmet Bey, okullarını karargah olarak kullanan İngiliz müstevli subaylarına karşı Mustafa Kemal’in önderliğini yaptığı direnişe selam göndermek için 14 Mart’ta Tıbbiye-i Şahane’nin iki kulesinin arasına dev bir Türk bayrağı asacak kadar cesur bir gençti.

Hikmet Bey'in bu çıkışı karşısında hararetli tartışmalarla ısınan kongre salonu buz kesti. Sivas Sultanisinin yüksek duvarları, Mustafa Kemal’in sessizliği delen sözleriyle yankılandı:

“Arkadaşlar, gençliğe bakın! Türk milli bünyesindeki asil kanın ifadesine dikkat edin! Evlat, müsterih ol. Gençlikle iftihar ediyorum ve gençliğe güveniyorum. Biz azınlıkta kalsak dahi mandayı kabul etmeyeceğiz. Parolamız tektir ve değişmez: ‘Ya İstiklal, ya ölüm’!”

İngiliz kuvvetlerine karşı bayrak asarak 14 Mart’ın her yıl tıp bayramı olarak kutlanılmasına neden olan tıbbiyeli genç, Sivas kongresinin en hayati kararlarından birinin alınmasına vesile olmuş ve böylelikle manda ve himaye tartışmaları kongre nezdinde sona ermişti.

Amerikan mandaterliği ile işgal sürecinin atlatılmasını teklif eden yirmi beş delegenin hazırladığı muhtıra sert muhalefetle karşılaşmış ve kongrede ret görmüştü. Muhalefet edenler milletin, kendi kendisini idare edebilecek duruma gelinceye kadar, Milletler Cemiyeti gözetiminde başka bir devlet tarafından yönetilmesi meselesini kat’i bir dille reddediyor, bu durumu düşmana ülkenin elleriyle teslim etmesi olarak görüyordu.

Kongrede söz alanlardan anladığımız üzere, tutanaklara göre Vasıf Bey, İsmail Hami, Bekir Sami Bey, İsmail Fazıl Paşa ve Refet Bele toplantıda mandaterliği savunan isimlerdi. Tam bağımsızlığın mümkün olabileceğine inanmıyorlardı. Ülkenin topyekûn düşman elinde parçalanmasının yerine, bir devletin manda ve himayesinde kalmasını ehven-i şer olarak sayıyorlardı.

 

Alınan kararlar

1.   Osmanlı Devleti ile itilaf Devletleri arasında yapılan Ateşkes Anlaşması’nın imzalandığı 30 Ekim 1918 tarihindeki sınırlarımız içinde kalan ve her noktasında çok büyük bir İslâm çoğunluğunun bulunduğu Osmanlı ülkesinin parçaları birbirinden ve Osmanlı topluluğundan parçalanamaz ve hiçbir sebeple ayrılmaz bir bütündür. Bu ülkede yaşayan bütün Müslüman halklar, birbirine karşılıklı hürmet ve fedakârlık duygularıyla dolu, birbirlerinin ırkî ve sosyal haklarına saygılı, yaşadıkları muhitin şartlarına tam olarak riayetkâr öz kardeştirler.

2.   Osmanlı toplumunun bütünlüğü, millî istiklalimizin sağlanması, Hilâfet ve Saltanat yüce makamının dokunulmazlığı için Kuvâ-yi milliye’yi etkili ve millî iradeyi hâkim kılmak esastır.

3.   Osmanlı topraklarının herhangi bir parçasına karşı yapılacak müdahale ve işgale ve özellikle vatanımız içinde müstakil birer Rumluk ve Ermenilik kurulmasına yönelik hareketlere karşı, Aydın, Manisa ve Balıkesir Cephelerindeki millî cihatlarda olduğu gibi, elbirliğiyle savunma ve direnme esası meşru kabul edilmiştir.

4.   Öteden beri aynı vatan içinde birlikte yaşadığımız, bütün gayr-i müslim azınlıkların her türlü hakları bütünüyle mahfuz bulunduğundan, bu azınlıklara siyasî egemenlik ve toplumsal dengemizi bozacak imtiyazlar verilmesi kabul edilmeyecektir.

5.   Osmanlı Hükûmeti bir dış baskı karşısında memleketimizin herhangi bir parçasını terk ve ihmal etmek zorunda kalırsa, Hilafet ve Saltanat makamı ile vatan ve milletin dokunulmazlığını ve bütünlüğünü sağlayacak her türlü tedbir ve kararlar alınmıştır.

6.   İtilaf Devletleri’nce Ateşkes Anlaşması’nın imzalandığı 30 Ekim 1918 tarihindeki sınırlarımız içinde kalıp İslâm çoğunluğunun oturmakta olduğu, kültür ve medeniyet üstünlüğünün Müslümanlarda bulunduğu ve bir bütün teşkil eden vatan topraklarının taksimi görüşünden büsbütün vazgeçip, bu topraklar üzerindeki tarihi, ırki, dini ve coğrafi haklarımıza riayet edilmesine ve buna aykırı teşebbüslere son verilmesine ve böylece hakka ve adalete dayalı bir karar alınmasını bekleriz.

7.   Milletimiz insani, muasır (çağdaş) gayeleri yüceltir, teknik, sınaî ve ekonomik durumu ve ihtiyacımızı takdir eder. Böylece devlet ve milletimizin iç ve dış bağımsızlığı ve vatanımızın bütünlüğü saklı kalmak şartıyla, altıncı maddede yazılı sınırlar içinde, milliyet esaslarına saygılı olan ve memleketimize karşı istila emeli gütmeyen herhangi bir devletin teknik, sınaî, ekonomik yardımını memnuniyetle karşılarız. Bu adaletli ve insani şartları(ın gerçekleşmesi), bir barışın acilen kararlaştırılması, insanlığın selameti ve dünyanın esenliği adına, en has millî emelimizdir.

8.   Milletlerin kendi geleceğini bizzat kendilerinin tayin ettiği bu tarihi dönemde İstanbul Hükûmeti’nin de millî iradeye bağlı olması zaruridir. Çünkü millî iradeye dayanmayan herhangi bir hükûmetin keyfi kararlarına milletçe baş eğilmediği gibi, böyle kararların dışta da muteber olmadığı ve olamayacağı, şimdiye kadar geçen olaylarla ve sonuçlarla ortaya çıkmıştır. Böylece, milletin içinde bulunduğu sıkıntı ve endişeden kurtulmak çarelerine bizzat başvurmasına gerek kalmadan, İstanbul Hükûmeti’nin millî meclisi hemen ve hiç zaman yitirmeden toplaması ve böylece milletin, memleketin geleceği üzerinde alacağı bütün kararları millî meclisin denetimine sunması mecburidir.

9.   Vatan ve milletimizin maruz kaldığı zulüm ve elemler ile ve hepsi aynı amaç ve maksatla millî vicdandan doğan vatansever ve millî cemiyetlerin birleşmesinden oluşan genel topluluk, bu kez “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” adını almıştır. Bu cemiyet her türlü particilik akımlarından ve şahsi ihtiraslardan uzaktır ve arınmıştır. Bütün Müslüman vatandaşlarımız bu Cemiyet’in tabii üyeleridir.

10. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin 4 Eylül 1919 tarihinde Sivas’ta toplanan Genel Kongresi tarafından, mukaddes maksadı takip ve genel teşkilatı idare etmek için bir Heyet-i Temsiliye seçilmiş ve köylerden il merkezlerine kadar bütün millî teşkilatlar takviye edilmiş ve birleştirilmiştir.

 

Peki mandaterlik meselesi Mustafa Kemal için Kongre'de kapanmış mıydı?

Mevcut durum iç karartıcıydı ve kongrede yüksek sesle manda üzerine olumlu cümleler kurmak topyekûn bir kurtuluş umudunu örseleyebilirdi. Fakat ülkenin önde gelen aydınları, özellikle Amerikan mandaterliği meselesinin üzerinde ciddiyetle duruyorlardı.

Hatay’ın Türkiye’ye ilhakında önemli bir rol üstlenen Hatay Devlet Başkanı ve eski milletvekili Tayfur Sökmen, Mustafa Kemal ile Harbord’un görüşmesini şu cümlelerle anlatacaktı:

“1919 senesinin yazı… Mustafa Kemal, memleketin düşman tarafından işgal edilmiş kısımlarını kurtarmak için vatanın her bucağından davet ettiği delegelerin katılımıyla Erzurum ve Sivas kongrelerini yapıp, Misak-i Milli sınırlarını çizmiş, diğer işlere geçmiş.

Bu sırada milli hareketin mahiyetini incelemek üzere Türkiye’ye gelmiş olan Amerikalı General Harbord, Sivas’a gelerek Mustafa Kemal ile bir görüşme gerçekleştiriyor. Mektepler tatil olduğundan Mustafa Kemal o sene Rauf Orbay’la birlikte İdadi Mektebinde ikamet ediyor, Mustafa Kemal de generali bu mektepte kabul ediyor.

General Atatürk’e “Ne yapmak istiyorsunuz” diye soruyor. Atatürk şu cevabı veriyor:

“İstediğimiz, memleketi düşman işgal ve istilasından kurtardıktan sonra müstakil, medeni bir Türk devleti kurup insanca yaşamaktır.”

Bu cevap karşısında general şöyle konuşuyor:

-Bu istek hayal, yapacağınız hareket ise yararsızdır. Çünkü müttefikiniz olan Almanya, Avusturya, Bulgaristan çökmüş, teslim olmuş, memleketinizin birçok mühim yerleri İtilaf Devletleri tarafından işgale uğramış, ordunuz dağılmış, ordunuzun silah ve mühimmatlarına işgalciler tarafından el konulmuş. Böyle bir vaziyette yapmak istediğiniz hareket ne askerlik kaidelerine ve ne de herhangi bir usule uymaz. Bu tamamen yanlıştır. İnsanların intihar ettiklerini görüyor ve okuyoruz ama milletlerin intihar ettikleri vaki değildir.”

Bu sözler, Mustafa Kemal üzerinde derin bir tesir bırakıyor ve mühim karar vereceği zaman takındığı kendisine has bir tavırla söze başlayıp şöyle cevap veriyor:

-Evet! Generalin dedikleri doğrudur, müttefiklerimiz çökmüş ve teslim olmuş. Vatanımızın birçok mühim yerleri işgal ve istila edilmiş. Silah ve mühimmatlarımız gasp olunmuş. Böyle bir vaziyette yapmak istediğimiz hareket ne askerlik kaidelerine sığar, ne de herhangi bir usule uyar. Ama bütün bunlara rağmen vatanımızı kurtarıp hür ve müstakil ve medeni bir Türkiye devleti kurarak insana gibi yaşayacağız. Şayet Muvaffak olamazsak, düşmanların avuçları içinde her gün birer parça can vermektense ecdadımıza yakışır şekilde dövüşerek can vermeyi tercih ederiz.”

Amerikalı General Harbord, görüşmeye ilişkin hazırladığı raporunda “Milli Müdaafa Partisi” olarak tanımladığı Türkiye’deki direniş hareketinin amacını şu cümlelerle kayıt altına alıyordu:

“Başkanı Mustafa Kemal’in de belirttiği üzere Milli Müdaafa Partisi'nin amacı, tercihen Amerika olmak üzere, gerekirse “menfaat düşünmeyen” tek bir manda altında sınırları doğru bir şekilde muhafaza etmektir.”

General Harbord da raporunda Mustafa Kemal’in anladığı “manda ve yardımın” ekonomik boyutta olduğunu belirtiyor, Türklerin himayeye alınması durumunda hiçbir şekilde hakimiyetlerine dokundurmayacaklarını kaydediyordu.

Kimi telgraf ve yabancı kayıtlar Mustafa Kemal’in manda ihtimalini değerlendirmiş olabileceğine işaret etse de, her olasılığı hesaba katmasını iyi bilen bir askeri zekanın aldığı netice de hesaba katıldığında Mustafa Kemal’in manda ve himayeden yana olmadığı açıkça görülebiliyor.


Yine Mustafa Kemal, General Harbord ile görüşerek stratejik hareket etmiş ve pek çok kazanım elde etmişti. Mandaterlik isteyen yol arkadaşlarının baskısını bu şekilde ekarte etmiş ve daha sonradan Sovyetlerden elde edeceği ekonomik yardımı Amerika’dan talep etmiş, İtilaf Devletlerinin dikkatini üzerine çekmişti.

Erzurum kararları yurt genelinde uygulandı

Dikkatlerini üzerine topladığı diğer bir grup ise İstanbul hükümetiydi. Gazi Mustafa Kemal, Erzurum Kongresi'nden sonra alınacak kararların meşruiyetinin sağlanabilmesi için tüm illerden gelecek delegelerin katılacağı Sivas Kongresi’nin düzenlenmesini çok önemsiyordu. Ancak saltanat, devletin yetkilileri aracılığıyla baskı kuruyor ve Erzurum Kongresi'nden sonra yeni bir hamlenin gelmesine imkan vermek istemiyordu.

İşgal kuvvetlerinin esaret boyunduruğuna girmemek amacıyla millî vicdanın azim ve irâdesinden doğmuş yegane teşkilatlar olan milli cemiyetler Anadolu'nun dört bir yanında vatanı savunmak için ayağa kalkmıştı.

Gazi Paşa, yurt genelindeki tüm milli cemiyetleri bir araya getirmek ve bu şekilde salahiyetlerini güçlendirmek istiyordu. Erzurum Kongresi'nde Doğu illerini ilgilendiren kararların düzenlenerek yurt genelinde kabul edilmesini hedefliyordu. Heyet tarafından bu isteği kabul gördü ve Müdâfaa-i Hukuk cemiyetleri birleştirilerek Anadolu ve Rumeli Müdâfaa-i Hukuk Cemiyeti kurulmuş oldu.

Sivas Kongresi'nin arka planı: İstihbarat savaşları

Mustafa Kemal Paşa tarafından Temsil Kurulu adına yayın yapmak için kurdurulan ilk Millî Mücadele gazetesi olan İrade-i Milliye, 14 Eylül 1919 yılında Sivas Kongresi'nde alınan kararla çıkarılacak ve Devlet-i Osmaniye ile Heyet-i Umumiye arasındaki istihbarat savaşında en önemli unsur haline gelecekti.

Tüm bunların yanı sıra, Sivas Lisesi’nin çalışkan öğrencilerinden biri olarak bilinen yirmi iki yaşındaki Demircizade Selahattin’e kurdurulan İrade-i Milliye, milli mücadele yıllarında Türk halkını örgütlemek, kamuoyu oluşturmak, Türk ve dünya kamuoyunu doğru bilgilendirmek amacını da üstlenmişti.

Gazetesini ilk sayıda, yayın hayatından 10 gün önce toplanan Sivas Kongresi'nde Mustafa Kemal’in kongreyi açış nutku ile Padişah'a, Sadrazam'a ve İtilaf devletlerine çekilen ariza ve muhtıralara yer verilse de, sonraki sayılar pek çok gizli belgeyi ihtiva edecekti.

Sivas’ta toplanan delegelerin yalnızca bir fikir kulübü gibi hareket etmediği, heyet tarafından Ali Fuat Paşa'nın Garbî Anadolu Umum Kuvâ-yi Milliye kumandanlığına tayin etmesiyle anlaşılacaktı. Kongre çalışmalarını sürdürürken Devlet-i Osmaniye boş durmuyor, Damat Ferit Paşa hükümeti Mustafa Kemal’i engelleyebilmek için elinden geleni yapıyordu.

Elazığ Valisi Ali Galip’i Sivas’a gönderen Damat Ferit, bölgesinden topladığı kuvvetlerle Sivas’a yürümüşse de, bu sorun Mustafa Kemal’in kıvrak zekası ile güç kullanmadan çözülecekti. Zira Damat Ferit ile Ali Galip arasındaki yazışmaları ele geçiren Gazi Paşa, bu yazışmaları hem Kongre ile paylaşacak hem de sonrasında İrade-i Milliye aracılığıyla tüm yurda duyuracaktı.

Bu mahiyetiyle arka planında tam bir istihbarat savaşına sahne olan Sivas Kongresi, Mustafa Kemal’in bu savaştan galip çıkmasıyla tamamlanabilecekti. Ve bu savaş henüz kongre toplanmadan başlamıştı.

Kongre'den önce Mustafa Kemal, Sivas Valisi Reşid’den izin istemiş, ancak Reşid Bey Mustafa Kemal’in Sivas’a gelmesi durumunda kentin işgal edileceği konusunda istihbaratı olduğunu belirtmişti. Mustafa Kemal Reşid Bey'i ikna ederek, aralarındaki telgraflaşmaların ardından 2 Eylül 1919’da Sivas’a ayak basacaktı.

Ancak Vali Reşid Bey'in milli mücadelenin en önemli adımlarından olan Sivas Kongresi'nin toplanması için attığı bu adım Devleti Osmaniye'nin hiç hoşuna gitmeyecek, Reşid Bey derhal görevden alınacaktı. Sivas Vilayeti Müftüsü Abdurrauf, Belediye Reisi Abdullah Beyler ve ulemadan, tüccardan önemli isimler, Devlet-i Osmaniye’ye telgraf çekerek Reşid Bey'in görevden alınmasına tepki göstereceklerdi.

Yine Başmüdür Vekili Tevfik, kongrenin 6. gününde Devlet-i Osmaniye’ye çektiği telgrafta “muhabereye müsaade olunmayacağı” yönünde garanti verse de, Heyet-i Umumiye’nin haberleşmesine engel olamadığı gibi, bu yazışmaların da Mustafa Kemal’in eline geçmesini de engelleyemeyecekti.

Kongre 11 Eylül 1919'da sonuç bildirgesinin yayımlanmasıyla kapandı ancak Mustafa Kemal, Damat Ferit’in Elazığ Valisi Ali Galip’in himayesine 200 Kürt alarak Kongreyi basması yönünde gönderdiği emirleri İrade-i Milliye’ye göndermişti.

Mustafa Kemal’in kongre için toplanmasına izin veren ve bu nedenle görevden alınan Sivas’ın muhreç valisi Reşid Bey'in, Dahiliye Nazırı Adil Bey'e atfen yazdığı yazısında şu ifadeler yer bulacaktı:

“Şahsınız ve Vali Galip Bey arasında karşılıklı gönderilen telgraflar kongre heyetince elde edilmekle beraber aynen vilayet makamına gönderildi. Verdiğiniz emir, Galip Bey'in deruhte ettiği vazife doğrusu şaşırmama neden oldu. Bir taraftan bendenizin görevden alınmasının aslı olmadığını tebliğ ediyor, diğer taraftan da Müslümanları birbirine kırdırmak için cinayet tertibinde bulunuyorsunuz.”

Mustafa Kemal, Reşid Beyi de kongreye dahil ediyor ve Dahiliye Nazırı Adil Beye gönderdiği telgrafı gazeteden yayımlatarak istihbarat savaşlarının altın vuruşunu yapıyordu:


Milleti padişahına ma'rûzâtta bulunmaktan menediyorsunuz. Alçaklar, cânîler, hainler! Düşmanlarla millet aleyhinde tertibat-ı hainânede bulunuyorsunuz. Milletin kudret ve iradesini takdirden âciz olduğunuza şüphe etmiyorum. Fakat vatan ve millete karşı hainâne ve mezbuhâne harekette bulunacağınıza inanmak istemiyordum. Aklınızı başınıza toplayın!..

Galip Bey ve hempâları gibi bülehânın ahmakça olan mevhûm vaadlerine kapılarak ve Mr. Novil gibi milletimiz ve vatanımız için muzır olan ecnebilere vicdanınızı satarak irtikâp ettiğiniz denaetlerin milletçe tatbik olunacak mes'uliyetini nazar-ı dikkatte tutunuz! Güvendiğiniz eşhas ile merkumun âkibetini öğrendiğiniz zaman kendi âkibetinizle mukayeseyi de unutmayınız.

1922 sonuna kadar çıkmaya devam eden İrade-i Milliye gazetesi, şahsi kavgaların sözcüsü olmaya başladığında gözden düşecek, Ankara’da çıkan Hakimiyet-i Milliye gazetesi aracılığıyla tüm yurtta kurtuluş örgütlenmeye devam edecekti.

Ancak şu bir gerçek ki, Sivas Kongresi'ndeki stratejik hamleler ve istihbarat savaşları ile Damat Ferit hükümetinin düşürülmesine neden olunacaktı. Yeni seçimlere gidilerek "Misak-ı Millî" kararının alınması sağlanacak ve böylelikle Meclis-i Mebusan açılacak, Cumhuriyet tarihinin en önemli adımlarından biri atılacaktı.

Bir lider biliyor, bir halk inanıyor ve İrade-i Milliye gazetesi tüm yurttaşlara şu cümleyle sesleniyordu:

"Bir millet, icraatına tahammül etmiş olduğu bir hükümetin mes'üliyetine iştirak etmiş demektir!"








03 Eylül 2020

Karatay Hanı

DSCF7339
Kayseri'nin Bünyan ilçesindeki Elbaşı bucağına bağlı Karadayı köyünde bulunan Karatay Kervansarayı, Kayseri–Malatya Karayolu’nun üzerinde ve Kayseri’ye 45 km. uzaklıktadır. Oldukça etkileyici ve abidevi bir görününüme sahip olan Karatay Kervansarayı, Hicri 638 (Miladi 1240) yılında, ünlü Selçuklu Veziri Celaleddin Karatay tarafından yaptırılmıştır. Kayseri-Sivas karayolu üzerinde ve Kayseri'ye 45 km. uzaklıktaki Sultan Hanı ile büyük benzerlik gösteren Karatay Kervansarayı'nın içinde bir mescid, bir hamam ve türbe yer almaktadır.    Karatay Hanı, klasik Selçuklu kervansarayları planında, bazıları yivli ve düğümlü olan takviye kuleleriyle bir kale gibi görünürken, ihtişamlı ve abidevi bir durş sergiler. Köşelerde ve 2.50 m. öne fırlayan taçkapının iki yanındaki yivli ve düğümlü payelerle iyice yükseltilmiş olan ana cephe, Selçuklu mimarisindeki abidevi yaratıcılığın doruk noktasıdır. Çok kuvvetli bir ifade ile üsluplaşmış, ağzında yılan taşıyan kanatlı arslan figürlerinden çörtenler, bu etkiyi daha da artırmaktadır. Karatay Kervansarayı yazlık ve kışlık bölümlerinden oluşmaktadır. Yazlık kısmı avluludur. Kışlık kısmının üzeri tamamen kapalıdır.    Karatay Kervansarayı’na kuzey tarafında iri saç örgülü beden kulelerinin bulunduğu cephesindeki muhteşem kapısından girilir. Taçkapı nişinin her iki yanındaki köşe sütunlarının küp başlıklarına sağda iki arslan, solda iki kuş figürü işlenmiştir. Bunun üstündeki bordur süslemelerinde, rumiler arasında palmet yerine, cepheden bir öküz başı, yuvarlak küçük bir insan başı gibi figürler göze çarpar. Bol motiflerle süslü kapının üzerindeki kitabede şu ibarelere yer verilmiştir:  "Mülk Allah’ındır. Dünya ve ahirette yegane güç ve kuvvet sahibi ve sonsuza kadar baki olan ancak Allah'tır. En büyük Sultan, muazzam şehinşah -Allah gölgesini dünyada devamlı kılsın- dünya ve dinin yardımcısı, fatihler babası Keykubat oğlu, Keyhusrev zamanında Emiri'l-Mü'minin görevlisi tarafından H.638 (M.1240) yılında yaptırılmıştır."   ,
DSCF7341
Kervansarayın avluya çıkan sivri kemerli yüksek giriş eyvanının çok heybetli bir görünüşü vardır. Sağında kubbeli mescit, solunda da içerisinde birkaç mezar bulunan çapraz tonozlu türbe yer alır. Türbenin bulunduğu eyvanın taç kemerini mukarnas nişin altında eski Türk takvimlerinden alınan hayvan motifleri çevirmektedir. 17 niş içinde kuş, fil, tavşan, sarılmış iki yılan gibi çeşitli figürler sıralanmıştır. Eyvanın avluya bakan kemer cephesinin üstü ve köşe dolguları, zengi sanatının düğümlü geçme motifi simetrik ejder başıyla kaynaşarak gövdeyi doldurmuştur. Selçuklu sanatında ejderlerin çeşitli sembolik anlamlarda kullanıldıkları görülmektedir. Daha çok Orta Asya Şaman gelenekleriyle bağlantılı anlamlar taşıdığı bilinir. Avluya girerken hemen sağda yer alan mescidin kapısı da küçük bir portal şeklinde avluya açılmaktadır. Bunun köşesinden dar bir koridorla, çapraz ve düz tonozlar ve mukarnas tromplu kubbeleriyle hamama geçilir. Avlunun solunda revak kemerleri sağda oda kapıları görülür.   </DIV>  </DIV> Karatay Hanında, bolluk, bereket ve korunmayı simgeleyen figürlü simgelerin yoğunlaştığı diğer bir alan da avlu taçkapısıdır. Avlu taçkapısının mukarnaslı kavsarasını kuşatan rumi ve palmet kıvrımlı bitkisel bordürün içine insan ve hayvan figürleri gizlenmiştir. Sol tarafta kuş, sağ tarafta aslan figürlerin işlendiği sütunçe başlıklarının üzerinden
DSCF7356
başlayan bordürün bitkisel kıvrımları arasına boğa, insan ve aslan başları karşılıklı iki çıplak kadın figürü ve karşılıklı iki aslan figürü gizlenmiştir. Ayrıca kavsaranın hemen altındaki karşılıklı iki küçük panoda insan başlı kuş siren kabartmaları ve aslan başları bulunmaktadır. Karatay hanının avlu taçkapısında ve mukarnaslı kavsaranın hemen altındaki karşılıklı iki panoda hayat ağacını simgeleyen bitkisel örgü zeminin iki yanında sirenler ve üstte de aslan başları görülmektedir. Hayat ağacının yanındaki rozetler de gezegenleri sembolize etmektedir. Avlu taçkapısının hemen üzerinde yer alan Arapça yazılı kitabesinde şu ifadeler yer almaktadır: "O Allah’tır. Mülk, daim ve baki olan Allah’ındır. Büyük sultan, hanların hanı, ümmetlerin efendisi ve hak sahibi, alemdeki sultanların efendisi, dünya ve dinin yücesi, fetih babası Keyhüsrev oğlu Keykubad zamanında yapıldı."  
DSCF7377   DSCF7379

Avlu taçkapısından girilerek bir holden ulaşılan kışlık bölümün üstü ise tamamen kapalıdır. Kışlık kısmı enine yedi sahınlıdır. Sahınların üzeri beşik tonoz örtülüdür. Orta sahın merkezine piramidal külah örtül, dışarıdan kümbete benzeyen bir kubbe yerleştirilmiştir. Karatay Kervansarayı'na ait 26 metre uzunluğunda deri üzerine yazılıbir ferman 1937 yılında müzeye teslim edilmiştir.
Kervansarayın içinde vakfın şartlarını bozanlar veya yerine getirmeyenler için beddualar vardır: "Her kim vakfımın şartlarından birini değiştirir, hükümsüzlüğe sürüklerse veya yerine getirmeye çekinirse günah onundur. Allah şüphe yok ki görür ve bilir. Vakfa dokunan veya onun şartlarını gerçekleştirmeden alıkoyan kimse; Tanrının, kitapların, meleklerin ve bütün insanların laneti Kıyamete kadar o kimse üzerinde olsun. Allah ona yeter. Her nefis kıyamet gününde farklı cezalara çarptırılacaktır." "Tanrı ve ahirete (Kıyamet günü) inanan Halife, Sultan, Vezir, Seyit, Kadı, Müftü, Müntesip ve insanlardan diğer hiçbirine bu vakfı bozmak ve değerini düşürmek helal olmaz. Kim değiştirirse o zalimdir. Tanrı zalimler için ağır ceza ve kötülük hükmedeceği günde ona azabın kötüsünü ve ağır acısını tattırsın. Onun orucunu, namazını, zekatını ne haccını, ne ibadetini, ne farzını, ne nafilesini, ne secdesini kabul buyurmasın." 
DSCF7345   DSCF7364DSCF7366   DSCF7369DSCF7399
DSCF7403  DSCF7410DSCF7467

Türkiye Şehirleri Türkiye Coğrafyası Dünya Şehirleri Dünya Coğrafyası Ülkeler



  • Blog Yazıları


    Email
    KISA KISA
    X



    Folower Button

    Takipçiler

    Company Info | Contact Us | Privacy policy | Term of use | Widget | Advertise with Us | Site map
    Copyright © 2020. merhancag . All Rights Reserved.

    Bilgi Mesajı

    Duvarı Aşamıyorsan Kapı Aç

    Kıssadan hisse Kısa Kısa'da sizi bekliyor...

    facebook sayfamızı takip edebilirsiniz!