Güzel Bir Hafta Sonu Dileriz

Kısa Kısa'da yeni bir Hikaye

Yolunacak Kaz?..

Sağlıcakla Kalın

×

Loading...
LÜTFEN KULAK VERİN "COVİD" TEHLİKELİDİR

















SON YAZILAR :
Loading...


05 Ağustos 2020

Samsun

MD BSJ 001

Samsun, Orta Karadeniz Bölümü’nde Yeşilırmak ve Kızılırmak deltalarının arasında kalan verimli bölgede yer almaktadır. Kuzeyinde Karadeniz, doğusunda Çarşamba, batısında Ondokuzmayıs ve Bafra, güneyinde ise Kavak ilçeleri ile çevrilidir.MD BSG 007

Karadeniz Bölgesi'nin 1.250.000'i aşkın toplam nüfusuyla, eğitim, sağlık, sanayi, ticaret, ulaşım ve ekonomi açısından en gelişmiş ve en büyük, aynı zamanda tek Büyükşehir Belediyesi'ne sahip ili olan Samsun, Türkiye'nin de en gelişmiş 10 ili arasındadır. Köklü geçmişi olan Ondokuz Mayıs Üniversitesi'ne sahiptir. Tıp alanında Türkiye'nin 7. büyüğüdür. 2010 Mayıs ayında temeli atılan ve 2011-12 akademik yılında öğretime başlayacağı öngörülen Canik Başarı Üniversitesi ile birlikte Samsun, Karadeniz Bölgesi'nin iki üniversiteli tek şehri olma özelliğini de içinde barındırıyor olacaktır. Sahili, yolları ve üniversiteleri şehre güzellik katmaktadır. Samsun, şehrinin takımı olan Samsunspor ile özdeşleşmiştir.

Etimoloji


Hititler zamanında ismi Enete olan Samsun'da; M.Ö. 1500 yıllarında Miletli kolonistler bugünkü kent MD BSH 001merkezinin bulunduğu yere Amisos antik kentini kurmuşlardır. M.S. 11. yüzyılda Danişmendliler kenti ele geçirmeye çalışmışlarsa da başaramayınca kent merkezine 3 km uzaklıkta Yeni Amisos adlı yeni bir yerleşim birimini kurmuşlardır. Kent adı zamanla Amisos'tan Simisso ve Samisso olarak telaffuz edilse de Türkçe'ye Arapça üzerinden "Samsun" formunda geçmiştir. Umar, kent adının Orta Çağ İtalyan haritalarında Simisso, Katalan haritalarında Sinussa olarak gösterimesinden hareketle Sinop kentinin Hitit kaynaklarında ki adı Sinuwa ile bağlantılı olabileceğini ileri sürmüştür

Tarihçe

Dünya Savaşına'ne kadar
Eski adı Yunanca Amisos veya Amisus olan şehir daha sonraları Eis Amison yani "Amisosa" olarak kullanılmış bu isim Roma ve Bizans döneminde Samsunta veya Samsus şeklinde kullanılmıştır. Efsanevi kadın savaşçılar olarak bilinen Amazonlar'ın Thermedon Çayı yakınlarında kurdukları Themiskyra kentinde yaşadıkları Antik Çağ tarihçilerince belirtilmiştir. Daha iyi ok atabilmek için bir göğüslerini kestikleri çeşitli kaynaklarda rivayet edilen ve birçok efsanede adları geçen Amazonlar, Samsun ve yöresinin tarihi ve kültürel değerlerinden kabul edilmesi nedeniyle her yıl adlarına Terme ilçesinde bir festival düzenlenmektedir.

MD BSG 008 MD BSH 005

Samsun ili sınırları içerisinde devlet kurarak yaşayan en eski topluluk, Hitit kaynaklarında bahsi geçen Kaşkalar'dır. Hititler, Frigyalılar, Kimmerler, Lidyalılar ve en son Ege'den Karadeniz'e göçen Miletliler kentin yönetiminde söz sahibi olmuşlardır. Perslerin, Lidya Kralı Krezüs’u yenmeleriyle Amisos, Pers İmparatorluğu'nun eline geçmiştir. M.Ö. 331 yılında Büyük İskender'in Persler'i yenmesiyle Makedonya İmparatorluğu eline geçen Amisos, İskender'in ölümüyle Pers şatrapı Mithridates tarafından kurulan Pontus Devleti'nin sınırları içerisinde yer almış, daha önemlisi bu devletin başkenti olmuştur. M.Ö. 1. asırda da Roma İmparatorluğu hakimiyetine giren Amisos, Roma İmparatorluğu’nun ikiye ayrılmasıyla Bizans İmparatorluğu’nun sınırları içerisinde kaldı. MD BSG 009Amisos, 860 yılında Abbasiler zamanında halife Mutassım’ın emriyle Malatyalı Korkunç Ömer komutasındaki kuvvetler tarafından ele geçirilmiş ise de Bizanslılar tarafından tekrar geri alınmıştır. Türklerin Anadolu’ya girmesiyle birlikte Danişmendliler tarafından Samsun kuşatılmış ise de alınamamıştır. Bunun üzerine Danişmendliler o zamanlar şehrin uzağında kalan bir noktaya Samsun Kalesi'ni inşa etmişlerdir.

Anadolu Selçukluları zamanında Samsun’un Müslüman yerleşim yerleri 1185 yılında Anadolu Selçuklu hakimiyetine geçmiştir. Haçlı Seferleri sonrası başkent Trabzon olmak üzere Trabzon Rum İmparatorluğu egemenliğine giren Samsun, Cenevizliler'in Karadeniz’de ticareti ellerine geçirmeleri sonucunda 100 yıl kadar Cenevizli hakimiyetinde kalmıştır. Bu tarihlerde Türklerin yaşadığı Samsun’a Müslüman Samsun, 3 km mesafede bulunan Cenevizlilerin ticaret sitesine de Gavur Samsun veya Kara Samsun denilmiştir. Samsun, 1389 yılında Yıldırım Bayezid zamanında Osmanlı topraklarına katılmıştır. Anadolu Selçuklu Devleti çökerken Canik Beyliği'ne de başkentlik yapmıştır.

1893 yılı Osmanlı nüfus sayımına göre Samsun'da yaşayan kişi sayısı 67.624 kişidir. Bunların 33.419'u (%49) Türklerden oluşmaktadır. Samsun'daki Rum nüfusu ise 32.925 kişidir (%49). Bu yıllarda Samsun nüfusunun yarısı Türkler'den yarısı Rumlar'dan oluşmaktadır. Kentteki Hristiyan sayısı Müslümanlar'a eşittir.

Millî Mücadele dönemi

I. Dünya Savaşı’nın ardından bölgede bağımsız bir Pontus Devleti kurmak isteyen Rumlar’ın yoğun yaşadığı Bafra bölgesinde kanlı çatışmalar yaşanmış, şehir iki yıl boyunca Pontus MD BSH 006Cumhuriyeti'nin başkentliğini yapmıştır. Mondros Mütarekesi’nin ardından İngilizler kente askeri birlik çıkarmışlarlardır. İtilaf Devletleri’nin Anadolu’nun doğu ve kuzeyindeki karışıklıkların sürmesi durumunda bu yörelerin işgal edileceğini bildirmeleri üzerine, 9. Ordu müfettişliğine atanan Mustafa Kemal sorunu çözmek amacıyla 19 Mayıs 1919’da Samsun’a gönderilmiştir. Anadolu'yu düşman işgalinden kurtarmak ve bağımsız bir cumhuriyet kurma arzusunda olan Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın Samsun'a ayak bastığı 19 Mayıs 1919 günü Kurtuluş Savaşı'nın başlangıç tarihi olarak kabul edilmekte ve Gençlik Bayramı olarak coşkulu törenlerle kutlanmaktadır. Terme ilçesinde ise Ermeni ve Rum çeteleriyle çarpışılıyordu. Piç Ahmet ve çetesi tarafından Ermeni ve Rumlar püskürtülmüş ve Terme'nin Kocaman beldesinde bir odaya hapseldilmişlerdir.

Coğrafya

Karadeniz kıyı şeridini takiben uzanan Kuzey Anadolu Dağları'nın il sınırı içindeki kesimleri daha yüksektir. Kıyıdan uzaklaştıkça basık ve yuvarlak sırtlar halinde yükselen bu dağlar 1.000 ile 1.500 metreye ulaşır. Batı uç kısmıyla il içine sokulan Canik Dağları, Kunduz Dağı, Bünyan Dağı, Sıralı Dağ ve Yunt Dağı ile ilin en yüksek dağı olan Akdağ başlıca dağlarıdır.

• Plato ve yaylalar fazla yüksek değildir. Yaylalar: Ladik, Havza, Vezirköprü ve Kavak ilçelerinde yer alır. Kızılırmak ve Yeşilırmak nehirlerinin taşıdıkları alüvyonların yüzyıllar boyunca kıyıda birikmesi 
sonucu verimli Bafra ve Çarşamba ovaları oluşmuştur.

MD BSJ 004 MD BSL 003

• Samsun, akarsu bakımından zengin olup, Türkiye'nin kendi sınırları içinde denize ulaşan en uzun nehri Kızılırmak, Kızıldağ'dan doğmakta ve Bafra ilçesi içinde geçerek Karadeniz'e dökülmektedir. Uzunluğu 1.182 km olan Kızılırmak'ın başlıca kolları Delice Suyu, Devrez Çayı ve Gökırmak'tır.

• Kösedağ'dan doğup Canik Dağları'nı geçerek Samsun il sınırına gelen Yeşilırmak, Civa Burnu'ndan denize dökülür. 468 km uzunluğu olan Yeşilırmak'ın önemli kolları Tozanlı Irmağı, Tokat Çayı, Kelkit Çayı ve Çekerek Suyu'dur. Bunların dışında Samsun topraklarından çıkarak Karadeniz'e dökülen batıdan doğuya; Terme Çayı, Mert Irmağı, Miliç Irmağı, Kürtün Deresi ve Abdal Deresi gibi akarsuları vardır.

Akarsu ve barajlar

Akarsular

• Samsun su kaynakları yönünden oldukça zengin bir coğrafi yapıya sahiptir. İlin en büyük akarsuları Kızılırmak ile Yeşilırmak’tır. Bu iki akarsu il topraklarını geçtikten sonra Karadeniz’e ulaşırlar. Bunların yanı sıra ilde irili ufaklı çok sayıda akarsu bulunmaktadır. Ancak bu akarsuların düzensiz bir debisi ve akışı vardır.

MD BSH 004

• Kızılırmak, Sivas’ın İmranlı ilçesinin doğusundaki Kızıldağ’dan kaynayan Kızılırmak Orta Anadolu Bölgesi'nde geniş bir yay çizdikten sonra Sivas, Kayseri, Nevşehir, Kırşehir, Ankara, Çankırı ve Çorum illerini suladıktan sonra Samsun’dan Karadeniz’e dökülür. Kızılırmak’ın uzunluğu 1.355 km'dir. Samsun il sınırları içerisinde geniş bir yay çizer ve Bafra Deltası'nı oluşturur. Karadeniz’e döküldüğü yerde Türkiye’nin en geniş deltasını oluşturur. Bu deltanın yüzölçümü 560 km2, uzunluğu 30 km'dir.

• Yeşilırmak, Sivas’ın Koyulhisar ilçesinin güneyindeki Kösedağ’ın yamaçlarından doğar. Türkiye’nin en büyük akarsularının başında gelmektedir. Yeşilırmak; Tozanlı Çayı, Çekerek Suyu ve Kelkit Çayı'nın birleşmesinden oluşur. Sivas, Tokat ve Amasya illerinden geçtikten sonra kuzeydoğu yönünde akar ve Samsun-Tokat sınırını oluşturur. Bu bölgede Karakuş Çayı'nı da alarak Canik Dağları arasında küçük vadilerden geçer ve Civa Burnu'ndan Karadeniz’e dökülür.

• Samsun'un diğer akarsuları Tersakan Çayı, Mert Irmağı, Terme Çayı, Miliç Irmağı, Akçay Irmağı, Karaboğaz Deresi, Kürtün Çayı, Abdal Deresi'dir.

Barajlar

]Samsun, 8 barajı ile Türkiyede en çok barajı olan ildir.MD BSH 007

Altınkaya Barajı ve HES

Hasan Uğurlu Barajı ve HES

Suat Uğurlu Barajı ve HES

Derbent Barajı ve HES

Çakmak Barajı

Demirözü Barajı

Vezirköprü Barajı

Ondokuzmayıs Barajı

Hasan Uğurlu Barajı ve HES, Ayvacık ilçesinde, Yeşilırmak üzerinde, elektrik enerjisi üretimi amacı ile 1971-1981 yılları arasında inşa edilmiş bir barajdır. Kaya gövde dolgu tipi olan barajın gövde hacmi 9.223.000 m³, akarsu yatağından yüksekliği 135,50 m, normal su kotunda göl hacmi 1.073,75 hm³, normal su kotunda göl alanı 22,66 km²'dir. 500 MW güç kapasitesine sahip HES (hidroelektrik santralı) yılda 1.217 GWh elektrik enerjisi üretir.

Suat Uğurlu Barajı ve HES, Yeşilırmak üzerinde, sulama ve elektrik enerjisi üretimi amacı ile 1975-1981 yılları arasında inşa edilmiştir. Kaya gövde dolgu tipi olan barajın gövde hacmi 2.151.000 m³, akarsu yatağından yüksekliği 38,00 m, normal su kotunda göl hacmi 182,00 hm³, normal su kotunda göl alanı 9,70 km²'dir. Baraj 83.312 hektarlık bir sulama alanına hizmet vermekte, 46 MW güç kapasitesindeki HES yılda 273 GWh elektrik enerjisi üretimi sağlamaktadir.

Altınkaya Barajı ve HES, Bafra ilçesinde Kızılırmak üzerinde kurulmuş olan baraj ve hidroelektrik santralidir. Aşağı Kızılırmak projesinde yer alan ve kaya dolgu tipinde yapılan Altınkaya Barajı'nın göl alanı 74,5 km²'dir. Su toplama hacmi 5 milyar 673 milyon m³'tür. Elektrik enerjisi üretimi için ve taşkın önleme maksadıyla yapılmış olan barajın yapımı 1988'de tamamlandı. Altınkaya Barajı'nın suları herbiri 175 MW'lık (toplam 700 MW) dört üniteyi beslemektedir. Dört üniteden meydana gelen ilk iki ünitesi 1987, diğer ikisi 1988 senesinde devreye giren hidroelektrik santralından yılda 1 milyar 632 milyon KWh enerji üretilmektedir.

MD BSH 009MD BSJ 002

Göller

Samsun göl bakımından zengindir.

1.Ladik Gölü: Ladik'in 12 km doğusunda bulunan ve 870 hektarlık alana sahip olan göl. Barındırdığı balıkların yanı sıra üzerinde yüzen adacıkları (Torf madeni) ile son derece ilgi çekici bir doğal sit alanıdır.Tabiî güzelliği, etrafının ağaçlarla çevrili olması, insanı dinlendiren temiz havası ile ilçenin önemli bir mesire yeri olmuştur.

2.Balık Gölü

3.Simenit Gölü

4.Kargalı Gölü

5.Akgöl

6.Silindir Gölü

Yaylalar

Ladik Yaylası : 1.500 metre rakımlı yaylanın ilçeye uzaklığı 7 km'dir. Yolu stablize olup, her türlü araç gidebilir. Yayla evleri ve suyu vardır.

Aktaş Yaylası : 950 metre rakımlı yaylanın ilçeye uzaklığı 9 km'dir. Yolu asfalt olup, her türlü araç gidebilir. Yayla evleri mevcut olup suyu da vardır. Ayrıca yayladan Ladik Gölü'nün tamamıyla görünmesi, çam ağaçları ile kaplı oluşu ve her tarafın kır çiçekleri ile süslenmiş olması özellikle insana huzur veren temiz yayla havası nedeniyle ilçe ve yöre halkını kendisine çekmekte ve mesire yeri olarak kullanılmakta olup, potansiyel turizm açısından da gelecek vaadetmektedir.

MD BSJ 007

Küpecik Yaylası : 1.600 metre rakımlı yaylanın ilçeye uzaklığı 23 km'dir. Yolun 9 km'lik kısmı asfalt kalan kısmı stablize ve düzgün ham yol olup, her türlü araçla ulaşım imkânı vardır. Yayla evleri ve bol miktarda suyu mevcuttur. Bu yaylanın suyunun böbrek taşlarını erittiği halk tarafından söylenmekte olup, halk tarafından bu tür hastalıkların tedavisi amacıyla kullanılmaktadır.

Büyükkızoğlu Yaylası : 1.600 metre rakımlı yaylanın ilçeye uzaklığı 10 km'dir. Yolu ham yol olup arazi araçları gidebilir. Yayla evleri ve suyu vardır.

Çakırgümüş Yaylası : 1.500 metre rakımlı yaylanın ilçeye uzaklığı 12 km'dir. Yolu ham yol olup, her türlü araçla ulaşım mümkündür. Yayla evleri ve suyu bulunmaktadır.

Gürcü Yaylası : 1500 metre rakımlı yaylanın ilçeye uzaklığı 5 km'dir. Yolu stablize olup her türlü araç gidebilir. Yayla evleri ve suyu mevcuttur.

MD BSJ 006

İklim

Samsun'un iklimi, sahil ve iç kesimlerde değişiklik gösterir. Sahil şeridi Karadeniz'in etkisinde nemli ve kışları serin olmasına karşın iç kesimler Akdağ ve Canik Dağları etkisi altında karasal iklime sahiptir. En düşük sıcaklık ortalaması 5,9°C, en yüksek sıcaklık ortalaması ise 23°C dir.



Aylar

Ocak

Şubat

Mart

Nisan

Mayıs

Haziran

Temmuz

Ağustos

Eylül

Ekim

Kasım

Aralık

Yıl

En yüksek sıcaklık rekoru, °C

22

25

32

34

37

38

39

39

34

35

32

24

39

Ortalama en yüksek sıcaklık, °C

10

11

12

15

19

23

26

27

24

21

17

13

19

Ortalama en düşük sıcaklık, °C

3

3

4

7

12

16

18

18

16

13

9

6

10

En düşük sıcaklık rekoru, °C

–7

–7

–7

–2

2

8

11

9

7

3

–3

–5

–7

Ortalama yağış, mm

74

66

69

58

46

38

38

33

61

81

89

86

62

Kaynak: bbc.co.uk

Ekonomi ve sanayi

Günümüzde Samsun, Kuzey Anadolu’nun en büyük ili olarak Karadeniz Bölgesi’nin en önemli kentidir. Karadeniz’in önemli ticaret limanlarından biri olan şehir, başta Rusya ve Ukrayna olmak üzere bölgedeki tüm ülkelerle direkt ticaret yapmaktadır.

Samsun’dan dünyanın 100 farklı ülkesiyle karşılıklı olarak dış ticaret yapılmaktadır. İhracatı yapılan başlıca ürünler; narenciye domates, üzüm, buğday unu gibi gıda mamülleri ile minibüs, elektrik malzemesi gibi sanayi ürünleridir. Ayrıca liman, kara, hava ve demiryolu ulaşım altyapısı çok güçlü olan Samsun diğer şehirlerinde ihracat noktası konumundadır.

MD BSJ 009Samsun sanayi sektörü ağırlıklı olarak imalat sanayinden oluşmaktadır. İmalat sanayinin yoğunlaştığı alt sektörler; tıbbi aletler ve ürünler, tekstil, mobilya başta olmak üzere ana metaller, bakır, makine, tütün, kâğıt ve kâğıt ürünleri, kimya sanayi ve oto yedek parça sanayi olarak sıralanmaktadır.

Samsun’un yüzölçümünün % 47’si tarım alanlarından oluşmaktadır. Bölgede yetişen başlıca tarım ürünleri; tahıllar, baklagiller, endüstriyel bitkiler, yağlı tohumlar ve yumru bitkilerdir. Ayrıca buğday, mısır, çeltik ve tütün de yetiştirilmektedir. Son dönemlerde artan yatırımlarla birlikte Samsun organik tarımda uzmanlaşan bir şehir haline gelmiştir. Özellikle organik karpuz ve ekolojik yumurta gibi ürünler Samsun’dan yurtiçi ve yurtdışına gönderilmektedir.

Samsun limanı ve gümrüğü şehrin yurtdışıyla bağlantı noktalarını oluşturmakta ve döviz girdisi sağlamaktadır. Dünyanın büyük petrol yataklarına komşu ve büyük doğalgaz rezervlerinin aktarım güzergahı olan şehirde linyit kömürü, kaplıca suyu ve maden suyu gibi yeraltı zenginlikleri vardır.

Eğitim

2006-07 öğretim yılında ilde ilköğretim ve ortaöğretim düzeyinde toplam 1.680 okulda, 13.649 öğretmenle 256.827 öğrenciye öğretim sunulmuştur. Bu sayılar her ders yılı için ortalama olarak aynıdır.

İlde şehir ve köylerde olmak üzere 1.048 ilköğretim okulu, 20 yatılı ilköğretim bölge okulu, 7 özel ilköğretim okulu, 9 özel eğitim okulu olmak üzere toplam 1.084 ilköğretim okulda, 187.207 öğrenciye, 8.989 öğretmen hizmet vermektedir.MD BSH 003

Genel liselerde toplam 58 okul, 1.980 öğretmen, 1.018 derslik 33.350 öğrenci olup dershane başına 32, öğretmen başına ise 16 öğrenci düşmektedir.

Meslek liselerinde ise toplam 50 okulda, 1.578 öğretmen ve 806 derslikte 21.734 öğrenci olup dershane başına 26, öğretmen başına 13 öğrenci düşmektedir.

İlde 6 özel okul bulunmaktadır. Bunlar; Ted Samsun Koleji, Final Samsun Koleji, Feza-Berk Koleji, Şahinoğlu Koleji, Duruşehir Koleji, Ezgililer Koleji'dir. İnşaat çalışmaları başlamış olan ve 2011-2012 Eğitim yılına yetiştirileceği öngörülen Bahçeşehir Koleji ile birlikte bu sayı 7'ye ulaşacaktır. İlde aynı zamanda 70'ten fazla özel statülü dershane mevcuttur.

MD BSK 001Ondokuz Mayıs Üniversitesi, toplam 13 fakülte, 1 konservatuar, 3 yüksekokul, 2 yıllık eğitim-öğretim veren 9 Meslek Yüksekokulu ve 5 enstitü ile eğitim-öğretim faaliyetlerini sürdürmektedir.  2012-2013 akademik yılında eğitime başlayan olan Canik Başarı Üniversitesi ile birlikte şehir bölgesinin iki üniversiteli tek şehri olma özelliğini de barındırıyor olacaktır. Üniversite, ilk etapta; iktisadi ve idari bilimler, mimarlık ve mühendislik, fen-edebiyat ve eğitim fakülteleri olmak üzere 4 fakülte ve 2 enstitü (fen bilimleri, sosyal bilimler) ile akademik faaliyetlerine başlayacaktır.

Sağlık

Türkiye’de hastane sayısı içinde kamu hastaneleri oranı %76 iken Karadeniz Bölgesi'nde %82 ,Samsun ilinde ise %86'dır. Karadeniz Bölgesi'nde özel hastanelerin oranı Türkiye genelinden oldukça düşük ve %4, Samsun ilinde ise %14'tür.

Yatak sayılarına bakıldığında hem Türkiye ve bölge genelinde hem de Samsun ilinde kamu hastanelerinde yatak sayısının yüksek orana sahip olduğu görülmektedir.

Sağlık Bakanlığı'na bağlı 11 devlet hastanesi, 1 eğitim ve araştırma hastanesi, 4 dal hastanesi, 1 ağız ve diş sağlığı merkezi, 125 sağlık ocağı ve 118 sağlık evi mevcuttur. Tüm bu birimlerde 6.121 çalışan mevcuttur.

MD BSK 002

İlde 6 özel hastane bulunmaktadır.

Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi, alanında Karadeniz Bölgesi'nin en iyi sağlık, uygulama ve araştırma hastanesine sahiptir. Bu alanda Türkiye çapında ilk 7 üniversiteden birisi olarak gösterilmektedir. Mayıs 2006'de açılan Ondokuz Mayıs Üniversitesi Çocuk Hastanesi, Türkiye'de Hacettepe Üniversitesi Çocuk Hastanesi'nden sonra büyüklük bakımından 2. sırada yer almaktadır.

Sosyal ve kültürel hayat

Toplum açısından Karadeniz'in metropolü olan Samsun, 20. yüzyıl başlarına kadar ciddi bir gayr-i müslim nüfusu barındırmakta idi. Yunanistan ile nüfus mübadelesi sırasında kentin Hristiyan nüfusu bu ülkeye gönderilmiş, Yunanistan ve bazı Balkan ülkelerinden gelen göçmenler kente yerleştirilmiştir. Balkan Savaşları sonrasında da Kosova'dan gelen Arnavut göçmenler Bafra civarına yerleştirilmiştir. Bunun yanı sıra 93 Harbi olarak bilinen Osmanlı-Rus savaşı sonrasında kente Kuzey Kafkasya'dan Çerkes yerleşimi de olmuştur. Günümüzde şehir merkezi nüfusunu Balkan, Kafkas göçmenleri ile cumhuriyet döneminde iç göçle şehre yerleşen Doğu Karadenizliler ve şehrin kendi ilçelerinden aldığı göç oluşturmaktadır.

MD BSK 003

MD BSK 006

2005 yılına kadar denize küsmüş bir sahil kenti görünümünde olan Samsun; yapılan sahil yolu, Doğu Park, tamamlanmakta olan Batı Park gibi projelerle denizle barışık hale gelmiş ve modern tesislere kavuşmuştur. Son dönemlerde yerel belediyelerin katkıları ile kültürel faaliyetlerde gözle görülür ilerlemeler kaydedilmiştir. Ulusal bazda yayınlanan Samsun merkezli edebiyat dergisi "Yolcu" buna en güzel örnektir. Bunun yanında İstanbul merkezli ulusal bazda yayın yapan bir çok edebiyat dergisine de içerik sağlanmaktadır.

Sinemalar ve sanatsal faaliyetler

Samsun Devlet Opera ve Balesi sanatçılarının eserlerini sahnelediği Samsun Atatürk Kültür Merkezi binası.Şehirde, güncel sinema gösterimlerinin yapıldığı 5 sinema ve 2 özel tiyatro Samsunlular'a hizmet vermektedir. Bunlar; Konak Sineması, Galaxy Çiftlik Sineması, Galaxy Sineması, Yeşilyurt AVM AFM Sineması, Makromarket AVM Sineması'dır. Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde çeşitli gösterimler de yapan Düşevi Oyuncuları ve Samsun Sanat Tiyatrosu, Samsun’un geleneklerinde önemli bir yer tutan tiyatro kültürünün yaşaması için çalışmaktadır.

UnknownMD BSK 009

19 Mayıs 2008 tarihinde kurulan Samsun Devlet Opera ve Balesi, Karadeniz Bölgesi'nin tek opera ve balesi, Türkiye'de ise; İstanbul, Ankara, İzmir, Mersin ve Antalya'dan sonra altıncı devlet opera ve balesi olma özelliğini taşımaktadır. Henüz kurulmasının üstünden çok kısa bir zaman geçmiş olmasına karşın büyük başarılara imza atmış olan kurum, geçmiş 2009-2010 MD BSL 004sanat sezonunda (ilk bilet satış dönemi) biletli seyirci sayısında 6 kurum içerisinde 4. sırada yer almıştır. Yine aynı yıl yaptığı yaz turnesiyle de o sezon en çok turne düzenleyen opera-bale müdürlüğü olmuştur. Kurum 2010/2011 sanat sezonunda da ilk dünya prömiyerini 'Amazonlar' balesi ile gerçekleştirmiştir.

Ayrıca, 2009 yılının ilk çeyreğinde kurulan Samsun Devlet Tiyatrosu güncel tiyatro gösterilerini Samsunlu sanatseverlerle buluşturmaktadır.

Özel tiyatroların yanı sıra, yerel kültürün hayat verdiği halk sanatı ve edebiyatının da oldukça geliştiği Samsun’da, çeşitli eğlencelerde ve özel günlerde, özellikle yöre gençleri tarafından sergilenen basit tiyatro oyunları vardır. Bu oyunların arasında Arap, Deveci, Berber, Değirmenci Dayı, Kervan, Helvacı, Camser, Köroğlu, Kahya, Sarhoş, Arazi Taksimi, Keklik Avı, Sığırtmaç oyunları gibi renkli gösteriler bulunur.

Folklor

Yörede Balkan ve Kafkas göçmenlerinin getirdiği çeşitli halk oyunları oynanılmaktadır. Davul, zurna, kaval yörenin temel mahalli çalgılarıdır.

Anıtlar

Avusturyalı heykeltıraş Heinrich Krippel tarafından 19MD BSJ 00828-1931 yılları arasında yapılan ve Samsun’un simgesi haline gelen Onur Anıtı'nda, şaha kalkmış at üzerinde askeri giysileriyle Atatürk canlandırılmıştır. Anıt Park’ta yer alan anıtın kaidesinde ise Atatürk’ün Samsun’a çıkışı ve Millî Mücadele’yi vurgulayan kabartma figürler yer almaktadır. Atatürk Bulvarı’ndaki İlkadım Anıtı ise Atatürk’ün 19 Mayıs 1919’da Millî Mücadele’yi başlatmak üzere Samsun’a çıktığı alanda yer almaktadır. Samsun’a çıkışı simgeleyen anıtı, elinde çelenk tutan genç kız ve güvercin bulunan erkek heykelleri tamamlıyor.

Müzeler

1968 yılında kurulan ve mermerden yapılan Atatürk Müzesi’nde, Büyük Önder’in özel eşyalarıyla çeşitli tarihi fotoğraflar sergileniyor. Müzenin cephesinde havuz, heykel ve kabartma figürler bulunuyor. Gazi Müzesi ise Atatürk’ün Samsun’a geldiği dönemlerde kaldığı zamanın Mantıka Palas Oteli’nden dönüştürülerek 1930 yılında müze haline getirilmiştir. Müzede Atatürk’ün kullandığı eşyalarla fotoğraflar sergilenmektedir. Birebir ölçülerde inşa edildikten sonra Doğu Park sahiline yerleştirilen müze gemi Bandırma Vapuru ise 2001 yılında ziyarete açılmıştır. Gemide, Atatürk ile Samsun’a çıkan silah arkadaşlarının balmumu heykelleri bulunmaktadır. Samsun Etnografya Müzesi’nde ise Samsun ve çevresinde yapılan kazılarda ortaya çıkan tarihi eserler yer alıyor. Müzede yer alan eserler arasında Amisos Hazinesi, mozaikler ve Bafra’da 1974 yılından bu yana sürdürülen İkiztepe Kazıları’nda çıkarılan binlerce yıllık tarihi eserler bulunuyor.

Atatürk Müzesi

Samsun eski fuar alanı içinde 19 Mayıs Galerisi olarak inşa edilmiş bulunan Atatürk Müzesi, 1 Temmuz 1968'de ziyarete açılmıştır. Tamamen taş ve renkli mermerlerle inşa edilen müze binası anıtsal ve etkili bir görünüme sahiptir. Ön cephesindeki basamaklar ve bir friz halinde Kurtuluş Savaşı'nı temsil eden kabartmalar binaya hareket kazandırmaktadır. Müzede Atatürk'e ait 114 eser teşhir edilmektedir.

Müzedeki eserler üç bölümde sergilenmektedir. Giriş ve çıkış bölümlerinde Atatürk'le ilgili çeşitli kitaplar, Atatürk'ün Samsun'a gelişinde çekilmiş kronolojik bir sıraya göre düzenlenmiş fotoğraflar yer almaktadır. Samsunlular'ın Atatürk'e armağan ettikleri yöresel tütün yapraklarından oluşan bir tabloda müzede sergilenmektedir. Arkadaki büyük salondaki vitrinlerde Anıtkabir Müzesi'nden getirilen Atatürk'e ait şapka, kostüm, eldiven gibi giyim eşyaları ile silahlar, bastonlar, yemek takımı vs. eşyalar sergilenmektedir.

Orta salonun çıkışında sağda; müzeyi ziyaret eden devlet erkânının ziyaretleri sırasında istirahat ettikleri, ziyaretleri ile ilgili izlenimlerini yazılı olarak dile getirdikleri bir bölüm yer almaktadır.

Havza Atatürk Evi

1900'ün ilk yıllarında yapıldığı zannedilen 3 katlı bir binadır. Mesudiye Oteli adıyla hizmet vermekte iken M. Kemal Paşa'nın 25 Mayıs 1919 tarihinde Havza'ya teşrifleri ile birlikte zamanın kaymakamı Fahri Bey tarafından kendisinin ikametine tahsis edilmiştir. 25 Mayıs - 13 Haziran 1919 tarihleri arasında çalışmalarını yürüttüğü bu binanın odası eşyaları ile muhafaza edilerek Gazi Odası adı altında ziyaretçilere açık tutulmuştur. 1984 yılına kadar binanın Gazi Odası haricindeki bölümleri belediye hizmet binası olarak kullanılmıştır. 1993 yılında il özel idaresinin maddi desteğiyle kaymakamlıkça tamiratı yapılarak ziyarete açılmıştır. 2001 yılında Kültür Bakanlığı binayı komple restore ettirerek 2002 yılında Mustafa Kemal Paşa'nın Havza Karargâhı adıyla yeniden hizmete ve ziyarete sunulmuştur. Daha önce Belediye İtfaiye Amirliği'nce kullanılan zemin kat, bu birimin kendi binasına taşınmasından sonra restore edilerek Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğü'ne tahsis edilerek hem kaplıcalarda kalan turistler için zaman değerlendirme ortamı haline getirilmiş, hem de halk eğitim kurslarını bitiren kursiyerler için eserlerini sergileme ve pazarlama olanağı sunulmuştur. İkinci katta Atatürk'ün çalışma odası, yatak odası, Havza Odası ve dinlenme odası o dönemde kullanılan eşyalarla birlikte yeniden düzenlenmiştir. Üçüncü katta, Milli Mücadele'nin ön hazırlıklarının yapıldığı illere atfen Amasya, Sivas, Erzurum ve Ankara odaları düzenlenmiştir. Bu odalarda o dönemlerde yapılan çalışmalar resim ve yazılarla yansıtılmıştır. Ayrıca iki katın salonlarında etnoğrafik ve folklorik malzemeler teşhir edilmektedir.

Gazi Müzesi

Gazi Müzesi, Mantıka Palas'ta Samsun Belediyesi'nce düzenlenerek ziyarete açılmıştır. Atatürk, 9. Ordu Kıt'aları Müfettişi olarak 18 kişilik kadrosuyla 19 Mayıs 1919 sabahı Samsun'a geldiği ve Bandırma Vapuru'ndan çıkarak karaya ayak bastığı zaman coşkun gösterilerle karşılanmış ve şehrin en iyi binası olan Mantıka Palas'da misafir edilmişti. Burası iki katlı taş bir bina idi. 1902'de yılında otel olarak yaptırılmıştı. Atatürk'ün Samsun'a geleceğini duyulur duyulmaz, o günlerde kapalı olan otel, Mutasarrıfın emriyle açtırılmış, askeri hastaneden karyola ve sandalyeler taşınarak döşenmişti. Atatürk, bir hafta süre ile bu binada kalmış, Anadolu'da başlattığı Millî Mücadeleyi ilkin bu binada açmıştı.

Cumhuriyetin ilanından sonra 20 Eylül 1924 günü eşi Latife Hanım'la birlikte Samsun'a ikinci kez gelen Atatürk, bu sefer Samsunlu Şahinzade Remzi Bey'in evine konuk olmuştur. O gün Samsun'a ilk geldiği zaman kaldığı eski Mantıka Palas, belediyece kendisine hediye edilmiş, Atatürk bundan çok duygulanmıştır. Samsun'dan ayrılışından sonra, belediye binayı dayayıp döşemiş, Atatürk Evi olarak korumuştur. Harf İnkılabı günlerinde 16 Eylül 1928'de üçüncü kez Samsun'a gelen Atatürk kendi evinde iki gece üç gündüz, dördüncü gelişi olan 28 Kasım 1930 tarihinde de dört gece beş gündüz kalmıştır.

Samsun Atatürk Evi'nin üst kat odaları Atatürk'ün yatak odası, çalışma odası, toplantı odası salonu olarak düzenlenmiştir. Alt katta 1930 yılında açılan Gazi Kütüphanesi 1972 yılına kadar hizmet vermiş, daha sonra kütüphane buradan taşınmıştır.

Bandırma Vapuru


MD BSH 002

Bandırma Vapuru'nun Doğupark'ta bulunan birebir kopyası.Türkiye Cumhuriyeti'ne giden yolda, Mustafa Kemal Atatürk'ü ve 18 kader arkadaşını Samsun'a getirip, Millî Mücadele'nin başlamasına vasıta olarak önemli bir görev yapan "Bandırma Vapuru" artık hep Samsun'da.

Bandırma Vapuru Samsun'da, Doğu Park sahilinde, artık hep orada kalmak üzere demir atmış durumda 19 Mayıs 1919 tarihini simgeleyen en önemli vasıta olan Bandırma Vapuru'nun, Samsun'da özgün bir örneğinin eksikliği hissedilerek, aslına uygun ölçülerde yapımı için, yoğun çalışmalar sonucu il özel idaresinin 2000-01 yatırım programına alınmasıyla, 09.05.2000 tarihinde ihale edilip yapımına başlanmıştır.

Doğu Park dolgu sahası mevkiinde bir koyda, 2000 m² si karada, 1000 m² si denizde olmak üzere 3000 m² alan, gemi-müze yapımı için Milli Emlak İdaresi'nce il özel idaresine 29 yıllığına tahsis edilmiştir.

Gemi, Taşkınlar Gemi Sanayi Tic. AŞ tarafından yapılıp, 15 Nisan 2001 tarihinde teslim edilmiştir.

Müze olarak kullanılan gemide, Atatürk ve 18 arkadaşının yine özgün boyutlarda, Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen'in atölyesinde yaptırılan balmumu heykellerinin bulunacağı bir salon, kaptan köşkü ve diğer mahaller bulunmaktadır.

Samsun yemekleri

Samsun ve çevresinde çeşitli deniz ve tatlı su balığı avcılığı yapılabilmektedir. Mevsimine göre hamsi, barbunya, istavrit, kefal, mezgit, çinekop, palamut ve kalkan yeme imkânı bulunan Samsun’da ayrıca sazan, yayın, levrek, alabalık ve turna gibi tatlı su balıkları da her dönemde restoranlarda servis edilebilmektedir. Yer pancarı, mısır, kara lahana ve hamsi katkılı çeşitli çorba ve yemekler de Samsun yöresinin özgün yemekleri olarak bilinmektedir. Bununla birlikte “Karadeniz” adıyla bilinen Samsun pidesi özellikle Bafra ve Termeli girişimcilerin İstanbul başta olmak üzere büyük kentlerde açtığı fırınlarda Türk halkının beğenisini kazanmıştır. Ayrıca Ladik ve Kavak ilçelerinde kaz (aynı zamanda hindi,ördek ve tavukla da yapılır) ile yapılan ve "tirit" adı verilen yemek çok meşhurdur. Önemli ot çeşitleri lorgon, kırçan, kaldırayak (galdırık), madımak, nünük gibi bitkilerden kavurma ya da çorba yapılır.


MD BSK 005MD BSL 005

Konaklama ve ulaşım

Samsun’da turizm yatırım belgeli çok sayıda otel, restoran ve eğlence mekânı yer almaktadır. Ayrıca kent merkezinde çeşitli kamu kuruluşlarına ait misafirhaneler de bulmaktadır. Her gün THY ve özel hava şirketleri tarafından başta İstanbul olmak üzere birçok kente bağlantılı uçak seferi bulunan Samsun’dan ayrıca Türkiye’nin her iline günlük otobüs seferleri de düzenlenmektedir. Bunun yanı sıra demiryolu ve deniz bağlantısı bulunan Samsun, Karadeniz Bölgesi’nin en önemli ulaşım ayağını oluşturmaktadır.

Merkezlerin Karayolu Uzaklıkları (Kaynak KGM)


İl merkezleri (km)İlçe Merkezleri (km)



Ankara

419

Alaçam

78

İstanbul

737

Asarcık

44

İzmir

998

Ayvacık

62

Bursa

748

Bafra

51

Adana

729

Çarşamba

37

Antalya

958

Havza

86

Diyarbakır

896

Kavak

51

Erzurum

560

Ladik

82

Gaziantep

726

Ondokuzmayıs

33

Kars

760

Salıpazarı

55

Kayseri

452

Tekkeköy

14

Konya

643

Terme

58

Trabzon

333

Vezirköprü

116

Van

973

Yakakent

84

Karayolu

Samsun, Karadeniz Otoyolu üzerinde bulunmaktadır. Yusuf Ziya Yılmaz Şehirlerarası Otobüs Terminali ise şehır dışında bulunmakta olup, minibüs ve otobüs seferleri ile kolayca şehir içine ulaşım sağlanmaktadır.

Denizyolu

Samsun'da feribot seferleri Haziran-Ağustos ayları içerisinde yapılmaktadır. Liman kent merkezindedir.

Havayolu

Çarşamba Havaalanı kent merkezine 19 km mesafede yer almaktadır. Havalimanına kent merkezinde bulunan THY bürosu önünden kalkan servis araçları ile ulaşmak mümkündür.

Demiryolu

Samsun-Sivas ve Samsun-Amasya demiryolu bağlantıları mevcuttur. Gar kent merkezinde bulunmaktadır.

Hafif Raylı Sistem

Gar ve üniversite arasında yapılan raylı sistem iç ulaşımı kolaylaştırmıştır.

MD BSL 001MD BSL 006

Turizm

Samsun, Karadeniz’in en uzun kıyı şeritlerinden birine sahiptir. Bu sahilin büyük bölümü denize girmeye uygun plajlardan oluşmaktadır. Şehrin başlıca plajları Mert Plajı, Fener Plajı, Bandırma Plajı, Atakum ve Atakent Plajları, Yakakent, Alaçam, Bafra ve Terme sahillerinde yer almaktadır. Bölgede yer alan plajların tamamına yakını doğal kumsallardan oluşur. Ayrıca bu sahillerde çeşitli konaklama ve eğlence tesisleri de bulunmaktadır.

Terme'nin Yalı mahallesinden Akçay'a kadar uzanan Miliç Çamlığı ve Sahilleri hem mesire yeri; hem de temiz denizi ve kumsalıyla doğal bir plajdır. Gezip görülmesi gereken bu yerde mavi deniz, çamların yeşiliyle adeta buluşur.

MD BSL 002MD BSL 006

Merkez ilçeler

Samsun ilinin on yedi ilçesi olmakla beraber, şehir merkezi dört merkez ilçeye ayrılmaktadır. Bunlar Atakum, Canik, İlkadım ve Tekkeköy'dür.

Merkez ilçelerin nüfusları

1.İlkadım: 318.885

2.Atakum: 105.764

3.Canik: 70.044

4.Tekkeköy: 36.728

Diğer ilçeler

Terme

İl merkezinden 57 km uzaklıktadır. Nüfusu 30.250'dir. Sahile 5 km uzaklıkta ilçe merkezi kurulmuştur. Denize girmek için Miliç ve Çobanyatağı sahilleri kullanılmaktadır. 58 köyü bulunmaktadır. İlçede pirinç, fındık, mısır, buğday, sebze ve meyveler yetiştirilmektedir. İklim bakımından Karadeniz İklimi görülsede yazları ve kışları serin geçmekte, Karasal İklim özelliklerine pek rastlanmamaktadır.

Alaçam

Samsun'un 78 km batısında bir ilçedir. İlçenin Geyikkoşan sahili, temiz kumsalı, çınar, kavak ve taflan ağaçlarından oluşan koruluğu ile denize girmek için idealdir.

Asarcık

İl merkezinin 44 km güneyinde yer alır. İlçede bulunan 1180 yılında inşa edilen Gökgöl Cami, ahşap cami mimarisi tarzına güzel bir örnek teşkil etmektedir.


MD BSL 009 (GökgölCami)

Bafra

İl merkezine uzaklığı 51 km'dir. İlçedeki kaya mezarları, camiler, hamamlar ve çeşmeler görülmeye değer eserleridir.

MD BSJ 005

Çarşamba

İl merkezine uzaklığı 37 km'dir. İlçede ilk Tunç çağı yerleşmeleri olan Tepecik, Kilise Tepe, Tünbü Tepe höyükleri tespit edilmiştir. 1206 yılında yapılan Göğceli Cami, Anadolu ahşap MD BSM 001 (Göğceli Cami)mimarisinin en güzel örneklerinden birini oluşturmaktadır. Caminin en önemli özelliği hiç çivi kullanılmadan yapılmış olmasıdır.










MD BSM 002 (göğceli)

Havza

İlçenin Samsun'a uzaklığı 86 km'dir. İlçede termal turizm de önemli bir yere sahiptir. İlçede yapılan arkeolojik araştırmalar sonucu çok sayıda höyük ve tümülüs saptanmıştır. İlçe merkezine 10 km. uzaklıktaki Ladik Kaplıcası'nın suyu Türkiye'deki birinci dereceden önemli ve öncelikli kaplıca suyu olarak belirlenmiştir.

Ondokuzmayıs

İl merkezine 33 km uzaklıktadır. Nebyan Ormanları ve çevresi doğal güzelliğinin yanı sıra ilçede yapılan yayla şenliklerine de mekân oluşturur. Bölgenin en temiz denizi ve kumu ilçenin Yörükler mevkiindeki sahilinde yer alır.

Vezirköprü

İl merkezine uzaklığı 116 km'dir. Fazıl Ahmet Paşa Camii ve Bedesteni ile Taşkale Camii ilçedeki önemli eserlerdendir.


MD BSL 008 (Fazıl Ahmet Paşa)

Yakakent

İl merkezine uzaklığı 84 km'dir. İlçe doğal güzelliklerin zenginliği ile göze çarpar. Çam ormanları ile kaplı yeşil tepeler, masmavi sularla buluşur. Yakakent sahillerinde denize girmek için ideal doğal plajlar ormanla iç içe uzanmaktadır

Kardeş şehirler
clip_image002Darüsselam, Tanzanya
clip_image004Kalmar, İsveç

clip_image006North Little Rock, Arkansas, ABD

clip_image008 Novosibirsk, Rusya

clip_image010İskele, KKTC

clip_image012Bordeaux, Fransa

Kiel, Almanya

04 Ağustos 2020

Dünya

Dünya, Yer veya Yerküre, Güneş Sistemi'nde Güneş'e en yakın üçüncü gezegen olup şu an için üzerinde yaşam ve sıvı su barındırdığı bilinen tek astronomik cisimdir. Radyometrik tarihleme ve diğer kanıtlara göre 4,5 milyar yıldan fazla süre önce oluşmuştur. Dünya'nın yerçekimi, uzaydaki diğer nesnelerle, özellikle Güneş'le ve tek doğal uydusu Ay'la etkileşime girer. Dünya'nın Güneş'in etrafındaki yörüngesi, 365,256 güneş gün, yani bir yıldız yılı sürer. Bu süre içerisinde Dünya, kendi ekseni etrafında 366,265 kez döner.



Dünya'nın dönme ekseni, yörünge düzlemine göre eğik olup bu eğiklik mevsimlerin oluşmasına yol açmaktadır. Dünya ile Ay arasındaki kütleçekimi etkileşimi; Dünya'nın eksenindeki yönelimi sabitler, gelgitlere neden olur ve dönmesini kademeli olarak yavaşlatır. Katı ya da kaya ağırlıklı yapısı nedeniyle üyesi bulunduğu yer benzeri gezegenler grubuna adını veren Dünya, bu gezegen grubunun kütlece ve hacimce en büyük üyesi olmasının yanı sıra Güneş Sistemi'ndeki en yoğun gezegendir.

Litosfer olarak adlandırılan Dünya'nın en dış katmanı, milyonlarca yıldır hareket halindeki rijit tektonik levhalardan oluşmaktadır. Dünya yüzeyinin yaklaşık %29'u, kıtalar ve adaların meydana getirdiği kara iken; suyla kaplı olan kalan %71'lik kısım ise okyanuslar, göller, akarsular ve diğer tatlı suların oluşturduğu hidrosfer olarak adlandırılır. Gezegenin kutup bölgelerinin çoğu buzla kaplıdır. Dünya'nın iç kısmı ise merkezde yer alan katı demirden meydana gelen hâlâ etkin durumundaki iç çekirdek, gezegenin manyetik alanını oluşturan sıvı hâldeki dış çekirdek ve tektonik levhaların hareket etmelerine yol açan mantodan meydana gelmektedir.

Tarihinin ilk birkaç milyar yılı içerisinde okyanuslarda başlayan hayat, atmosferi ve yeryüzünü etkileyerek, anaerobik canlıların çoğalmasına, ardından da aerobik canlıların ortaya çıkmasına yol açtı. Bazı jeolojik kanıtlara göre Dünya'da hayat, yaklaşık 4,1 milyar yıl önce başladı. O zamandan beri, Dünya'nın Güneş'e olan uzaklığı, fiziksel özellikleri ve jeolojik tarihi, canlıların evrimleşmelerini ve gelişmelerini sağladı. Dünya'daki hayatın tarihi süresince biyoçeşitlilik zamanla artarken zaman zaman kitlesel yok oluşlar da yaşandı. Gezegende yaşamış olan türlerin %99'undan fazlasının soyu tükendi. Günümüzde varlığını sürdüren türlerin sayısı için farklı tahminler bulunmaktayken bazı türler ise tanımlanmamıştır. Dünya'da yaşayan 7,8 milyarın üzerindeki insanın hayatta kalması, gezegenin biyosferi ve doğal kaynaklarına bağlıdır. Siyasi bakımdan dünyada, 200'ün üzerinde bağımsız devlet bulunmaktadır.

Etimoloji
Dünya, Arapçada yeryüzü anlamına gelen ve dnw köküne dayanan dunyāˀ (دُنْياء) sözcüğünden alıntıdır. Arapça sözcük  "daha aşağıda veya beride olan" manasındaki Arapça adnā (أدنَى) kelimesinin fuˁlāˀ vezninde sıfat dişilidir. Bu sözcük ise danī "aşağı, beride" sözcüğünün kıyas hali olup, “öte taraf” ile bir karşıtlığı ima etmesi bakımından İslam dini kökenli bir kavramdır. Kelimenin bir Türki dilde kaydedilmiş en eski kullanımı 11. yüzyıla tarihlenen Kutadgu Bilig'e dayanmaktadır.



Yer, Eski Türkçe yeryüzü, dünya, zemin anlamına gelmiş yér kelimesi kökenlidir. Sözcüğün en eski kullanımı, 8. yüzyıla tarihlenen Orhun Yazıtları'nda "üze kök teŋri asra yagız yir kılındukda" (üstte mavi gök altta kara yer yaratıldığında) söz öbeği içerisinde kaydedilmiştir. Yeryüzü kelimesinin yazılı ilk kullanımı ise 1330 senesinde, Âşık Paşa'nın Garibnâme eserinde geçmektedir.

Arz, yerküre anlamına gelen başka bir sözcüktür. Kelime Arapçada yeryüzü, ülke veya genişlik anlamlarına gelebilen arḍ (أرض) sözcüğünden alıntı olmaktadır. Âlem ve cihan, biri Arapça diğeri İrani kökenli sözcükler olup, hem yerküreyi, hem de evreni tanımlamak için kullanılabilirler.

Tarihi-Oluşumu

Güneş Sistemi'nde bulunan en eski malzeme, 4.5672±0.0006 milyar yıl öncesine aittir. İlkel Dünya'nın oluşumu, 4.54±0.04 milyar yıl önce başladı. Güneş Sistemi'ndeki yapılar ile Güneş oluştu ve evrime uğradı. Teoride, karmaşık bileşik yapılar ve içerdiği elementler göze alındığında, Güneş, Dünya ve diğer gezegenler dahil Güneş Sistemi'ndeki yapıları oluşturan moleküler bulutsunun kaynağı, ömrünü önceden tamamlamış bir genç tip yıldızın dağılmış artıklarının ve yıldızlar arası maddenin bir merkez etrafında dönerek gittikçe yoğunlaşmasıyla oluşmuştur. Merkezde yoğunlaşan hidrojen ve helyum molekülleri yeni bir G2 türü yıldızı, yani Güneş'i oluşturmaya başlamış, çevre disklerdeki yoğunluklu bölgelerde ise gezegenler oluşmaya başlamıştır. Dünya ise Güneş'e 3. sırada yakınlıkta bulunan karasal bir iç gezegendir.



Oluşum diskleri süreci veya sonrasında bu karasal gezegenler, ağır göktaşı çarpışmalarına sahne olmuştur. Göktaşları yapısında bulunan donmuş buzlar, silikat ve metal yapılar, karaların ve okyanuslarının oluşmasını sağlamış, merkezde yoğunlaşan ağır demir ve nikel elementleri ise gezegenin çekirdeğini oluşturmuştur. Ağır göktaşı bombardımanı, asteroid kuşağının Jüpiter'in güçlü çekim etkisi sonucu daha kararlı hale gelmesiyle gittikçe azalmıştır. Uygun koşullar oluştuğunda gelişmeye başlayan canlı hayat sonrasında özellikle bitkiler ve yaptıkları fotosentez ile atmosfer'in yapısal bileşimi önemli oranda değişmiş ve oksijen oranının yükselmesine neden olmuştur.

Yaşı
Dünya'nın yaşı doğrudan doğruya kayaçların yaşıyla ölçülemez. Çünkü bilinen en yaşlı kayaçlar bile bugün artık yeryüzünde var olmayan daha yaşlı kayaçlardan oluşmuştur. Bugüne kadar saptanabilen en yaşlı kayaçlar Grönland'ın batısında bulunmuştur ve 4,1 milyar yaşındadır.

Bugün Dünya'nın yaşını hesaplamak için elde edilen en iyi yöntem radyoaktif elementlerin yarılanmaları sonucu başka elementlere dönüşümleridir. Örneğin radyoaktif uranyum elementinin uranyum-238 ve uranyum-235 gibi iki ayrı tipte atomu (izotop) vardır. Bu atomların ikisi de çok yavaş bir süreçle kurşun atomlarına dönüşür. Öbür uranyum izotopundan biraz daha ağır olan uranyum-238'in dönüşümüyle daha hafif bir kurşun izotopu olan kurşun-206, uranyum-234'in dönüşümüyle de biraz daha ağır bir izotop olan kurşun-207 atomları oluşur. Uranyum-235'in kurşuna dönüşme hızı uranyum-238'in dönüşme hızından altı kat daha fazladır. Bu nedenler, incelenen bir kayaçtaki kurşun-206 ve kurşun-207 atomlarının oranı kayacın yaşına bağlı olarak değişir. En yaşlı olduğu düşünülen bir kurşun minerali ile bugün okyanuslarda oluşan kurşunun izotop yapısı arasındaki fark, ancak bu iki örneğin oluşumları arasında 4,55 milyar yıllık bir zaman dilimi olmasıyla açıklanır. Bu süre de Dünya'nın yaşı olarak kabul edilir.

Fiziksel özellikleri
Şekli

Dünya'nın üzerindeki topografik oluşumlar ve kendi ekseni etrafındaki eksantrik hareketi nedeniyle düzgün bir geometrisi yoktur. Geoibs bir biçimdedir, fakat ekvatordaki yarıçapı kutuplardaki yarıçapından fazladır. Bu kutuplarından basık, ekvatordan şişik özel küresel geometrik şekil geoit (Latince, Eski Yunanca Geo "dünya") yani "Dünya şekli" diye adlandırılır. Referans küremsinin ortalama çapı 12.742 km'dir (~40.000 km/π). Yer'in ekseni etrafında dönmesi ekvatorun dışarı doğru biraz fırlamasına neden olduğu için ekvatorun çapı, kutupları birleştiren çaptan 43 km daha uzundur. Ortalamadan en büyük sapmalar, Everest Dağı (denizden 8.848 m yüksekte) ve Mariana Çukuru dur (deniz seviyesinin 10.924 m altı). Dolayısıyla ideal bir elipsoide kıyasla Yer'in %0,17'lik toleransı vardır. Ekvatorun şişkinliği yüzünden Yer'in merkezinden en yüksek nokta aslında ekvatordadır.

Katmanları
Dünyamız 5 farklı katmandan oluşur :

* Su küre         Dünya zemininin %75'ini kapsar.  Büyük bölümü okyanuslardan oluşur.

* Taş küre Dünya zemininin %25'ini kapsar. Büyük bölümü yeşilliklerden oluşur.

Hava küre Dünyanın büyük bir bölümünü oluşturur. Çoğu azottan oluşur

Ateş küre         Depremlerin çoğu onun yüzünden gerçekleşir. Lavlı bir yapısı vardır, çekirdeğin yakınlarındadır

İç Çekirdek-Dış Çekirdek Dünyanın merkezidir.

İç yapısı

Yerin içi, diğer gezegenler gibi, kimyasal olarak tabakalardan oluşur. Yerin silikattan oluşmuş bir kabuğu, yüksek viskoziteli bir mantosu, akışkan bir dış çekirdeği ve katı halde bir iç çekirdeği vardır.

Yerin tabakaları aşağıda belirtilen derinliklerdedir:

Derinlik (Km)                         Tabaka
0–60                      Litosfer (5 ila 200 km arası değişir)
0–35                      Kabuk (5 ila 70 km arası değişir)
35–60                      Manto|Üst Manto
35–2890                      Manto 
100–700                      Astenosfer
2890–5100              Dış çekirdek
5100–6378              İç çekirdek

Dünya'nın dış kabuğu ile bu kabuğun üzerindeki atmosfer (hava) ve hidrosfer (okyanuslar ve denizler) katmanları doğrudan gözlemle incelenebilir. Oysa Dünya'nın iç bölümlerine ulaşarak yapısını doğrudan inceleme olanağı yoktur. Dünya'nın iç yapısına ilişkin bütün bilgiler depremlerin incelenmesinden ve Dünya'nın içinde var olduğu düşünülen maddeler üzerindeki deneylerden elde edilmiştir. Yanardağların varlığına ve yer kabuğunun yüzeyindeki ısı akışı ölçümlerine dayanarak Dünya'nın iç bölümlerinin çok sıcak olduğunu biliyoruz. Yer kabuğunun derinliklerine doğru indikçe kayaçların sıcaklığı her kilometrede 30 °C kadar yükselir. Böylece; kabuğun en alt katmanlarının çok daha üstünde yer alan kayaçlar kızıl kor haline dönüşür. Aslında Dünya'nın büyüklüğüne oranla yer kabuğu çok incedir. Eğer Dünya'yı bir futbol topu büyüklüğünde düşünürsek kabuğu da ancak topun üzerine yapıştırılmış bir posta pulu kalınlığındadır. Kabuğun altında kalan kayaçlar ise akkor sıcaklığına kadar ulaşır.

Depremlerin nedeni, yer kabuğundaki bir kırıkla birbirinden ayrılan iki büyük kütlenin (levhanın) birdenbire harekete geçerek üst üste binmesi ya da uzaklaşması sonucunda yer kabuğunun şiddetle ileri geri sarsılmasıdır. Büyük bir depremde bazı titreşimler Dünya'nın öbür yüzündeki dairesel bir alanda "odaklanır". Buna karşılık bazı titreşimler çekirdeği aşıp öbür yana geçmez. Böylece Dünya'nın öbür yüzünde hiçbir titreşimin duyulmadığı halka biçiminde bir "gölge" belirir. Bu gölgenin boyutları ölçülerek çekirdeğin büyüklüğü hesaplanabilir. Ayrıca deprem titreşimlerinin yayılma hızı saptanarak içinden geçtikleri maddelerin yoğunluğu, dolayısıyla bileşimi belirlenebilir. Eritilmiş kayaçlarla yapılan laboratuvar deneyleri bu çalışmalara büyük ölçüde ışık tutar. Dünya'nın yüzeyi, kalınlığı 6 ile 70 km arasında değişen bir "kabuk" katmanıyla örtülüdür. Yerkabuğu denen bu katman daha ağır maddelerden oluşan ve 2.865 km derine inen çok kalın "manto" katmanının üzerine oturur. Mantonun bittiği yerde Dünya'nın merkezine kadar 3.473 km boyunca uzanan "çekirdek" başlar. Jeologlara göre, içteki manto katmanı çok büyük kabarma hareketleri sonucunda yerkabuğunu iterek birçok yerde yüzeye çıkmıştır. Ayrıca normal olarak yerkabuğunun yapısında bulunmayan bazı kayaçlar da yanardağı hareketleri nedeniyle Dünya'nın yüzeyine ulaşmıştır. Jeologlar bu verilere dayanarak mantonun üst kesimlerinin "ültrabazik" korkayaçlardan oluştuğunu ileri sürerler. Bir yanda asit kayaç olarak nitelenen granitin yer aldığı kayaç sınıflandırmasının öbür ucunda bulunan bu ültrabazik kayaçlar ağır demir ve magnezyum silikatlardan oluşur. Mantonun alt bölümlerinin de aynı yapıda, ama daha ağır ve yoğun olduğu sanılmaktadır. Çekirdeğin yapısındaki maddeler ise hem mantodakilerden daha ağır, hem de hiç değilse çekirdeğin dış bölümünde sıvı haldedir. Buna karşılık çekirdeğin içinin manto ve kabuk gibi katı olduğu sanılıyor. Yer çekirdeğinde olağanüstü bir basınç vardır. Bilinen elementlerin çoğu böylesine büyük bir basınç altında çok yoğunlaşmış olarak bulunabilir; ama jeologların genel kanısı, bazı demirli göktaşları (meteoritler) gibi çekirdeğin de metal halindeki nikel ve demirden oluştuğudur.


Yer kabuğu
Yer kabuğu mantoya oranla daha hafif maddelerden oluşmuştur ve bu iki katman arasındaki geçiş bölgesi neredeyse kesadamin bir sınır çizer. Bu geçiş bölgesi, böyle bir sınırın varlığını ilk kez saptayan Yugoslav bilim adamı Andrija Mohoroviçiç'in (1857-1936) adıyla "Mohoroviçiç süreksizliği" kısaca "M-süreksizliği" ya da "moho" olarak anılır. Bu sınırın varlığını gösteren en önemli kanıt yer kabuğundaki deprem titreşimlerinin süreksizlik bölgesinden geçip mantoya ulaştığında birdenbire hızlanmasıdır.

Yer kabuğu okyanusların ve denizlerin altında uzandığı zaman "okyanus kabuğu"; kıtaları oluşturduğu zaman da "kıta kabuğu" olarak adlandırılır. Okyanus kabuğunun kalınlığı 6–8 km arasındadır. Oysa ortalama kalınlığı 40 kilometreyi bulan kıta kabuğu yüksek sıradağların altında 60-70 kilometreye ulaşır.

Okyanus kabuğu üç katmandan oluşur. En alt katman, yerin derinlerindeki erimiş maddelerin (magmanın) katılaşmasıyla oluşan korkayaçlardır. Orta katman yanardağ lavlarından, üst katman ise temel olarak kum ve çamur gibi tortullardan oluşur. Okyanus kabuğu sürekli hareket halindedir. Bu nedenle kabukta okyanus sırtları boyunca çatlaklar oluşur ve bu çatlakların arasından yüzeye çıkan erişmiş maddelerin sertleşmesiyle okyanus kabuğuna yeni katmanlar eklenir. Bu yeni kabuk sertleştikten sonra yılda 1 ile 10 cm kadar ilerleyerek yavaş yavaş okyanus sırtından iki yana doğru yayılır. Böylece okyanus sırtları suyun altında yüksek sıradağlar oluşturur.

Yerkabuğu çok sayıda eğri levhanın yan yana dizilmesiyle oluşan bir bütün olarak düşünebilir. Bu levhalar mantonun oldukça yumuşak üst katmanına oturduğu için sağa sola hareket edebilir. Okyanus sırtları, okyanus çukurları ve bazı uzun kırıklar yalnızca levhaların kenarlarında oluşur; bu kırıkların olduğu yerlerde de levhalar kayarak birbirinin üstüne binebilir. Levhalardan çoğunun üzerinde bu levhalarla birlikte hareket eden bir ya da birkaç kıta bulunur. Nitekim, bir zamanlar iki kıtaya ayıran okyanus kabuğunun çökmesiyle kıtalar bazı yerde birbirine iyice yaklaşmış, hatta üst üste binmiştir. Örneğin aralarındaki okyanus kabuğu çökmesi sonucunda Hindistan ile Asya kıtası çarpışmış ve iki karanın kenarları yükselerek Himalaya Dağları'nı oluşturmuştur. Büyük ve şiddetli depremlerin hemen hepsi bu levhaların kenarlarında, bir levhanın öbürünün altına girmesiyle olur. Aynı biçimde, en etkin yanardağlar da okyanus kabuğunun ya İzlanda'da olduğu gibi yükselerek sırta dönüştüğü ya da Andlar'da olduğu gibi çökerek kıtaların altına girdiği yerlerde bulunur.

Okyanus tabanının yanlara doğru yayılarak genişlemesi çok çarpıcı bir biçimde kanıtlanmıştır. Bu kanıtlamanın en önemli dayanak noktası da Dünya'nın magnetik alanının yukarıda anlatıldığı gibi zaman zaman yön değiştirmesidir. Yerkabuğunun derinliklerindeki erimiş magma yüzeye çıkarak kristalleşirken bazı mineral parçacıkları mıknatıslanır. Böylece her biri Dünya'nın magnetik kutuplarını gösteren küçük birer mıknatısa dönüşür. Jeologlar yaşları bilinen lav katmanlarının, yapılarındaki mıknatıslanmış parçacıklar bazen kuzey, bazen güney magnetik kutbuna yönelecek biçiminde yan yana yerleştiğini saptamışlardır. Bunun nedeni, bir katmandaki mıknatıslanmış parçacıkların kuzey ve güney kutuplarının Dünya'nın magnetik kutuplarına uygun olarak dizilmesi, sonra magnetik kutuplar yön değiştirdiğinde üstteki yeni katmanda bulunan parçacıkların bir önceki katmandakilere ters yönde yerleşmesidir. Kısacası okyanus kabuğu magnetik bantlı dev bir kayıt aleti, yani bir teyp gibi Dünya'nın magnetik alanındaki bütün değişiklikleri bir bir kaydetmiştir.

Tektonik levhalar
Ana maddeler: Levha tektoniği ve Tektonik levhalar listesi
Levha hareket teorisi'ne (tektonik levha teorisi olarak da bilinir) göre Yer'in en dış kısmı iki tabakadan oluşur: kabuğu da kapsayan litosfer ve mantonun katılaşmış dış kısmı. Litosferin altında astenosfer bulunur, bu mantonun yüksek viskoziteli olan iç kısmıdır.

Litosfer, astenosferin üzerinde, tektonik levhalara ayrılmış bir halde yüzmektedir. Bu plakalar belli temas noktalarında üç tür hareketten birini gösterirler: yaklaşma, uzaklaşma veya yan yana kayma. Bu temas noktalarında depremler, volkanik faaliyetler, dağ oluşumları ve okyanus dibi hendekler oluşur.

Ana lehvalar şunlardır:

Afrika levhası, Afrika'yı kapsar.
Antarktika levhası, Antarktika'yı kapsar
Hint-Avustralya levhası, Avustralya'yı kapsar. (Hint plakası ile 53 milyon yıl önce birleşmiştir)
Avrasya levhası, Asya ve Avrupa'yı kapsar.
Kuzey Amerika levhası, Kuzey Amerika ve kuzey-doğu Sibirya'yı kapsar
Güney Amerika levhası, Güney Amerika'yı kapsar.
Pasifik levhası, Büyük Okyanus'unu kapsar

Yüzeyi
Dünya'nın yüzölçümü 509.200.000 km²dir. Bunun %70'i 360.600.000 km² ile denizleri; %30'u 148.600.000 km² ile karaları oluşturur. Kuzey kutup çevresinde karalarla çevrilmiş bir deniz, Güney Kutup çevresinde denizlerle kuşatılmış bir kara parçası vardır.

İsim                               Uzaklık                                        Dönüşü
Ay                   386.694 km(238,700 mil)          27 gün, 7 saat, 43.7 dakika

Aşınma
Kıtaları oluşturan güç, levha hareketlerinin motoru olan Yer'in iç enerji kaynağıysa, çok daha büyük bir dış enerji kaynağı, kıtaları aşındırarak yok etme sürecinde etkili olur: Güneş enerjisi. Atmosfer hareketlerini ve su döngüsünü sürdürmek için gerekli enerjiyi sağlayan güneş ışınları, su ve rüzgâr aşındırması ile kıta yüzeylerinden koparılan minerallerin yine bu iki araç yardımıyla okyanus tabanlarına taşınarak çökmesine yardımcı olur. Bu mekanizma ile okyanus kabuğu üzerinde gittikçe kalınlaşarak biriken tortul kaya katmanı, dalma-batma mekanizması sırasında yerküre içlerine taşınarak yeniden erir.

Aşınma mekanizması, suyun yerçekimi etkisi altındaki hareketlerini izler, yüksek dağların aşınarak alçalmasına, okyanus derinliklerinin dolarak yükselmesine yol açar, sonuçta yer yuvarlağının girinti ve çıkıntılarının törpülenerek çekim etkisi ile belirlenmiş ideal jeoit biçimine yaklaşması yönünde çalışır.

Yörünge ve dönme
Sürekli olarak hareket eden Dünya'nın iki çeşit hareketi vardır. Bu hareketlerden birisi kendi ekseni etrafında olur ve batıdan doğuya doğrudur. Bu dönmesini 23 saat, 56 dakika, 4.098903691 saniyede tamamlar. Dünya'nın kendi ekseni etrafındaki bu dönmesi ile birlikte olan ikinci hareketi güneş etrafındadır. Güneş etrafında Dünya, elips şeklinde çok geniş bir yörünge üzerindeki hareketini de 365 gün, 5 saat, 48 dakika, 9 saniye, 763.545,6 mikro saniyede, yani bir yılda tamamlar. Dünya'nın kendi ekseni etrafındaki ve güneş etrafındaki bu iki hareketi, iki önemli olaya sebep verir. Kendi ekseni etrafında dönmesi ile gece ve gündüz, güneş çevresinde 23 derece 27 dakika eğiklikle dönmesi mevsimleri oluşturur ve mevsimlerin ardalanmasını sağlar.

Jul Sezar

MD ECC 003 Jül Sezar (Latince: Gaius Julius Caesar, okunuşu: Kaysar), 12 Temmuz MÖ 100 – 15 Mart MÖ 44), Romalı askerî ve politik lider. Aynı zamanda iyi bir hatip ve güçlü bir yazar olan Sezar, dünya tarihinin en etkili insanlarından birisi olarak kabul edilir. Eylemleriyle Roma Cumhuriyeti'nin Roma İmparatorluğu'na dönüşmesinde kritik bir rol oynamıştır.
Roma Senatosundaki optimates kliğine mensup muhalifleri Marcus Porcius Cato ve Marcus Calpurnius Bibulus'a karşı, populares kliğine mensup bir politikacı kimliğiyle, Marcus Licinius Crassus ve Gnaeus Pompeius Magnus'la birlikte gayri resmi olarak Roma politik yaşamına birkaç yıllığına yön verecek olan birinci üçlü yönetimi kurdu. Galya'yı fethederek Roma topraklarını Atlas Okyanusu'na kadar genişletti ve aynı zamanda MÖ 55 yılında Britanya'nın Romalılarca ilk işgalini gerçekleştirdi. Triumvirliğin yıkılmasıyla birlikte Pompey ve Senato ile arası açıldı. MÖ 49 yılında Lejyonlarının başında Rubicon nehrini geçmesiyle başlayan iç savaş sonucu Roma dünyasının tartışmasız hâkimi haline geldi.
Hükümetin kontrolünü ele almasının ardından, Roma toplumu ve yönetimini kapsayan geniş bir reform hamlesi başlattı. Hayat boyu diktatör (dictator perpetuus) ilan edildi ve Cumhuriyet bürokrasisini ağır biçimde merkezîleştirdi. Ancak Sezar'ın eski arkadaşlarından Marcus Junius Brutus'un önderliğindeki, Cumhuriyeti eski işleyişine kavuşturmayı hayal eden bir grup senatör tarafından 15 Mart MÖ 44 tarihinde öldürüldü. Suikastın ardından başlayan yeni bir iç savaş, vârisi Gaius Octavianus'un Roma dünyası üzerinde baskın bir otokratik güç haline gelmesine yol açtı. Sezar, suikastten iki yıl sonra, MÖ 42 yılında Senato tarafından resmen kutsanarak Roma tanrılarından biri ilan edildi.
Sezar'ın hayatı hakkındaki bilgilerin çoğu, askerî seferlerini anlattığı, kendisi tarafından yazılmış olan "Yorumlar" (Commentarii) adlı hatıralarından ve Cicero gibi politik rakiplerinin mektup ve söylevlerinden, Sallustius'un tarihsel yazılarından ve Catullus'un şiirleri gibi çağdaşı kaynaklardan elde edilmiştir. Hayatına dair pek çok ayrıntılı bilgi sonraki yüzyıllarda yaşamış olan Appian, Suetonius, Plutarch, Cassius Dio ve Strabo gibi tarihçiler tarafından aktarılmıştır.
Hayatı
Erken dönem hayatı
Sezar, soylarının tanrıça Venüs'ün sözde oğlu Troyalı prens Aeneas'ın oğlu Iulus'tan geldiğini iddia eden ve patrici sınıfından bir aile olan Julia gens'ine mensuptur. "Sezar" cognomen'i, Yaşlı Plinius'a göre sezaryenle doğmuş bir atasından gelir (Latince "kesmek" anlamına gelen caedo, caedere, cecidi, caesum fiillerinden türemiştir). Historia Augusta'nın bu konu hakkındaki diğer üç iddiası ise sırasıyla şöyledir: İlki Sezar'ın saçının çok sık olması (Latince caesaries); diğeri gözlerinin parlak gri olması (Latince oculis caesiis); ya da savaşta bir fil öldürmüş olması (mağribi dilinde caesai ) nedeniyle bu unvanı almıştır. Sezar'ın bastırdığı sikkeler üzerinde fil bulunması adı geçen son iddiayı destekler niteliktedir.
Antik şecerelerine rağmen Julii Caesare'ler politik olarak etkili bir aile değildi ve mensuplarından sadece üçü konsül seçilebilmişti. Sezar'ın aynı adı taşıyan babası Cumhuriyetin seçimle iş başına gelen üst düzey magistraları arasında ikinci sırada yer alan praetorluk makamına kadar yükselme başarısı göstermiş, belki de ünlü kayınbiraderi Gaius Marius sayesinde Asya eyaleti valiliği yapmıştır. Annesi Aurelia Cotta birkaç konsül çıkarmış etkili bir aileden geliyordu. Sezar'ın vasisi olarak iyi bir hatip ve dil bilimci olan Galya kökenli Marcus Antonius Gnipho'nun atandığı bilinir. Sezar'ın her ikisinin de adı Julia olan iki kız kardeşi vardı. Sezar'ın çocukluğu ile ilgili kayıtlar çok azdır. Suetonius ve Plutarch'ın biyografilerinde Sezar'ın hikâyesi birden bire gençliğinden başlar ve her iki eserde de açılış paragrafları kayıptır.
Sezar'ın gelişim yıllarına tam bir kargaşa hâkimdi. Roma'nın müttefiklerine verilen Roma Yurttaşlığı hakkının geri alınmasının neden olduğu kargaşa, Roma ve İtalyan müttefikleri arasında Sosyal Savaş olarak adlandırılan bir savaşa neden olurken Pontuslu VI. Mithridates Roma'nın doğu eyaletlerini tehdit eder hale gelmişti. Roma siyaseti ana olarak iki hizip olarak bölünmüş, optimates adındaki birinci hizip Senato içerisinde aristokratik yönetimi savunurken, populares hizbi doğrudan seçimleri tercih etmekteydi. Sezar'ın amcası Marius, popularis hizbine mensupken rakibi Lucius Cornelius Sulla bir optimas idi. Hem Marius hem de Sulla Sosyal Savaş sırasında sivrilmişler, her ikisinin de Mithridates'e karşı yapılan seferi komuta etmek istemesine rağmen şans başlangıçta Sulla'ya gülmüştü. Ancak Sulla ordunun komutasını ele almak için şehir dışına çıktığında bir tribün tarafından geçirilen yasa ile komuta Marius'a tevdi edildi. Sulla'nın tepkisi ordusuyla Roma'ya dönmek ve komutanlığını ilan ederek Marius'u sürgüne göndermeyi denemek oldu ancak o sefere çıktığında Marius çoktan geçici bir ordunun başına geçmişti. Marius ve müttefiki Lucius Cornelius Cinna şehri ele geçirdi, Sulla "halk düşmanı" ilan edildi ve Marius'un birliklerinin Sulla'nın destekçilerinden intikamı kanlı oldu. Marius MÖ 86 yılının başlarında öldü ancak hizip etkin bir güç olarak kaldı.
MÖ 85 yılında, Sezar'ın babası bir sabah ayakkabılarını giyerken görünürde herhangi bir MD ECC 002 neden olmaksızın aniden ölünce  henüz on altı yaşında olan Sezar ailenin başına geçti. Ertesi yıl Marius'un tasfiyesi sırasında ölen eski Jüpiter yüksek rahibi Merula'nın yerine yeni Flamen Dialis olarak atandı. Ardından bu göreve seçilen kişilerin patrici olması zorunluluğuna ilaveten bu kişinin bir patrici ile evli olması gerektiği şeklindeki geleneği, çocukluğundan beri nişanlı olduğu varsıl bir Equestrian aileden gelen Cossutia adındaki kızdan ayrılarak Cinna'nın kızı Cornelia ile evlenmek suretiyle yıktı.
Mithridates ile barış yapan Sulla artık geri dönerek Marius'un destekçilerine karşı iç savaşa devam edebilirdi. Tüm İtalya boyunca süren çarpışmaların ardından MÖ 82 Kasımında yapılan Colline Geçidi Savaşını kazanarak Roma'yı ele geçirdi ve kendisini diktatör olarak atadı; her ne kadar bu makama atanan kişi geleneksel olarak sadece altı ay görev yapabilse de Sulla için bir limit belirlenmemişti. Marius'un heykelleri yıkıldı ve mezarı açılarak cesedi Tiber nehri'ne atıldı. Diğer rakibi Cinna ise askerlerinin isyanı sonucu zaten öldürülmüştü. Sulla'nın yasaklamalarının ardından politik düşmanlarının yüzlercesi öldürüldü ya da sürgüne gönderildi. Sezar, Marius'un yeğeni ve Cinna'nın damadı olarak artık hedefteydi. Önce amcasının kalan mirasından, ardından karısının çeyizinden ve son olarak rahiplik görevinden mahrum bırakıldı ancak karısından boşanmayı reddedince saklanmak için kaçmak zorunda kaldı. Kendisine yönelen tehditlerden, aralarında Sulla'nın destekçilerinin ve Vesta bakirelerinin de bulunduğu aile üyelerinin arabuluculuğu sayesinde, Sulla'nın isteksizce de olsa geri adım atmasıyla kurtulabildi. Sulla'nın "Sezar'da çok sayıda Macrius gördüğünü" söylediği iddia edilir.
Erken dönem kariyeri
Sezar Roma'ya dönmek yerine orduya katıldı ve Asya'da Marcus Minucius Thermus ve Kilikya'da Servilius Sauricus'un emrinde görev yaptı. Midilli kuşatmasında gösterdiği üstün hizmetlerinden dolayı Corona Civica ile ödüllendirildi. Kral IV. Nikomedes'in donanmasına eşlik ederek güvenliğini sağlamak için gittiği Bithynia'da Kralın sarayında uzun süre kalınca tüm hayatı boyunca peşini bırakmayacak olan Nikomedes'le bir ilişki yaşadığı söylentileri ortaya çıktı. Rahiplik görevinden alınması ironik biçimde ona askerî bir kariyer yapmanın yolunu açmıştı, çünkü geleneklere göre bir Flamen Dialis'in atlara dokunması, kendi yatağından başka bir yatakta üç günden fazla ya da Roma dışında bir günden fazla uyuması ya da bir orduya doğru bakması yasaktı.
İki yıl diktatör olarak görev yapan Sulla MÖ 80 yılında istifa etti ve yeniden konsülar bir hükümet kurup bir yıl konsül olarak görev yaptıktan sonra emekliye ayrıldı. Sezar sonradan Sulla'nın diktatörlük görevinden ayrılmasıyla alay edecek ve "Sulla politikanın abecesini bilmiyor" diyecekti. Sulla iki yıl sonra MÖ 78'de öldü ve cenazesi devlet töreniyle kaldırıldı. Sulla'nın öldüğünü duyan Sezar, kendisi için yeterince güvenli hale geldiğine inandığı Roma'ya geri döndü. Tüm mallarına el konulduğundan, Roma'nın dışında alt sınıftan insanların yaşadığı Subura'da mütevazı bir eve yerleşti. Sezar'ın geri dönüşü Marcus Aemilius Lepidus tarafından Sulla karşıtı bir darbe girişimi olarak değerlendirildi ancak Sezar Lepidus'un liderliğine güvenmediğinden bu plana katılmaktan kaçındı ve bunun yerine yeniden avukatlık yapmaya başladı. Olağanüstü hitabetine eşlik eden heyecanlı jestleri, ince sesi, irtikâp ve yolsuzluk'tan adı çıkmış eski valilerin ceza davalarındaki insafsızlığı sayesinde tanınan biri haline geldi. Retoriğini mükemmelleştirmek amacıyla MÖ 75 yılında Cicero'yu da eğitmiş olan Apollonius Molon'un yanına, Rodos'a gitti.
Sezar Ege Denizi'ni geçerken Kilikyalı korsanlar tarafından kaçırıldı ve Oniki Ada'lardan biri olan küçük Farmakos adasında tutsak edildi. Esareti boyunca gururlu bir tavır sergiledi. Korsanlar fidye olarak yirmi talent altın istemeye karar verince, Sezar elli talent altın istemeleri konusunda ısrar etti. Fidyenin ödenmesinden sonra serbest bırakılan Sezar bir donanma topladı ve korsanları kovalayarak yakaladıktan sonra Bergama'ya hapsetti. Asya eyaleti valisi korsanları idam etmeyi reddederek onları köle olarak satmayı tercih etti ancak Sezar kıyıya geri döndü ve tutsak olduğu zaman söz verdiği gibi korsanları çarmıha gerdirdi. Ardından Rodos'a doğru yelken açtı ancak bir süre sonra Pontus'tan gelen işgal tehdidine karşı koymak için orduya geri çağrıldı.
Roma'ya dönüşünde, Roma politik yaşamında cursus honorum'un ilk basamağı olan tribün görevine seçildi. Spartaküs'e karşı yapılan savaş (MÖ 73 - 71) bu dönemde yapılmıştır ancak Sezar'ın bu savaşta herhangi bir rol oynayıp oynamadığına dair kayıt yoktur. MÖ 69 yılında quaestor seçildi ve aynı yıl teyzesi ve Marius'un dul eşi Julia'nın cenaze töreninde bir konuşma yaptı. Kendi karısı Cornelia da aynı yıl ölecekti. Sezar cenazenin ardından Antistius Vetus'un emrinde quaestorluk görevini yerine getirmek üzere Hispania'ya gitti. Orada bulunduğu sırada Büyük İskender'in heykeliyle karşılaştığı ve şimdi İskender'in dünyayı ayakları altına aldığı yaşta olduğunu ve onunla karşılaştırıldığında çok az şey başardığı gerçeğini hoşnutsuzlukla fark ettiği söylenir. Görevinden erkenden ayrılma talebi kabul edilince Roma politik yaşamına geri döndü. Geri döndüğünde Sulla'nın torunu Pompeia ile evlendi. Ardından aedile seçilen Sezar, hâlâ yönetimde olan Sulla yanlısı rejimle çelişen bir hareket olarak Marius'ın zaferleri anısına yapılan zafer anıtlarını restore ettirdi. Ayrıca Sulla'nın yasaklarından fayda sağlayanlara karşı ceza davaları açtı ve meslektaşı Marcus Calpurnius Bibulus'u gölgede bırakacak biçimde ödünç para ile kamu işleri ve oyunları için büyük miktarlarda para harcadı. Ayrıca iki başarısız darbe girişimi ile de karşı karşıya kaldı
Sezar'ın yükselişi
MÖ 63, Sezar için hareketli bir yıldı. Tribün Titus Labienus'u, 37 yıl önce politik bir cinayete kurban giden tribün Lucius Appuleius Saturninus'un ölümüyle ilgili senatör Gaius Rabirius'a dava açmaya ve bu davaya müdahil iki hâkimden birisi olarak kendisini atamaya ikna etti. Rabirius, Cicero ve Quintus Hortensius tarafından savunuldu ancak vatana ihanetten mahkûm olmaktan kurtulamadı. Temyiz etmek için halka gitmeye hazırlandığı sırada praetor Quintus Caecilius Metellus Celer, askerî bayrağı Janiculum tepesinden sökerek toplantının ertelenmesini sağladı. Labienus kovuşturmayı başka bir duruşmayla yeniden başlatabileceği halde bunu yapmadı ve Sezar'ın istediği şekilde davranarak davayı düşürdü. Labienus, gelecek on yıl boyunca Sezar'ın önemli bir müttefiki olacaktı.
Aynı yıl, Sulla tarafından atanan Pontifex Maximus Quintus Caecilius Metellus Pius'un ölmesi üzerine Sezar bu göreve talip oldu. Rakipleri optimates kliğinden eski konsüller Quintus Lutatius Catulus ve Publius Servilius Vatia Isauricus idi. Her iki taraf hakkında da rüşvetçilik suçlamaları ortaya atılmıştı. Sezar seçim sabahı annesine, geriye ya bir Pontifex Maximus ya da bir hiç olarak döneceğini, çünkü seçilememesi durumunda kampanyası için aldığı muazzam borç yüzünden sürgüne gönderilebileceğini söylemişti. Sonuçta Sezar rakiplerinin tüm tecrübe ve mevkilerine rağmen, diğer iki adayın oylarının bölünmesi sayesinde rahatça kazandı. Görevine, Via Sacra'da resmi bir ikametgâh tahsisi ile başladı.
MD ECC 001 Aynı yıl konsül olarak görev yapmakta olan Cicero, cumhuriyetin kontrolünü ele geçirmek için bir tertip hazırlayan Catilina'nın planlarını açığa çıkarınca Catulus ve diğerleri Sezar'ın da bu planın bir parçası olduğunu iddia ettiler. Ertesi yıl praetor seçilecek olan Sezar, tertibi düzenleyenlerle nasıl pazarlık yapılacağı hakkında Senato'da yapılan tartışmalara katıldı. Tartışma sırasında Sezar'a bir not ulaştırıldı. İleride onun en acımasız politik rakibi haline gelecek olan Marcus Porcius Cato, Sezar'ı tertipçilerle işbirliği yapmakla suçladı ve kendisine verilen mesajı yüksek sesle okumasını talep etti. Sezar notu ona gönderince, Cato için oldukça utanç verici bir durum olarak, bu mektubun Cato'nun üvey kız kardeşi Servilia tarafından Sezar'a yazılmış bir aşk mektubu olduğu ortaya çıktı. Sezar, tertibi düzenleyenlerin öldürülmesi yerine ömür boyu hapis cezasına çarptırılmasının daha iyi olacağı fikrini ikna edici biçimde savundu ancak Cato tarafından yapılan bir konuşma sonrası Senato fikrini değiştirdi ve darbeciler idam edildi. Ertesi yıl tertibi araştırmak üzere bir komisyon kuruldu ve Sezar bir kez daha komplo ile suçlandı. Cicero'nun ispat etmesi üzerine, plan hakkında bildiklerini kendi isteğiyle anlattı ve suçsuzluğu anlaşılınca onu suçlayan komisyon üyelerinden biri hapse atıldı.
MÖ 62 yılında praetor olarak görev yaparken tartışmalı kanun teklifleri konusunda tribün Metellus Celer'i desteklemiş ve ikilinin inatçı tutumları yüzünden Senato onları bir süreliğine görevden uzaklaştırmak zorunda kalmıştı. Sezar, görevlerini yerine getirmeye devam etmeyi denemiş ve sadece şiddet tehlikesi baş gösterdiğinde geri çekilmişti. Senato, Sezar'ı destekleyen sokak gösterileri artmaya başlayınca onu görevine iade etme konusunda ikna olmuştu.
Aynı yıl Bona Dea ("iyi tanrıçalar") festivali Sezar'ın himayesinde ve onun evinde yapılmıştı. Erkeklerin festivale katılmasına izin verilmediği halde genç bir patrici olan Publius Clodius Pulcher kadın kılığında içeri girmeyi başarmış, Sezar'ın karısı Pompeia'yı açıkça ayartmaya çalışmış, yakayı ele verince de dinsel saygısızlıktan mahkûm edilmişti. Sezar, Roma'nın en güçlü patrici ailelerinden birisini gücendirmemek adına Clodius'un duruşmasında ona karşı tanıklık vermemiş ve Clodius rüşvet ve gözdağı sayesinde beraat etmişti. Bununla beraber Sezar, "karım hakkında hiçbir şüphe olmamalı" diyerek Pompeia'dan boşanmıştı.
Praetorluğunun bitmesinin ardından Sezar Hispania Ulterior eyaletine yönetici olarak atanmış olsa da hâlâ çok borçluydu ve ayrılmadan önce kendisine borç verenleri tatmin etmek durumundaydı. Bu sebeple Roma'nın en zengin adamlarından olan Marcus Licinius Crassus'a başvurdu. Crassus, Pompey'in menfaatlerine karşı olan muhalefetinde kendisine destek olması karşılığında Sezar'ın borçlarının bir kısmını ödedi ve geri kalanlarına da garantör oldu. Yine de praetorluğu sona erince dokunulmazlığı kalkacağı için alacaklıları tarafından dava edilebileceğini bilen Sezar, henüz görevi sona ermeden, eyaletine gitmek üzere Roma'dan ayrıldı. Hispania'da Callaici ve Lusitanilerin topraklarını fethetti ve birlikleri tarafından imparator olarak selamlandı. Borçlarla ilgili kanunu reforme etti ve valilik görevini yüksek bir itibarla tamamladı.
Sezar imparator olarak selamlandığı için bir Roma Zafer Alayı ile ödüllendirildi. Ancak Sezar'ın gözü cumhuriyetin en yüksek magistralığı olan Konsüllük görevindeydi. Ortada bir sorun vardı ve Sezar eğer zafer alayına katılırsa bir asker olarak kalmalı ve Roma şehir surlarının gerisinde beklemeliydi ancak konsüllük seçimlerine katılmak istiyorsa komutayı bırakmalı ve şehre sıradan bir yurttaş gibi girmeliydi. Aynı anda iki seçeneğin de gerçekleşmesi olanaksızdı. Senato'dan seçimlere in absentia (gıyabında) olarak katılmak için izin istedi ancak bu talep Cato tarafından bloke edildi. Zafer alayı ve Konsüllük arasında bir seçim yapmak durumunda kalan Sezar, Konsüllüğü seçti.
Birinci Konsüllük ve birinci triumvirlik
Konsüllük için yarışan üç aday vardı: Sezar, birkaç yıl önce Sezarla birlikte aedile olarak görev yapmış olan Marcus Calpurnius Bibulus ve Lucius Lucceius. Seçim kirli bir mücadeleye sahne oluyordu. Sezar, Cicero'nun desteğini istemiş ve zengin birisi olan Lucceius'la ittifak yapmıştı. Ancak mali durumu Bibulus karşısında yetersiz kalmış ve buna ilaveten rüşvet yemezliği ile ünlü Cato'nun bile Bibulus'tan rüşvet alarak onun tarafını tuttuğu söylentisi yayılmıştı. Sonuç olarak Sezar ve Bibulus, MÖ 59 yılı için konsül seçildiler.
Sezar, borcu yüzünden Crassus'a politik olarak bağımlı olduğu halde, Senato'da emekli askerleri için doğuda yerleşim yerleri ve tarım arazileri tahsis edilmesi mücadelesinde başarısız olan Pompey ile de iyi geçinmeye çalışmıştı. Pompey ve Crassus, birlikte konsüllük yaptıkları MÖ 70 yılından beri kavgalıydı ve Sezar birisiyle ittifak kurmanın diğerini kaybetmek anlamına geldiğini bildiğinden aralarını bulmaya çalışmıştı. Bu üçlünün, kamu işleri üzerinde kontrolü sağlayabilmek için hem paraları hem de politik nüfuzları vardı. Birinci Üçlü Yönetim olarak bilinen bu gayri resmî ittifak, Pompey'in Sezar'ın kızı Julia ile evlenmesiyle daha da sağlamlaştırıldı. Bu arada Sezar da ertesi yıl konsül seçilecek olan Lucius Calpurnius Piso Caesoninus'un kızı Calpurnia ile evlendi.
Sezar, Pompey ve Crassus tarafından da desteklen ve kamu arazilerinin fakirlere gerekirse güç kullanılarak dağıtılmasını içeren bir kanun teklifi sunarak ittifakı aleni hale getirdi. Pompey, şehri askerlerle doldurdu ve muhaliflerin gözünü korkutmayı başardı. Bibulus, kehanetlerin olumsuz olduğunu ilan ederek kanunu geçersiz kılmaya çalıştıysa da Sezar'ın silahlı destekçileri tarafından Forumdan uzaklaştırıldı. Lictorlarının taşıdığı fascesler kırılmış, konsüle eşlik eden tribünlerden ikisi yaralanmış ve Bibulus'un üzerine bir kova dolusu dışkı dökülmüş, hayatından endişe eden Bibulus, yılın geri kalanını evinde saklanarak geçirmişti. Sezar'ın kanun yapma yetkisini engellemeye yönelik bu girişim yetersiz kalmıştı. Romalı taşlama ustaları bu yılı "Jül ve Sezar'ın konsüllüğü" olarak adlandırmışlardır.
Sezar ve Bibulus ilk seçildiğinde Cumhuriyet aristokrasisi Sezar'ın gelecekteki muhtemel gücünü engellemeyi denemiş ve İtalya'nın ormanlarını ve otlaklarını ifraz etmişti. Piso ve Pompey'in yardımıyla Sezar bu durumu değiştirdi ve bunun yerine Cisalpina Galya ve İllirya'ya ilave olarak Gallia Narbonensis eyaletlerinin yönetimine atandı. Bu sayede dört lejyonun komutasını eline almış olmanın yanında beş yıl süreyle hakkında dava açılmasını engelleyen bir dokunulmazlığa da kavuşmuş oldu. Konsüllük görevi sona erince, görev yaptığı süre içindeki yolsuzluklar yüzünden hakkında dava açılma tehlikesi belirince henüz görev süresi bitmeden Roma'dan ayrılarak atandığı eyalete gitti.
Galya'nın fethi
Sezar hâlâ çok borçluydu ve bir eyalet yöneticisi olarak para edinmek için ya zorla vergi toplamak ya da askerî bir maceraya girişmekten başka çıkar yolu yoktu. Sezar'ın komutası altında, fethedilmemiş topraklara ve tekinsiz bir yer olarak bilinen özgür Galya'ya sınır komşusu olan eyaletleri İllirya ve Gallia Narbonensis'de konuşlanmış dört lejyon vardı. Roma'nın müttefiklerinden Aeduiler, Galyalı rakipleri tarafından Ariovistus liderliğindeki Cermen kökenli Suebilerin yardımıyla bozguna uğratılmış ve Helvetler Romalıların savaş amaçladıklarını düşünerek korktukları büyük çaplı bir göçe başlamışlardı. Yeni iki Lejyon toplayan Sezar önce Helvetileri hemen ardından da Ariovistus'u yendi ve ordusunu kış için Sequani topraklarında konuşlandırarak Gallia Narbonensis'in ötesindeki topraklara karşı ilgisinin geçici olmadığı sinyalini verdi.
Göreve gelişinin ikinci yılında sahip olduğu askerî gücü, Cisalpine Galya eyaletinden topladığı iki yeni Lejyonla iki katına çıkardı. Cisalpine Galya eyaleti sakinleri Roma yurttaşı olmadığı için bu eylemin yasallığı tartışmalıydı. Sezar'ın bir önceki yılki eylemlerine karşılık Kuzeydoğu Galya'nın Belgic kabileleri silahlanmaya başladılar. Sezar bu duruma sert bir hareketle cevap verdi ve birleşik Belgic (Belçika) ordusuna karşı başarısız bir muharebenin ardından kabileleri parça parça fethetti. Bu araba Crassus'un oğlu Publius komutasındaki bir Roma Lejyonu da Armorica yarımadasındaki yerel kabilelerin topraklarını fethetmeye başladı.
MÖ 56 yılı baharında Üçlü yönetim, Cisalpine Galya eyaletinin Luca (modern Lucca) kentinde biraraya geldi. Roma'ya tam bir karmaşa hâkimdi ve Clodius'un popülist kampanyası Crassus ve Pompey arasındaki ilişkinin altını oymaya başlamıştı. Toplantıda Üçlü yönetim yenilenirken Sezar'ın prokonsüllüğü beş yıllık bir süre için yeniden uzatıldı. Crassus ve Pompey'in yeniden konsül seçilmesi ve tıpkı Sezar gibi aynı süreler için Crassus'un Suriye ve Pompey'in Hispania prokonsülü olmaları kararlaştırıldı.[46] Sezar'ın Venetileri deniz savaşında yenmesi ile Armorica'nın fethi tamamlanırken, genç Crassus da güneybatıda Aquitanilerin topraklarının fethini tamamlamıştı. MÖ 56 yılındaki seferin ardından sadece alçak kıyı bölgelerde yaşayan Morini ve Menapi kabilelerinin toprakları Roma'nın kontrolü dışında kalmıştı.
MÖ 55 yılında, Galya'ya karşı Cermen kabileleri Usipeteler ve Tencteriler tarafından gerçekleştirilen bir işgal girişimini defeden Sezar, hemen ertesinde Ren Nehri üzerine bir köprü yaptırdı ve geri dönüp köprüyü sökmeden Cermen topraklarında bir süre dolaşarak gövde gösterisi yaptı. Aynı yıl yaz mevsiminin sonlarında doğru Morini ve Menapilere boyun eğdirdi ve Britonların bir önceki yıl kendisine karşı savaşan Venetilere yardım ettiği gerekçesiyle Britanya'ya geçti. İstihbaratı zayıftı ve Kent kıyılarında bir kıyıbaşını ele geçirdiği halde bu durumu muhafaza etmenin güçlüklerinden dolayı kışı geçirmek üzere Galya'ya geri döndü. Ertesi yıl daha büyük bir güç ve daha iyi hazırlanarak geri dönen Sezar ülkenin içlerine kadar ilerledi ve Trinovanteli Mandubracius'u, rakibi Cassivellaunus ile anlaşma sağlayarak müttefik kral olarak tespit etti. Ancak Galya'da hasatın kötü gitmesi, Eburoneli Ambiorix'in liderliğini yaptığı ve Sezar'ı tüm kış ve takip eden yılın ortalarına kadar sürecek bir çatışmaya sürükleyen bir ayaklanmaya neden oldu. Ambiorix'in ortadan kaldırılmasıyla Sezar artık Galya'nın tamamen kontrol altına alındığına kanaat getirdi.
Sezar'ın Britanya'da seferde olduğu sırada Pompey'in karısı olan kızı Julia doğum yaparken öldü. Sezar, ittifak anlaşmasını yenilemek ve desteğini kaybetmemek için Pompey'e Gaius Marcellus'la evli olan yeğeni Octavia'yı teklif ettiyse de Pompey bu öneriyi reddetti. Crassus, MÖ 53 yılında, başarısız bir Part ülkesini işgal girişimi sırasında öldü. Roma, şiddetin sınırına gelmişti. Pompey tek başına konsül olarak atandı ve hemen ardından düzeni sağlamak için boş konsül koltuğuna oturması için davet ettiği, Sezar'ın politik rakiplerinden Quintus Metellus Scipio'nun kızı Cornelia ile evlendi. Triumvirlik sona ermişti.
MÖ 52 yılında Arverni kabilesinden Vercingetorix'in liderliğini yaptığı yeni bir isyan tüm Galya'ya yayıldı. Vercingetorix tüm Galya kabilelerini bir araya getirmeyi başarmış ve Sezar'ı Gergovia Savaşı'da dahil birkaç çarpışmada yenerek askeri yeteneğini göstermişti ancak Sezar'ın Alesia savaşı'ndaki özenle hazırlanmış kuşatma planı karşısında nihayet teslim olmak zorunda kalmıştı. Ertesi yıl boyunca süren dağınık isyanlara rağmen  Galya tam olarak fethedildi
Titus Labienus, Sezar'ın en yüksek rütbeli legatesi olarak Galya seferi sırasında propraetor unvanı aldı. Sezar'ın komutası altında görev yapan diğer dikkat çekici kişiler arasında akrabası olan Lucius Julius Caesar, Crassus'un oğulları Marcus ve Publius, Cicero'nun kardeşi Quintus, Decimus Brutus, ve Marcus Antonius bulunur
Plutarch, ordunun tüm Galya Savaşları boyunca savaşmak zorunda kaldığı asker sayısının üç milyon civarında olduğunu, bunlardan bir milyonun öldürüldüğünü, geri kalanlardan bir milyonunun da köleleştirildiğini iddia eder. 300 kabileye boyun eğdirilmiş ve 800 kent yıkılmıştır. Avaricum (Bourges) kentinin nüfusunun neredeyse tamamı (toplam 40.000) kılıçtan geçirilmiştir. Jül Sezar, memleketlerinden ayrılan Helvetler kabilesine mensup insan sayısının 368.000 kişi olduğundan, bunlardan 92.000 kişinin silah taşıdığından ve sadece 110.000 kişinin geri dönebildiğinden bahseder. Ancak doğru sayıyı bilebilmenin zorluklarına ilave olarak Sezar'ın propaganda amaçlı verileri ve antik metinlerdeki abartılı rakamlar göz önüne alındığında düşmanın sahip olduğu savaşçı sayısının bu kadar yüksek olamayacağı aşikardır. Furger-Gunti, 60.000 askerden fazla bir mevcuda sahip ordunun planlanan taktik açısından kuşkulu olacağını bu sebeple Helvetilerin 40.000 savaşçıya karşın toplam 160.000 göçmenden oluşmuş olabileceğini iddia eder. Delbrück, sayıyı daha aşağıya çeker ve 100.000 göçmene karşın Romalıların sahip olduğu 30.000 kişilik asker gücünün neredeyse yarısı olan 16.000 savaşçı olduğunu iddia eder.
Askerî kariyeri
Sezar adı, sahip olduğu askeri yeteneklerden dolayı tarihçiler tarafından tarihin en önemli askerî taktisyen ve stratejistleri olarak kabul edilen Büyük İskender, Sun Tzu, Hannibal, Cengiz Han ve Napolyon Bonapart'la birlikte anılmıştır. Sezar, gerek Galya savaşları sırasındaki Gergovia savaşında, gerekse iç savaş sırasındaki Dyrrhachium savaşında taktik açıdan göz alıcı zaferler kazanmıştır. Ancak, Sezar'ın taktik dehası kendini Galya Savaşları sırasındaki Alesia kuşatmasında, iç savaş sırasındaki Farsalus savaşında, Pompey'in sayıca fazla birliklerini geri püskürtmesiyle ve Pharnaces'in ordusunu Zela savaşında yok etmesiyle göstermiştir.
Sezar'ın hangi topraklarda ya da hangi hava koşullarında olursa olsun seferlerindeki başarısının sırrı, komuta ettiği Lejyonların sahip olduğu sıkı ama adil disiplindi. Sezar birinci sınıf piyade ve süvarilere sahip olmanın yanında müthiş Roma ağır silahlarına ve üstün mühendislik yetenekleriyle donatılmış bir orduya sahipti. Aynı zamanda manevra yapan birliklerin ulaştığı hız efsane haline gelmişti; Sezar'ın ordusu bazen bir günde o zaman için inanılmaz bir sürat olan 40 mil (yaklaşık 64 km.) yol alabiliyordu. Sezar'a ait Galya Savaşı Üzerine Yorumlar adlı kitapta anlatılanlara göre, oldukça sarp ve yüksek bir plato üzerine kurulmuş olan bir Galya şehrinin kuşatması sırasında, Sezar'ın mühendisleri sert kayadan bir tünel açmış ve şehrin su çektiği kaynağa ulaşıp yönünü değiştirerek ordunun kullanımına tahsis etmişti. Su kaynağı kesilen şehir bir süre sonra teslim olmak zorunda kalmıştı.
İç savaş
MÖ 50 yılında Pompey'in önderliğindeki Senato, prokonsüllük görevinin sona erdiği gerekçesiyle Sezar'a Roma'ya geri dönmesi ve ordusunu terhis etmesi emrini verdi. Dahası, Senato Sezar'ın in absentia (gıyabında) ikinci kez konsül seçilmesini de yasakladı. Sezar, konsüllerin kullandığı dokunulmazlık hakkı ya da ordusunun gücü arkasında olmadan Roma'ya girmesi halinde kovuşturmaya uğrayacağını ve politik olarak dışlanacağını düşünüyordu. Pompey, Sezar'ı başkaldırı ve vatana ihanetle suçladı. Sezar'ın 10 Ocak MÖ 49'da generallerin ordularıyla geçmelerinin yasak olduğu Rubicon nehrini "Lejyon XIII Gemina" ile geçmesiyle Roma'da iç savaş başlamış oldu. Plutarch, Sezar'ın Rubicon'u geçtiğinde Atinalı bir oyun yazarı olan Menandros'a ait ……….. deyişini kullandığını söyler. Suetonius bu deyişin Latince karşılığını alea iacta est yani "ölüm yaydan çıktı" olarak verir.
Güneye kaçan Metellus Scipio ve Genç Cato'nun da aralarında bulunduğu Optimatlar, özellikle Kuzey İtalya'daki şehirlerin çoğunluğunun teslim olmasının ardından yeni toplanan birlikler sayesinde biraz nefes aldılar. Samarium'da giriştikleri bir lejyon toplama girişimi, lejyonun kayda değer bir çarpışmaya katılmadan teslim olmasıyla sonuçsuz kaldı. Sezar'ın sahip olduğu tek lejyon olan Onüçüncü Lejyon'dan çok daha fazla bir güce sahip olmasına rağmen Pompey'in savaşmaya pek niyeti yoktu. Sezar, Senato ve Lejyonlarını kıstırarak Pompey'i kaçmadan yakalama umuduyla onu Brindisium'a kadar kovaladı. Pompey onu atlattı ve Sezar'ın barikatları yıkmasından hemen önce limandan demir alarak kurtulmayı başardı.
Limanda bulunan tüm gemiler Pompey tarafından birliklerinin tahliyesi için kullanıldığından onu takip etmek mümkün değildi ve bunu üzerine Sezar yönünü Hispania'ya çevirdi. Roma'yı Marcus Aemilius Lepidus'un prefect'liğine ve İtalya'nın geri kalanını tribün Marcus Antonius'un kontrolüne bırakan Sezar, şaşırtıcı bir hızla 27 gün içinde Hispania'ya ulaştı ve kendisine katılan iki Galya Lejyonu ile Pompey'in vekillerini bozguna uğrattı. Hemen ardından Pompey'le hesaplaşmak üzere doğuya, Yunanistana doğru ilerledi. 10 Temmuz MÖ 48'de Dyrrhachium'da yapılan savaş sırasında tahkimat hattının yıkılması nedeniyle neredeyse felaketle sonuçlanabilecek bir bozgundan kıl payı kurtuldu. Sezar, kısa süre sonra yapılan Farsalus savaşıyla kendisinden çok daha güçlü (Sezar'ın piyadelerinin iki katı piyade ve kayda değer miktarda süvari fazlası) olan Pompey'i MÖ 48 yılında kesin olarak yenilgiye uğrattı.
Roma'da Sezar diktatör olarak atanırken Marcus Antonius da onun Magister Equitum'u olarak göreve başladı. Bu göreve atanmasından sadece 11 gün sonra diktatörlükten istifa eden Sezar, Publius Servilius Vatia ile ikinci kez Konsül seçildi.
Sezar, Pompey'i Kral XIII Ptolemaios'un hizmetinde çalışan eski bir Romalı subay tarafından öldürüleceği İskenderiye'ye kadar kovaladı. Ardından XIII. Ptolemaios ve onun kız kardeşi, karısı ve aynı zamanda vekil kraliçe olan Firavun Kleopatra VII arasındaki iç savaşa müdahil oldu. Bunun sebebi belki de Ptolemaios'un Pompey'in katlindeki rolüdür. Sezar Kleopatra'nın tarafını tuttu. Anlatılanlara göre XIII. Ptolemaios'un mabeyincisi Pothinus tarafından kendisine hediye olarak takdim edilen Pompey'in kesik başına ağlamıştı. Her halükârda, Ptolemaik güçler MÖ 47 yılında yapılan Nil Savaşı ile Sezar tarafından yenildiler ve hemen ardından Sezar'dan Caesarion adlı bir çocuğu olduğundan şüphelenilen Kleopatra, tahta çıkarıldı. Sezar ve Kleopatra İskenderiye iç savaşı sırasında elde ettikleri zaferi MÖ 47 yılı baharında Nil üzerinde düzenledikleri bir zafer alayı ile kutladılar. Kraliyet kayığına eşlik eden 400 gemi, Sezar'a Mısır Firavunlarının sahip olduğu ihtişamı yansıtmayı amaçlıyordu.
Sezar ve Kleopatra hiç evlenmediler zira Roma kanunlarına göre bunu yapmaları mümkün değildi. Evlilik kurumu sadece Roma yurttaşları arasında yapıldığında geçerli oluyordu ve Kleopatra Mısır kraliçesiydi. Sezar'ın evliliği 14 yıl önce bir çocuk sahibi olmadan sona erdiğinden Kleopatra ile olan ilişkisi Romalılar tarafından zina olarak değerlendirilmedi ve Sezar, Kleopatra ile olan ilişkisini sorunsuzca sürdürebildi. Kleopatra Roma'yı birkaç kez ziyaret etti ve bu ziyaretlerinde Sezar'ın Romanın hemen dışında, Tiber kıyısındaki villasında ikamet etti.
MÖ 47 yılının ilk aylarını Mısır'da geçiren Sezar, daha sonra Ortadoğu'ya yöneldi ve Pontus kralı II. Farnekes'i yok edeceği Zela Savaşı'nı kazandı. Ardından Pompey'in Afrika'da kalan senatoryal destekçileri ile hesaplaşmak üzere Afrika'ya geçti. Kısa süre sonra MÖ 46 yılında yapılan Thapsus Savaşında Metellus Scipio (bu savaşta öldü) ve Genç Cato'ya (intihar etti) karşı görkemli bir zafer kazandı. Bununla beraber, Pompey'in oğulları Gnaeus Pompeius ve Sextus Pompeius, Sezar'ın eski Legatesi ve Galya savaşlarının iki numaralı komutanı Titus Labienus ile birlikte Hispania'ya kaçtı. Sezar takibe devam etti ve geri kalan son muhalifleri de MÖ 45 yılı Mart ayında yapılan Munda Savaşı ile yok etti. Bu süre zarfında, Sezar MÖ 46 yılında Marcus Aemilius Lepidus'la üçüncü ve MÖ 45 yılında meslektaşı olmadan dördüncü defa Konsül seçildi.
İç savaşın ardından Hispania'da seferde olduğu sırada, Senato Sezar'a in absentia (gıyabında) onur payeleri vermeye başladı. Sezar düşmanlarını yasaklamak yerine hepsini affettiği için kendisine karşı güçlü bir muhalefet yoktu. 21 Nisan tarihinde Munda'da elde ettiği zaferin onuruna büyük oyunlar ve kutlamalar düzenlendi.
Sezar, Roma sikkeleri üzerine kendi büstünü resmettiren ilk kişidir.MÖ 45 yılı Eylül ayında İtalya'ya geri dönen Sezar vasiyetini hazırladı ve yeğeni Gaius Octavius'u (Octavian) unvanı da dahil olmak üzere sahip olduğu herşeyin mirasçısı olarak tayin etti. Sezar ayrıca Octavian'ın kendisinden önce ölmesi durumunda ikinci varis olarak Marcus Junius Brutus'u belirledi.
Sezar devlet sübvansiyonlu hububatın satın alınmasını sıkı bir şekilde düzenledi ve alıcıların sayısını belirli bir rakamda sabitleyerek hepsini kayıt altına aldırdı. Fakirler için ayrılan tahıl paylarının satılmasını da yasakladı. MÖ 47-44 arasında emekli askerleri için arazi tahsisi ve Roma dünyası boyunca emekli asker kolonileri kurulmasıyla ilgili planlar hazırladı.
Sezar MÖ 63 yılında, görevleri arasında takvimi ayarlamak da bulunan Pontifex Maximus seçilmişti. Bu yetkiyle mevcut takvim sistemi üzerinde gerçekleştirdiği revizyon, yaptığı en etkili ve uzun soluklu reformlardan biri olarak tarihe geçti. Sezar MÖ 46 yılında her dört yılda bir artık yıl hesabına dayalı 365 günlük takvim sistemini geliştirdi (Jülyen takvimi olarak bilinen bu takvim Papa XIII. Gregory tarafından 1582 yılında revize edilerek günümüzde kullanılan Gregoryen takvimi oluşturulmuştur). Bu reformun bir sonucu olarak 455 gün uzunluğundaki standart bir Roma yılı mevsimlere bölünmüş oldu. Gregoryen takviminin 7. ayına Sezar'ın onuruna "July" (Latince Iulius'tan türetilmiştir) adı verilmiştir. Bu dönemde Sezar Forumu ve içinde bulunan Venüs Genetrix Tapınağı ile birlikte pek çok kamu binası inşa edildi.
Suikast girişimi
Antik biyografi yazarları Sezar ve Senato arasında ki gerilimi ve onun olası krallık iddiasını ayrıntılı biçimde tasvir ederler. Bu olaylar Sezar'ın Senatoda bulunan politik rakipleri tarafından suikast sonucu öldürülmesinin başlıca nedenidir.
Plutarch farklı bir anlatımla, Sezar'ın Senatoya adına tevcih edilen onurların olması gerekenden daha fazla olduğunu bildirdiğini ancak nankör birisi olarak görülmemek için bu pozisyonları kabul ettiğini aktarır. Kendisine Pater Patriae ("Vatanın Babası") unvanı da verilmiştir. Üçüncü kez Diktatör seçilmiş ve hemen ardından aslında onu on yıllık bir süre için diktatör yapacak şekilde birbirini izleyen dokuz tek yıl için Diktatör olarak atanmıştır. İlave olarak üç yıllık bir süre için praefectus morum (ahlak prefect'i) seçilmiştir.
Sezar, Senato tarafından "ömürboyu diktatör" anlamına gelen Dictator Perpetuus olarak adlandırılmıştır. Cumhuriyet tarihinde İlk kez olmak üzere, ön yüzünde bu unvan ve Sezar'ın profilden figürü arka yüzde ise tanrıça Ceres ve Sezar'ın unvanı olan Augur Pontifex Maximus bulunan bir Roma denarius'u basılmıştır. Cumhuriyet döneminde konsüllerin ve diğer kamu memurlarının imajlarının sikkeler üzerine basılması alışılagelmiş bir durum olsa da Diktatör unvanın sikke üzerine ilk kez basılıyor olması oldukça anlamlıydı.
Cassius Dio, MÖ 44 yılında bir senatör heyetinin Sezar'a tevcih ettikleri yeni onursal payeleri bildirmek üzere onu ziyaret ettiğinden bahseder. Sezar heyeti ayakta karşılamak yerine Venüs Genetrix Tapınağında oturarak kabul etmeyi tercih etmişti. Dio'ya göre bu durum gücenmiş senatörlerin Sezar'a suikast düzenlemesinin başlıca nedeniydi. Yine Dio'nun yazdığına göre Sezar'ın yandaşları bu hareketin nedeni olarak Sezar'ın ağır bir ishal geçiriyor olmasını göstermiş ancak düşmanları onun hiç kimsenin yardımı olmadan eve gittiğini gördüklerini iddia etmişlerdir.
Suetonius, Sezar'ın ayağa kalkmamasının nedeni olarak Cornelius Balbus tarafından engellenmesini gösterir. Suetonius ayrıca yüce Sezar Roma'ya döndüğünde toplanan kalabalıkla ilgili bir hikâye anlatır; Kalabalıktan birisi Sezar'ın Rostra'da bulunan heykeline defne dalından bir çelenk koymuştu. Tribünler Gaius Epidius Marcellus ve Lucius Caesetius Flavius duruma müdahale etmiş ve bu çelengin Jüpiter ve hükümdarlığı sembolize etmesi nedeniyle kaldırılmasını emretmiş, bunu duyan Sezar da tribünleri sahip oldukları resmi güçten men etmişti. Suetonius'a göre Sezar bu noktanın bir adım ötesi olan krallık unvanından ilgisini kesememiştir. Suetonius ayrıca kalabalıktan birisinin Sezar'a Latince kral anlamına gelen "rex" şeklinde hitap ettiğinden bahseder. Sezar'ın bu sesleniş üzerine "Ben Sezar'ım, Kral değil", şeklinde bir kelime oyunu ile cevap verdiği rivayet edilir. Ayrıca, Sezar Lupercalia festivali sırasında Rostra'da konuşma yaparken, onunla birlikte konsül seçilmiş olan Marcus Antonius defalarca başına bir çelenk takmaya çalışmıştır. Sezar bu çelengi Jüpiter Opitimus Maximus'a sunmak üzere bir kenera koymuştur.
Plutarch ve Suetonius'un bu olayları tasvir ediş şekilleri aşağı yukarı aynıdır ancak Dio, Sezar'ın heykeline çelenk ya da diadem takmak isyeyenlerin tribünler tarafından hapse atıldıklarını yazar. Ayrıca Sezar'a "rex" diye bağırılması olayının Alban Tepesinde gerçekleştiğini ve bağıran grubun yine tribünler tarafından hapse atıldığını yazar. Plebler, bağıran kişinin fikirlerini özgürce söyleyememesini protesto etmişlerdir. Sezar, Tribünleri Senatonun huzuruna çıkarmış, olayları senatörlerin oyların sunmuş ve hemen ardından da onları görevden alarak isimlerini kayıtlardan çıkarttırmıştır.
Suetonius ilave olarak Lucius Cotta'nın, Part ülkesini ancak bir kralın fethedebileceği kehanetine dayanarak, Senato'ya Sezar'ın kral olarak kabul edilmesini içeren bir öneri sunduğunu aktarır. Sezar gerçekten de Part Ülkesini fethetmeye niyetlenecek ve bu durum ikinci üçlü yönetim sırasında Marcus Antonius'un hayli başını ağrıtacaktı.
Brutus, arkadaşı ve karısının kardeşi Cassius ve diğer adamlarla birlikte kendilerine Liberatores adını vererek suikast planını hazırlamaya başladılar. Şamlı Nikolaos tarafından kağıda dökülerek günümüze ulaşması sağlanan pek çok plan üzerinde tartışmalar yapıldı:
“ Suikastçiler asla açık açık biraraya gelmediler ancak küçük gruplar halinde bir birlerinin evinde toplandılar. Suikastin yeri ve zamanı hakkında beklenebileceği gibi çok sayıda tartışma yapıldı ve öneriler gündeme geldi. Bazıları bu denemenin Sezar'ın yürüyüş yapmaktan en çok keyif aldığı Via Sacra'da, tek başına yürürken yapılmasını önerdiler. Bir diğer fikir ise suikastin, Sezar'ın, yeni seçilen magistraları atamak için Campus Martius'da bulunan bir köprüden geçişi sırasında yapılmasıydı; Bir kura çekilecek ve kurada çıkan Sezar'ı köprüden aşağı iterken diğerleri koşup onu öldürecekti. Üçüncü bir plan ise Gladyatör oyunlarının gelmesini beklemekti. Suikast teşebbüsü için kullanılacak silahların ortaya çıkması durumunda bile, bu oyunların doğası gereği dikkat çekmeyeceği öngörüsü bu fikrin avantajlı yanıydı. Ancak çoğunluğun fikri Sezar'ın, sadece senatörlerin girmesine izin verilen ve senatörlerin giydiği togaların suikastte kullanılacak Hançerleri saklamak için gayet uygun oluşu nedeniyle, Senato binasında öldürülmesi yönündeydi. Günün kazananı bu plan oldu. ”
Sezar'ın öldürülmesinden iki gün önce Cassius suikastçilerle bir toplantı yaptı ve eğer birileri planlarını öğrenirse hançerlerini kendilerine saplamalarını söyledi.
Suikast
15 Mart MÖ 44 tarihinde bir grup senatör, Senatoya gücüne geri vermesini rica eden bir dilekçe taslağını okuması için Sezar'ı foruma çağırdı. Ancak dilekçe bir kandırmacaydı. Suikast planını dehşet içindeki bir Liberator, Servilius Casca'dan bir gece önce kısmen öğrenen ve işlerin kötüleşmesinden korkan Marcus Antonius, Sezar'ı merdivenlerde engellemek için foruma gitti. Ancak Sezar'ın yolu Campus Martius'da bulunan Pompey Tiyatrosundan geçerken bir grup senatör tarafından kesildi ve Sezar doğu portikosuna bitişik bir odaya doğru yönlendirildi.
Sezar sahte dilekçeyi okumaya başladığı sırada dilekçeyi kendisine sunmuş olan Tillius Cimber, Sezar'ın togasını aşağı indirdi. Sezar, ağlayarak Cimber'e "ama bu bir vahşet!" ("Ista quidem vis est!") dediği sırada, Casca hançerini çekti ve diktatörün boğazını bir yandan diğer yana kesti. Sezar hemen etrafından döndü ve Casca'nın kolunu yakalayarak "Casca, seni hain, ne yapıyorsun?" dedi. Korkudan donakalmış olan Casca, Yunanca "Kardeşlerim, yardım edin" diye bağırdı ( "adelphe, boethei!"). Tam bu sırada aralarında Brutus'un da bulunduğu grubun geri kalanı da Sezar'ı bıçaklamaya koyuldular. Sezar kaçmaya çalıştı ancak gözleri kandan göremez olduğundan ayağı takıldı ve yere düştü; adamlar, Sezar portikonun alt merdivenlerinde savunmasız bir şekilde kalana kadar hançerlerini saplamaya devam ettiler. Eutropius'a göre bu suikaste müdahil olan kişi sayısı altmışdan fazlaydı. Sezar 23 defa hançerlenmiştir. Suetonius'a göre bir doktor, aldığı yaralardan sadece ikincisinin yani boynuna aldığı yaranın ölümcül bir yara olduğunu ispatlamıştı.
MD ECC 004 
Diktatörün son sözlerinin ne olduğu kesin olarak bilinmemektedir ve bu konu tarih boyunca bilim adamları ve tarihçiler arasında bir tartışma konusu ola gelmiştir. Genellikle en bilinen versiyonu Latince bir deyiş olan Et tu, Brute? ("Sen bile mi Brutus?" ya da "Sen de mi, Brutus?") şeklindedir ve Shakespeare'in Julius Caesar adlı oyunundan alınmıştır. Aslında tam olarak makaronik bir satırın ilk parçası olarak: "Et tu, Brute? öyleyse yıkıl (öl) Sezar." şeklindedir. Shakespeare'in versiyonunu Romalı tarihçi Suetonius'un Sezar'ın son sözlerinin Yunanca bir deyim olan  ("Kai su, teknon? olarak okunur": Türkçesi "Sen de mi çocuğum?" şeklindedir) olduğunu iddia eden versiyonu takip eder.  Diğer taraftan Plutarch Sezar'ın hiçbir şey söylemediğini ve suikastçilerin arasında Brutus'u gördüğünde togasını başının üstüne çektiğini aktarır.
Plutarch, suikastten sonra Brutus'un bir şeyler söylemek için yoldaşı senetörlerin önüne geçmek istediğini ancak onların binadan kaçmayı tercih ettiklerini iddia eder.[68] Brutus ve beraberindekiler bağırarak Capitol Tepesine doğru yürüdüler ve sevgili şehirlerine şöyle seslendiler; "Roma Halkı, bir kez daha özgürüz!". Olacakların farkına çoktan varan Roma yurttaşları kendilerini evlerine kilitlediğinden bu sevinç çığlıkları sessizlikle karşılandı.
Sezar'ın üzerinde 23 adet yara izi olan balmumundan bir heykeli foruma dikildi. Toplanan kalabalıktan birinin başlattığı yangın, forumun ve komşu binaların ciddi biçimde zarar görmesine yol açtı. Takip eden kaos sırasında Marcus Antonius, Octavian ve diğerleri beş seri iç savaşta karşı karşıya geldi ve tüm bunlar Roma İmparatorluğunun doğumuyla sonuçlandı.
Suikastin sonuçları
Sezar'ın öldürülmesi, suikastçilerin öngöremediği şekilde Roma Cumhuriyetinin sonunu hızlandırdı. Sezar'ın oldukça popüler birisi olduğu Romanın orta ve alt sınıfları, küçük bir kibirli entelektüel grubunun savunucularını ve hamilerini öldürmesinden dolayı oldukça öfkeliydi. Antonius her ne kadar olaydan 1600 yıl sonra Shakespeare'in kaleme aldığı gibi ("Dostlarım, Romalılar, yurttaşlarım, beni dinleyin ...") bir konuşma yapmamış da olsa, Sezar'ın ölümünün ardından ortaya çıkan bir kamuoyu tepkisi olarak avam tabakasına hitap eden dramatik bir methiye sunmuştur. Sezar'dan farklı bir eğilime sahip olan Antonius, üzgün Romalı ayaktakımını belki de Roma'nın kontrolünü tek başına ele geçirmek niyetiyle Optimates mensuplarının üzerine saldı. Ancak Sezar tek mirasçısı olarak yeğeni Octavian'ı işaret etmiş ve onu Romanın en zengin yurttaşlarından biri yapmanın yanında oldukça güçlü bir Sezar unvanını da ona miras bırakmıştı. Gaius Octavian aynı zamanda Büyük Sezar'ın evlatlık oğlu olması nedeniyle Roma halkının çoğunluğunun da sadakatine sahipti. Sezar öldüğü sırada henüz 19 yaşında olan Octavian, Antonius'un Decimus Brutus ile iç savaşın ilk raundu için anlaşması üzerine pozisyonunu gözden geçirdi. Marcus Antonius daha sonra Sezar'ın sevgilisi Kleopatra ile evlenecekti.
Yunanistan'da bir ordu toplamaya başlayan Brutus ve Cassius ile savaşabilmek için Antonius'un hem Sezar'ın savaş için ayırdığı yedek akçelerine hem de bu ikisine karşı girişeceği bir eylemin Sezar adına olduğuna dair iddiasının meşruluğunun desteklenmesine ihtiyacı vardı. Bunun için Octavian, Antonius ve Sezar'ın sadık süvari komutanı Lepidus arasında ikinci ve son Triumvirlik oluşturuldu. İkinci Üçlü Yönetim ilk iş olarak Sezar'ı Divus Iulius unvanını verdi.Sezar'ın merhametinin onun ölümüne yol açtığı iddiasıyla Sulla devrinden beri kullanılmayan "yasaklamalar" devreye sokuldu. Bu yasaklar daha çok Brutus ve Cassius'a karşı girişilen iç savaşın finansmanını sağlamak için kullanıldı ve bu ikisi nihayet Antonius ve Octavius tarafından Philippi'de yenildiler. İç savaşın üçüncü aşamasında, Octavian'ın karşısında artık Antonius ve Kleopatra vardı. İç savaş, Antonius ve Kleopatra'nın Actium Savaşında Octavian tarafından bozguna uğratılması ile sona erdi ve böylece Octavian, Caesar Augustus adıyla ilk Roma İmparatoru oldu. Sezar aslında Part Ülkesini, İskit Ülkesini, Kafkasyayı ele geçirmeyi ve Germania üzerinden Doğu Avrupaya gitmeyi planlıyordu. Bu planlarına uğradığı Suikast engel olmuştur.
Sağlığı
Plutarch kaynaklı bilgilere göre, Sezar'ın zaman zaman epilepsi nöbetleri geçirdiği düşünülmüştür. Çağdaş yazarlar bu iddia karşısında "keskin bir biçimde bölünmüşlerdir" ve özellikle MÖ 80 yılındaki Sulla dönemi yasaklamaları sırasında sıtmadan rahatsız olduğu yolundaki iddialar daha çok taraftar bulmuştur.
Gençliğinde Absans nöbeti geçirmiş olması da bir diğer olasılıktır. Aile tarihine bakıldığında ataları ve soyundan gelenler arasında da aynı hastalık gözlenir. Sezar'ın sara nöbetlerinden ilk bahseden kişi onun ölümünden sonra doğmuş bir biyografi yazarı olan Suetonius'tur. Ancak epilepsi hastası olduğu tezi bazı tarihçiler tarafından reddedilmiş ve Sezar'ın zaman zaman sara ile aynı nöbet belirtilerini veren hipoglisemi'den muzdarip olduğu iddia edilmiştir.

03 Ağustos 2020

Rumeli Türküleri'nin can yakan hikayeleri

Dinlediğimiz zaman gözlerimizin dolmasına neden plan eşsiz Rumeli Türküleri'nin insanın canını acıtan hikayeleri o türküleri daha bir sahiplenmemize neden oluyor. İşte Rumeli dolaylarından süzülüp gelen o ezgiler;

Bülbülüm Altın Kafeste

image

Bülbülüm Altın Kafeste'nin hikayesi çok acı bir aşk hikayesidir.
Melike, teyzesi ile köy çeşmesinin oradan geçerken su içmek ister. Su içmeye indiğinde çiçeklerden yapılmış olan tacı görür. Tacı başına taktığı anda Yusuf’la karşı karşıya kalır ve çok utanır. O, Yusuf’un tacı sevdiği kıza yaptığını düşünür ama gerçekte Yusuf da ondan etkilenmiştir ve tacı Melike’ye vermek ister. Bu bakışmalar sırasında Melike’nin babasının isteğiyle sözlü olduğu Hüseyin oradan geçmektedir ve bu yakınlaşmayı görür. Tepkisini Yusuf’a yumruk atarak verir ve kavga etmeye başlarlar. Teyzesi Melike’yi alıp oradan uzaklaştırır. Hüseyin bu olaydan sonra vakit kaybetmeden evlenmek ister ve babası Rıza Ağa’yı alıp Şevket Bey’lerin yani Melike’lerin evine ziyarete gider.

image

Melike’ye hediye olarak altından ayna götürürler ama Melike’nin gözü çiçekten yapılmış tacından başka bir şey görmemektedir. Melike bir gün Yusuf’la dere kenarında konuşurken Hüseyin’in arkadaşlarından biri onları görür ve Hüseyin’e söyler. Hüseyin çılgına dönmüştür ve bu olanların hesabını Şevket Bey’den sorar. Melike yıllardır gördüğü rüyadaki delikanlının Hüseyin değil Yusuf olduğunu anlamıştır. Hüseyin ise Melike’nin kalbini kazanmak için onu hediyelere boğar. Melike’ye en son altın kafeste bir bülbül getirir ama Melike’nin yine de umurunda olmaz. Kendini de o bülbül gibi kafese kapatacaklarını bilir. Nitekim Hüseyin Melike’yi kendi evlerine götürme zamanının geldiğini düşünerek genç kızı alır ve kendi evlerine götürür. Melike burada hastalanır. Günden güne eriyen genç kızın haline Hüseyin’in babası da artık dur demek ister ama oğluyla başa çıkamaz.

Bülbülüm Altın Kafeste
Öter Aheste Aheste 
Ötme Bülbül Yarim Hasta 
Ah Neyleyım Şu Gönlüme
Hasret Kaldım Sevdiğime
Ben Sana Dayanamam Yarim
Ben Sana Aldanamam
Ben Sana Aldanamam Yarim
Yarim Ben Sana Dayanamam
Bülbülleri Har Ağlatır
Aşıkları Yar Ağlatır
Ben Feleğe Neylemişim
Beni Her Bahar Ağlatır
Ben Sana Dayanamam Yarim
Ben Sana Aldanamam
Ben Sana Aldanamam Yarim
Yarim Ben Sana Dayanamam

Çalın Davulları

image

Rüstem Ağa Selanik çarşısında kumaş satan ve etrafında sevilip sayılan bir esnaftır. Bir gün dükkanına çevre köylerin birinden Mehmet adında bir genç gelir alış veriş için, kumaşlara bakarken Rüstem Ağa’yla da sohbet ederler. Aslında Mehmet Selanik’e iş aramak için gelmiştir ve Rüstem Ağa’nın da gözü Mehmet’i tutunca dükkanda çalışmaya başlar. Hem işi çabuk öğrenir hem de Rüstem Ağa’nın güvenini kazanır. Gel zaman, git zaman Mehmet Rüstem Ağa’nın kızı Fitnat’a gönlünü kaptırır, aileler de uygun görünce düğün hazırlıkları başlar.

image

O sırada Selanik’te kolera salgını başlar ve hastalık halkı kırıp geçirir. Düğüne bir hafta kala Fitnat yataklara düşer, kolera onu da bulmuştur, günden güne sararıp solan Fitnat yakında öleceğini bildiğinden içindeki acıyı, duyguları türküye döker ve düğününe üç gün kala ölür… Mehmet çok sevdiği Fitnat’ın mezarını kendi kazar ve onun yarım bıraktığı türküyü de içini yakan acıyı haykırarak tamamlar.

Çalın davulları çaydan aşağıya Mezarımı kazın bre dostlar belden aşağıya Suyumu kaynatın kazan doluncaya… Aman ölüm zalim ölüm üç gün ara ver. Al başımdan bu sevdayı götür yare ver". "Selanik içinde sala okunur, Salanın sedası cana dokunur. Gelin olan kıza kına yakılır. Aman ölüm zalim ölüm üç gün ara ver. Al başımdan bu sevdayı, götür yare ver. Selanik Selanik… Issız kalasın. Taşına toprağına bre dostlar, diken dolası Sen de benim gibi yarsız kalasın. Aman ölüm zalim ölüm üç gün ara ver. Al başımdan bu sevdayı, götür yare ver".

Bir Fırtına Tuttu Bizi

image

Mübadele sözleşmesine göre Balkanlarda yaşayan Türklerin göç hikayesini anlatır bu türkü. Aradan yıllar geçse de göçenlerin doğduğu topraklara özlemi bitmedi. Türkiye'den Yunanistan'a göçen Rumlar, Yunanistan'dan Türkiye'ye geçen Türkler de 'Biz ne iyi komşuyduk, bizi neden birbirimize düşman ettiler" diye akıllarından geçirir oldular. Bir kısmı da bunu duyulacak bir şekilde dile getirdi.İlerleyen dönemde çok az insan doğduğu toprakları ziyarete gidebildi. Hasretlik, kavuşma, çok sıcak kucaklaşmalar... İşte bu türkü o günlere yakılmış bir ağıttır.

image

Ege'nin iki yakasındaki insanların yüreğinde her zaman bu hasretlik dinmedi. On beş yaşında Selanik kazalarından Anadolu'ya gelen Sabri Ağa'da böylelikle bir türkü mırıldandı.

Bir Fırtına Tuttu Bizi Deryaya Kardı
O Bizim Kavuşmalarımız A Yarim Mahşere Kaldı
O Bizim Kavuşmalarımız A Yarim Ahrete Kaldı
Yeni Cezve Yeni Cezve Kaynar Kaynamaz Oldu
O Benim Nazlı Yarimin Dilleri Söyler Söylemez Oldu

Yeni Cezve Yeni Cezve Kaynıyor Ocakta
Kasatura Belimizde (A Yarim) Martınımız Kucakta
Mapsanede Yata Yata Her Yanlarım Çürüdü
Yollarına Baka Baka A Yarim Ela Gözler Süzüldü

Türkiye Şehirleri Türkiye Coğrafyası Dünya Şehirleri Dünya Coğrafyası Ülkeler



  • Blog Yazıları


    Email
    KISA KISA
    X



    Folower Button

    Takipçiler

    Company Info | Contact Us | Privacy policy | Term of use | Widget | Advertise with Us | Site map
    Copyright © 2020. merhancag . All Rights Reserved.

    Bilgi Mesajı

    Duvarı Aşamıyorsan Kapı Aç

    Kıssadan hisse Kısa Kısa'da sizi bekliyor...

    facebook sayfamızı takip edebilirsiniz!