Güzel Bir Hafta Sonu Dileriz

Kısa Kısa'da yeni bir Hikaye

Yolunacak Kaz?..

Sağlıcakla Kalın

×

Loading...
LÜTFEN KULAK VERİN "COVİD" TEHLİKELİDİR

















SON YAZILAR :
Loading...


20 Temmuz 2020

Mersin


Mersin Akdeniz boyunca uzanan , sonu gelmeyen temiz kumsalları, portakal ve limon bahçeleri ile bir çok tarihi eserin bulunduğu, Türkiye'de kendi kendine yetebilen sayılı şehirlerden birisidir. Dünyada üç ilahi dine mensup insanların mezarlarının yan yana olduğu başka bir şehir yoktur. Türkiye'nin en büyük gökdeleni, Cumhuriyet tarihinin en büyük ikinci camisi ve hrıstiyan dünyasının önemli merkezlerinin de bulunduğu Mersin'in topraklarının %49,5 u ormanlarla kaplıdır.

Yüzölçümü: 15.853 km²
Nüfus: 1.602.908 (2008 Yılı Kaynak:Türkiye İstatistik Kurumu)
İl Trafik No: 33

Türkiye’nin 81 ilinden 33 kod numarasıyla anılan, yüzölçümü yaklaşık 16.000 km2. ve 2008 yılı nüfus sayımına göre toplam 1.602.908 kişilik nüfusa sahip olan ve eski adı İÇEL olan MERSİN ili doğusunda Adana, batısında Antalya, kuzeyinde Niğde, Konya ve Karaman illeri, güneyinde ise Akdeniz ile çevrili olup, Taşlık Kilikya’nın tümünü ve Ovalık Kilikya’nın Berdan Çayı havzasını kaplar. Kuzeyden Toros dağlarının en yüksek tepelerine kadar uzanan yaylaları içine alıp, doğu Akdeniz boyunca güney batıya doğru uzanır. Dağlık alanlar kratase, eosen, miosen ve pliosen tortularından ibaret kireç taşı tabakalarından, ovalar ise IV.zamanda başlamış olan alüvyon birikmesiyle oluşmuştur.
İldeki Toros Dağları genç dağlardır. Toroslar'ın Mersin bölümünde kalan kısmı Bolkar Dağları adını alır. Bolkarların en yüksek yeri 3524 metre ile Medetsiz Tepesi’dir. Orta Toroslar'ın geçit verebilen yeri Gülek Boğazıdır(1050 m.). İkinci önemli geçit ise Mut ilçesi yakınlarındaki Sertavul Geçidi’dir. İl’de birkaç set gölünden başka göl yoktur. Silifke’deki Akgöl, Keklik Gölü ve Paradeniz gölleri deniz bağlantılı olduklarından suları tuzlu olup, bol balık yaşamaktadır.

Bitki örtüsü genellikle Akdeniz iklimine uyum sağlayan maki’dir. Defne, Yabani Zeytin, Keçi Boynuzu, Mersin, Zakkum, Böğürtlen ve Kuşburnu’dur. 100-1000 m. arasında Meşe, 100-1200 m. arasında Kızılçam, 1500 m. Karaçam ve 2000 m. yüksekliklerde Sedir ve Ardıç Ağaçları yer alır.
Turistik bir il olan MERSİN’E bağlı ilçeler şunlardır: Akdeniz, Anamur, Aydıncık, Bozyazı, Çamlıyayla, Gülnar, Erdemli, Mezitli, Mut, Silifke, Tarsus , Toroslar ve Yenişehir'dir.

Mersin’in akarsuları Deliçay, Efrenk Deresi (Müftü), Tece Deresi ile batıda Lamas çayı ile Mezitli çayından ibarettir. Anamur’da Dragon Çayı, Tarsus’ta Berdan Çayı, ve tarihe tanıklık etmiş olan Silifke’de Göksu Nehri ilin önemli akarsularındandır. İl, deniz-kum-güneş üçlemesinin dışına çıkarak, alternatif turizm çeşitlerini sunmaktadır. İnanç , Yayla, Trekking, Rafting, Yamaç paraşütü, Su sporları, Kayak, Dağcılık gibi. Dağlara çıkıldıkça farklı iklimler yaşanmakla beraber, kıyı şeridinde tipik Akdeniz iklimi hüküm sürer; yani yazlar sıcak ve kurak, kışlar ise ılık ve yağışlı geçer. İlin yaklaşık 108 km. uzunluğunda kumsal plajları vardır.
Adana’dan 69 km.,Antalya’dan 487 km. ve Konya’dan 348 km. uzaklıkta olan Mersin merkezi yeni ve modern bir liman şehridir.Büyük kentlerle demiryolu ve karayollarıyla ulaşım yapılırken, yabancı limanlarla da gemi seferleriyle bağlantılıdır. Yıl boyunca Mersin ile Gazimagosa arasında düzenli feribot seferleri vardır. Mersin’in modern bir kent olması nedeniyle, turistler burada kalmakta ve Mersin’i Kapadokya, Güney doğu Anadolu Batı Akdeniz ve Kıbrısa, geçiş merkezi olarak seçmektedirler.
Mersin, ticaret ve ekonomi alanlarında olduğu kadar turizmde de son yıllarda olumlu atılımlar yapmıştır. Nitekim “Kardeş Kent” sayısının artması Dünya Uluslarının
Mersin’e olan yakın ilgilerini göstermektedir.
Mersin Belediyesinin bağlı olduğu Dünya Kardeş Kentleri şunlardır:

1-ABD/Californiya-Santa Fee Springs (l965)
2-İTALYA/Rimini (1980)
3-Japonya/Kushimoto (1997)

Mersin kentinin merkez sınırlarını, doğuda Tırmıl Tepe, Batıda Yumuktepe Höyükleri oluşturmaktadır. Bu Höyükler , Mersin kurulmadan çok önceleri Neolitik ve Kalkolitik dönemlerde, bu alanda yerleşimlerinin olduğunu kanıtlamaktadır. J.Garstang tarafından Yumuktepe’de yapılan kazılar sonucunda en yoğun yerleşimin Neolitik ve Kalkolitik dönemlerde olduğu ortaya çıksa da 1993
yılında yeniden başlayan kazı çalışmaları , bu yerleşik düzenin Arap istilaları ve Bizans döneminde de devam ettiğini göstermiştir.
Antik dönemde ise Mersin’in deniz kıyısında bir yerleşim yeri olduğunu gösteren veriler vardır. C. Texier Mersin’in antik Zephyrium Kenti olduğunu yazmaktadır. Halkevi civarındaki temel kazılarında ve Çavuşlu Mahallesinde ele geçen rastlantısal buluntular kentin tarihini Antik döneme kadar götürmektedir. Antik kente ait harabeler XIX. Yüzyılda Mersin’e gelen seyyahlar tarafından da gözlenmiştir. Ortaçağda Mersin hakkında pek fazla bilgi bulunmamaktadır. Bu dönemde özellikle Tarsus’un önemli bir merkez olduğu bilinmektedir. Hıristiyanlığın hac kentlerinden biri olan bu kent, Müslüman Araplar ile Bizanslar arasında sık sık el değiştirmiştir.
Anadolu Selçuklu Döneminde de varlığını sürdüren kentin yakınında “ Mersin “ isminde bir yerleşimden XIX. yüzyıl seyyahlarına gelene kadar bahsedilmemektedir.

Mersin Yumuktepe ve Zephyrium yerleşmelerine rağmen, ancak 19. Yüzyıl ortalarında gelişme sürecine girmiş ve İçel İli’nin merkezi olmuştur. Kaynaklarda, Mersin adının Mersin oğulları aşiretinden veya yörede bol miktarda yetişen Mersin ağacından geldiği yazılmaktadır.
150 yıllık geçmişinde buralarda , farklı dinlere , kültürlere ve etnik topluluklara mensup insanların yaşaması, toplumsal kaynaşmanın gerçekleştiğini ve bunun devam ettiğini göstermektedir. 1886’ da Amerika, Almanya, Fransa, İngiltere, Rusya gibi bir çok ülkenin konsolosluklarının bulunduğu önemli bir liman kenti olmuştur. I. Dünya savaşından sonra Mersin’in sosyo-ekonomik yapısında önemli değişiklikler olmuş ve ekonomik dinamizmini kaybetmiştir.
Mersin şimdi ikinci hızlı kentleşmesini yaşamaktadır. Modern limanı, Serbest bölgesi, Büyük Sanayi ve Ticari Kuruluşları ile hızla gelişmekte olan bir İl’dir. Çok sayıda Antik örenyerleri, denizi , Narenciye bahçeleri ile çevrili yeşil doğası ve kültürel etkinlikleri ile büyük bir kültür ve turizm potansiyeline sahiptir.


MERSİN'İN KRONOLOJİSİ


M.Ö. 6000-5500 Neolitik Dönem
M.Ö. 5500-3000 Kalkolitik Dönem
M.Ö. 3000-2000 İlk Tunç Çağı
M.Ö. 2000-1700 Orta Tunç Çağı
M.Ö. 1700-1200 Kizuvatna Krallığı
M.Ö. 1200-612 Kue Krallığı
M.Ö. 546-333 Pers Krallığı
M.Ö. 301-101 Selevkoslar Dönemi
M.Ö. 101- M.S.-395 Roma Dönemi
M.S. 395-661 Bizans Dönemi
M.S. 661 Muaviyenin Mersin'in bazı yörelerini ele geçirmesi.
M.S. 685-960 Yörenin Bizans ve Araplar tarafından sık sık el değiştirmesi.
M.S. 960 Bizanslıların yöreye egemen olması.
1082 Süleyman Şah'ın yöreye egemen olması.
1124 Ermenilerin Tarsus'u ele geçirmesi.
1224 Anadolu Selçukluları Dönemi.
1254 Karamanoğulları Dönemi.
1357 Silifkenin Karamanoğulları Beyliğinin eline geçmesi.
1473 Gedik Ahmet Paşa'nın Silifke'yi Osmanlı topraklarına katması.
1516 Mersin ve Tarsus Yöresinin Osmanlı yönetimine katılması.
1852 Mısırlı İbrahim Paşa'nın Mersin yöresini ele geçirmesi
1859 Mersin yöresinin Osmanlı topraklarına katılması
17 Aralık 1918 Mersin'in, İngilizlerce işgali.
19 Aralık 1918 Tarsus'un, Fransızlarca işgali.
02 Ocak 1919 Mersin'in, Fransızlarca işgali
20 Temmuz 1920 Fransızlarla yapılan Bağlar Savaşı.
05 Ağustos 1920 Pozantı Kongresi.
20 Aralık 1921 Ankara Antlaşması (Çukurova'nın işgalciler tarafından boşaltılması.)
27 Aralık 1921 Tarsus'un düşman işgalinden kurtuluşu.
03 Ocak 1922 Mersin'in düşman işgalinden kurtuluşu.
17 Mart 1923 Atatürk'ün Mersin'i ziyareti
1924 Mersin'in Vilayet oluşu.
1933 Mersin' in ,İçel'in Vilayet Merkezi olan Silifke ile birleştirilmesi ve İl oluşu.
2002 İçel adının Mersin olarak değiştirilmesi.


FİZİKİ DURUM

Mersin ili 36-37° kuzey enlemleri ve 33-35° doğu boylamları arasında bulunmaktadır. İlin kara sınırı 608 km, deniz sınırı 321 km olup, yüzölçümü 15.953 km2’dir. Mersin ilinin büyük bir kısmını oldukça yüksek, engebeli ve kayalık Batı ve Orta Toros Dağları oluşturmaktadır. Ovalık ve hafif eğimli alanlar ise bu dağların denize doğru uzandığı il merkezi, Tarsus, Silifke gibi alanlarda gelişmiştir. Bunun dışında kalan düzlük veya hafif eğimli alanlar, kuzeyde dağların arasında veya yüksek kesimlerinde görülmektedir.
Dağlar: Orta Toros dağları Mersin ilini İç Anadolu Bölgesinden ayırmaktadır. Mersin il sınırları içinde kalan en yüksek kesim Bolkar Dağları’ndaki Medetsiz Tepesi’dir (3585 m.). Kuzeydoğudan, kuzeybatıya ve güneye doğru yükseklikler azalmaktadır. Bolkar Dağları’ndan batıya doğru, Kümpet Dağı (2473 m.), Elmadağı (2160 m.), Alamusa Dağı (2013 m.), Büyük Eğri Dağı (2025 m.), Kızıldağ (2260 m.), Naldöken Dağı (1754 m.), Kabaklı Dağı (l675 m.) önemli yükseltilerdir. Ayrıca Karaziyaret Dağı, Tol Dağı, Sunturas Dağı, Balkalesi, Ayvagediği, Makam Tepesi ve Kaşkaya Tepesi güneye doğru uzanan diğer önemli yükseklikleridir. Mersin’i kuzeydoğudan Gülek Boğazı (1050 m) ile ve kuzeybatıdan Sertavul Geçidi (1610 m) İç Anadolu'ya bağlamaktadır.

Yaylalar: Toros Dağları’nın üst kısımlarında akarsuların, derelerin, atmosferik koşulların ve bölgede bulunan fayların etkisiyle çeşitli düzlükler oluşmuştur. Bu düzlüklerin yüksekliği 700-1500 m. arasında değişmektedir. Belli başlı yaylalık alanlar; Mersin: Aslanköy, Gözne, Fındıkpınarı, Soğucak, Bekiralanı, Mihrican, Ayvagediği ve Güzelyayla Tarsus: Namrun (Çamlıyayla), Gülek ve Sebil; Erdemli: Sorgun, Küçük Sorgun, Toros, Küçükfındıklı ve Güzeloluk; Silifke: Balandız, Uzuncaburç, Gökbelen ve Kırobası; Anamur: Abanoz, Kaş ve Beşoluk; Bozyazı: Elmagözü ve Kozağaç; Gülnar: Bardat, Tersakan ve Bolyaran; Mut: Kozlar, Çivi, Dağpazarı, Söğütözü ve Sertavul Yaylası’dır.
Ovalar: Mersin ve çevresinde yer alan ovaların büyük bir kısmı Toros Dağları’nın güney eteklerinde akarsular tarafından ve yamaç eğimine bağlı olarak taşınan tortularca oluşturulmuştur. Tarıma oldukça elverişli olan bu alanlar, Mersin-Adana sınırından başlayıp Silifke’ye kadar, dağlara paralel, şerit şeklinde uzanmaktadır. Bunlar yerleşim alanlarına bağlı olarak; Yenice, Tarsus Mersin, Erdemli ve Silifke Ovaları olarak adlandırılmaktadır. Ülkemizin en mümbit ovalarından olan Çukurova’nın batı uzantısı İlimizdedir. Bunların dışında yine dağların eteklerinde Aydıncık, Anamur ve Bozyazı ovaları gibi birbirinden ayrı küçük düzlüklerde gelişmiştir. Dağların arasında Mut ilçesi çevresinde yer alan düzlük alanlar Göksu Irmağı’nın etkisiyle gelişmiştir.

Göller: Mersin ilinde yer alan doğal göller; Silifke’de: Akgöl, Keklik Gölü, Paradeniz Gölü; Gülnar’da: Aygır Göl, Kamışlı Göl, Uzun Göldür. Bunlara ek olarak, yörede Gezende ve Berdan Baraj gölleri ve çok sayıda sulama amaçlı yapılmış göletler bulunmaktadır.


Kıyılar: Mersin ilinde yerleşim genelde Mersin körfezi çevresinde gelişmiştir. Burası doğuda Karataş burnundan başlayarak batıda İncekum burnuna kadar uzanır . Arada kalan kısımlarda, kayaç türlerine ve akarsulara bağlı olarak çok sayıda irili ufaklı koy gelişmiştir.

Yer altı kaynakları:
Mersin ili ve çevresinde yüzeylenen önemli maden cevheri oluşum alanları ve yüzeylendikleri alanlar şöyledir:
Mersin: Kromit (Musalı), kireçtaşı, çimento hammaddesi Arslanköy: kireçtaşı, dolomit
Tarsus: Linyit, demir, manyezit
Erdemli: Krom
Silifke: Barit, demir, dolomit, linyit, kireçtaşı
Mut: Linyit, kireçtaşı
Gülnar: Demir, dolomit;
Aydıncık: Dolomit, kuvarsit
Anamur: Barit, bakır-kurşun-çinko, demir-fosfat
Kireçtaşı ve marn çimento sanayinde, dolomit ve kuvarsit cam sanayinde hammadde olarak, kireçtaşları yol yapımında agrega malzemesi olarak, kıyı yapılarının inşaatında dolgu malzemesi olarak, istinat duvarları ve çeşitli sanat yapılarında yapı taşı olarak kullanılmaktadır.


İlin Depremselliği
Mersin ve yakın yöresi için deprem açısından en önemli tehlikeyi, bölgedeki aktif faylar ile bu faylara olan uzaklıklar oluşturmaktadır. Mersin’i tehdit edebilecek faylar; kuzeyde Çamardı ile Gülek Boğazı arasındaki doğrultu atımlı Ecemiş Fayı; Gülek Boğazı ile Karsantı-Karaisalı arasında uzanan Karsantı-Karaisalı Fay Zonu; Gülek Boğazı ile Anamur arasında uzanan yine doğrultu atımlı Namrun Fay Zonu; 1998 Ceyhan depremine neden olan Yumurtalık-Karataş Fayı; Akdeniz’den geçip Kıbrıs’a uzanan kırık hattı; Mut civarında Mut Fayı; Ovacık-Silifke arasında Ovacık Fayı’dır.
Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü verilerine göre 1900 yılından günümüze kadar Mersin ve yakın yöresinde; 3-3.9 büyüklüğünde 36 adet, 4-4.9 büyüklüğünde 16 adet ve 5-5.9 büyüklüğünde üç adet olmak üzere toplam 55 adet deprem kayıt edilmiştir (Şekil 2). Büyüklüğü 4 ten fazla olan depremlerin iki tanesi deniz içerisinde, geri kalanı karada gerçekleşmiş olup, bunlarında aktif kırıklar ile yakın yöreleri üzerinde yer aldığı görülmektedir. Ancak son yüzyılda oluşan depremlerin 5.5’ten küçük olması, çoğunlukla 3-4 büyüklüğünde yoğunlaşması ve fayların parçalı-küçük olması nedeniyle bu fayların, Kuzey Anadolu’da olduğu kadar büyük ölçekli ve yıkıcı deprem üretmeleri beklenmemelidir.

Depremsellik açısından diğer önemli bir neden de bölgedeki kaya birimleri ile zemin özellikleridir. Yerleşimin yoğun olduğu Erdemli-Mersin-Tarsus arasında yer alan kıyı şeridi genelde gevşek ve sıkı tutturulmamış zeminler üzerinde bulunmaktadır. Kuzey kesimler ise daha sert ve sağlam kayaçlar üzerine kurulmuştur. Deprem sırasında gevşek zeminler, sağlam zemin ve kayalara oranla çok daha fazla etkilenmekte ve en büyük hasarlar burada gözlenmektedir. Adana ve yakın yöresi ile Kıbrıs yayında (Akdeniz içerisinde) meydana gelebilecek 7 veya daha büyük ölçekli bir deprem, yüksek katlı yapıların bulunduğu sahil şeridinde oldukça yıkıcı hasarlar oluşturabilir. Bu nedenle bu bölgelerde bir an önce yeni bir imar planı hazırlanmalı, çok katlı bina yapımından biran önce vazgeçilmeli ve eski yapılmış binaların depreme dayanıklı hale getirilmesi gerekmektedir .
İklim
Mersin ili ve çevresinde yaygın olarak tipik Akdeniz ikliminin etkisi görülür. Yazları kurak ve sıcak, kışlar ise ılık ve yağışlıdır. Ortalama yağış miktarı 1930-2001 yılları arası dönemde 603 mm olarak hesaplanmıştır. Son 30 yıllık döneme bakıldığında yıllık ortalama yağış 450-736 mm arasında değişmektedir. Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü’nün yağış gözlem istasyonu verileri, dağlık kesimlerde yağışların daha yüksek olduğunu göstermektedir. Yıllık ortalama sıcaklık 18,7 C°’dir. Yıl içinde sıcaklığın en düşük olduğu aylar Ocak ve Şubat; en yüksek olduğu aylar ise Temmuz ve Ağustos aylarıdır. Kıyı bölgelerinde hakim rüzgar yönü güneybatı-batıdır. Kent içinde yıllık ortalama rüzgar hızı 2,1 m/s olarak ölçülmüştür. Nispi nem oranı son 30 yıllık dönemde ortalama % 64,1 olup, yıl içinde birbirlerine yakın değerler sunmakta, % 60,0 - % 66,6 arasında değişmektedir. Yıllık ortalama kapalı günlerin sayısı 40,7 gün olarak gerçekleşen bölgede, deniz suyunun ortalama sıcaklığı 20,8° olarak ölçülmüştür.

Mersin Turistik Yerler

Mersin
Karaduvar
Yumuktepe
Viranşehir
Mersin Müzesi
Gözne Yaylası
Tarsus
Kleopatra Kapısı
Gözlükule Höyüğü
Donuktaş
Eski Hamam & Onur Yazıtı
Altından Geçme
Bac Köprüsü (Justinianus Köprüsü)
Roma Yolu
Makam-ı Şerif Camii ve Danyal Peygamber Kabri
Eski Hamam (Şahmeran Hamamı)
Ulu Cami (Cami-i Nur)
Aziz Paul Kuyusu
Aziz Paul Kilisesi
Kırkkaşık Bedesteni
Eshab-ı Kehf (Yedi Uyurlar Mağarası)
Tarsus Şelalesi
Tarsus Müzesi & Kubat Paşa Medresesi
Eski Cami (Kilise Camisi)
Erdemli
Kızkalesi
Korikos Kalesi
Ayaş
Kanlıdivane
Hellenistik Kule
Bazilikalar
Nekropoller
Silifke
Cennet ve Cehennem
Roma Tağınağı
Tekirambarı Sarnıcı
Silifke Kalesi
Meryemlik (Aya Tekla)
Adam Kayalar
Taşköprü
Üç Güzeller Mozayiği
Uzuncaburç
Sütunlu Yol
Tiyatro
Zafer Takı
Zeus (Jupiter) Tapınağı
Tyche (Fortuna) Tağınağı
Roma Kapısı
Uzuncaburç Kulesi
Eski Mezarlık
Tokmar Kalesi
Aydıncık
Dört Ayaklı Anıtmezar
Bozyazı
Kilise Burnu
Anamur
Çukurpınar Mağarası
Ala Köprü
Mamure Kalesi
Mut
Alahan Manastırı




Mersin Müzesi

Kent merkezindeki Kültür Merkezi'nin doğu cephesindedir. Arkeolojik ve etnografik eserler üç ayrı salonda teşhir edilmektedir. Taş eserlerin sergilendiği birinci salonda; Roma dönemine ait mermer insan başları, heykel ve steller ile anforalar yer almaktadır. Pişmiş kilden (Terracota) yapılmış terliksi formdaki mezarlar, Pompeipolis antik kentinde bulunmuştur. İkinci salonda; Anadolu'nun en eski yerleşim merkezlerinden Yumuktepe ve Gözlükule kazılarından çıkarılan Yeni Taş, Bakır Taş ve Eski Tunç dönemlerine ait eserler sergilenmektedir. Bunlar iki kulplu kaplar, ikili, üçlü, dörtlü sepet kulplu fincan şekilli kaplar, gaga ağızlı testiler ve çeşitli boyalı kaplardır. Ayrıca Eski Tunç, Urartu, Helenestik, Roma ve Bizans dönemlerine ait çeşitli çanak, çömlek, cam ve bronz eserler, bronz, gümüş ve altın sikkeler bu salonda sergilenmektedir.

İ.Ö. ikinci bine ait kurşun figür, Hitit İmparatorluk dönemine ait mühürler dikkat çeken eserlerdir. Hayvan başlı gümüş, Urartu bilezikleri ve çeşitli dizi boncuklar, klasik ve Helenestik Çağ'a ait Lechyos, Kylix ve Sigilatalar ile Roma dönemine ait çeşitli form ve büyüklükteki cam eserler, altın diadem ve küpeler sergilenmektedir. Etnoğrafik eserlerin bulunduğu üst kattaki üçüncü salonda; gümüş süs eşyaları, tesbihler, işlemeli kadın elbiseleri, peşkirler, ağaç ve bakır eşyalar, kilimler, nazarlıklar ile tabanca, kama ve barutluklar yer almaktadır. Müze bahçesinde ise çeşitli dönemlere ait taş eserler ile Pithoslar sergilenmektedir. İçel müzesinde 999 sikke ve 446 etnografik eser bulunmaktadır.

Atatürk Evi
Mersin’in güzel yapılarından biri, 1897’de Mersinli bir hanımla evlenen Almanya konsolosu için konut olarak yaptırılmış. Bir dönem kolej olarak da kullanılan ev 1976’da boş olan yapı sahipleri tarafından kamuya bağışlandı ve Atatürk Evi adı verildi. 1980’de restorasyonu başladı ve 1992’de Müze olarak açıldı.
Güzel bir bahçesi de olan Atatürk Evi’nin alt katında fotoğraf ve belgeler sergileniyor. Üst katta salon, yatak odaları ve oturma odası bulunuyor. Atatürk’e ait 22 çeşitli kişisel eşya bulunuyor.
Atatürk 1925’de eşi ile birlikte bu evde iki hafta misafir olarak kalmıştı.

Yöre Mutfağı
Doğanın ve kültürün zenginliği
Mersin Akdeniz’in verdiği balık ve diğer deniz ürünleri ile ovadan dağlara doğru değişken bir iklimin çeşitlenen tarım ürünlerine sahip. Bu zengin fauna ve flora ortaya büyük bir mutfak çıkarıyor.
Akdeniz’in bütün kıyıları gibi tarih boyunca insanların sürekli hareket ettiği, deniz ticareti yolu ile farklı bölgelere gidip gelen gemilerin insanların taşıdıkları kültürel çeşitlilik de bu özelliğe eklendiğinde zengin bir mutfak ortaya çıkıyor. Bu mutfak deniz sahilinden Toroslar’ın yükseklerine doğru yayılan yerleşimlerde de farklılıklar gösteriyor.
Mersin ve çevre turizm merkezlerinin tümünde yerel mutfağın ürünleri bulunabiliyor. Kebap çeşitleri mutfağın esasını oluşturuyor. Kebap çeşitlerinden bazıları sabah kahvaltısı ya da ara zamanlarda "atıştırmalık" olarak da yeniyor. En yaygın olanı, kebapçıların yanında neredeyse her sokak başında bulunanı Tantuni. Küçük parçalara ayrılmış biftekten yapılıyor.
Kebabın çeşidini ise saymak mümkün değil, onlarca çeşidi var. Ama Çukurova ve Güneydoğu’da ortak özellikler gösteren mutfağın Mersin’e özel yanları da var. Fırında veya kızartılarak yapılan içli köfte Mersin’de haşlanarak yapılıyor ve daha hafif oluyor.
Deniz ürünlerine gelince "Jumbo" denilen iri karidesler, doğu Akdeniz’in en beğenilen balığı lahos, çipura, kalamar, akya, eşkina, ahtapot, kalamar, subye diye sıralanıyor.

Başka yerlerde pek bulunamayacak bir özel yiyecek "zahter" leblebi tozu, dövülmüş karpuz çekirdeği, susam ve yiyeceğe adını veren baharat zahterden (zahter kekik’in yakın akrabasıdır) oluşan karışımla hazırlanıyor. Ekmeğin içi açılıp önce saf zeytinyağına banılıyor, sonra da bu karışım serpilip kapatılıyor. Değişik lezzetleri denemeyi sevenlere önerilir. Yöre halkı kahvaltıda yiyor.
İçeceklerin popüler olanları şalgam suyu, yazın meyan şerbeti ve yemeklerden sonra Mersin usulü Tarsusî kahve. Tarsusî aslında bildiğimiz Türk kahvesi ama küçük fincanda değil de çay bardağında geliyor.
Tatlı çeşidi de zengin; en özgün tatlı havuçtan yapılan cezerye. Her yerde bulunuyor, Kadayıfın salamura yapılmamış taze peynirli olanı diye tarif edebileceğimiz künefe de çok ünlü.
Son zamanlarda yeni icat bir tatlı daha çıktı. Özellikle rakı sofralarının sonunda sunulan bu tatlı Mersin tarımının yeni ürünü avokado, tahin, dövülmüş ceviz ve balla yapılıyor. Mersinlilerin yeni gözdesi olmaya aday. Yöre mutfağının lezzetli yemekleri acılı ve bolca baharatlıdır. Gerçi turizm geliştikçe servis anlayışı da değişiyor, garsonlar önceden uyarıyorlar ama gene de dikkatinizi çekmekte yarar gördük.
Enerji deposu cezerye

Mersin’de tantuniciler ile cezeryeciler arasında yarış var gibi. Hangisinin daha çok olduğuna karar vermek zor. Adım başında bir dükkan var.


A ve B vitamini açısından çok zengin olan cezeryenin yapılışı şöyle:

Havuçlar temizlenerek kazanlarda pişiriliyor. (100 kg havuca, 50 kg şeker ve 250 gr limon tuzu ilavesiyle). Şeker, fındık-ceviz ya da fıstık ekleniyor. Ardından tavalara konulup kesme makinalarında veya geleneksel olarak mermer üzerinde elle kesiliyor. Birbirine yapışmasını önlemek için Hindistan cevizine bulanıyor.

Evde cezerye yapmak isterseniz yarım kilo havucu temizleyip küp küp doğrayın. 2 su bardağı tozşeker ekleyin. Şekeri ıslatacak kadar su ekleyin ve yumuşayıncaya kadar pişirin. Tahta kaşıkla ezerek püre haline getirin. Koyu bir macun kıvamını alınca ateşten indirin. Kıvamı kontrol etmek için kaşıkla leblebi büyüklüğünde bir parça alıp bunu iki parmağınız arasında yuvarlayın. Macun parmağınızdan birine yapışıyorsa kıvamına gelmiş demektir.
İri parçalar halindeki 5 su bardağı cevizin 1.5 bardak kadarını ayırıp kalanını macuna ekleyin. Karışımı cam bir kaba alıp spatula yardımıyla bastırarak sıkıştırın. Kalan cevizleri üzerine yerleştirip soğumaya bırakın. Bıçağın ağzını ıslatarak yarım santim kalınlığında parçalar halinde kesin ve hindistancevizine bulayın.
Afiyet olsun!














       



 

Sindirim Sistemi 2 (Sindirime Yardımcı Organ ve Bezler)

Besinlerin sindirilmesi için bazı salgılara ihtiyaç vardır. Tükürük bezleri, karaciğer, safra kesesi ve pankreas salgıladıkları salgılarla sindirime yardımcı olur.

Tükürük Bezleri (Glandulae Salıvariae)
Tükürük bezleri, ağız boşluğu etrafında ve ağız mukozasında bulunur. Tükürük bezleri glandula salivariae olarak adlandırılır. Küçük tükürük bezleri ve büyük tükürük bezleri olarak ikiye ayrılır.
Küçük tükürük bezleri: Ağız mukozasında bulunur.
Dudak bezleri (Glandulae labiales)
Yanak bezleri (Glandulae buccales)
Dil bezleri (Glanduale linguales)
Damak bezleri (Glanduale palatinae)


Büyük tükürük bezleri
Kulak altı bezi - parotis bezi (Glandulae parotidae): En büyük tükürük bezi olan parotis, kulağın önünde ramus mandıbulae ile m.masseter?in üzerinde yer alır. Yaklaşık 25 gram ağırlığındadır. Tükürük salgısının büyük kısmını parotis salgılar. Parotis salgısını ducdus paraticus (stenon kanalı) denilen kanal vasıtasıyla ağız boşluğuna akıtır. Diğer bezlerden daha fazla pityalin salgılar.
Çene altı bezi (Glandulae submandibularis): Mandibula ile fossa submandibularis arasına yerleşmiştir. Ducdus submandibularis (wharton kanalı) adını alan 5-6 cm uzunluğundaki bir kanal vasıtası ile salgısını ağız boşluğuna akıtır.
Dilaltı bezi (Glandulae sublingualis): Dış yanda mandibula, iç yanda m.genioglossus arasında ağız tabanında, dilin altında m.mylohhyoidesun üzerinde yer alan bu bez 3–4 cm uzunluğunda 4 gram ağırlığındadır. Glandula sublingualis sayısız müköz bezlerden oluşmuştur. Birçok boşaltım kanallarına
sahiptir. Bu kanallar sayesinde koyu kıvamdaki sekresyonu ağız boşluğuna boşaltır.

Uyarılma sonucu parotis, mandibularis, submandibularis ve birçok küçük bezden günde yaklaşık olarak 1.5 litre tükürük (salya) salgılanır. Tükürüğün içinde nişasta parçalayıcı bir enzim olan pityalin bulunur.
Pityalin sayesinde polisakkaritlerin bir kısmının sindirimi ağızda başlar. Pityalin dışında flor iyonları (dişleri koruyan) ve rodonit (dezenfektan etkili) iyonları bulunur. Tükürüğün pH?ı 6.2–7.4 arasındadır. Tükürük oluşumunun vücudun su miktarı ile ilgisi vardır. Vücuttaki su miktarı azalırsa tükürük oluşumu da azalır. Ağız ve boğaz mukozası kurur. Tükürük salgılanması şartlı ve şartsız refleksle olur.
şartlı refleks sonradan öğrenilir. Örneğin çatal, bıçak sesi duymakla beyindeki tat ve dokunma bölümleri uyarılır. Tükürük salgılanmaya başlar. şartsız refleks Doğuştandır. Yiyeceklerin ağza alınmasıyla ağızdaki sinir uçlarının uyarılması ile tükürük salgısı salgılanmaya başlar. Tükürüğün içinde % 3 oranında protein vardır.
Tükürüğün görevleri
• Pityalin enzimi sayesinde karbonhidratların sindirimi ağızda başlar.
• İçinde bulunan lizozim gibi enzimler sayesinde doğal bağışıklamada etkilidir.
• Ağız boşluğunu ıslak tutarak kurumasını önler.
• Çok sıcak ve soğuk besinlerin ısısını ayarlayarak sindirim kanalını korur. Besin maddelerini sulandırıp yumuşak hâle getirerek yutmayı kolaylaştırır.
• Bileşiminde bulunan florur iyonları sayesinde dişlerin çürümesini önler.
• Miktarı azaldığında susama hissi uyandırır.
• Tükürük salgısı parasempatik sinirlerin etkisiyle artar, sempatik sistemin etkisiyle azalır.

Karaciğer (Hepar)
Karaciğer, sindirim sisteminin en büyük bezidir. Ağırlığı yaklaşık 1.5 kg. dır. Karaciğerin büyük bir bölümü karın boşluğunun sağ yukarı kısmında bulunur. Diyafragmanın altında, mide ve bağırsakların üstünde yer alır. Karaciğerin büyük bir kısmı da arkada, sağda ve önde kaburgaların altındadır. Karaciğerin bir bölümü önde karın duvarı ile temas eder. Diafragmaya değen kısım dışında kalan diğer kısımları peritonla örtülmüştür.


Karaciğerin Yapısı
Karaciğerin iki kenarı ve iki yüzü vardır. Karaciğerin ön kenarı ince, arka kenarı ise kalın ve künttür. Karaciğer dokusunun dışı bağdokudan oluşan ince bir zarla sarılıdır buna glisson kapsülü denir.
Karaciğerin üst yüzü kubbe şeklindedir ve diafragmaya yapışıktır. Diafragmaya yapışık ve konveks olan bu yüzüne facies diyafragmatica denir. Facies diafragmatica peritonla örtülüdür. Peritondan oluşan
ligamentum falciforme denilen bağ karaciğer üst yüzünü lobus hepatis (heparis) dexter ve lobus hepatis (heparis) sinister olmak üzere iki loba ayırır.
Alt yüzü karın organlarının üstüne oturur. Bu nedenle bu organların izlerini taşıyan girinti ve çıkıntılar bulunur. Organlara bakan alt yüze facies visceralis denir. Karaciğerin alt yüzünde „H’ harfi şeklinde oluklar bulunur. Oluklar karaciğeri dört loba ayırır. Bunlar;
Sağ lop (Lobus hepaticus dexter),
Sol lop (Lobus hepaticus sinister),
Dörtgen lop (Lobus quatratus),
Kuyruk lop (Lobus caudatus) dur.
Karaciğer oluklarından ikisi (sağ ve sol) önden arkaya uzanır. Diğer oluk ise sağ ve sol oluğu birbirine bağlar. Sağ oluğun ön tarafında safra kesesi arka tarafında ise alt ana toplardamar bulunur. Sağ ve sol oluğu enine birbirine bağlayan oluğa karaciğer kapısı porta hepatis denir. Karaciğere giren ve çıkan bütün oluşumlar karaciğer kapısından geçer.
Karaciğer kapısından giren oluşumlar kapı toplardamarı (v.portae), karaciğer atardamarı (a.hepatica) ve sinirlerdir (karaciğer sinir ağı). Karaciğer kapısından çıkan oluşumlar ise lenf damarları, vena hepatica ve safra kanallarıdır. Karaciğere giren ve çıkan bütün oluşumlara karaciğer sapı denir.

• Karaciğerin mikroskobik yapısına bakıldığında dokusunda çok sayıda lobcuk olduğu görülür (Lobuli hepatis). Lobcuklar lobları meydana getirir. Lobcuklar karaciğer hücrelerinden oluşmuştur. 1-2 mm çapında olan lobcuklar enine kesit yapıldığında hücrelerin 6 köşeli olduğu görülür. Lobcuklar arasında bağdokudan yapılmış ince bir tabaka vardır. Bu tabakada kan damarlarının, safra kanallarının, sinirlerin ve lenf damarlarının dalcıkları bulunur. Karaciğer arteri ve kapı venine ait ince dalcıklar, lobcuklar içinde kapiller ağ yapar.
• Karaciğer kapillerinde kupffer yıldız hücreleri olarak adlandırılan hücreler bulunur. Bu hücrelerin fagosite etme özelliği bulunur. Kupffer hücreleri karaciğere gelen yaşlanmış eritrositleri parçalar, yabancı partikülleri ve hücre enkazlarını fagosite eder. Her lobcuğun merkezinde bir merkez ven,
vena centralis (santral ven) bulunur. Vena centralislerin kanı karaciğer veni olan vena hepaticaya dökülür. Vena hepatica da alt ana toplardamara açılır. Arteria hepaticanın dalları ise karaciğer hücrelerine oksijen getirir.



Karaciğerin Görevleri
Safra yapımı: Karaciğer hücreleri safra üretir ve salgılar. Günde yaklaşık 600– 1000 cc kadar safra, safra yolları aracılığı ile duodenuma boşaltılır. Yağların sindirim ve emiliminde rol alan safranın büyük bir kısmı, ince bağırsağın son kısmı olan ileumdan geri emilir. Geri kalan kısım ise gaita ile
dışarı atılır ve gaitanın rengini verir.
Karbonhidrat metabolizması: Karaciğer karbonhidrat ürünü olan glikozu
glikojene çevirerek depolar. İhtiyaç olduğunda tekrar glikoza çevirerek kana
gönderir.
Yağ metabolizması: Karaciğer yağ asitleri ve nötr yağların metabolizması ile kolesterolün metabolizmasında rol alır.
Plazma proteinleri sentezi: Karaciğer aminoasitlerden yararlanarak çeşitli proteinleri sentez eder. Albumin, fibrinojen, protrombin ve diğer pıhtılaşma faktörlerinin sentezini yapar.
Detoksifikasyon: Zehirsizleştirme anlamına gelen bu işlemde, vücut için zararlı olan maddeler zararsız hâle getirilir. Alkol, nikotin, barbütüratlar vb.
Vitamin metabolizması: Bazı mineral ve A, K, D vitaminlerini depolar. K vitamini protrombin sentezi için gereklidir.
Bağışıklık ve fagositoz: Retiküloendotelial sistemin % 60'ı karaciğerde bulunur. Karaciğerde bulunan ve fagositoz yapan kupffer hücreleri, kandaki yabancı hücreleri, parazit ve bakterileri fagosite eder.
Karaciğerin diğer görevleri
Vücut sıcaklığını ayarlar.
Kansızlık hâlinde alyuvar üretir.
Yaşlı alyuvarları parçalar. Parçalama ile biluribin pigmenti açığa çıkar.
Embriyo safhasında kan yapar.
Damar içindeki kanın pıhtılaşmasını önleyen heparin hormonunu salgılar.
Proteinlerin enerjiye dönüşmesinden oluşan amonyağı (NH3) üre ve ürik asidine çevirir. Ürik asidi parçalar.
Glikozu depolar.
Safra Kanalları
Karaciğer hücrelerinden yaklaşık olarak günde 1 litre safra üretilir. Safra, karaciğer lobuluslarındaki küçük safra kanalları aracılığı ile daha büyük safra kanallarına dökülür. Bu safra kanalları birleşerek
karaciğer kapısında ductus hepaticus dexter ve ductus hepaticus sinister denilen safra kanallarını oluşturur. Kanallar birleşerek 4-6 cm uzunluğundaki ductus hepaticus communis’i meydana getirir. Bu da safra kesesinden gelen 3-4 cm uzunluğundaki ductus cysticus ile birleşerek ductus koledekus (koledok kanalı) adını alarak duodenuma açılır. 6-8 cm uzunluğundaki koledeok kanalının duodenuma açılan bölümünde düz kas liflerinden oluşan oddi sfinkteri vardır. Oddi sfinkteri safranın duodenuma akışını kontrol eder.


Safra Kesesi (Vesica Fellea)
Karaciğerin altında fossa vesica fellea denilen çukura yerleşmiş kas ve zardan yapılı kesedir.
Karaciğerin alt kısmındaki çukurluğun içine bağ dokusu yardımıyla yerleşmiştir. Armut biçiminde, 8–10 cm uzunluğunda ve 3–4 cm genişliğindedir. İnce duvarlı bir yapıya sahip olan safra kesesinde konsantre edilmiş olarak 450–500 ml safra depolanır. Parasempatik uyarı safra kesesinde kontraksiyon, oddi sfinkterinde gevşeme oluşturur. Yağlı içeriğin duodenum mukazasına temasından sonra duodonumdan kolesistokin hormonu salgılanır. Kolesistokin safra kesesi duvarında bulunan düz kaslarda kontraksiyon oluşturur.
Bağırsaklarda yağlı besinlerin bulunması safra kesesi duvarının ritmik kontraksiyonuna ve oddi sfinkterinin gevşemesine neden olur. Bu gevşeme ile safra kesesi koledok kanalına boşalır. Kontraksiyonu başlatan vagus ve enterik sinir lifleri tarafından uyarılan kolesistokinindir. Safranın fazlası kesede depolanır. İhtiyaç olduğunda koledok kanalı vasıtası ile safra duodenuma boşaltılır.
Safra kesesinin en dışında peritondan oluşan seröz tabaka, orta kısmında çizgisiz kaslardan oluşan kas tabakası (tunika muscularis) ve en içte tek katlı epitelden oluşan mukoza tabakası (tunika mucasa) vardır. Mukoza tabakasında müküs yapan goblet hücreleri bulunur.

Safra kesesinin yeri

Safra kesesi ve salgının boşaltımı

Safranın Görevleri
Yağların mekanik olarak sindirilmesini sağlar.
Yağda eriyen A - D - E - K vitaminlerinin emilimini artırır.
Mideden gelen asidik besinleri bazik hâle getirir.
Bağırsakta zararlı bakterilerin üremesine engel olur.
Bağırsak villuslarının hareketini artırır.

Pankreas (Pancreas)
Pankreas, 2. lumbal vertebrelar hizasında yaklaşık 15–18 cm uzunluğunda, 60–70 gram ağırlığındadır. Karın arka duvarında, sağda duedonumun konkav bölümünden, solda dalağa kadar transversal şekilde uzanan bir bezdir.
Pankreas dört bölümden oluşur.
Pankreas başı (caput pancreatis): Colomna vertebralisin sağında duodenum kavisi içinde yer alır.
Pankras boynu (collum pancreatis): Pankreasın dar bir bölümüdür.
Pankreas gövdesi (corpus pancreatis): Horizontal durumdaki pankreas gövdesi 1. ve 2.lumbal vertebralar hizasında yer alır. Pankreasın en büyük bölümüdür.
Pankreas kuyruğu (caudo pancreatis): Dalağa kadar uzanır, pankreasın en dar kısmıdır. Langerhans adacıklarının büyük bir bölümü buradadır.
Pankreasın sindirim enzimlerini taşıyan iki kanalı vardır. Bunlar kuyruk kısmında başlayıp duodenumun büyük papillasına (papilla duodoni major) açılan wirsung (ductus pancreaticus) kanalı ve duedonumdaki küçük papillaya (p.duodoni minör) açılan santorini (ductus pancreaticus accessorius) kanalıdır. İki kanal sistemi arasında sıklıkla bağlantı vardır.

Pankreas ve bölümleri
 
Pankreasın Görevleri
• Pankreas hem endokrin hem ekzokrin salgı yapan bir bezdir.
• Pankreas iç salgı olarak insülin ve glukagon salgılar ve direkt kana verir. Pankreasta bulunan langerhans adacıklarından beta hücreleri insülin hormonu, alfa hücreleri glukagon salgılar. Her iki hormonda kandaki glikoz düzeyine göre salgılanır. Bu hormonların yetersizliği veya organizmada
kullanılamaması diyabete (şeker hastalığı) neden olur.
 Pankreas, dış salgı olarak sindirim enzimleri salgılar ve bunları duodonuma boşaltır. Dış salgı görevi akinus keseciklerine aittir. Bu salgı kesecikleri, pankreas salgısı denen ve onikiparmak bağırsağına dökülen alkali bir sıvı salgılar. Salgı içinde çeşitli enzimler bulunur. Enzimler, proteinlerin sindiriminde kullanılan tripsin, kimotripsin ve karboksipeptidazdır. Bunlara proteolitik (parçalayıcı ) enzimler de denir. Diğerleri ise karbonhidratların sindiriminde rol alan amilaz, yağların sindiriminde rol alan pankreatik lipaz ve nükleik asidin yıkımını sağlayan nükleaz enzimleridir. Pankreasın sindirim enzimlerini salgılaması için duodenumdan salgılanıp pankreasa gelen sekretin hormonu tarafından
uyarılması gerekir. Yetişkin bir insanda, günde 1.5-2 litre pankreas özsuyu salgılanır.

Pankreas ve salgıları

Karın Boşluğu (Cavum Abdominis) ve Periton
Karın boşluğu insan vücudundaki en büyük boşluktur. Bu boşluk üstte diyafragma, arkada omurga ve sırt kasları, yanlarda lateral karın kaslarıyla önde ise ön karın kasları ile sınırlanmıştır. Periton; karın ve
leğen boşluğu duvarlarının iç yüzü ve boşlukların içindeki organların etrafını saran seröz bir zardır. Peritonun toplam yüzeyi yaklaşık olarak 1.7 ile 2 m² arasındadır. Karın zarının arasında retroperitoneal boşluk vardır. Periton'nun karın ve pelvis boşluğunu saran katına paryetal, karın içi organlarının üzerini saran katına visseral periton denir. Visseral periton karın içi organlarını sarmak için paryetal peritondan
ayrılır, sonra yeniden birleşir. Ayrıldıkları yerlerde bir boşluk oluşturur. Boşluğa periton boşluğu (cavum peritonealis) denir. Bu boşlukta sıvı (liguor peritonei) bulunur. Sıvı organların hareketlerini kolaylaştırır.
Periton boşluğu, asıl periton boşluğu ve bursa omentalis diye ikiye ayrılır. 
Periton iki farklı tabakadan oluşmuştur. Bunlardan üstteki tunica seroza, içteki tunica subserozadır. Seroza salgıladığı salgı ile organlara kayganlık sağlar. Tunica subseroza bağ dokudan oluşmuş ve serozanın altında yer alır. Peritonda sayısız sinir ve damar ağı bulunur. Bu damar yapısı sayesinde yüksek salgı yapma ve emme yeteneğine sahiptir. Peritonun bazı yerlerde katlanıp kalınlaşmasından mezenter denen yapılar oluşur. Organlar mezenter (mezo) denen yapı sayesinde karın duvarına yapışır. Bir iç organdan diğer bir organa atlayan periton yapraklarının bir araya gelmesiyle omentum denilen yapı oluşur. Midenin küçük eğriliği ile karaciğerin organlara bakan visseral yüzünde ve midenin büyük eğriliği ile transvers kolon arasında omentum bulunur.
Parietal periton ile karın duvarı arasındaki boşluğa retroperitonial denir. Bu bölümdeki organlara retroperitonial organlar denir. Böbrekler, pankreas, üreter vb.
Periton organları sarıyorsa bu organlara intra peritonieal organlar denir. Mide, jejunum, ileum,
caecum, apendex, transvers ve sigmoid colon gibi.
Periton bir organın ön yüzünü sarıyorsa bu organlara da mesoperitoneal = sekonder retroperitoneal organlar denir. Pankreas, colon acendens, colon decendes vb.

Türkiye Şehirleri Türkiye Coğrafyası Dünya Şehirleri Dünya Coğrafyası Ülkeler



  • Blog Yazıları


    Email
    KISA KISA
    X



    Folower Button

    Takipçiler

    Company Info | Contact Us | Privacy policy | Term of use | Widget | Advertise with Us | Site map
    Copyright © 2020. merhancag . All Rights Reserved.

    Bilgi Mesajı

    Duvarı Aşamıyorsan Kapı Aç

    Kıssadan hisse Kısa Kısa'da sizi bekliyor...

    facebook sayfamızı takip edebilirsiniz!