Güzel Bir Hafta Sonu Dileriz

Kısa Kısa'da yeni bir Hikaye

Yolunacak Kaz?..

Sağlıcakla Kalın

×

Loading...
LÜTFEN KULAK VERİN "COVİD" TEHLİKELİDİR

















SON YAZILAR :
Loading...


07 Haziran 2020

Tarihe Gömülmüş Uygarlıklar - I

İnanın ya da inanmayın insanlık birkaç yıla yok olabilir. Eğer böyle bir şey yaşanırsa bu çok da şaşırtıcı bir durum olmaz çünkü tarih süresince birçok uygarlık dünya üzerinden silinip gitti. Savaşlar, hastalıklar, iklim değişiklikleri, yanardağ patlamaları ve istilalar gibi birçok faktörün bu medeniyetlerin kaybolmasında etkili olduğunu söyleyebiliriz. İşte tarih sahnesinden silinip giden 10 gizemli uygarlık:





Klovis Uygarlığı             


                                                                                                

Tarih: M.Ö. 11500
Bölge: Kuzey Amerika
Klovis kültürü hakkında pek yeterli bilgiye sahip olmasak da bu topluluğun vaktiyle Kuzey Amerika’da yaşadığını söyleyebiliriz. Klovis uygarlığı, ismini New Mexico’daki Clovis kentinin yakınlarında bulunan bir arkeolojik alandan alıyor. Bu alanda 1920’lerde taştan kesici aletler ve kemikler bulunmuştu.
Bu topluluğun, buz devrinin sonlarına doğru Bering Boğazı’ndan geçerek Sibirya’dan Alaska’ya geldiği düşünülüyor.
Klovis’in Kuzey Amerika’daki ilk uygarlık olup olmadığı halen bilinmiyor ve tarih sahnesinden bir anda kaybolup gidiyorlar. Bunun nedeni de tartışılan bir başka konu elbette ki. Aşırı avlanma sonucunda kendi besin kaynaklarını mı tüketmişlerdi acaba? Yoksa iklim değişikliği, bir hastalık ya da yırtıcı bir hayvan istilası mı sonlarını getirmişti? Ya da belki de bu kültür diğer yerli Amerikan kabileleri arasında eriyip gitmiştir.


                                                                                 


Bunlar düşünülen tüm ihtimaller; ama daha önce de belirttiğimiz gibi bu ani yok oluşun nedeni henüz netlik kazanmış değil.

Klovis kültürüne ait olduğu düşünülen araç gereçler, oluklu ve keskin bir baş kısmı olan kendine has bir şekle sahip. Bu araç gereçlerin bulunduğu alanda yoğunlukla mamut kalıntılarının da olması arkeologları, Klovis topluluğunun mamut avında oldukça yetkin olduğunu düşünmeye sevk ediyor. Kalıntılar göz önüne alındığında, bu uygarlığın toplamda 125 farklı tür bitki ve hayvan tükettikleri iddia ediliyor.






Caral Uygarlığı             





Caral halkı, 5000 yıl önce Peru’nun And Dağları bölgesinde Amerika’nın ilk medeniyetini kurmuşlardı.Carallılar tüm dünyadan uzak, tek başlarına geliştiler. Piramitler inşa ettiler, yazının icat edilmediği bir dönemde bilgilerini ipe düğüm atma yöntemiyle kayıt altına aldılar. Savaşmak ve tüm kıtayı ele geçirmek yerine sanata, astronomiye, dine önem verdiler. Dünya’nın en uzun sıradağlar zinciri ve Güney Amerika’nın bütün batı kıyısı boyunca uzanan 1.556 kilometrelik And dağlarının eteğine kurulan ve Pasifik okyanusunun kıyısına 20 kilometre mesafede bulunan Caral-Supe, uygarlık tarihi için büyük önem taşıyor
 
.
Merkezi kutsal Caral-Supe şehri, Peru’nun Barranca bölgesinde. Başkent Lima’nın 200 km kadar kuzeyinde. Geç arkaik döneme ait yerleşimin geçmişi beş bin sene öncesine uzanıyor. Yakın çevredeki 18 kentsel yerleşim alanından biri olan Caral, özellikle 6 geniş piramit yapısıyla, karmaşık ve anıtsal bir mimariye sahip. Anıtsal taşları, topraktan platformlarla oluşturulmuş dağları, batık dairesel meydanları var. Şehirde yerleşimin milattan önce 3 bin ile 2 bin 600 yılları arasında kurulduğu, en kalabalık döneminde 3 bin kişinin yaşadığı tahmin ediliyor. Diğer şehirler Caral ile benzerlikler gösteriyor. Caral Uygarlığı döneminde Supe Vadisi’ndeki şehirlerde toplam 20 bin kişinin yaşadığı düşünülüyor. 66 hektarlık alana yayılan Caral’da iki bölge var: Merkez ve kenardaki yerleşimler. Anıtsal mimari yapılardan ilk açığa çıkanlara bakılırsa, merkezde dört kümelenme bulunuyor: Seçkinlerin konutları, kule seviyesinde iki dairesel plaza, büyük kitlelerin toplanabileceği alanlar.. Merkezin çevresinde takım adalar gibi kümelenen, kenar yerleşimlerde ise 



sıradan halkın yaşadığı konut grupları konumlanmış. Sosyal amaçlı büyük yapılardan Galeri Piramiti’nde balina iskeletinden çıkarılmış omurlardan yapılmış, parlatılmış sekiz sandalye bulundu.
Eski Mısır’la yaşıt ve İnka uygarlığından 44 asır önce var olan 5 bin yıllık Caral-Supe antik kenti piramitleriyle, tarım teraslarıyla, ev ve tören yerleriyle 620 hektarlık bir alana yayılmıştı. Caral halkının önemli bir özelliği de, dünyanın geri kalan bölümüyle herhangi bir bilgi alışverişinde bulunmadan Amerika’daki ilk medeniyeti kurması. Mezopotamya, Mısır ve Hint uygarlıkları ise birbiriyle bilgi alışverişi içindeydi. Farklı alanlardaki bulguları birbirinden



alıp geliştirdi.Arkeolog Ruth Shady, Caral-Supe toplumunun, Peru’nun sahil, dağlık bölgelerinden ve Amazon’dan gelen insanların karışımdan oluştuğunu söylüyor. Shady’ye göre, Caral-Supe uygarlığı astronomi, tıp ve mühendislik alanlarında çok ileriydi ve geçimini balıkçılık ve sulak tarımdan sağladı. Shady, uygarlığın, kendisinden sonra gelen İnka uygarlığını etkilediğini ve Caral dilinin İnkaların konuştu quechua dilinin atası olduğunu belirtiyor. Caral’da herhangi bir savaş aletine ya da Kolu, bacağı kesilmiş iskelete de rastlanmadı. Arkeolog Ruth Shady’nin buldukları, Caral’ın ticaret ve zevk üzerine kurulu şefkatli bir toplum olduğunu gösteriyor. Piramitlerden birinde Güney Amerika akbabası ve pelikan kemiklerinden yapılmış 32 flüt, lama ve geyik kemiklerinden yapılmış 37 kornet bulundu. Bir bebek iskeletinin boynunda bulunan taş boncuklu kolye, takı işçiliğinin geliştiğini gösteriyor. Dokuma tarağı ve bitkilerden yapılmış dokuma çantalara karbon yaşı testi uygulandığında M.Ö. 2627 yılına ait oldukları tesbit edildi. Çantaların, piramitlerin yapımında taş taşımak için kullanıldığı sanılıyor.

Caral’da bulunan “quipu”lar Caral toplumunun gelişmişliğini gösteriyor. Quipu, sistemi, yazının icadından önce kullanılan bir tür bilgi depolama yöntemi. İpler üzerine atılan düğümlerle bilgi depolanıyor. Bu sistem diğer And Dağları toplumlarında da görülüyor. Quipu ya da khipu quechuadilinde düğüm ve hesap anlamına gelmekte olup, bir kayıt ve hesap sistemidir. Quipu, doğal sayıların çeşitlirenklerdeki sicimler üzerine düğüm silsileleri oluşturma yoluyla temsil edildiği işaretler bütünü, yani bir tür kodlama sistemiydi. Yazıya sahip olmayan devlet yönetimi nüfus sayımını, istatistikleri, ambarlardaki stokların durumunu, hayvansayısını, farklı halklarca ödenen vergileri, devlet depolarına malların giriş çıkışını bu yöntemle kaydedilmekteydi. Fakat Quipu’nun “anahtar”ı olan gizli bilgiyi yalnızca Quipucamayoc adı verilen yöneticiler bilmekteydi. Quipu sistemi daha sonra İnkalar tarafından kullanıldı. İnkalar bu bilgi sistemini daha da geliştirdi. Quipu’nun icadı İnkaların, Caral kültürünün bir bölümünü koruduğunu kanıtlıyor.




Uzmanlar, ilk tesbitlerin, Güney Amerika’nın en eski uygarlığı olan Caral uygarlığının, 3600 sene önce doğal afetler nedeniyle yok olduğunu gösterdiğini belirtiyor. Yayımlanan yeni araştırmalara göre, Caral uygarlığı, iklimde oluşan değişiklikler ve yer sarsıntıları sonucu yok oldu. Araştırmacılar, toprak 


kaymalarına sebep olan 7-8 büyüklüğünde bir depremin ve başka depremlerin, Carl-Supe piramitlerinde meydana gelen eğilme ve hasarlara yol açtığını saptadılar.Perulu arkeolog Ruth Shady, depremde kopan parçaların daha sonra El Nino kasırgasının neden olduğu şiddetli yağış sonucu meydana gelen sel baskınları tarafından sürüklendiğini ifade etti. Shady, “Daha sonraları, tortu ve kum sürükleyen rüzgarlar ve iki nesli etkileyen kuraklık tarımı kötü etkilemiş ve Caral halkı için bölge yaşanmaz hale gelmiş” dedi. Araştırmacılar, Caral-Supe antik kentinin daha keşfedilecek birçok sırrı bulunduğunu belirtiyor. Antik kentte araştırma yapan arkeologlardan Luis Miranda, “Kentte nekropol bulamadık, araştırmaya devam ediyoruz, çünkü bir nekropol bulursak, uygarlık ile ilgili birçok soruya yanıt bulacağız” dedi. Araştırmacılar, iklim değişikliği, havanın ısınması, yer sarsıntısı, kasırga, kuraklık gibi doğal afetlerin Caral uygarlığı gibi her alanda başarılı olan bir medeniyeti birkaç nesilde yok edebildiğini gösterdiğini vurguladılar.





Cucuteni-Trypillia Kültürü            


Tarih: M.Ö. 5500 – 2750
Bölge: Ukrayna ve Romanya
Cucuteni-Trypillia olarak bilinen uygarlık Neolitik dönem Avrupası’nın en kalabalık topluluğuna sahipti. Dünya
 üzerinden gizemli bir şekilde kaybolan bu medeniyetin vaktiyle 15 bin gibi bir nüfusa sahip olduğu düşünülüyor.
Cucuteni-Trypillia, çömlek işçiliğindeki yetkinlikleriyle ön plana çıkan bir kültür. Çömlek ve vazolarındaki sarmal motif ve dekoratif öğeler bu kültürün karakteristik özelliklerinden biri olduğu düşünülüyor. Bu topluluğun her 60 ya da 80 yılda bir kendi köylerini yakıp küllerinin üzerine köylerini yeniden inşa etmek gibi garip bir ritüelleri vardı. Bu uygulamanın nedeni bilim insanları arasında halen tartışılan bir konu.



Ana tanrıça etrafında şekillenen ve anaerkil bir toplum yapısına sahip olduğu düşünülen bu uygarlığın dünya üzerinden ani kayboluşlarının nedeni iklim değişikliği sonucunda yaşanan büyük bir kuraklık olduğu düşünülüyor. Cucuteni-Trypillia uygarlığının geçim kaynağının büyük oranda tarım olduğu da göz önüne alındığında yok oluşlarını açıklayan bu son teorinin güç kazandığını söyleyebiliriz. Günümüzde, bu topluluğa ait olduğu iddia edilen toplam 3 bin arkeolojik alan bulunuyor.
Bir tarım topluluğu olan Cucuteni-Trypillia’nın beslenme biçimleri de dikkat çeken bir diğer unsur. Bulgular bu uygarlığın, buğday, çavdar, yulaf, kenevir ve darı yetiştirdikleri ve bu ürünleri mayasız bir çeşit ekmek yapımında kullandıkları düşüncesini destekliyor. Bu topluluğun aynı zamanda üzüm, bezelye, fasulye ve kayısı yetiştirdikleri biliniyor. Tarımın yanında hayvancılıkla da ilgilenen bu uygarlığın büyük baş hayvan tüketimi de beslenme biçimlerinin bir kısmını oluşturuyor.





İndus Vadisi Uygarlığı            



Tarih: M.Ö. 3300 – 1300
Bölge: Pakistan

İndus Vadisi Uygarlığı, günümüz Pakistan ve Batı Hindistan bölgelerini kapsayan oldukça büyük ve tarihin en önemli antik uygarlıklarından biriydi. Kullandıkları dil henüz deşifre edilmediği için bu medeniyet hakkında çok da yeterli bir bilgi sahibi olamıyoruz. Fakat, içlerinde Harappa ve Mohenjo-Daro şehirlerinin de bulunduğu yüzlerce yerleşim yeri inşa ettiklerini ve bu yerleşim birimlerinden her birinin kendi kanalizasyon sistemi olduğunu biliyoruz. Sınıfsız ve ordusuz bir yapıya sahip olan bu uygarlığın astronomi ve tarımda oldukça geliştiğini söyleyebiliriz. Ayrıca bu topluluğun pamuklu kıyafet üretimi yapan ilk medeniyet olduğu biliniyor.



4 bin 500 yıl önce ortadan kaybolan bu uygarlığın varlığı 1920’lerde ilk kalıntılar bulunana dek bilinmiyordu. Yok oluş sebepleri tam olarak bilinmese de Hagar-Hakra nehrinin kuruması ve sıcaklıkların düşmesi gibi çevre koşullarındaki çeşitli değişikliklerin buna neden olduğunu iddia eden birkaç teorinin varlığından söz edebiliriz. Bir diğer teori ise bu topluluğun M.Ö 1500 yılında Aryanlar’ (Not*1) ın işgali sonucunda yeryüzünden silindiğini iddia ediyor
Bu uygarlığın, bulunduğu bölgeyi daha verimli hale getirebilmek amacıyla bazı tarım teknikleri geliştirdiği biliniyor. Çoğunlukla buğday, arpa, bezelye ve pamuk üretimiyle meşgul olan bu topluluğun aynı zamanda kedi, köpek, büyükbaş hayvan ve domuzları evcilleştirdiği de iddia ediliyor. Arkeolojik kazılarda bulunan kalıntıların çoğunluğunu üzerinde insan, hayvan ve tanrıça Şiva figürlerinin bulunduğu mühürler oluşturmaktadır ve bu uygarlığın aynı zamanda Mısır ve Mezopotamya medeniyetleriyle de ilişki içerisinde bulunduğu bilinmektedir. 






Olmec Uygarlığı            




Tarih: M.Ö. 1400
Bölge: Meksika

Bu gelişmiş uygarlığın ilk izleri milattan önce 1400 yılına dayanmaktadır. San Lorenzo şehrinin Olmeklerin en önemli üç merkezinden biri olduğu ileri sürülmektedir, diğer ikisi ise Tenochtitlan ve Potrero Nuevo’dur.
Olmekler mimari açıdan oldukça usta kabul ediliyorlar, devasa taşların kullanıldığı oldukça büyük anıtlar bu iddiayı kanıtlar niteliktedir. Olmekler, Mezoamerika kültürlerinin başlangıcı olarak kabul görüyor. Olmeklerin yazı sistemi geliştiren, pusulayı icat eden ve Mezoamerika takvimini bulan o bölgedeki ilk medeniyet olduğu düşünülüyor.





Bunlar dışında, bu uygarlığın kan alma tekniği geliştirdiği, insan kurban ettikleri ve aynı zamanda sıfır rakamını ilk kez kullandığı biliniyor.
19’uncu yüzyılın ortalarına kadar keşfedilmeyi bekleyen bu uygarlığın sonunu volkanik patlamalar sonucu oluşan iklim değişiklikleri ve zararlı tarımsal faaliyetlerinin getirdiği iddia ediliyor.





Nebati Uygarlığı                          





Tarih: M.Ö.600
Bölge: Ürdün

Nebatiler, bugün Ürdün, Filistin ve kuzey Arabistan’ı kapsayan bölgede M.Ö. altıncı yüzyıldan itibaren gelişmiş bir uygarlıktır.
Sami topluluğu Ürdün Dağı’nı kazarak uygarlığın en nefes kesici eseri olan Petra şehrini inşa etmişlerdir. Aynı zamanda bu uygarlık, hidrolik ve karmaşık yapıdaki kanalizasyon sistemlerindeki yetenekleriyle de biliniyorlar. Bu yeteneklerinin onlara çöl gibi kurak bir bölgede gelişme olanağı sunduğu da tartışılmaz bir gerçek.




Günümüze hiç yazılı kayıt ulaşmadığı için onların kültürleri hakkında ne yazık ki yetersiz bir bilgiye sahibiz. Fakat bu gelişmiş uygarlık, coğrafi konumlarının da etkisiyle değerli metal, demir, çelik, ipek, baharat gibi birçok ürünün ticaret ve ulaşımında aktif bir rol oynamıştır.
O zamanın diğer uygarlıklarından farklı olarak, Nebatilerde kölelik mantalitesi yoktu, şehirdeki herkes bir işin ucundan tutmayı görev bilirlerdi.
Nebatiler, milattan önce 4’üncü yüzyılda Petra’yı terk etmişler; fakat bunun nedenini net olarak henüz hiç kimse bilmiyor. Eldeki bulgular, bu terk ediş süresinin acele olmadığını ve belli bir zaman aldığını göstermek de, bu da bizlere bir çeşit göç hikayesi sunuyor olabilir.


NOT*1     ARYANLAR                     

Aryan, Vedik döneminde Hindistan’ın Aryavarta olarak adlandırılan bölgesine yerleşmiş, antik Hint-Avrupa dil ailesine dahil diller konuşan etnik grubu ve bu bölgeyi tanımlamak için  günümüzde kullanılan bir ifadedir. Bu topluluklar yüzyıllarca bölge toplumları üzerinde aristokratik bir sınıf olarak hüküm sürmüşlerdir. Etnik olarak yakın topluluklardan olan  antik İran halkları, Avesta’da kendilerini tanımlamak için bu etnik tanımı kullandılar. 
Günümüzde İran adının Aryan sözcüğünden türediği ileri sürülür.


Aryan Sanskritçe "asil" veya "onurlu" anlamındaki "Arya" kelimesinden türetilmiş bir sözcüktür. Avesta dilindeki benzeri "Airya"dır ve Eski Pers dilindeki karşılığı "Ariya"dır.      Büyük oranda Proto-Hindu-İranlıların etnik olarak kendilerini tanımlama amacıyla kullanılmak üzere var olmuştur. Avesta, büyük ölçüde Pers, Hint halklarının temel kutsal kitapları ki bu  kitap Zerdüştlüğü anlatan yegane eser niteliğindedir.


19. yüzyılda, Hint-İranlılar, Hint-Avrupa dillerini konuştukları bilinen en eski insanlardı. Aryan olduğunu kabul edilmektedir. Aryan ya da Ari ifadesi Hint-Avrupalılar  yerinde daha çok ırkçı  kesimler tarafından tercih edilen bir anlatımdır. Aryan halkının çoğu; Caynizm, Budizm ve Hinduizm'e mensuptur. "Aryan" kelimesi,önceSanskritçedeki "Arya", ardından da Fransızcadaki " Arienne"den geçti. Sanskritçe ve  öbür Hint dillerini konuşurlar. 
Hindistan ve çevresinde yaşarlar. Orta Asya Hindistan kökenlidir.Ana vatanları Kuzey Pakistan'dır

06 Haziran 2020

330 Yıldır Türk Gibi Yaşıyorlar

İtalya’nın Manzori Dağları’nın eteğindeki tek Türk köyü olan Moena (diğer adıyla La Turchia)’da köylüler, hiç Türkçe bilmedikleri halde 330 yıldır Türk gibi yaşıyor, düğünlerde başlık parası alıyor

MD LAM 009

La Turchia köyünde, her yıl geleneksel olarak Ağustos ayında yapılan ‘La Festa Della Turchia- Türk Günü Festivali’, 2 gün sürüyor.

MD LAN 001

Anlatılanlara göre, 2. Viyana kuşatması sonrası, bir Osmanlı askeri, İtalya’da küçük bir kasabaya sığınıyor. Ölmek üzere olan bu Yeniçeri askeri, köylüler tarafından tedavi ediliyor. İyileşince de, köyden bir kızla evleniyor

MD LAN 002

Kasaba halkının `Il Turco` adını verdiği Osmanlı askeri; o dönem dükalığın halktan istediği haksız vergilere karşı köyü ayaklandırıyor ve koruyor. Kendisini ve Türk adetlerini bu yörenin insanlarına öyle sevdiriyor ki, ölümünden sonra bile, bu Türk gelenekleri yaşatılıyor.

MD LAN 003

Halk arasında kahraman ilan edilen Yeniçeri askerinin büstünün de bulunduğu Moena’ya, halk ‘La Turchia’ adını veriyor



Sokaklarında Türk bayrakları dalgalanan, Türkiye’yi kitaplardan takip eden Moenalılar, her yıl ağustos ayında, ‘Moena Türk Festivali’ni düzenliyorlar

MD LAN 005

MD LAN 008 MD LAN 007 MD LAP 004 MD LAN 009


MD LAP 003

05 Haziran 2020

Estonya

Konum: Doğu Avrupa, Baltik Denizi ve Fin Körfezi kıyısında, Letonya ve Rusya arasında yer almaktadır.
Coğrafi konumu: 59 00 Kuzey enlemi, 26 00 Doğu boylamı
Haritadaki konumu: Avrupa
Yüzölçümü: 45,226 km²
Sınırları: toplam: 633 km
sınır komşuları: Letonya 339 km, Rusya 294 km
Sahil şeridi: 3,794 km
İklimi: Deniz iklimi, ıslak, ılıman kışlar, serin yazlar
Arazi yapısı: bataklıklar, yatık ovalar
Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Baltik Denizi 0 m; en yüksek noktası: Suur Munamagi 318 m
Doğal kaynakları: Bataklık kömürü, fosfor, kehribar, kil, kireçtaşı, işlenebilir topraklar

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %12.05
sürekli ekinler: %0.35
diğer: %87.6 (2005 verileri)
Sulanan arazi: 40 km² (2003 verileri)
Doğal afetler: Su baskınları
Nüfus Bilgileri


Nüfus: 1,299,371 (Temmuz 2009 verileri)
Nüfus artış oranı: %-0.64 (2006 verileri)
Mülteci oranı: -3.2 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini)
Bebek ölüm oranı: 7.73 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini)
Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 72.04 yıl
erkeklerde: 66.58 yıl
kadınlarda: 77.83 yıl (2006 verileri)
Ortalama çocuk sayısı: 1.4 çocuk/1 kadın (2006 tahmini)
HIV/AIDS - hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %1.1 (2001 verileri)
HIV/AIDS - hastalığı olan insan sayısı: 7,800 (2003 verileri)
HIV/AIDS - hastalıklarından ölenlerin sayısı: 200 den az (2003 verileri)
Ulus: Eston
Nüfusun etnik dağılımı: Eston %67.9, Rus %25.6, Ukraynalı %2.1, Beyaz Rus %1.3, Finli %0.9, diğer %2.2 (2002)
Din: Evangelist Lutherciler, Rus Ortodoksları, Eston Ortodoksları, Baptistler, Metodistler, Roma Katolikleri, Museviler
Diller: Estonca (resmi), Rusça, Ukraynaca, İngilizce, Fince, diğer
Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler
toplam nüfusta: %99.8
erkekler: %99.8
kadınlar: %99.8 (2003 verileri)

Yönetimi Ülke adı: Resmi tam adı: Estonya Cumhuriyeti
kısa şekli : Estonya
Yerel tam adı: Eesti Vabariik
yerel kısa şekli: Eesti
eski adı: Estonya Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti
ingilizce: Estonia
Yönetim biçimi: Başkanlık Tipi Cumhuriyet
Başkent: Tallinn
İdari bölümler: 15 bölge: Harjumaa (Tallinn), Hiiumaa (Kardla), Ida-Virumaa (Johvi), Jarvamaa (Paide), Jogevamaa (Jogeva), Laanemaa (Haapsalu), Laane-Virumaa (Rakvere), Parnumaa (Parnu), Polvamaa (Polva), Raplamaa (Rapla), Saaremaa (Kuessaare), Tartumaa (Tartu), Valgamaa (Valga), Viljandimaa (Viljandi), Vorumaa (Voru)
Bağımsızlık günü: 20 Ağustos 1991 (Sovyetler Birliğinden)
Milli bayram: Bağımsızlık günü, 24 Şubat (1918)
Anayasa: 28 Haziran 1992
Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: BIS, CBSS (Baltik Ülkeleri Konseyi), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CE (Avrupa Konseyi), EAPC (Avrupa - Atlantik Ortaklık Konseyi), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), Avrupa Birliği, FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICFTU (Uluslararası Serbest Ticaret Birlikleri Konfederastonu), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IFC (Uluslararası Finansman Kurumu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu), IHO (Uluslararası Hidrografi Örgütü), ILO (Uluslarası Çalışma Örgütü), IMF (Uluslararası Para Fonu), IMO (Uluslararası Denizcilik Örgütü), Interpol (Uluslararası Polis  Teşkilatı), IOC (Uluslararası Olimpiyat Komitesi), IOM (Uluslararası Göçmen Teşkilatı), ISO (Uluslararası Standartlar Örgütü), ITU (Uluslararası Haberleşme Birliği), OPCW (Kimyasal Silahları Yasaklama Organizasyonu), OSCE (Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Örgütü), PFP (Barış için Ortaklık), UN (Birleşmiş Milletler), UNCTAD (Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı), UNESCO (Eğitim-Bilim ve Kültür Örgütü), UNMIBH (BM Bosna Hersek Misyonu), UNMIK (BM Kosova Geçici Yönetimi), UNTSO (BM Mütareke Gözlem Örgütü), UPU (Dünya Posta Birliği), WEU (Batı Avrupa Konseyi), WHO (Dünya Sağlık Örgütü), WIPO (Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı), WMO (Dünya Meteoroloji Örgütü), WTrO (Dünya Ticaret Örgütü)




Ekonomik Göstergeler
GSYİH: Satınalma Gücü paritesi - 26 milyar $ (2006 verileri)
GSYİH - reel büyüme: %9.2 (2006 verileri)
GSYİH - sektörlere göre: tarım: %3.4
endüstri: %28
hizmet: %68.6 (2006)
Enflasyon oranı (tüketici fiyatlarında): %4.4 (2006 verileri)
İş gücü: 673,000 (2006 verileri)
İş gücünün sektörlere göre dağılımı: endüstri %20, tarım %11, hizmet %69 (1999 verileri)
İşsizlik oranı: %5.8 (2006 verileri)
Endüstri: Gemi onarımı, fosfat, elektrikli motorlar, kazı makineleri, çimento, mobilya, giysi, tekstil, kağıt, ayakkabı, giyim kuşam





Endüstrinin büyüme oranı: %8 (2006 verileri)
Elektrik üretimi: 9.29 milyar kWh (2004)
Elektrik tüketimi: 6.846 milyar kWh (2004)
Elektrik ihracatı: 2.141 milyar kWh (2004)
Elektrik ithalatı: 347 milyon kWh (2004)
Tarım ürünleri: Patates, meyve, sebze, et ve süt ürünleri, deniz mahsulleri
İhracat: 9.68 milyar $ (2006)
İhracat ürünleri: Makine ve araç gereç %24, ağaç ürünleri %20, tekstil %17, gıda maddeleri %9, metaller, kimyasallar (2001)
İhracat ortakları: Finlandiya %26.3, İsveç %13.2, Letonya %8.8, Rusya %6.5, Almanya %6.2, Litvanya %4.6 (2005)
İthalat: 12.03 milyar $ (2006)
İthalat ürünleri: Makine ve araç gereç %31, kimyasallar %13, gıda ürünleri %11, metal ürünleri %8, tekstil %8 (2001)
İthalat ortakları: Finlandiya %19.8, Almanya %13.9, Rusya %9.2, İsveç %8.9, Litvanya %6, Letonya %4.7 (2005)

Dış borç tutarı: 13.94 milyar $ (2006 verileri)
Para birimi: Estonya Kroonu (EEK)
Para birimi kodu: EEK
Mali yıl: Takvim yılı





İletişim Bilgileri
Kullanılan telefon hatları: 442,000 (2005)
Telefon kodu: 372
Radyo yayın istasyonları: AM 0, FM 98, kısa dalga 0 (2001)
Radyolar: 1.01 milyon (1997)
Televizyon yayını yapan istasyonlar: 3 (2001)
Televizyonlar: 605,000 (1997)
Internet kısaltması: .ee
Internet servis sağlayıcıları: 28 (2000)
Internet kullanıcıları: 690,000 (2005)




Ulaşım ve Taşımacılık
Demiryolları: 958 km (2005)
Karayolları: 56,856 km (2006)
Su yolları: 500 km (2005)
Boru hatları: Doğal gaz 859 km (2006)
Limanları: Kopli, Kuivastu, Muuga, Tallinn, Virtsu
Hava alanları: 24 (2006 verileri)

Bal Arısı Kolonisi, Görevleri ve Arı Arkları

A- Bal Arısı Kolonisi

Bal arıları, koloni adı verilen topluluklar halinde yaşayan sosyal böceklerdir. Koloni hayatında yardımlaşma ve iş bölüşümü esas olup kolonideki her bireyin kendine özgü görevleri vardır.

Kolonide bireyler arası iletişim, bireyler tarafından vücut dışına salgılanan ve diğer bireylere mesaj veren feromon adı verilen kimyasal maddeler vasıtasıyla gerçekleşir. Bir arı kolonisinde ana arı, işçi arı ve erkek arı olmak üzere üç farklı birey vardır. Ana arı ve işçi arılar dişi bireyler olup döllü yumurtalardan gelişirlerken erkek arılar dölsüz yumurtalardan gelişirler. Arı kolonilerinde kışın sadece dişi bireyler mevcut olup erkek arılar ilkbaharda yeni sezonla birlikte görülürler.

B- Koloni Bireyleri ve Görevleri

1.Ana Arı ve Görevleri

Normal koşullar altında her arı ailesinde sadece bir adet ana arı bulunur. Görevi, yumurtlayarak yeni nesillerin meydana gelmesini ve koloninin sürekliliğini sağlamaktır. Ana arının vücut yapısı ince ve uzun, rengi diğer bireylere göre daha açık ve parlaktır. Özellikle kolonide yavru yetiştirme aktivitesinin yüksek olduğu dönemlerde karın çok uzundur.


image

Koloni bireylerinin genel görünüşü (Soldan sağa; erkek arı, dişi arı, işçi arı)

Ana arı, genellikle kendisini çevreleyen, temizliği ve beslenmesiyle ilgilenen bir grup işçi arı arasında görülür. Yaşamı süresince sadece çiftleşme amacıyla ya da koloninin oğul vermesi durumunda kovan dışına çıkar. Kendi kendine beslenemez. Beslenmesi, bakıcı işçi arıların ağzına arı sütü vermeleri şeklinde olur. Tek görevi yumurtlamaktır. Ana arı işçi arıya göre daha uzun ve daha az çentiği bulunan iğneye sahiptir. Bu nedenle iğnesini batırıp çıkararak defalarca kullanabilir. Ana arı, iğnesini rakip ana arılara karşı kullanır.

Ana arı; ana arı hücresi, ana arı memesi veya ana arı yüksüğü denilen özel bir göz içerisinde gelişir ve gelişme süresi 16 gündür. Hücreden çıktıktan sonra ortalama 1 hafta içinde güneşli, sıcak ve rüzgarsız bir günde ve öğleden sonra çiftleşme uçuşuna çıkarak havada erkek arılarla çiftleşir. Değişik nedenlerden dolayı yeterli sayıda erkek arıyla çiftleşemeyen ana arı daha sonraki günlerde 2-3 defa daha çiftleşme uçuşuna çıkabilir. Çiftleşmesini tamamlayan ana arı kovanına döner ve 2-3 gün sonra yumurtlamaya başlar. Ana arı kovan içi ve kovan dışı şartlara ve kalitesine bağlı olarak günde ortalama 1.500-2.500 adet yumurta yumurtlayabilir.

image

Genç ve kaliteli bir ana arı

Ana arı salgıladığı feromonla işçi arıları etrafına çeker, kolonide birliği ve düzeni sağlar. Feromon kokusunu algılayan işçi arılar kolonideki işleri düzenle yürütürler. Aynı zamanda bu feromonlar işçi arıların yumurtalıklarının gelişmesini ve kolonide yeni bir ana arı yetiştirmelerini önler. Herhangi bir nedenle ana arısız kalan ve ana arı yetiştirme olanağı bulunmayan bir kolonide işçi arılardan bazılarının yumurtalıkları gelişerek yalancı ana arı meydana gelir. Yalancı ana arılar sadece dölsüz yumurta yumurtlayabileceklerinden koloni zamanla erkek arılarla dolar ve söner.

Ana arıların ortalama yaşam süreleri 3-5 yıl olmakla beraber 7 yıla kadar yaşayabilirler. Ancak artan yaş ile birlikte giderek daha az yumurtlarlar ve daha fazla oranda dölsüz yumurta bırakırlar. Bu nedenle teknik arıcılıkta genç, sağlıklı ve verimli ana arılarla çalışmak esas olduğundan kolonilerin ana arıları her 1-2 yılda bir değiştirilmelidir.

2. İşçi Arı ve Görevleri

İşçi arılar, döllenmiş yumurtalardan meydana gelirler. Koloninin gücüne ve mevsime bağlı olarak kolonideki işçi arı sayısı kış aylarında 10.000-20.000 arasında değişirken, ilkbaharda sayıları giderek artar ve yaz aylarında 60.000-80.000 adet olabilir. Kolonilerin gücü, sahip oldukları işçi arı varlığı ile belirlenir. Başta bal üretimi olmak üzere diğer tüm arı ürünleri üretimi, ekonomik olarak ancak güçlü kolonilerle yapılabilir. Güçlü bir koloni için, kolonide genç ve kaliteli bir ana arının bulunması zorunludur.

Normal koşullar altında yumurtlama hariç kolonideki bütün işler olağanüstü bir işbirliği içinde işçi arılar tarafından yapılır. İşçi arıların kolonideki başlıca görevleri; kovan temizliği, arı sütü ve balmumu salgılama, petek örme, yavru bakımı, kovanın havalandırılması, ana arının bakım ve beslenmesi, kovan bekçiliği, kovana nektar, polen, propolis, su taşıma ve balın olgunlaşmasını sağlama gibi görevlerdir.

image image

Polen toplayan işçi arı Polen toplayan işçi arı

Ömürleri kısa olan işçi arılar, ağır bir çalışma temposu ve yıpranma nedeniyle ilkbaharla sonbahar arasındaki dönemde 35-40 gün yaşarken, kışlayan işçi arılar daha uzun süre yaşarlar. Kuluçka süresini tamamlayıp petek gözünden çıkan işçi arıların görevi hemen başlar. Ancak farklı görevler farklı yaşlarda yapılır. İşçi arının yaşı, görevin yerine getirilmesinde belirleyici olan en önemli faktördür. Yaşa göre yapılan ve kovan içi hizmet olarak adlandırılan bu görevler aşağıdaki gibi sıralanabilir. İşçi arı;

* 0-3 günlük yaşta; kendisini ve yavru gözlerini temizler ve yavrulu gözler üzerinde dolaşarak kuluçka sahasında gerekli sıcaklığın oluşmasını sağlar.

* 3-6 günlük yaşta; petek gözlerinden aldığı çiçek tozu ve bal ile hazırladığı karışımla yaşlı larvaları besler.

* 5-15 günlük yaşta; arı sütü salgılayarak genç larvaları besler.

* 12-18 günlük yaşta; balmumu üretip petek örer ayrıca kovan temizliğiyle de uğraşır.

* 18-20 günlük yaşta; kovan uçuş deliğinde ve uçuş tahtası üzerinde nöbet tutarak kovan bekçiliği yapar.

İlk 20 gününü kovan içinde, kovan içi hizmetlerle tamamlayan ve 21 günlük olan işçi arılar artık kovan dışı hizmetler için hazırlardır. Ömürlerinin geri kalan kısmını kovan dışında ve arazide çalışarak kovana nektar, polen, propolis ve su taşırlar. Kovan dışı görevleri yapan bu arılara "tarlacı arılar" denir. Tarlacı arıların kovan dışı hizmetleri aşağıda sıralanmıştır.

a) Polen Toplama

Arılar beslenme ve özellikle yavru büyütmek için mutlaka polene ihtiyaç duyarlar. Polen protein, yağ, vitamin ve mineral madde kaynağıdır. Polen olmadan koloni kuluçka faaliyetini sürdüremez, işçi arılar arı sütü salgılayamaz.

İşçi arı, çiçekleri dolaştıktan sonra vücudu üzerindeki poleni orta bacağındaki tüyler vasıtasıyla arka bacaklarında bulunan polen sepetine aktararak kovana getirir ve petek gözüne bırakır. Kovan içi hizmeti gören genç işçi arılar bu poleni göz içerisine çene ve başı ile yerleştirir ve dili ile de nemlendirirler.

Bir polen yükü olan iki polen kümesini yapabilmek için 50-100 çiçeğin ziyaret edilmesi gerekir. Bir petek gözünün polenle dolması için 1500 yonca çiçeğinin ziyaret edilmesi lazımdır. Polen toplamak için günlük uçuş sayısı ortalama 6-8 olmasına rağmen bu sayı 45'e kadar çıkabilmektedir. İşçi arının arka bacağında taşıdığı bir polen kümesinin ağırlığı 12-25 mg arasında değişmektedir. Koloniye polen getiren arı, polen kaynağının yerini ve kovandan olan uzaklığını petek üzerinde "ARI DANSI" denilen özel bir dans yaparak diğer arılara tarif eder.

b) Nektar Toplama

Arıların bal yapmak üzere çiçeklerden topladıkları şekerli sıvıya nektar (bal özü) denir. Arı, bir çiçekte nektar olup olmadığını diliyle belirler. Ayrıca nektarın kokusunu da algılayarak nektar olup olmadığını anlar. Arı, nektarı bulduğu anda hızla kursağına (bal midesi) çeker, kursağını dolduruncaya kadar çiçekleri dolaşır. Arı, küçük çiçeklerden 1000-1500 çiçek ziyaret ederek kursağını doldururken bazen büyük çiçeklerden 100 ziyaretle kursağını doldurabilmektedir. Nektar taşıyan bir arının günlük sefer sayısı ortalama 8-10'dur. Bu sayı 24'e kadar çıkabilmektedir. Arının bir seferde taşıyabildiği nektar miktarı 30-50 mg'dır. Koloniye nektar getiren arı polen toplamada olduğu gibi petek üzerinde dans ederek nektar kaynağının yerini ve kovandan olan uzaklığını kendisini izleyen diğer arılara tarif eder. Getirdiği nektardan bir miktar kendisini izleyen arılara vererek taşıdığı nektarın şeker konsantrasyonu (yoğunluğu) hakkında bilgi verir. Arılar şeker konsantrasyonu yüksek olan nektarları tercih ederler.

                                          image

Nektar taşıyan arı, kovan içerisine girdiği zaman nektarı kovan içinde görevli arı veya arılara aktarır, onlar da petek gözlerine yerleştirirler. Nektarın bala dönüşümü için hem fiziksel hem de kimyasal değişime ihtiyaç vardır. Fiziksel değişim su oranının azaltılması, kimyasal değişim ise nektarda bulunan sakkarozun enzimlerle glikoz ve früktoza indirgenmesidir.

Nektar toplayan bir işçi arı

c) Propolis Toplama

Propolis toplayan arılar, propolis kaynağını çenesi ile ısırır, ön bacakları yardımıyla koparır ve polen sepetine atarak kovana getirirler. Kovan içerisinde diğer arılar propolisi çekerek küçük parçalar halinde alıp istedikleri yerlere yapıştırırlar. Arılar propolisi, kovan çatlak ve patlaklarının kapatılmasında, kovanın dezenfekte edilmesinde ve kovana giren ve dışarı atılamayan herhangi bir canlının propolisle kapatılarak kokuşmasının önlenmesinde kullanırlar.

d) Su Taşıma

Yaşayan bütün organizmaların suya ihtiyaç duymaları gibi arılar da suya ihtiyaç duyarlar. Arılar suyu, yavru büyütmede, kovan içini serinletmede ve nemlendirmede kullanırlar. Suyu kovana taşıyan arılar, kovan içine geldiklerinde getirdikleri suyu diğer arılara aktarırlar. Sadece bir arıya aktarabileceği gibi 18 arıya kadar dağıttığı da görülmüştür. Su kaynağının yeri, su taşıyan işçi arılarca nasanof feromonu ile işaretlenip diğer arılar tarafından daha kolay bulunması sağlanır.

Su, sıcak ve kurak havalarda polen ve nektar gibi depolanmaktadır. Su depolama işi peteğin üst kısmına, bal mumu ile yapılan küçük bölmelere olur. Su taşıyan arılar 1 günde ortalama olarak 50 sefer yaparlar. Kovana taşınan su miktarı ortalama 25 mg olup 50 mg'a kadar çıkabilir. Dolayısıyla bir arı bir günde 1250 mg su taşıyabilir. Böylece kovana 1 litre suyun taşınabilmesi için 800 arının gün boyunca su taşıması gerekir.

3. Erkek Arı ve Görevleri

Döllenmemiş yumurtalardan gelişen erkek arılar koloninin iri ve tombul bireyleridir. Çevre koşullarına ve koloninin gücüne bağlı olarak kolonilerde Nisan-Mayıs aylarından itibaren erkek arıları görmek mümkündür. En çok oğul mevsiminde görülen erkek arıların boyu, ana arının boyu kadar uzun değildir, fakat işçi arılardan ve ana arıdan daha geniş ve iridir. Erkek arılar çok kısa bir dile sahiptir. Bu nedenle çiçeklerden nektar alamazlar ve iğneleri olmadığı için kendilerini de koruyamazlar.

Kolonideki erkek arı miktarı, sezona ve kolonideki koşullara bağlı olup oğul mevsiminde 500-2.000 arasındadır. Koloniler, ilkbahar ve yaz başlarında erkek arı yetiştirmeye başlarlar. Geç sonbaharda ve kış aylarında normal koşullarda kolonilerde erkek arı bulunmaz. Son derece obur olan erkek arıların başlıca görevi çiftleşme uçuşuna çıkan genç ana arılarla çiftleşmektir. Erkek arı, genç ve çiftleşmemiş ana arıyı havada yakalar ve onunla çiftleşir. Ana arıyla çiftleşen erkek arı çiftleşme organını kaybeder ve ölür. Ortalama yaşam süresi 55-60 gündür.

İşçi arılar, ergin erkek arıları koloniden atmak veya erkek arı yumurta ve larvalarını tahrip etmek suretiyle kovandaki erkek arı sayısını düzenlerler. Erkek arı yumurtalarının ancak % 50-56'sının ergin arı olarak gelişmesine fırsat verilir.

Erkek arılar, genellikle 5-7 günlük olunca uçarlar. Erkek arılarda en yoğun uçuş aktivitesi günün en ılık saatleri olan saat 14-16 arasında olup genellikle sıcaklık 18-20oC'in üzerine çıkmadıkça uçmazlar. Uçuş amacı; çevreyi tanıma, dışkılama veya çiftleşme olabilir. Günde ortalama uçuş sayısı 2-4 olup bu sayı 17'ye kadar çıkabilir. Uçuşa çıkmadıkları zamanlarda kovanda ballı çerçeveler üzerinde dururlar ve beslenirler. Yaz sonu veya sonbahar dönemlerinde işçi arılarca zorla kovandan dışarı atılarak ölüme terk edilirler.

C- Arı Irkları

Arı ırkları; büyüklük, renk, dil uzunluğu, vücudun kıl örtüsü, balmumu bezlerinin şekil ve büyüklüğü, kanat damar yapısı ve kanat büyüklüğü gibi morfolojik özelliklerle birbirlerinden ayrılırlar. Bu güne kadar yapılan taksonomik çalışmalarda dünyada 24 arı ırkı kesin olarak tanımlanmıştır. Bunlardan ancak bazıları ekonomik öneme sahip olup ekolojik şartların elverdiği her yerde yetiştirilirler. Ekonomik değer taşıyan arı ırkları içinde İtalyan, Kafkas ve Karniyol ilk sıralarda yer alırlar.

1. İtalyan Irkı

İtalyan arısı (Apis mellifera ligustica) olarak da adlandırılan bu ırk, ılıman iklim kuşaklarında yetiştirilir. İnce karın ve nispeten uzun bir dile sahiptir. Bu ırkta kıllar sarı renkte olup bu durum erkek arılarda daha belirgindir.

İtalyan ırkı arılar sakin yaradılışlıdırlar. Çoğalma kabiliyetleri fazladır. Yavru büyütme yeteneği fazla olup erken ilkbaharda kuvvetli koloni oluştururlar. Bol nektar toplayarak çok bal yaparlar. Oğul verme meyilleri zayıftır. Obur oldukları için kış mevsiminde fazla bal tüketirler. Kısmen uzun dilleri sayesinde yonca çiçeklerinden kolaylıkla yararlanırlar. Üstün petek örme özelliği İtalyan arısını, arılar arasında en iyi petek ve petekli bal üreten arı haline getirmiştir. Bu olumlu özelliklerine karşın yön tayin etme duyguları zayıftır ve yağmacılığa eğilimlidirler.

2. Karniyol Irkı

Karniyol arısı (Apis mellifera carnica), ince yapılı ve uzun dillidir. Kısa ve sık bir kıl örtüsüne sahiptirler. Gri arılar da denilen Karniyol arısının kitini çok koyu renktedir ve genellikle 2. ve 3. halkalar üzerinde kahverengi noktalar, bazen de kahverengi çizgiler vardır.

En sakin ve uysal arı ırkıdır. Yavru üretme kabiliyetleri çok iyidir. Küçük aileler halinde kışladıklarından yiyecek tüketimleri azdır. Polen miktarı yeterli olduğu sürece yavru büyütme uzun süre devam eder. Sonbaharda ailenin nüfusu süratle azalır. Çok sert iklim şartlarında bile kışlama yetenekleri iyidir. Oğul verme eğilimleri yüksektir. Yön tayin etme ve kovanlarını bulma duyguları kuvvetlidir. Yağmacılığa karşı meyilli değildirler. Çok az propolis kullanırlar ve bu yüzden yavru hastalıklarına karşı çok hassastırlar. Çevre şartları değişikliklerine uyma kabiliyetleri yüksektir.

3. Kafkas Irkı

Kafkas arısı (Apis mellifera caucasica) biçim, büyüklük ve kıl örtüsü bakımından karniyol arısına benzer. Kitin rengi koyudur fakat birinci karın halkası üzerinde kahverengi noktalar görülür. Kafkas ırkı, bilinen arı ırkları içinde en uzun dile sahip olan ırktır.

Uysallıkları ve petek üzerindeki sakinlikleri bu ırkın en tipik özellikleridir. Yavru verimleri yüksektir ve kuvvetli aileler meydana getirirler. Fakat en kuvvetli oldukları devre yaz ortasıdır. Oğul verme meyilleri zayıftır. Propolisi çok kullanırlar. Nosema hastalığına karşı hassasiyetleri dolayısıyla kuzey bölgelerinde kışlama durumları pek iyi değildir. Yağmacılığa meyillidirler. Bal verimleri yüksektir.

4. Yerli Irklar

Anadolu arısı (Apis mellifera anatoliaca) olarak da isimlendirilen bu ırk, Anadolu'nun büyük kısmında yayılış göstermektedir. 1953 yılında ırk düzeyinde sınıflandırılmıştır. Anadolu arısı, İngiltere ve ABD'ne götürülerek bu ülkelerdeki ıslah çalışmalarında kullanılmıştır. Ege formu gibi değişik alt türlerinin olabileceği bildirilmektedir. Anadolu arısı esmer ve küçük yapılı arılardır. Olumsuz kış şartlarına çok dayanıklı olup yavru ve bal üretim kabiliyetleri yüksektir.

Türkiye Şehirleri Türkiye Coğrafyası Dünya Şehirleri Dünya Coğrafyası Ülkeler



  • Blog Yazıları


    Email
    KISA KISA
    X



    Folower Button

    Takipçiler

    Company Info | Contact Us | Privacy policy | Term of use | Widget | Advertise with Us | Site map
    Copyright © 2020. merhancag . All Rights Reserved.

    Bilgi Mesajı

    Duvarı Aşamıyorsan Kapı Aç

    Kıssadan hisse Kısa Kısa'da sizi bekliyor...

    facebook sayfamızı takip edebilirsiniz!