Güzel Bir Hafta Sonu Dileriz

Kısa Kısa'da yeni bir Hikaye

Yolunacak Kaz?..

Sağlıcakla Kalın

×

Loading...
LÜTFEN KULAK VERİN "COVİD" TEHLİKELİDİR

















SON YAZILAR :
Loading...


18 Mayıs 2020

19 Mayıs

ATATÜRK´ÜN 19 MAYIS 1919 ‘DA SAMSUN´A AYAK BASMASI, TÜRK DEVLETİNİN YENİDEN DİRİLİŞİNİ VE DOĞUŞUNU SAĞLAMIŞ, DEVLET YÖNETİMİNDE ÇAĞDAŞLAŞMA YOLUNU AÇMIŞTIR.
0x0-en-guzel-19-mayis-mesajlari-bu-adreste-iste-resimli-19-mayis-genclik-ve-spor-bayrami-kutlama-mesajlari-1495104414591
“Ben 1919 senesi Mayısının 19´unda Samsuna çıktığım gün elimde hiçbir kuvvet yoktu.
Yalnız Büyük Türk Milletinin asaletinden doğan ve benim vicdanımı dolduran yüksek ve manevi bir kuvvet vardı. İşte ben, bu milli kuvvete, bu Türk milletine güvenerek işi başladım.”
Mustafa Kemal ATATÜRK
Bugün 19 Mayıs 1919´da BÜYÜK ÖNDER ATATÜRK´ün tarihi Samsun kentimizde başlattığı Türk Milletinin var olma savaşının 98. Yıldönümünü ATATÜRK´Ü ANMA GENÇLİK VE SPOR BAYRAMI olarak bir kez daha kutlamanın engin mutluluğu ve heyecanı içindeyiz.
19 Mayıs 1919, Türk Ulusunun tarihinde önemli bir yer işgal eder. Bu tarih, yok olmaya mahkum edilmiş ve tarih sahifelerinden silinmek istenilmiş bir milletin yeniden kurtuluşunun başlangıç tarihidir. 19 Mayıs Atatürk içinde çok önemli bir tarihti. Onun içindir ki, doğum tarihi kesin olarak bilinmeyen Atatürk´e doğum günü sorulduğunda, ‘´19 Mayıs neden olmasın ‘´ demiştir. Bu da gösteriyor ki Ulu Önder, Karadeniz´in bu şirin şehri Samsun´a ilk adımı attığı tarihi, Türk Ulusunun yeniden doğuşu gibi kendisinin de doğum günü kabul etmiştir. Samsun´lular bununla haklı olarak iftihar edebilirler.
ATATÜRK KURTULUŞ SAVAŞINA NEZAMAN VE NEREDE KARAR VERMİŞTİ?
 1204542064952 Atatürk Ulusal Kurtuluş mücadelesine 5 Kasım 1918´de Adana´da, Karargahı Konye Ereğli´sinde bulunan 20. Kolordu komutanı General Ali Fuat CEBESOY ile birlikte karar verdiler. Fakat bu kararı milli mücadelenin sonunda, Atatürk´ün 15 Mart 1923 tarihinde eşi ile birlikte Adana´yı ziyaretine kadar milli bir sır olarak sakladılar ve resmen hiçbir zaman açıklamadılar.
            Atatürk 13 Kasım 1918 günü Adana´dan İstanbul´a gelmişti. İstanbul´un durumu çok hazindi. O gün 61 parçadan oluşan dev İtilaf donanması boğazda namlularını son Osmanlı padışahı Vahdettiin´in oturduğu Yıldız Sarayı´na doğru yöneltmiştiler. Mustafa Kemal bu heybetli gemilere nefretle baktı ve dudaklarından şu sözler döküldü. ‘´ Hata ettim. İstanbul´a gelmemeliydim. Ne yapıp yapıp Anadolu´ya dönmenin çaresine bakmalı´´ dedi.
            İşte bu düşünceyle ulusal kurtuluş için  en uygun yer neresi olabilirdi düşünmeye ve araştırmaya başladı.
MUSTAFA KEMAL PAŞA´YA ANADOLU´DA NASIL BİR GÖREV VERİLMİŞTİ?  BU KONUDA KENDİSİ NE DÜŞÜNÜYORDU
1205474253494Mustafa Kemal´in 9. Ordu birlikleri müfettişliğine atandığını bildiren 30 Nisan 1919 tarih ve 67/5 sayılı belgede  Mustafa Kemal´in görevleri şöyle yazılmaktadır.
    Anadolu´da kurulmuş bulunan komitelerin dağıtılması ( Yani, YURDUN SAVUNMASINA YÖNELİK GİRİŞİMLERİN ÖNLENMESİ). Doğu Karadeniz´de ‘´ Rum Çeteleri ´´ ile ‘´ Müslüman Halk ‘´ arasında ortaya çıkan olayların giderilmesi ( Yani RUM ÇETELERİ´NE KARŞI KOYMANIN ÖNLENMESİ).</LI>
Oysa Mustafa Kemal, henüz Samsun yolundayken, Bandırma Vapuru´nda yanındakilere: ‘´Devrimden daha çok şey yapılacaktır. Çünkü Türkiye henüz mevcut değildir. O´nu dünyaya getirmek gerek´´  demektedir. O´nun Anadolu´ya gitme  tutkusunu, Oktay Akbal, ‘´ Atatürk Yaşadı mı?´´ isimli kitabında yazmış, izleyelim:
Mustafa Kemal Paşa, İstanbul´dan ayrılmadan önce her şeyi planlamış, küçük ayrıntılarına kadar her ihtimali hesaplanmıştı. Mustafa Kemal bugünlerini kendi kalemimden şöyle anlatır: ‘´ Bir gün İsmet Beyi Şişli´deki evime davet ettim. Bir zaman hoşbeşten sonra, Şuradan bana bir Türkiye haritası bulup masaya açar mısın? Üzerinde konuşacağım..´´ Açtı ve ne yapacağımı sordu. Mesela dedim. ‘´ Hiçbir sıfat ve selahiyet sahibi olmaksızın Anadolu´ya geçmek ve orada milleti uyandırarak, kurtulma çarelerini aramak  için en müsait  bölge ve beni o bölgeye götürecek en kolay yol hangisi olabilir İsmet?´´ Yüzüme baktı cevap verdi: ‘´Yollar çok, mıntıkalar çok´´ dedi. Mustafa Kemal sakin bir sesle “Samsun nasıl?” diye sorunca İsmet Paşa tekrar haritaya baktı. Ve bir süre inceledikten sonra şu cevabı verdi: “ Evet. En uygun yer orası.” Görüldüğü gibi daha İstanbul´dan çıkmadan günlerce önce Mustafa Kemal ne yapacağını biliyordu. Amacı ulaşacağı yolları, çareleri tasarlamıştı. Kısacası 19 Mayıs 1919 günü Samsun´a ayak basışı rasgele bir şey değildi. Düşünülmüş, incelenmiş, planlanmış bir davranışın birinci adımıydı.´´
Atatürk, kendisine nasıl görev verildiğini Söylev´inden şöyle ifade eder: ‘´ Beni İstanbul´dan sürüp, uzaklaştırmak, isteyenlerin bana bu geniş yetkiyi nasıl verdiklerine şaşabilirsiniz. Hemen söylemeliyim ki, onlar bana bu yetkiyi  bilerek ve anlayarak, vermediler. Yetkiye ilişkin yönergeyi de ben kendim yazdırdım.´´ Ve devam eder: ‘´Ben 1919 senesi Mayıs´ının 19´unda Samsun´a çıktığım gün elimde, maddi hiçbir kuvvet yoktu.Yalnız büyük Türk milleti´nin asaletinden doğan ve benim vicdanımı dolduran, yüksek ve manevi bir kuvvet vardı. İşte ben bu ulusal kuvvete, bu Türk Milleti´ne güvenerek işe başladım.´´
ATATÜRK İSTANBUL´DAN AYRILMADAN ÖNCE PADİŞAH VAHDETTİN´İ ZİYARET ETTİ. BU GÖRÜŞMEYİ MUSTAFA KEMAL PAŞA SÖYLE AÇIKLIYOR:
1206545973582Yıldız Sarayı´nın ufak bir salonunda Vahdettin´le adeta diz dize denecek kadar yakın oturduk. Sağında, dirseğini dayamış olduğu bir masa ve üstünde bir kitap var. Salonun Boğaziçi´ne doğru açılan penceresinden gördüğümüz manzara şu. Birbirine paralel hatlar üzerine düşman zırhlıları!. görülüyor. Bordalarındaki toplar sanki Yıldız Sarayı´na doğrulmuş! Manzarayı görmek için oturduğumuz yerlerden  başlarımızı sağa sola çevirmek  kafi idi. Vahdettin hiç unutmayacağım şu sözlerle konuşmaya başladı: ‘´ Paşa, Paşa şimdiye kadar devlete çok hizmet ettin, bunların hepsi artık bu kitaba girmiştir ( Elini demin bahsettiğim kitabın üstüne bastı ve ilave etti) tarihe geçmiştir.´´ O zaman bunun bir tarih kitabı olduğunu anladım. Dikkatle ve sükûnla dinliyordum: ‘´ Bunları unutun, dedi, asıl şimdi yapacağın hizmet hepsinden mühim olabilir. Paşa Paşa, devleti kurtarabilirsin”! Bu son sözlerinden hayrete düştüm. Acaba Vahdettin benimle samimi mi konuşuyor? O Vahdettin ki ecnebi hükümetlerin yüzüncü derece aletleriyle temas arayarak, devletini ve saltanatını kurtarmaya çalışıyordu. Bütün yaptıklarından pişman mı idi?  Aldatıldığını mı anlamıştı? Fakat böyle bir tahminle başka bahislere girişmeyi tehlikeli addettim. Kendisine basit cevaplar verdim: ‘´Hakkımdaki teveccüh ve itimada arz-ı teşekkür ederim. Elimden gelen hizmette kusur etmeyeceğime emniyet buyurunuz.´´ Söylerken, kafamdaki muammayı da halletmeye uğraşıyordum. Çok iyi anladığım, veliahtlığında, padişahlıgında, bütün his ve fikirlerini, temayüllerini tanıdığım adamdan nasıl yüksek ve asil bir hareket bekleyebilirdim? Memleketi kurtarmak lazımdır, istersem bunu yapabilirmişim. Nasıl? Hemen hüküm verdim: Vahdettin demek istiyordu ki hiçbir kuvvetimiz yoktur. Tek mesnedimiz İstanbul´a hakim olanların siyasetine uymaktır. Benim memuriyetim, onların şikayet ettikleri meseleleri halletmektir. Eğer onları memnun edebilirsem memleketi ve halkı bu siyasetin doğru olduğuna inandırabilirsem ve bu siyasete karşı gelen Türkleri uslandırırsam, Vahdettin´in arzularını yerine getirmiş olacaktım. ‘´Merak buyurmayın efendimiz; dedim, nokta-i nazar-ı şahanenizi anladım.  İrade-i seniyeniz olursa hemen hareket edeceğim ve bana emir buyurduklarınızı bir an unutmayacağım.´´ ‘´Muvaffak ol´´ hitab-ı şahanesine mazhar olduktan sonra, huzurundan çıktım. Naci paşa, padişahın yaveri; fakat benim hocam, derhal benimle buluştu. Elinde ufak muhafaza içinde bir şey tutuyordu. ‘´ Zat-ı şahanenin ufak bir hatırası´´ dedi. Kapağının üzerine Vahdettin´in imzası ile işlenmiş bir saatti. ‘´Peki, teşekkür ederim´´ dedim.
‘´HAKKINI HELAL ET ANNE!..”
1208542225971Yıl 1919 Mayıs´ın 15 inci günü öğleden sonra, Mustafa Kemal Paşa Şişli´deki evinde ziyaretine gelen arkadaşlarını uğurlarken onlara şöyle diyordu.:
            ‘´Bu geceyi annem ve kız kardeşimle geçireceğim. Size veda ziyaretine gelemeyeceğim için kusura bakmayın. Şimdi sizlere veda etmiş olayım.´´
            Mustafa Kemal Paşa konuklarını uğurladıktan sonra evin üçüncü katına çıkarak kız kardeşi Makbule hanım´a şöyle dedi.
            ‘´ Makbule bu akşam eve kimse gelmeyecek. Ben, annemin odasında yemek yemek istiyorum. Onun karyolasının karşısında bana bir yer sofrası hazırlattır. Yarın Anadolu´ya gideceğim. Hayat bu; belki ölürüm. Gelemem. Sizlere söyleyeceklerim var.´´
            Sofra hazırdı. Mustafa Kemal Paşa annesinin odasına girince elini öptü. Anne ve kız kardeşinin hatırlarını sordu.Yer sofrasında annesinin yattığı yatağın karşısına gelen yerdeki minderlere bağdaş kurarak oturdu.
            Mustafa Kemal Paşa´nın yemeğe iştahsız olduğu anlaşılıyordu. Zorla çiğnediği lokmaların arkasını keserek elindeki çatalı bıraktı. Çok heyecanlı olarak söze başladı.
            ‘´ Anne, ben yarın Anadoluya gidiyorum. Buralarda neler olacağı belli değil. Selanik nasıl elden gittiyse buralarda öyle olabilir.  Ben kurtarmaya çalışacağım. Ne elimden gelirse onu yapacağım.  Fakat bu işte tehlike çoktur.  Bu işi başarabilmem için, iç dirliği ile çalışmam gerek, beni kaygı ve tasada bırakmayın. Giderken gözüm arkada kalmasın. Yurt için  çalışırken sizden yana bir üzüntüye düşmek istemem. Hesapta ölmek, gidip gelmemek vardır. BANA HAKKINI HELAL ET … Sen de bunları iyi dinle Makbuş, işler fenaya dönerse sakın buradan ayrılmayın. Bütün paranızı sarfediniz. Bir kerre daha söylüyorum . Ne olursa olsun yola çıkmayacaksınız. Başaramazsam zaten sizi öldürürler. O zaman elbet bende ölmüş olurum..´´
            Mustafa Kemal Paşa´nın bu sözleri anne ve kızkardeşini pek duygulandırdı. Büyük Türk Anası Zübeyde hanım, çok sevdiği biricik oğlunun bu sözlerinin etkisinden bir yürek çarpıntısı ile sarsılmaya başladı.
            Epeyce sonra kendine gelen Zübeyde hanım´a Mustafa Kemal Paşa heyecan içinde söylediği sözlerin yaptığı etkiyi gidermek için, ‘´ Anne üzülme ben size en kötü ihtimali anlattım. Bu işi başarmak ihtimalide kuvvetlidir. Tekrar buraya dönerim. Sizi yanıma alırım, üzülme,,,´´ diye annesini yatıştırmaya çalışıyordu.
            Zübeyde Hanım kendine gelip rahatlamaya başladığında, biricik oğlunun başarılı olması için  Tanrı´ya yakarmaya başladı. Bu gece, kimsenin aklına uyku gelmiyordu. Ailecek sabaha kadar konuşuldu dertleşildi.
KURTULUŞ SAVAŞININ EN ÖNEMLİ AYAĞI SAMSUN´A ÇIKIŞ
bandirma
15 Mayıs 1919 günüydü.
            İstanbul´da Kız Kulesi açığında demirli bulunan ve hareketinden önce muayene edilmek üzere işgal kuvvetleri tarafından tevkif olunan Bandırma Vapuruna motorla gelen birisi, kaptana, olunca süratiyle hemen hareket emri verdi:
            ‘´Karadeniz´e!´´
            Bu emri veren, ondan üç yıl üç ay sonra da ordularının bütün kükreyişiyle hücum kumandası verecekti:
            ‘´Akdeniz´e!´´
            Bir kahraman, Karadeniz´den Akdeniz´e yeni bir tarih yazıyordu.
            Bandırma Vapuru, Karadeniz´in çılgın ve heybetli dalgalarıyla göğüs göğse gelmişti. Fakat hangi güç, hangi çılgın ve azgın dalga, bu vapurdaki güçle karşılaşabilir ve o gücü durdurabilirdi?
            Bandırma Vapurundaki kahraman ruhunda sınırsız vatan sevgisi ve millet aşkı yanardağ gibiydi. Denizleri bile kurutacak bir yanardağ!..
            Deniz yol verdi ve kahramanı taşıyan Bandırma Vapuru Samsun´a ulaştı.
            Son yüzyıl Türkleri için yeni bir Ergenekon´un kapısı açılmıştı ve yeni bir devrin tarih başına gelinmişti.
            Samsun´da destanın ilk sayfası yazılacaktı. Güneş her sabah ufuktan Türk Bayrağı ve şehit kanı kırmızılığıyla doğarken, bu onur ve kahramanlık destanından ikinci bir sayfa daha çıkıyordu. Karadeniz´deki kapıda kara baht ile mücadeleye girişen ulusal kahraman, Akdeniz´deki kapıda milletine ak bahtı müjdeleyecekti.
            Karadeniz yolculuğu tatsız, hatta endişeli geçer. Bandırma isminde hantal, döküntü bir vapur, Mustafa Kemal´le karargah heyetini yola çıkarır.  Vapurun son sürati 7 Mildir! Makinalar laçkadır. Deniz ise çok fırtınalıdır. Vapurun hareketinden önce Rauf bey Mustafa Kemal´e gizlice, yola çıkmamasını ve vapurun yolda işgal kuvvetlerine mensup bir torpito tarafından takip edileceğini, çevrileceğini haber verir. Ama Mustafa Kemal´in kaptana emri şudur:- Derhal ve bütün süratinle Denize açıl…
            -Sahile yakın bir rota çiz ve hep buna göre vapuru yürüt.
            Tehlike görünür görünmez vapuru karaya oturtması ve kendilerini kıyıya çıkartması lazımdır. Fakat 27 yıllık kaptan ve babacan bir insan olan İsmail Hakkı Durusu´nun önemsiz bir kusuru, köhne Bandırma Vapurunun da küçük bir eksiği vardır: Kaptan bu suları tanımaz, vapurun da puslası bozuktur!
            Yolculuğun daha ilk saatinde paşadan başka bütün yolcuları deniz tutar. Herkes kamarasına çekilir. Mustafa Kemal´e gelince, o bir köşeye oturmuş, bir bölmeye yaslanmıştır.Düşüncelidir ve gözleri daima ufuklardadır. Geminin rotasını tayin işi de fiilen ona kalmış gibidir. Kaptan sadece söyleneni yapar. Kaptan İsmail Hakkı Durusu, bu yolculuğa ait hatıralarını kendi hoş kelimeleriyle şöyle anlatır:
            “Paşa bir köşeye dayanmış, oturmakta ve metanet-i kalbiyelerinin esası olarak bilafitur ve daimi bir tefekkür içinde bulunmakta idiler.”
            Nihayet İnebolu geçilir. Sonra Sinop limanına varılır. Bu vapur, bu sürat ve tehlike ihtimalleri karşısında, Sinop´tan öteye kara yolundan gitmek çaresi araştırılır. Fakat Sinop´tan alınan cevap şudur:
            -‘´Ne yol var nede vasıta´´
            O zaman kararı şu olur:
            -‘´ Çocuklar daha bir gecelik tehlike var. Onuda atlatabiliriz…´´
            Vapura dönülür. Yola çıkılır. Gece sıkıntılı geçer. Ertesi gün şafak sökerken Bandırma Vapuru Samsun´a varmıştır.
            Mustafa Kemal bu varışı, büyük nutkunda şöyle anlatır.
            -‘´1335 (1919) Senesi mayısının 19´uncu günü Samsun´a çıktım.´´ “Ben Samsunu ve Samsun halkını gördüğüm zaman, Memlekete  ve Millete ait bütün tasavurlarımın yerine getirilebilir olduğuna bir defa da inandım.”
ATATÜRK´LE İLGİLİ BİR ANI
            Samsun´a çıktığı zaman üstü başı yırtık, papuçları patlak, silahsız bir nefer gördü.Yüzünün rengi bakıra dönmüş olan bu asker, ağlıyordu.Atatürk:
            -‘´Asker ağlamaz arkadaş, sen ne ağlıyorsun?´´
            Nefer irkildi, başını kaldırdı. Bu sesi tanıyordu ve bu çehre ona hiç de yabancı değildi.
Hemen doğruldu, Anafartalar´daki Kumandanını çelik yay gibi selamladı. O sualini tekrar etti:
            -‘´Söyle ne ağlıyorsun´´
            İç Anadolu´nun yürekli çocuğu içini çekti.
            -Düşman memleketi bastı, hükümet beni terhis ediyor. Silahımızı elimizden aldılar.
Toprağıma giren düşmanı şimdi ben ne ile öldüreceğim?
            Büyük Kumandan:
            -‘´Üzülme çocuğum, gel benimle´´ dedi ve Samsun deposundan nefere silah verdirdi.
Atatürk´ün yanına katılan  ilk bahtlı Mehmetçik budur.
ATATÜRK SAMSUN´A ÇIKTIKTAN SONRA ÜLKENİN HAZİN DURUMUNU ŞÖYLE DEĞERLENDİRİYOR
            Mustafa Kemal Paşa, o günleri Söylev´inde şöyle anlatıyor. ‘´ 1919 yılı Mayıs´ının 19´uncu Günü Samsun´a çıktım. Genel durum ve görünüş: Osmanlı devletinin içinde yer aldığı topluluk, savaşta yenilmiş, koşulları ağır bir ateşkes anlaşması imzalanmış, Padişah ve halife olan Vahdettin, yalnız kendini koruyabileceğini umduğu önlemleri araştırmakta. Ordunun elinden silahları ve cephanesi alınmış, İtilaf Donanmaları ve Askerleri İstanbul´da, Adana ili, Fransızlar, Urfa, Maraş, Antep İngilizlerce işgal edilmiş. Antalya ve Konya´da İtalyan birlikleri Merzifon ve Samsun´da İngiliz askerleri bulunuyor. Yunan ordusu İzmir´e çıkarılıyor. Türk Milleti yorgun ve yoksul düşmüş. Saltanat ve hilafet makamını temsil eden Vahdettin efendi. Kendisini koruyacak her türlü çözüme razı, padişah ve cevresine, işgallere karşı gelinmemesi için fetvalar verilmekte.´´
SAMSUNA ÇIKTIKTAN SONRA ULUSAL KURTULUŞ İÇİN MUSTAFA KEMEL PAŞA NASIL BİR STRATEJİ TESPİT ETTİ VE UYGULAD
            Tarih 19 Mayıs 1919´dur, Mustafa Kemal, genç bir generaldir. Kendisi dahil 19 arkadaşı ile Samsun´a çıkmıştır. Görev emrinde, Karadenizde ve anadolu´da çıkmış olan karışıklıkları düzeltmesi istenmektedir. Ancak, Mustafa Kemal, Samsun´dan ‘´ Anadolu İhtilalini´´ ve ‘´ Kurtuluş Savaşı´´ nı başlatmakta kararlıdır. “Özgürlük ve Eğemenlik benim karakterimdir. Türk Milleti Esir yaşamaktansa  ölse daha iyidir. Ya İstiklal ya ölüm” parolası ile bu kutsal mücadeleye başlayan Ulu Önder Atatürk Ulusal Kurtuluş Stratejisini başarılı bir şekilde şöyle uyguladı.
            Samsun´dan Sadrazam´a Çektiği ilk telgrafta İzmir´in İşgaline ve diğer eylemleriyle padişah idaresine tepkisini koymuştur. ‘´Ne Millet´, ne ‘Ordu´ varlığına karşı yapılan bu haksız saldırıyı içine sindirip kabul etmeyecektir.´´
            29 Mayıs 1919, Havza´dan yayınlandığı ilk genelgede: ‘´ Milli bağımsızlığın kurtarılması, ancak milletin yek vücut olarak yapacağı savunma ile kabil olacaktır´´.
            22 Haziran 1919 Amasya genelgesi´nde: ‘´Vatanın bütünlüğü, milletin bağımsızlığı tehlikededir. Milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.´´
            8 Temmuz  1919, M.Kemal´in askerlikten istifa edip ‘´Milletin bir ferdi olarak.´´ Mücadeleye devam edeceğini ilan etmesi,
            23 Temmuz – 7 Ağustos 1919, Erzurum kongresi: ‘´ Milli sınırlar içinde bulunan yurt parçaları birbirinden ayrılmaz bir bütündür.Milli gücü etken ve milli iradeyi egemen kılmak esas ilkedir.´´
            4-11 Eylül 1919, Sivas Kongresi: ‘´Manda ve yabancı himayesi kabul edilemez.´´
        23 Nisan 1920 Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılması “Hakimiyet kayıtsız şartsız Milletindir”diyen bu yüce Meclis, 19 Mayıs 1919 da Atatürk´ün önderliğinde başlayan ve 26-30 Ağustos 1922 de Baş Komutanlık Meydan Muharebesi zeferini mütakip 9 Eylül 1922´de İzmir´de düşmanın denize dökülmesi ile sona eren Ulusal Kurtuluş Savaşını yönetmiş ve 29 Ekim 1923 de Çağdaş Cumhuriyeti kurmuştur.
YENİ YETİŞEN ASİL TÜRK GENÇLİĞİ
1212239573782Büyük Atatürk sana hitabında, eşsiz bir ileri görüşle görevini belirtmiş, seni, karşılaşacağın tehdit ve tehlikelere karşı uyarmıştır, dahili ve harici düşmanların olabileceğini sana hatırlatmıştır. Hamdolsun ki büyük bir çoğunluğunuz  genç Cumhuriyetimizin varlığına kasdeden bu düşmanların oyununa gelmediniz. Aldatılan, ayartılan, ihanet içine itilen gafiller birer birer yakalandıkça, tertemiz Atatürk´çü gücün, yüce vasıfları gözler önüne serilmektedir.
            Yüreği Vatan ve Ulus Sevgisi ile Dolu, Müşfik, Dürüst Türk Genci;
            -‘´İzleyeceğin tek yol, Atatürk´ün açtığı yoldur.´´
            -‘´Bu yol akıl, mantık ve dinamizm yoludur.´´
            -‘´Bu yolda insanlık, bağımsızlık, hürriyet eşitlik, çağdaşlık ve aydınlık vardır.
            -‘´Kendini bu yolda hizmete ada.´´
            -‘´Bir kısım fikir babaları Atatürk´e sahip çıkarak bu yolu sana başka türlü göstermeye çalışacaklardır. Onlara inanma, doğru yolu iz´anınla kendin bul.
            Türkiye Cumhuriyetinin kararlı, azimli ve muktedir koruyucusu olarak kendini çağdaş bilimlerin en ileri seviyesinde bilgilerle teçhiz etmek  birinci amacın olmalıdır. Birinci görevin Cumhuriyetimizi birlik ve beraberlik içinde, bir vücut olarak her türlü saldırıya karşı korumaya her an hazır bulunmaktır. Diğer bir görevin ülkemizi mamur kılmak, ulusumuzu çağdaş medeniyet seviyesine her alanda yükseltmek için senden beklenen görevlere hazır bulunmaktır. Atalarımızdan sana miras kalan üstün niteliklerle daha güçlü karakter yapının gereği, ilken, sağlam bir fikri ve bedeni yapı içinde elele bu görevlerin öngördüğü hedeflere yürümek olmalıdır.
SONUÇ OLARAK:
AZİZ YURTTAŞLARIM, SEVGİLİ GENÇLER!
1214030200713         Türk Ulusunun yeniden dirilişi, özgürce yaşama savaşının başlatılması için, yurdu kurtarmak ve  yeni bir devlet kurmak kararıyla Ata´nın ilk adımını attığı Samsun´un tarihsel önemi büyüktür.
            İleriyi görmek ve ileriye dönük kararlar vermek Atatürk´ün büyük yeteneklerinden biriydi. 19 Mayıs 1919´da bu kararlar doğrultusunda Samsun´a çıkarken, çok iyi tanıdığı Türk Ulusuna güveniyordu. Bu güveniş tamdı ve karşılıklıydı. Bu güveniş İnönü, Dumlupınar, Başkumandanlık savaşlarında da vardı; bu gün de vardır ve var olacaktır.
            Ulusal birlik ve bağımsızlık kavramları ile en belirgin bir şekilde özdeşlenen tarih kuşkusuz 19 Mayıs 1919´dur. Ulus olma bilinci ve bağımsızlık  özlemi ulusal gündemin başında yeniden o gün yer almıştır.
            Bu tarih, batışı olmayan bir güneşin Bandırma Vapurundan Samsun ufuklarına doğduğu; paylaşılmak, ezilmek ve yok edilmek istenen bir ulusun istiklal aşkının, tüm mazlum uluslara örnek olacak şekilde tarih sahnesine çıktığı gündür. Bu tarihi takiben Ulusal Kurtuluş´un Önderi Mayıs´ın 25´nci günü öğleden sonra yavuklusunu arayan bir sevdalı gibi, hurda bir otomobille dağ yollarına düşmüş  ve Anadolu boşluklarına doğru sarsıla sarsıla yola koyulmuştu. Artık yüce dağlar misali engeller, yokluklar, nifaklar, nankörlükler, isyanlar, sapık düşünceler, bozguncu davranışlar, dış düşmanla adeta işbirliği yaparak yığılacak ve fakat genci ve yaşlısıyla, kadını ve erkeği ile, doğusu ve batısı ile  bu düşmanlara karşı  bütünleşen ulusumuz, güzel yurdu düşmandan ayıklayıp, bağımsızlığına kavuşacaktır.
            Bu şerefli tarihin satırbaşında  yer almak Samsun ve Samsun´lu için en büyük bahtiyarlıktır. İnanıyorum ki Samsun halkı buna eş bir sorumluluk bilinci içinde, Ülkemizin yeniden başlatılan eğitim seferberliğinde ve kalkınma savaşında da onurlu yerini alacaktır.
            Ulusça bilmeliyiz ki, Milletimizin kurtuluşu ve çağdaş uygarlık düzeyine ulaşması Ulu Önder Atatürk´ü iyi anlamakta, O´nun yolundan gitmekle, ilke ve devrimlerini kendimize tek rehber yapmakla mümkündür. İnanıyor ve güveniyoruz ki; en karanlık günleri zaferle kapamayı bilen Türk milleti, kendi yakın tarihinin satırbaşının teşkil eden bu büyük heyecanı  kutlarken, onda hal ve istikbalinin istediği kuvvet ve gayretin bitip tükenmez kaynağını bulmuş olacaktır.
            ÇÜNKÜ: Bu mutlu gün, esir edilmek istenen bir milletin, ya istiklal ya ölüm nidalarıyla bütünleşerek en olumsuz koşullarda düşmanı kalbinden vurduğu gündür…
            ÇÜNKÜ: Bu mutlu gün, zalimlerin zorla kabul ettirdikleri esaret anlaşması Sevr´in yırtılıp, düşmanın suratına çarpıldığı gündür.
            ÇÜNKÜ: Bu mutlu gün, aydınlık geleceklerin Bandırma Vapurunda altın temellerinin atıldığı gündür…
            VE ÇÜNKÜ: Bu mutlu gün, Türk milletinin kendisini kendi azim ve iradesiyle kurtarmak yolunda Ata´sının önderliğinde şahlandığı gündür. Kutlu ve mutlu olsun!
            Bu mutlu ve gurur dolu günleri bizlere armağan eden, bizlere özgürlük ve egemenliğimizi bağışlayan, ay yıldızlı bayrağımıza kavuşturan Ulu Önder Atatürk ve silah arkadaşları ile kahraman Şehit ve Gazilerimizin manevi huzurunda saygı ve hürmetle eğiliyoruz. Ruhları şad olsun.
Kaynak
Yeni Adana
Yazarlar » Ali MARALCAN- EMEKLİ KURMAY ALBAY
KAYNAKÇA
SAMSUN VALİLİĞİNİN 19 MAYIS 1981.1 VE 29 EKİM 1981.2 TARİHLİ DERGİLERİ TEK ADAM C.1 ve 2 – ŞEVKET SÜREYYA AYDEMİR ÇANKAYA – FALİH RIFKI ATAY KILIÇ ALİ´NİN ANILARI – DERLEYEN HULUSİ TURGUT ATATÜRK´ÜN BAĞIMSIZLIK SAVAŞI NASIL BAŞLADI – REFİK NEJDET AKTAŞ İHANET BASINI – AYDIN KELEŞOĞLU NUTUK – MUSTAFA KEMAL ATATÜRK .28 ŞUBAT VE DEMOKIRASİ-PROF.DR.EMRE KONGAR YAKIN TARİHİMİZ CİLT 1 VE 2 E.N.GÜRALP ATATÜRK YAŞADI MI? OKTAY AKBAL

Artvin



Tarih Öncesi Çağlarda Artvin ve Çevresi
Göçebe yaşam tarzını benimseyen biz Türklerin ataları yazılı edebiyat yerine sözlü edebiyat geliştirdikleri için, günümüzde Artvin’in tarih öncesi dönemlerine ait bilgileri İran ve Bizans kaynakları yada Erzurum ya da Kars’a dair günümüz
araştırmacılarının eserlerinden öğrenebilmekteyiz.
Artvin ve çevresi oldukça köklü ve zengin uygarlıkların yaşadığı bir bölgedir. Toprak yapısının elverişsiz olması ve bilim merkezlerinden
uzaklığı nedeni ile planlı ve bilimsel tarzda arkeolojik çalışmalar yapılamamıştır. Buna rağmen Prof Dr. İbrahim KÖKTEN’in Kars civarında ve Çıldır Gölünün karşısına yaptığı kazılarda dolmen ve menhir kalıntıları bulunmuştur. KÖKTEN 1965’te Kars’ın güneyinde ve Aras nehrinin kuzey kesimindeki Ala Dağın doğu eteğinde Camışlı Köyünün sınırındaki kayalıklarda geyik avcılığı ile ilgili duvar resimleri bulunmuştur.
1933 ve 1955 yıllarında Yusufeli ve Şavşat yörelerinde halkın bulduğu bakır baltaların MÖ 3000-
4000 yıllarına ait olduğu sanılmaktadır.Aynı yörede bulunan tunç baltaların 3000-2000 yıllarına ait oldukları bilinmektedir.
Artvin ve çevresi tarih öncesi devirleri cilalı taş devrinden başlayarak bakır-tunç demir devri olarak sırası ile yaşamıştır. MÖ 10 bin ile 8 bin yıllarından kalma cilalı taş çağına ait insan izleri Artvin’de de bu çağlarda insanların yaşamış olduğu izlenimini vermektedir. Bulunan madeni eşyalar ise tarih öncesi devirlerin sırası ile yaşandığını belgelemektedir.

Artvin’de İlk Devletler ve İstilalar
Artvin’e egemen ilk Kavim Türklerin ataları olarak kabul gören Hurrilerdir. MÖ 2000 tarihinden başlayarak Huriler Artvin ve çevresinde site devletleri kurmuşlardır. Hitit kralı II. Murşit MÖ 1360’ten itibaren 20 yıl sürdüğü seferler ile Artvin’i ele geçirmiştir.
Hurrilerin soyundan gelen Urartular, başkenti Van olan, geliri tarım-hayvancılık-ticarete dayalı doğru Anadolu merkezli bir devlet kurmuşlardır. Kuzey sınırlarını Artvin’e kadar genişlettiler. Ancak doğudan büyük göçlerle gelen İskitlerin baskısına dayanamadılar ve yıkıldılar. Artvin bu kez Kafkasya merkezli İskit devletinin batı sınırında yer aldı.
Eski Yunan tarihçisi Heredot’un İskit diye nitelendirdiği bu devlet çağının öncüsüydü. Tekerleği icat eden, atı evcilleştiren, tarihte ilk beyin ameliyatını gerçekleştiren İskitler, Artvin’i ele geçirerek bu
alanı askeri üs olarak kullanmaya başlamışlardır.
İskitler sonrası Arsaklar adı verilen sülale Artvin’e egemen oldu. Şamanist dini öğretiye inanan bu sülale MS 350’li yıllarda Bizans etkisinde kalarak İsevi dini kabul ettiler. Daha sonra da Bizans’ın tahakkümü altına girdiler. 575 yılında İran Kralı I. Darivs Bizans’a saldırınca bundan istifade eden Hazar Türküleri (11) Çoruh boylarına egemen oldular.
Hz.Osman döneminde İslam orduları kumandana Mesleme Oğlu Habib Bizans’ı yenerek Şavşat-Ardanuç-Artvin’i ele geçirdi. Hazar denizine ilerlemek istese de Musevi yeti kabul eden Hazarlar tarafından durduruldular. Emeviler döneminde Hazarlar ile birleşen Artvin halkı İslam ordularına karşı direndi. 786’da Abbasi Halifesi Harun Reşit Çoruh bölgesini başkenti
Bağdat’a bağladı.
853-1023 Artvin Bagratlar ve Sac adlı Abbasilere bağlı iki beylik kuruldu. Sac emirliği yıkılınca Artvin tekrar Bizans’ın eline geçti. Bu esnada İran Merkezli kurulan Selçuklu Devletinin reisi Tuğrul Bey Anadolu nun keşfi için 1018’de kardeşi Çağrı Bey’i batıya gönderdi. 1040 Dandanakan
Savaşında Gaznelileri yenip devlet statüsüne çıkan Selçuklular 1048 Pasinler savaşı ile Artvin sınırına kadar geldiler.
Alparslan 1064’te Gürcistan seferine çıkarak Çoruh boylarını ele geçirir. Alparslan’ın ölümü üzerine Bizans’tan yardım alan Gürcü Kralı Gorgi Artvin’i tekrar ele geçirdi. Fakat 1081’de Melikşah’a yenilince Melikşah’ın desteği ile Çoruh’uda içine alan Erzurum-Bayburt –Kars merkezli Saltukoğlu beyliği kuruldu. Türk nüfusunun Artvin’e yayılması hızlandır.
Büyük Selçuklu Devletinin yıkılışı sonrası Artvin Azerbaycan merkezli İldeniz oğlu Atabeyliğine bağlandı. 1263’te Kubilay Artvin’i ele geçirerek bu yöreyi İlhanlı topraklarına kattı. 1265’te Kıpçak Türkü olan Sark is bu yörede Çıldır Atabeyliğini kurdu.
1458-1463-1466 yılları arasında Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan Çoruh boylarına üç sefer düzenlese de Osmanlı hükümdarı II. Mehmed’e Oltukbeli savaşında yenilince zayıflama süresince girerek Safevilerin 1502’de eline geçmiştir
.

Osmanlı Serhat Şehri Artvin
Artvin İlinin Osmanlı yönetimine geçtiği evrelere ait belgeler yeterli değildir. Bununla beraber II. Mehmed’in Trabzon Rum Devletini yıkarak Karadeniz bölgesinin sahil kıyısını Artvin İlinin kıyı kesiminden itibaren ele geçirdiği bilinmektedir. Bu esnada Artvin-Yusufeli-Ardanuç-Borçka Çıldır Atabeyliğinin elinde bulunuyordu.
I. Selim Trabzon valisiyken Gürcistan’a yaptığı seferde Batum’un güneybatısında bulunan Güney Kalesini ele geçirmiştir. Bu kalenin adı ile sancak kuran I. Selim sancağa Borçka-Hopa ve Artvin’i bağlamıştır. Çaldıran seferinden 20 yıl sonra Erzurum Beylerbeyi Mehmed Han Yusufeli civarına akınlar yapmıştı. Ardanuç Atabeyi II. Keykavus ayaklanınca I. Selim’in oğlu padişah I.Süleyman ikinci veziri Kara Ahmet Paşayı isyanı bastırmakla görevlendirmiştir. Kara Ahmet Paşanın İkinci seferi ile Pert-Eğekte adlı ilk Livane Sancağı kuruldu. 1549-51 yılları arasında Şavşat-Yusufeli arasındaki Ardanuç bölgesi iki yıl kadar II. Keyka
vus’un elinde kaldı. 13 Haziran 1551 günü Ardanuç Kalesini de fetheden Erzurum Beylerbeyi İskender Paşa bu bölgeyi de Osmanlı ülkesine kattı. II. Keykavus kaçarak İran’a sığındı.
1627’de Osmanlı topraklarına katılan Acaristan’ın önemli bir merkezi olan Batum şehri ise III. Ahmed dönemi vezirlerinden Hasan Paşa tarafından 1703’te kurulmuştur.
Artvin ve çevresi Çıldır eyaleti ile birlikte yaklaşık 250 yıl Osmanlı Devletinin egemenliğinde kalmıştır. 1828 Osmanlı Rus savaşı ve savaş sonucu imzalanan Edirne Anlaşması ile Ahıska Osmanlı elinden çıkınca Çıldır eyalet teşkilatı bozuldu. Anlaşma gereği Çıldır eyaletinin bir kısmını Osmanlı kaybetti. Buna karşılık Artvin-Borçka-Ardanuç-Şavşat-Yusufeli Osmanlı elinde kaldı.

1854-56 Kırım Savaşında Osmanlı Devleti İngiltere’den aldığı destek ile Batum yakınlarındaki Şevket-İl kalesine saldırdı. Savaş başlayınca 600 kadar Artvin’li gönüllü Kars savunmasında başarılı savaşlar verdiler.
Rusların güneye inme ve dünya imparatorluğu yaratma planı ile 1877-78 (93 Harbi) Osmanlı-Rus savaşı çıktı. Bu savaş Artvin yöresi halkına pahalıya mal oldu. 24 Nisan Rusya Kars-Ardahan-Batum’u işgal ettikten sonra Türk topraklarına doğru ilerlemeye başladı. 2 Mayıs 1877’de 800’den fazla askerimizi şehit ettiler. Ardahan dolayını ele geçiren Ruslara karşı Artvin halkı Ardanuç ve Şavşat’a doğu göç etmeye başladılar.
Şıpka geçidinde hatalı hatlar kuran Süleyman Paşa yüzünden Ruslar bu hatları delerek Doğu Anadolu içlerine kadar ilerlediler. Osmanlı barış teklifinde bulunmak zorunda kaldı.
3 Mart 1878’de Osmanlı ile Rusya arasında 29 maddeden oluşan Ayestefanos barışı imzalandı.19. maddesinde yer alan 245.207.301 altın tazminatını ödemeyen Osmanlı, Kars-Ardahan-Batum topraklarını Rusya’ya tazminat karşılığı vermek zorunda kalmıştır. Bu barış Avrupalı devletlerin çıkarına aykırı düşünce 23 Aralık 1978’de Berlin Barışı imzalandı. Bu barış ile Elvire-i Selase denen Kars-Ardahan-Batum Rusya eline geçti.
8 Şubat 1879’da Osmanlı ile Rusya arasında imzalanan büyük Muhaide anlaşması ile Kars-Ardahan-Batum’da yaşayan Türkler batıya doğru göç etmeye başlamışlardır. Gerçek Fransız Devriminin getirdiği ulusalcılık ilkesi gerekse de Rusların güneye inmek için uyguladığı, politikalar sonucu bir Türklerin yüzyıllar boyu beraber yaşadığı, sadık millet diye adlandırdığı Ermeniler I. Dünya savaşına kadar en kanlı savaşları yaptığımız milletlerden bir olmuştur.



Milli Mücadele Döneminde Artvin
1917 Ekiminde Bolşevikler Rusya’da yönetimini ele geçirerek Ramonov hanedanlığını devirince direnen Milislerin elinden silahları alındı. İngiliz generali Ravtenson Kazım Karabekir’e çektiği telgraf ile ordusunu terhis etmesini istese de Karabekir bunu kabul etmedi. 19 Mayıs 1919’da Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk Türk yurdunun düşman işgalinin kurtuluşu için Samsun’da ele aldığı meseleyi Havza ve Amasya Genelgeleri ile tutuşturdu. Doğu Anadolu’da 23 Temmuz’da topladığı Erzurum Kongresi ile yöre halkını emperyalist İngilizler ve piyonu Ermenilerin niyetlerine karşı birleştirdi.
1920 başında Gürcistan’da bulunan Gürcü İslamaiyesi adlı cemiyet Batum ve Artvinli Gürcistan’a katarak istiyordu. Bu olayı haber alan Kazım Karabekir olayı önledi. 28 Ocak 1920’de son Osmanlı Mebuslar Meclisinde alınan Misak-ı Milli kararları ile Kars-Ardahan-Batum’da halkoylamasına gidileceği kararı alındı. Bu kararın alınmasının temel nedeni bu topraklarda Türk nüfusunun fazla olmasından kaynaklanıyordu. İngiliz işgal kuvvetlerinin Batum’dan çekilmesi üzerine Gürcistan hükümeti 1 Temmuz 1920’da Batum’u işgal etti. Bu işgal sırasında TBMM’nin Batum Milletvekillerinden M.Edip DİNÇ ve Ahmet Akit Beyler 1129 kişilik Milli olayları ile işgale karşı üstün gayretler sergilemişlerdir. TBMM’nin Eylül-Aralık 1920’de üç ay süren Ermeni savaşında başarılı olması sonrası M.Kemal Gürcü hükümeti ile temaslara başlamıştır.
Artvin’in Kurtuluşu
Gürcistan sefiri Siman MİDİVANI 17 Ocak 1921’de Ankara’ya gelerek itimatnamesini M. Kemal’e iletir. M. Kemal Gürcü sefaretinden derhal işgal ettikleri toprakları boşaltmalarını ister. Sefir geçen günler boyunca TBBM Hükümetini oyalamayı sürdürünce Hariciye Nazırı Bekir Sami Bey Gürcistan’a sert bir nota verdi. 23 Şubat 1921’de TBMM ve Gürcü hükümetleri arasında Batum anlaşması imzalandı.
Bu tarihten itibaren Artvin-Ardanuç-Borçka ve Şavşat’tan Gürcü kuvvetleri çekildi. 45 yıllık esaret sona erdi. Diğer yandan Trabzon’dan Artvin’e kuvvetleri ile hareket eden Miralay Şükrü Bey Oruçlu köyünden Kamil Beyi Kaymakam vekili tayin ederek kendisi Batum’a geçti. 7 Mart 1921’den itibaren Artvin’de Türk bayrağı dalgalanmaya başladı.

Cumhuriyet Döneminde Artvin
1878-1918 ve 1918-1921 arası Rusya-Ermeni-İngiliz-Gürcü idaresinde kalan Artvin-Borçka Şavşat kazaları 7 Mart 1921’den itibaren 4 ay kadar Ardahan kazasına bağlanmıştır. Yeni Türk devletinin ilk Anayasası olan 20 Ocak 1921 tarihli Teşkilat-ı Esasiye’de 24 Nisan 1924’te yapılan değişikler ile Liva-Sancak teşkilatı kaldırılınca Artvin vilayet haline geldi. 1926 Haziranında 877 sayılı kanunla Yusufeli kazası Erzurum vilayetinden alınarak Artvin’e bağlandı. 1928’de 1282 sayılı kanunla Borçka kazası nahiye haline getirilerek Artvin’e bağlandı. Dokuz yıl Artvin vilayeti teşkilatı ile yönetilen bu yerler 1 Haziran 1933’te 2197 sayılı kanunun ikinci maddesine göre merkezi Rize olmak üzere Artvin ve Rize birleştirilerek Çoruh vilayeti teşkil edilmiştir. Arazi şartlarının zorluğu, Artvin ve çevresinin vilayet merkezine olan uzaklığı birtakım sorunlara yol açmıştır. Dönemin Başbakanı İsmet İNÖNÜ’nün 25 Temmuz 1935 tarihindeki Artvin’i ziyaretinde durum kendisine iletilmiştir. Bunun üzerine hükümet 4 Kasım 1936’da kabul edilen 2885 sayılı kanun ile merkezi Rize olan Çoruh vilayeti kaldırıldı. Artvin Merkez, Hopa,Borçka, Şavşat kazaları ile evvelce Erzurum’a verilmiş Yusufeli Kazasını da alarak Artvin olan Çoruh İli teşkilatı kabul edildi.

COĞRAFİ KONUMKaradeniz Bölgesinin Doğu Karadeniz Bölümünde, Doğu Karadeniz Dağları üzerinde yer alan Artvin İli'nin doğusunda Ardahan, güneyinde Erzurum, batısında Rize, kuzeybatısında Karadeniz, kuzeyinde Gürcistan Cumhuriyeti bulunmaktadır. İlin yüzölçümü 7.436 kilometrekaredir.

Artvin, arazi bakımından genel olarak dağlıktır. İlin Arhavi ve Hopa İlçeleri, Karadeniz ile denize paralel uzanan Doğu Karadeniz Dağları arasında kalan dar bir düzlük alan üzerine kuruludur.
İlin Karadeniz’e olan kıyı uzunluğu 34 kilometredir. Kıyıdan iç bölgelere doğru gidildiğinde arazinin birden yükseldiği görülür. Artvin 'de, ova olarak nitelendirilebilecek alanlar, Arhavi ve Hopa kıyı şeridindeki aluvyal düzlükler dışında mevcut değildir.
İl sınırları içinde 30'a yakın akarsu vardır. Bunlardan Karadeniz’e dökülenler hariç diğerleri Çoruh Nehri’nin kollarıdır. İlin muhtelif yerlerinde çok sayıda doğal göl vardır. Bunlardan; Şavşat ve Borçka İlçelerinde bulunanları doğal güzellik ve turizm açısından en önemlileridir.

ARTVİN’İN BAZI İLLERE UZAKLIĞI
İL UZAKLIK (KM)
ANKARA 999
İSTANBUL 1.314
İZMİR 1.579
ADANA 1.014
BURSA 1.327
KOCAELİ 1.206
ANTALYA 1.472
DİYARBAKIR 526
ERZURUM 203
TRABZON 234
RİZE 159
ARDAHAN 235
(Kaynak: Karayolları Gn.Md.Bakım Dairesi Başkanlığı-Ankara 1997)
DağlarKaradeniz kıyısına paralel olarak uzanan Doğu Karadeniz Dağları’nın il sınırları içindeki uzantıları; Kaçkar, Altıparmak, Kükürtlü, İskaristi Dağları adıyla sınıra kadar uzanmaktadır. Bu dağ sırasının üzerinde çok sayıda dağ ve yüksek tepeler yer alır.
Karadeniz kıyısını takip ederek batıdan doğuya doğru iki sıra halinde uzanan3937 m. Yüksekliğindeki Kaçkar Dağı Karadeniz Dağları’nın en yüksek noktasını oluşturur. Bu dağın su bölüm çizgileri; Artvin, Rize, Erzurum il sınırlarını belirler. Şavşat ve Borçka ilçeleri arasında yer alan, Çoruh ve Berta vadileri ile Gürcistan sınırına kadar uzanan Karçal Dağı 3428 m. Yüksekliği ile ilin diğer önemli bir dağıdır.
Artvin'in Diğer önemli Dağları ve Yükseltileri Şöyledir;
Kaçkar dağı -3937 m., Mihrap dağı-2950 m., Karçal dağı-3428 m., Sahara dağı-2799 m., Kükürttepe dağı-3348 m., Karyan dağı - 2790 m., Arsiyan dağı - 3164 m., Kara dağ - 2300 m., Çadır dağı - 3050 m., Büyük Yurt dağı - 2250 m., Kürdevan dağı - 3050 m., Genya dağı - 1850 m., Kartal dağı - 3000 m.
Ovalar
İl sınırı içerisinde ova özelliği gösteren yerler hemen hemen yoktur. İl topraklarının ancak %0.2 alanını kaplayan düzlüklere rastlanır. Kıyıda akarsu birikintilerinin meydana getirdiği alüvyal ovalara rastlanmaz. Çünkü dağların denize bakan yamaçlarında kaynaklarını alan Hopa ve Arhavi Deresi’nin suları az ve uzunlukları kısa olduğundan birikinti ovalarının büyüklüğünü sınırlamıştır. Bütün bunlara rağmen Hopa ilçesinde, Sundura Dere’sinin ağzında ve Arhavi ilçesinin Kabirse Dere’sinin ağzında birer küçük delta ovalar oluşmuştur.
Yaylalar
İl topraklarının yaklaşık % 51’ini kaplar.
Artvin’in başlıca yaylaları;
1. Yusufeli, Zeytinlik ve Ortaköy Derelerinin oluşturduğu çizginin güneydoğusundaki bölgede bulunan Meşeli, Kurudere, Düzenli, Kireçli, Yığılı, Kapik, Irmaklar, Bülbülan, Çamlıca, Hanlıköy,Ballı ve Yoncalı yaylaları,
2.Muratlı-Borçka, Artvin-Ortaköy Deresi ile Gürcistan arasında kalan bölgedeki, Taşköprü, Meydancık, Mısırlı, Oba, yaylaları,
3.Merkez İlçe–Zeytinlik-Yusufeli İlçesi çizgisinin kuzey ve kuzeybatısında kalan bölgedeki Keşoğlu, Çamlık, Mağara, İnekli, Kocakarılı, Dikme ve Taşkınlık yaylaları sayılabilir.
Vadiler
Artvin ili yüzey şekilleri, genellikle yer altı kırılmaları ve volkanik faaliyetler sonucunda meydana gelmiştir. Vadilerin bir bölümü ise bu tektonik kırılmalar sonucunda meydana gelen fay ve çizgilerine uyarak oluşmuş dağ sıralarını birbirinden ayıran, dağlara paralel çizgiler halindedir. İl’de bulunan vadileri iki ana kısma incelemek mümkündür;
1 – Asıl Çoruh Vadisi
2 – Çoruh ırmağı kollarının meydana getirdiği vadiler.
Çoruh Vadisi : Çoruh ırmağının il sınırına girdiği yerden başlayıp Muratlı Bucağında il sınırını terk ettiği yere kadar uzanan 150 km uzunluğunda bir vadidir. Genellikle çok dar ve derin “V” ve “U” şeklinde boğazlar halinde uzanır. Zeytinlik – Yusufeli ve Zeytinlik Muratlı arası olmak üzere iki bölümden meydana gelir.
Diğer vadiler :
a) Ardanuç Dere’si Vadileri : Vadi tabanı Ardanuç ilçesinde nispeten geniştir. İlçe merkezinin 7 km kuzeybatısında bulunan Cehennem Dere’si tipik bir kanyon vadidir. 500 m uzunluğunda 70 m. Genişliğinde ve 6 m derinliğindedir. Ardanuç suyuna açılır. Dünyada sayılı kanyon vadileri yer alır.
b) Ortaköy Vadisi : Şavşat ilçesinin sularını boşaltan irili ufaklı çayların meydana getirmiş olduğu bu vadi zengin bitki örtüsüyle kaplıdır.
c) Altıparmak Vadisi : Barhal Dere’sini takip eder. En geniş yeri 3 m’dir. d) Murgul Vadisi : Murgul Dere’sinin meydana getirdiği bu vadinin tabanı diğer vadi tabanlarına göre daha geniştir. Akarsular
İl sınırları içinde bulunan akarsular iki bölümde incelenir. Bir kısmı asıl ırmak olan Çoruh Nehri’nin kollarını meydana getirirken bir kısmı da il sınırları içinde ve il sınırları dışında Karadeniz’e dökülen nehirlerdir. Başlıcaları şunlardır;
ÇORUH NEHRİ : (Gürcüce: ჭოროხი / Çorohi), dünyanın en hızlı akan nehirlerinden biri ve en derin nehridir.Artvin ilinin en büyük akarsuyudur. Bu illerdeki hemen hemen bütün çay ve dereler Çoruh’un kollarını oluştururlar.
Kaynağını Mescid Dağı'nın (3.255 m) batı yüzünden alır. Önce batı doğrultusunda akıp [bayburt ve ispir ]’den geçtikten sonra bir yay çizerek. Yusufeli'nin Yokuşlu köyü önünde Artvin il sınırlarına girer. Yusufeli, Artvin ve Borçka’nın içerisinden geçtikten sonra Borçka’nın Muratlı kasabasından geçerek burada il ve ülke sınırlarını terk eder ve Batum’da Karadeniz’e dökülür. Toplam uzunluğu 376 km olan Çoruh Nehrinin il sınırları içerisindeki uzunluğu 150 km olup 100 km'si Yusufeli sınırları içerisinde seyreder. Çoruh’un debisi Mayıs ayında (569/529 m³/sn.) zirveye çıkar. Yıl boyunca en düşük debisi ise 53.09 m³/sn.’dir. Eğim %5’tir.
Çoruh Nehri'nde başta sazan ve kefal olmak üzere birkaç balık türü bulunur. Nehrin Yusufeli sınırları içerisinde seyreden 100 kilometrelik kısmı rafting ve kano gibi su sporları için en uygun ve en zorlu parkurları meydana getirmiştir.
OLTU ÇAYI : Karga pazarı Dağları’ndan kaynağını alır. Yusufeli yakınlarında Tortum Çayı ile birleşir. Güralp kayası denilen yerde Çoruh Irmağına kavuşur.
TORTUM ÇAYI : Kargapazarı Dağları’ndan kaynağını alır. Tortum Gölü’ne girip çıktıktan sonra Yusufeli yakınlarında Oltu Çayı ile birleşir.
BAHRAL ÇAYI : Kaçkar Dağları’ndan kaynağını alır. Erzincan, Yüncüler, Çevreli ve Dört Kilise derelerini alarak Çoruh Nehri’ne karışır.
ŞAVŞAT SUYU : Şavşat, irili ufaklı 13 deresi bulunması ile su zenginliğine sahip bir ilçemizdir. Şavşat deresi Ortaköy deresinin kaynağı olup Ardanuç deresiyle birleşerek Çoruh Nehri’ne kavuşur. Kaynağını Sahara dağlarından alarak Şavşat suyuna birleşir.
GöllerArtvin’de, irili ufaklı çok sayıda göl vardır. Bunların çoğu buzul vadilerinin diplerinde oluşmuştur ve genellikle Karagöl adıyla anılır.
Önleri moren yığınıyla dolu olan bu göller derindir.
Çoğunda bol alabalık bulunan ve doğa harikası olan bu göllerin en önemlileri, Şavşat ve Borçka’da bulunan ve Karagöl adıyla anılan göllerdir.
Yeraltı Zenginlikleri
Artvin İli toprakları, maden yatakları oluşumuna elverişli bir bölgede yayılmıştır.
Ülkemizin en zengin bakır madeni yatakları Artvin’de bulunur.
Maden Tetkit ve Arama Enstitüsü’nce (MTA); Merkez İlçede altın, Ardanuç İlçesinde Manganez, Borçka ve Murgul’da bakır, pirit ve manganez, Şavşat’ta bakır, kurşun, çinko ve manganez, Yusufeli İlçesinde de linyit kömürü açısından zengin rezervlerin bulunduğu tespit edilmiştir.
İklim
Artvin’in iklimi, yeryüzü şekillerinin özellikleri nedeniyle bölgelere göre çeşitlilik göstermektedir. Kıyı kesimlerinde ılık ve yağışlı bir iklim tipi egemendir. Buna karşın, İl’in iç bölgelerine doğru, yüksek kesimlerde kışlar sürekli ve bol karlı, yazlar serin geçer. Çoruh Vadisi’nin derin tabanında, kıyıya oranla daha az yağışlı, kışları fazla sert olmayan bir iklim tipi vardır.
Bitki ÖrtüsüArtvin İl topraklarının yaklaşık % 55’ini (390.000 ha) ormanlık alanlar kaplamıştır. İldeki ormanların büyük bölümünü iğne yapraklı ağaçlar oluşturmaktadır. Bölgede, yüksek dağların eteklerinden üst kısımlara doğru gidildikçe, önce yapraklı türler, sonra iğne yapraklılar görülmektedir.

Gezilecekler erler ve EtkinliklerKaleler
Artvin (Livana) Kalesi: Erzurum–Samsun karayolunun Artvin şehir merkezine çıkış sağlayan noktasında, Çoruh Nehri üzerinde bulunan Artvin Köprüsü’nün karşı yanında, ırmak tabanından 70 m. yükseklikte ana kayaya bağlanmış konumdadır. Kale içerisinde sarnıç ve şapel kalıntıları bulunmaktadır. Yapı, 10. yüzyıl ortalarında Bagratlı Krallığı’nca inşa edilmiş, 16. yüzyılda Osmanlılar tarafından onarım görerek kullanılmıştır. Yüksek kulesiyle dikkat çekmektedir.
Şavşat (Satlel) Kalesi: Şavşat ilçesi Söğütlü Mahallesinde bulunmaktadır. Bagratlı Krallığı zamanında inşa edilmiş Osmanlılar tarafından da kullanılmıştır. Günümüzde terkedilmiş olan kalenin sur duvarlarının büyük bir bölümü ayaktadır.
Ardanuç (Gevhernik) Kalesi: Ardanuç ilçesi, Adakale Mahallesi’nde bulunan yapı, yöredeki en eski ve en önemli kalelerden birisidir. Kalenin ilk yapımına milattan önceki dönemlerde başlandığı bilinmektedir. Bagratlı Krallığı, Çıldır Atabekleri ve Osmanlıların yönetim yeri olarak kullanılmıştır. İçkale ve etrafı surlarla çevrili şehir yapısıyla tek örnektir. Geçmiş dönemlere ait çeşitli kalıntıların yanı sıra Kanuni Sultan Süleyman’a ait kitabesiyle de dikkat çekmektedir.

Cami ve Türbeler
Artvin il ve ilçelerinin önemli camileri Ortacalar Merkez Camii (Arhavi ilçesi) Muratlı Camii (Borçka ilçesi), Esenköy Camii (Murgul ilçesi) Kocabey Camii (Şavşat ilçesi) Demirkent Camii (Yusufeli ilçesi), İskender Paşa Camii ve Türbeleri (Ardanuç İlçesi)'dir.
İskenderpaşa Camii ve Türbeleri: Ardanuç ilçesi, Adakale mevkiinde bulunmaktadır. İlk yapımına Osmanlı döneminde yapılmış, 1553 yılında tamir edilerek tekrar ibadete açılmıştır. Yanında Osmanlı dönemine ait Hatice Hanım, Ali Paşa ve Süleyman Paşa’ya ait türbeler bulunmaktadır.Yörenin ilk camisi olması açısından önem taşımakta olup günümüze sağlam olarak gelmiştir.

Kiliseler ve Manastırlar
İnanç Turizminin önemli merkezlerinden olan Artvin'de Altıparmak (Barhal) Manastır Kilisesi Camii (Yusufeli ilçesi ), Hamamlı (Dolıshana) Manastır Kilisesi (Merkez), İşhan Kilisesi (Yusufeli ilçesi), Yeni Rabat Kilisesi (Ardanuç ilçesi), İbriga Şapeli (Borçka ilçesi), Tibeti Kilisesi ( Şavşat ilçesi), Köprülü Kilise ( Şavşat ilçesi), Porta Manastır Kilisesi (Merkez) Dörtkilise Manastırı (Yusufeli ilçesi) önemli olan kilise ve manastırlardır.

Köprüler
Berta Köprüsü: Artvin-Şavşat yolu üzerinde bulunmaktadır. 1878 yılında Osmanlılarca yaptırılmış olup, döşeme uzunluğu 64 m’dir. Üç gözlü ve düz yollu köprüler sınıfına girmektedir. Yapı günümüze sağlam olarak ulaşmıştır.
Ortacalar Çifte Köprü: Arhavi ilçesi, Ortacalar Bucağına 25 km. kala, Anlı ve Küçükköy yol ayırımında bulunmaktadır. Birbirine dik gelecek şekilde planlanan iki köprüden meydana gelmektedir. Her ikisi de gözlü ve yolu eğimli olan taş köprüler grubuna girmektedir. Günümüze sağlam olarak ulaşmışlardır.

Çeşmeler
Çelebi Efendi Çeşmesi: Artvin Orta Mahalle’de bulunmaktadır. Yapı, 1783 yılında Asma Sultanın kahyası Çelebi Efendi tarafından yaptırılmıştır. Günümüze bir bölümü ulaşabilmiştir. Klasik Osmanlı çeşmesidir.

Karagöl Sahara Milli Parkı
Hatila Vadisi
Camili-Efeler Tabiatı Koruma Alanı
Camili-Gorgit Tabiatı Koruma Alanı
Plajlar
Karadeniz sahilindeki Arhavi ve Hopa İlçelerinin 34 km.lik kıyısında bulunan Hopa- Kemalpaşa Plajı, Hopa Kopmuş Plajı ve Arhavi Plajı denize girmek için elverişlidir.
Yaylalar
Artvin, coğrafyası gereği Yayla kültürünün korunduğu yörelerimizden birisidir.
Artvin Yaylaları
Sportif Etkinlikler
Rafting: İlçe topraklarını güneyden kuzeye akarak ikiye bölen Çoruh nehri üzerindeki dünyanın Zambezi ve Biobio nehirlerinden sonra en iyi akarsu sporları parkurlarına sahip olması ili su sporları açısından önemli bir cazibe merkezi haline getirmiştir. Ayrıca Kaçkar dağlarından doğan ve Çoruh nehrinin önemli kollarından biri olan Barhal çayında da ideal su sporu parkurları bulunmaktadır. Çoruh nehri ve Barhal çayında Haziran-Ekim ayları arasında rafting, katamara ve kano sporları yapılabilmektedir. Ayrıca 4. üncü Dünya Akarsu Sporları Şampiyonası 1993 yılında Çoruh nehrinde yapılmıştır.
Çoruh ve Barhal'da Rafting
Trekking ve Dağ Yürüyüşleri: Doğu Karadeniz bölgesinin en yüksek dağ silsilesinden olan Kaçkar dağlarında, dağ tırmanışları için Türkiye'nin en uygun trekking parkurları bulunmaktadır. Yöreye gelen dağcı grupları ve dağcılar genellikle Yusufeli Yaylalar köyünden, Rize-Çamlıhemşin;Ayder yaylasına yürüyerek Trans-Kaçkar yürüyüşlerini tamamlarlar. Ayrıca yörenin diğer dağı olan Altıparmak dağlarında da uygun trekking parkurları bulunmaktadır.
Kamp-Karavan: Sahil şeridinde bulunan plajlarda, orman içi dinlenme yerlerinde, milli parklarda Kamp ve Karavan Turizmi için uygun yerler mevcut olup bunların başında; Kemalpaşa Plajı ve çevresi, Kafkasör Orman İçi Dinlenme Yeri, Borçka Karagöl, Şavşat Karagöl, Hatila Vadisi, Sahara, Yusufeli Kaçkar Turizm Merkezi ve Yusufeli Çevreli Köyü Rafting Kamp Merkezi’dir. Ayrıca Yusufeli ilçesi Çevreli köyünde rafting kamp alanı bulunmaktadır.
Olta Balıkçılığı: İl genelinde yer alan akarsu ve göllerden özellikle Barhal Çayı’nda, Hatila Deresi’nde, Arhavi Ortacalar Deresi’nde ve Borçka Camili-Maçahel Deresi’nde, yüksek kesimlerde yer alan halk arasında Karagöl olarak adlandırılan göllerde olta balıkçılığı yapılmaktadır.
Avlaklar: Topraklarının çoğunluğu dağlık ve engebeli arazi üzerine kurulmuş olan ilçede av turizmi için uygun alanlar bulunmaktadır. Özellikle dağ keçisi, ayı, kurt, tilki ve doğal alabalık ilçedeki önemli avlaklar arasındadır.
Kuş Gözlem Alanı
Doğu Karadeniz Dağları

alıntı





















Bandırma Vapuru


1
Bandırma Vapuru'nun Tarihçesi

Gemi 1878 yılında İskoçya'nın Paisley bölgesindeki MacIntyre şirketi tarafından Huston and Cardett tezgahlarında 21 sıra numarası ile 279 grostonluk yolcu ve yük vapuru olarak inşa edilmiştir. Geminin ilk sahibi Dussey and Robinson şirketi gemiyi "Torocaderto" adı altında 5 yıl çalıştırdı.
1883 yılında Yunanlı armatör Psicha geminin Londra'da olan kaydını Pire Limanına almış, 2 yıl sonra da geminin adını Kymi olarak değiştirmiştir. Psicha gemiyi 5 yıl kullanarak yine Yunanlı bir armatöre satmıştır.
1890 yılında Psichadan satın alan armatör Andreadis başka bir Yunanlı armatör Rama Derasimo İstanbul şirketine satmış.

1894 yılında Pire Limanındaki kayıt o zamanki Deniz Yolları İşletmesi anlamına gelen "İdare-i Mahsusa'ya nakledilmiş ve adı Kymi den Panderma olarak eğiştirilmiştir.
İdare-i Mahsusa'nın adı 1910 yılında "Osmanlı Seyrüsefain İdaresi(Osmanlı Denizcilik İşletmesi) olunca geminin adı Panderma Bandırma olarak değiştirilerek posta vapuru haline getirilmiştir.
19 Mayıs 1919 tarihinde Atatürk ve Silah Arkadaşlarını Samsun'a getirdikten sonra yine posta hizmetlerine devam etmiştir.
Bandırma adını aldıktan sonra birkaç kez kaza geçirmiş, yük taşımacılığı yaptığı tarihlerde İngiliz yapımı E11 model denizaltına çarptığı, attığı torpido sonucu batmak üzere olduğu, daha sonra motorunun büyük bir arıza yaptığı elde edilen bilgilerde yer almaktadır.
1925 yılında gemi İlhami SÖKE  isimli şahsa satılarak, aynı şahıs tarafından 4 ay içinde Haliç'te sökülmüştür.

Bandırma Vapuru Yolculuğunun Bilinmeyen Yönleri


1914 - 1918 1. cihan savaşı kaybedilmiş , Mondros mütarekesi imzalanmış, Osmanlı Devleti parçalanmış , 7 Kasım 1918 tarihinde Yıldırım Orduları lav edilmiş ve Mustafa Kemal Paşa İstanbul' a gelmiş. İşgal kuvvetleri donanması da bir rastlantı sonucu Haydar Paşa açıklarından İstanbul' a girmekteyken bu görünüm Mustafa Kemal Paşayı Son derece üzmüş ve etkilemiştir. "Geldikleri Gibi Giderler" ünlü sözcüğünü o zaman kullanmıştır. İstanbul' da yakın arkadaşları olan Ali Fuat Paşa ( Cebesoy ) İsmet bey ( İnönü ) , Rauf Bey ve diğer yakın arkadaşları ile Şişlideki evlerinde yurdun kurtuluşu için toplantılar yapılmakta çareler aranmakta idi . Bir taraftan da işkal kuvvetleri komutanlığı "sadaret' e", (başbakanlığa) müraacatla Samsun Dolaylarında asaişin bozulduğundan Rum köylerinin sürekli olarak Türkler tarafından hücuma uğradığı ve yerel yönetimce asaişin sağlanamadığından şikayet edilmekte. Trabzon ve Polathane Metropoliti "Hırisantos" tutsaklık altında ki Rumların delegesi olarak barış konfreransına Muhtara vermişti , aksi halde işgal kuvvetleri tarafından duruma el konulacağı tehtitleri yapılmaktaydı. Çanakkale savaşların da özellikle Gelibolu yarımadasındaki savaşları ile ün yapmış olan genç general Mustafa Kemal Paşa başta ordu olmak üzere halk tarafından çok sevilmekte ve saygı görmekteydi. Osmanlı devleti içersinde başta padişah Vahdettin, Sadrazam Damat Ferit Paşa dahil devlet ileri gelenleri arasında en güvenilir kişi olarak bilinmekteydi, Sadrazam Damat Ferit Paşa dönemin iç işleri bakanı olnan, Mehmet Ali Bey' i Başbakanlığa çağırarak Samsun ve Yöresinde asayişi sağlayacak askeri komutan için " ne düşündünüz" diye sorduğunda Mehmet Ali Bey Mevcut komutanlar arasında Özel yeteneklere sahip olan tek kişinin eski yıldırım orduları komutanı Mirliva (Tuğgeneral) Mustafa Kemal Paşa' nın olduğu Mütalaa ve önerisinde bulunmuştur.
12 Nisan 1919 tarihinde İstanbul' dan yola çıkan Kazım Karabekir Paşa Erzurum' a ulaşmıştır. Yakın arkadaşları da Mustafa kemal Paşa' ya acele olarak Anadolu' ya geçmesini önermekteydiler 1 Mayıs 1919 tarihinde Damat Ferit Paşa Dış işleri köşkünde Mustafa Kemal Paşa' ya bir çay ziyafeti vermiştir. Toplantıda Anadolu da ki asayiş durumu bahis konusu edilmişti. 12 Myıs 1919 tarihinde de Mustafa Kemal Paşa 9. ordu müfettişliğine atandı. Atama bütün kolordulara bildirildi. Anadolu' ya geçme hazırlıkları ile meşgul olan Mustafa Kemal Paşa tekrar Damat Ferit Paşa' nın konağında yemeğe davet edilmiştir, yemekte Erkan-ı Harbiye Reisi (Genel Kurmay Başkanı) Cevat Paşa ' da (Çobanlı) bulunmaktaydı. Mustafa kemal paşa Samsun ve Çevresindeki Karışıklığı yerinde incelemeler yaparak önleyeceğini söylüyordu. Cevat Paşa ayrıca Samsun ve Sivasta asayişi bozan çeteler hakkında rapor istedi. Mustafa Kemal Paşa ayrıca bahis konusu asayişi sağlamakla beraber ordunun elindeki fazla silahları ve cephaneyi depolatacak, Doğu Anadolu' da kurulduğu söylenen şuraları dağıtacaktı.
2 Mustafa Kemal Paşa , Padişah Vahdettin tarafından' da kabul edildi. Padişah Paşadan İngilizlerin şikayetçi oldukları problemleri çözmesini istedi. Paşaya "Fahri Yaverlik" verdi. (I. Cihan Savaşında Vahdettin' in Veliahtlığı döneminde yaveri olan Mustafa Kemal Bey ile beraber Almanya' ya gitmişlerdi). Padişah Vahdettin , Paşaya aynen şöyle söyledi : " Paşa Paşa Devleti kurtarabilirsin" Paşanın da yanıtı Şöyle idi: " elimden gelen hizmette kusur etmeyeceğime inanabilirsiniz, bana emrettiklerinizi bir an bile unutmayacağım".
Yine Şişlide ki evinde yol hazırlıkları ile meşgul olurken bir taraftan da güvendiği arkadaşları ile görüşmelerini sürdürüyordu. I cihan harbi ardından Osmanlı donanması ağır hasar almıştı. Mevcut ve onarıma muhtaç olan gemiler de Almanya' ya bakım amaçlı gönderilmiştir. Bu bakımdan Mustafa Kemal Paşa ve Silah arkadaşlarının Samsun'a götürmek için eldeki olanaklara uyularak Bandırma Vapuru ayrılmış ve gemin süvariliğine' de 01.05.1919 tarihinde İsmail Hakkı Kaptan atanmıştı. O dönemde 41 yalında olan bandırma vapuru sürekli olarak Marmara denizi kıyılarında çalışmış , Karadeniz' e pek çıkmamıştı, Karadeniz' in hırçın dalgalarına dayanma gücü ve direnci az olan bu gemi ancak Marmara' da çalışabiliyordu. (Gemi Karadeniz' e pek Çıkmamıştı ama İsmail Hakkı kaptan iyi bir birikim sahibi ve Karadeniz'i çok iyi tanıyan bir kaptandı. 21 yıllık kaptanlık sürecinde 5 yılını bir fiil Karadeniz' de çalışmış Hindistan ve Uzak Doğuya kadar gitmiş bir kaptandır.) Mustafa Kemal Paşa tarafından Şişli' de ki evine çağrıldı. Kaptan eve vardığın da Paşa tarafından nazik bir şekilde karşılanarak, üzerinde haritalar bulunan bir masaya oturması işaret edildi. Paşa kaptandan gemi hakkında bilgi istemiştir. Beraber gidiş rotasını saptamışlardır. Kaptan önce geminin özelliklerini anlatmış. Geminin 41 yaşında olduğunu , ama kıs bir hazırlık döneminden sonra bu yolculuğa hazırlıklı hale getirilebileceğini söyler. Mustafa Kemal Paşa anlatılanları sessizce dinledi, sonra da isteklerini söylemiştir. Yol boyunca geminin mümkün olduğu kadar kıyıya yakın bir rota izleyecekti. Bundan amaç düşman savaş gemilerinin muhtemel saldırılarından korunup en hızlı yoldan karaya geçmekti. Yolculuk Samsun' da noktalanacaktı. Muhtemel bir tehlike anında Sinop' a çıkabilirlerdi. Her şey gelişmelere bağlı idi. Kaptan izin isteyerek paşanın yanından ayrılırken kafasında tek bir düşünce vardı. Bu değerli adamı ve arkadaşlarını sağ salim Samsun'a ulaştırmaktı.

Mustafa Kemal Paşa' nın Samsun' a hareketinden 5bir kaç gün önce eski ve yakın arkadaşlarından olup 1926 yılına kadar da beraber oldukları Rauf Bey (ORBAY) (Tanınmış Türk denizcisi 1881 yılın' da İstanbul' da doğdu, Heybeli Ada Bahriye Mektebini bitirdi. 1909 yılında "Hamidiye" Kravüzörü komutanı oldu, halk arasında " Hamidiye kahramanı" olarak ün kazanmıştır. 1917 yılında Bahriye Bakanı olduş, Mondros Mütarekesine imza atmıştır. 1919 yılında kurtuluş savaşı hareketlerine katılmıştır. 1920 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisine Millet Vekili olarak girerek, 1922-1993 Türkiye Cumhuriyeti' nin ilk Başbakanı olmuştur. 1926 yılında İzmir' de Mustafa Kemal Paşa 'ya yapılması planlanan suikastten sonra 10 yıl yurt dışında kaldı. 1942 -44 yılları arasında Londra Büyük Elçiliği görevinde bulunmuştur. 1964 yılında İstanbul' da vefat etti) aldığı bir habere göre işgal kuvvetleri komutanlığı tarafından izin verilmeyecekti , ya da Bandırma Vapuru' nu Karadeniz' e çıktıktan sonra batırılacağını haber aldığını söylemiştir. Aslında Galata rıhtımları , Fransız, Sirkeci rıhtımları da İngilizler' in İşgali altındaydı.
Paşa bu varsayımları da göz önünde tutarak fikirini değiştirmiş , Beşiktaş Akaretler' de oturan anne si Zübeyde Hanımefendi ve kız kardeşi Makbule hanımefendi' ye veda etmek için Beşiktaş' taki evlerine gitmiştir. (Bugün bu ev Akaretler' den Maçka' ya çıkan cadde üzerinden olup kapısının bir köşesinde , mermer levhada Mustafa kemal Paşanın Anne ve Kız kardeşinin burada oturdukları yazılıdır.)   Onlarla bir süre görüştükten sonra, Karargahı ile beraber, Beşiktaş Vapur İskelesinden "Askeri yollama" nın bir motoruna binmiş, kız kulesi açıklarında bekleyen bandırma vapuruna geçerek , Süvari İsmail hakkı kaptan' a hareket emrini vermiştir. Bandırma vapuru Sirkeci Rıhtımında durdurularak İngilizler tarafından sıkı bir denetimden geçirilmiştir. İstanbul Boğazın' dan Karadeniz' e çıktıktan sonra hafiften esen rüzgar birden kendini şiddetli bir rüzgara bırakmış ve 279 grostonluk gemiye yüklenmeye başlamıştı. Geminin İstanbul' dan hareketinden bir süre sonra, İngiliz işgal kuvvetleri tarafından bir destroyer gönderilerek, Bandırma vapurunu geri çevirmek yada batırmakla görevlendirilmişti. Fakat Bandırma vapuru İngiliz işgal kuvvetlerinin planladığı rotayı takip etmediği için yakalayamamıştırlar. Bandırma vapuru 18 Mayıs 1919 günü saat 12 civarı Sinop limanına girmiştir. Gemide konuk olarak bulunan Sinop Mutasarrıfı (Valisi) Mashar Tevfik Bey bir sandalla karaya çıkarken, Mustafa Kemal Paşa bir ara arkadaşları ile birlikte Sinop' a çıkıp oradan da kara yolu ile Samsun' a gitmeyi düşünmüştür. Böylece takio eden savaş gemisinden kurtulmuş olacaklardı. Fakat kara yolcuğunun yol şartları nedeniyle deniz yolculuğundan daha çetin olalacağı anlaşılınca bu fikirden vaz geçilerek Vapurla yolculuğa devam kararı alınmıştır.
3 4
Bandırma Vapuru 19 Mayıs 1919 Pazartesi günü sabah 08:15' de Samsun' a demir atarken, İsmail Hakkı Kaptan yaşamının en mutlu anının tadıyordu. Bu güç görevi yerine getirebilmenin kıvancı içersinde Allah' a şükrediyordu. Dil iskelesi açığına demir atan bandırma vapurun' dan taka aracılığı ile Mustafa Kemal Paşa ve silah arkadaşları, bugünkü Samsun Büyük Oteli ve Yaşar Doğu Spor Salonu arasında bulunan ilk adım anıtının olduğu yerdeki Fransızlar' dan kalma Dil (Reji) İskelesinden karaya ayak basmışlardır. 19 Mayıs 1919 günü Samsun' a çıkan genç generalin Kurtuluş harekatını başlatacağını kimse bilmiyordu. Resmi görevi Samsun ve çevresinde baş kaldıran bazı çeteleri yola getirmekti. Resmi ünvanı ise ordu müfettişliği idi.
Bandırma Vapuru Seferinde Görev Alan Mürettebat
Gemi süvarisi İsmail Hakkı Durusu
İkinci Kaptan Üsküdarlı Tahsin Kaptan
Çarkçı Başı Mehmet Ağa Oğlu Hacı Süleyman
Gemi Katibi İsmail
Lostromo Hasan Reis
Serdümen Göreleli Ali Oğlu Basri
Ambarcı  Rizeli Süleyman Oğlu Mahmut
Ambarcı Silivrili Hasan Oğlu Mehmet
Tayfa Süleyman Oğlu Cemil
Tayfa Hüseyin Oğlu Rahmi
Tayfa Mesut Oğlu Temel
1. kamarot Muharrera Oğlu Hacı Tevfik (Ulusu) 1875 yılında doğdu. 1 Ağustos 1900' de 200 kuruş aylıkla Plevne Vapurunda kamarot olarak çalışmaya başlamış, 1 Ekim 1914' de Bandırma Vapuru'nun 1. Kamarotluğuna atandı.
Kamarot İbrahim Oğlu Mehmet
Kamarot Yamağı Mustafa Oğlu Halit
Ateşçi Koyunhisarlı Yusuf Oğlu Halit
Ateşçi Rizeli Arif Oğlu Mansur
Ateşçi Osman Oğlu Hacı Hamdi
Kömürcü Hasan Oğlu Mehmet
Kömürcü Mehmet Ali Oğlu Ömer Faik
Vinçci İsmail Hakkı
Vinçci Ali Oğlu Galip
Kaynak : Orhan KIZILDEMİR ( Türk Deniz Ticaret Tarihi Araştırmacısı)
6

Mustafa Kemal Paşa'nın Kurmayları ve Silah Arkadaşları

9. Ordu Müfettişi Mirliva(Tuğgeneral) Mustafa Kemal Paşa (Atatürk)
3. Kolordu Komutanı Erkan-ı Harp Mir Alayı (Kurmay Albay) Re'fet (Bele Paşa)
Müfettişlik Kurmayı Başkanı Erkan-ı Harp Mir Alayı Manastırlı Kazım (Dirik Paşa)
Müfettişlik Sağlık Daire Başkanı Tabip Miralay İbrahim Tali (Öngören)
Kurmay Başkan Yardımcısı Erkan-ı Harp Kaymakamı (Kurmay Yarbay) Mehmet Arif Bey (Ayırıcı)
Karargah Erkan-ı Harbi ve İstihbarat ve Siyasi şube Müdürü Erkan-ı Harp Binbaşısı Hüsrev Gerede
Müfettişlik Topçu konutanı Topçu Bin Başı Kemal Bey (Doğan)
Müfettişlik Sağlık Daire Başkan Yardımcısı Tabip Bin Başı Refik Bey (Saydam)
Müfettişlik Baş Yaveri Yüz Başı Cevat Abbas Bey (Gürer)
Dr. Yüzbaşı Behçet Efendi
Kurmay Mülhakı Mümtaz (Tunay)
Kurmay Mülhakı Yüz Başı İsmail Hakkı (Ede)
Müfettişlik Emir Subayı Yüz Başı Ali Şevket (Öndersev)
Karargah Komutanı Yüz başı Mustafa Vasfi (Süsoy)
Mülhak Yüz Başı Rauf
Yüz Başı Hersekli Ahmet Efendi
Kurmay Başkanı Emniyet Subayı Üsteğmen Hayati
Kurmay Mülhakı 3. Kolordu Komutan Yaveri Üsteğmen Arif Hikmet (Gerçekçi)
İAŞ Subayı Üsteğmen Abdullah (Kunt)
Mülhak Teğmen Zebur
Müfettişlik İkinci Yaveri Teğmen Muzaffer (Kılıç)
Emir Subayı Teğmen Ruhsat
Adli Müşavir Ali Rıza Efendi
Tabur Hesap Memuru Rahmi Efendi
Tabur Hesap Memuru Ahmet Nuri Efendi
1.Sınıf Katip Faik Efendi (Aybars)
4.Sınıf Katip Memduh Bey (Atasev)
Zabit Vekili Tahir Efendi
Alay Katibi Yahya Efendi
Tabur Katibi Süleyman Fehmi Efendi
Hesap Memuru Şükrü Efendi
Kıdemli Çavuş Osman Nuri Oğlu Ali Faik
Kıdemsiz Çavuş İbrahim İzzet Oğlu Atıf
Çavuş Mustafa Oğlu Kemal
Çavuş Kemal Oğlu Mustafa
Onbaşı Tevfik Oğlu Adem
Onbaşı Ali Oğlu Refet
Onbaşı Abdullah Oğlu Ali
Nefer Hüseyin Oğlu Mehmet
Nefer Ahmet Oğlu Emin
Nefer Mustafa Oğlu İsmail
Nefer İbrahim Oğlu Ömer
Nefer Kerem Oğlu Mehmet
Nefer Mehmet Oğlu Mehmet
Nefer Hasan Oğlu Ulvan
Nefer Mehmet Oğlu Durmuş
Nefer Mehmet Oğlu Ali
Nefer Şakir Oğlu Nuri
Nefer Ali Oğlu Musa olmak Üzere Toplam 55 kişi

Gemide : Atatürk ve kurmayı 22, Er ve erbaşlar 25, Müşavir ve katipler 8, Gemi personeli 21 olmak üzere toplam 76 kişi bulunmaktaydı.
Kaynak : Genel Kurmay Atase ve Dent. Başkanlığı

17 Mayıs 2020

19 Mayıs a Doğru (Atatürk’ün Anadolu’ya geçişi)

Mayıs 1919
Anadolu'da durum
Osmanlı İmparatorluğu, 1918 yılının sonlarına gelindiğinde I. Dünya Savaşı'ndan mağlup ayrılmış, Mondros Ateşkes Anlaşması'nı imzalayarak dağılma sürecinin sonuna gelmiş bir devlet görünümündeydi. Avrupa devletlerince hasta adam olarak nitelenen Osmanlı; imzaladığı ateşkes ile boğazların hakimiyetini, yeraltı kaynaklarının kullanım haklarını ve donanma ile ordu üzerindeki tüm emir haklarını İtilaf Devletleri'ne devretmişti.
Mondros Ateşkes Anlaşması'nı takiben İzmir Yunanlar, Adana Fransızlar tarafından, Antalya ve Konya İtalyanlar tarafından işgal edilmişti. Bunların yanında Urfa, Maraş, Antep, Merzifon ve Samsun'a İngiliz askerleri çıkmış, İstanbul'da ise Kraliyet Donanması demirlemişti. Bunlara bir tepki olaraksa Türkler tarafından Trakya-Paşaeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, Vilayat-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti, Redd-i İlhak Cemiyeti gibi cemiyetler kurulmuş ve işgali sonlandırmanın çareleri düşünülmeye başlanmıştı
Atatürk’e Müfettişlik görevinin verilmesi
Bu dönemde tüm Osmanlı topraklarında olduğu gibi Samsun'da da işgalciler ile Türk halkı arasında silahlı çatışmalara yaşanmaya başlamıştı. Bunun üzerine Arthur Calthorpe'ın imzasıyla İtilaf Devletleri, Osmanlı hükûmetine bir nota vermiş ve bölgedeki karışıklıkların giderilmesini istemiş aksi halde Mondros Ateşkes Anlaşması'nın 7. maddesinin gerekçe gösterilerek bölgenin işgal edileceğini beyan etmiştir. Dönemin Harbiye Nazırı Abuk Ahmet Paşa ile Sadrazam Damat Ferid Paşa karışıklıkların giderilmesi görevi için Mustafa Kemal'i uygun görmüş, kendisine bu görev Abuk Ahmet Paşa tarafından bildirilmiş ve görev Mustafa Kemal tarafından kabul edilmiştir. Mustafa Kemal bu görüşmeden sonra dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı Kazım Paşa ile görüşmüş ve yetkilerini tartışmıştır. Kendisine 9. Ordu Müfettişliği verilmiş, görev yetkilerinin bulunduğu ferman imzalanmıştır.
Ayrıca Mustafa Kemal bu fermanda bulunan bazı açıklamaları bizzat kendisi yazmıştır. Müfettişlik görev ve yetkilerinin yer aldığı fermanın görevleri içeren maddeleri kısaca şu şekildedir: Bölgede düzenin kurulması, yerleştirilmesi ve olayların sebebinin araştırılması.Bölgede varlığı söz edilen silah ve cephanelerin toplanarak Osmanlı depolarına yerleştirilerek korunması.Bölgede yer aldığı iddia edilen Türk direniş topluluklarının dağıtılması.Ayrıca fermanda Mustafa Kemal'in 3. ve 4. kolordular ile; Diyarbakır, Bitlis, Elazığ, Ankara ve Kastamonu illerinin kolordu komutanlarına doğrudan emir verebileceği yetki açıklamaları arasında yer almaktadır. Bu ferman ile 9. Ordu Müfettişi Mustafa Kemal, Anadolu coğrafyasının tüm doğu kısmına emir verebilecek rütbeye erişmiştir.
948737_detay
Samsun'a hareket
15 Mayıs 1919 tarihindeki bu görüşmeden sonra kendisi için hazırlanan ve onu Samsun'a götürecek olan Bandırma Vapuru'nun kaptanı İsmail Hakkı Bey'i makamına çağırtarak yolculuk hakkında bilgi almış ve ertesi gün öğle üzeri hareket edeceklerini bildirmiştir. Yolculuk günü vapur, Sirkeci Garı açıklarında İngilizler tarafından aramaya ve kontrole tabi tutulmuş ve Mustafa Kemal, Beşiktaş İskelesi'nden motor ile Kız Kulesi açıklarında vapura binmiştir. Vapur hareket etmeden önce Rauf Bey Mustafa Kemal'e "yola çıkmamasını, işgal kuvvetlerine mensup bir torpido tarafından takip edileceğini ve vapurun batırılacağını" haber aldığını belirtmiş fakat o, yolculuğun plânlandığı gibi süreceğini söylemiştir.
Vapur Mustafa Kemal ve 18 askerle beraber 16 Mayıs 1919 tarihinde öğle üzeri İstanbul'dan Samsun'a doğru yola çıkmıştır. Rauf Bey'in belirttiği İngiliz gemisi, Bandırma Vapuru'nu izlemeye başlamış ancak Karadeniz'e açıldıktan sonra fırtınalı havada izlerini kaybetmiştir. Mustafa Kemal, İsmail Hakkı Bey'e karaya yakın bir rota izlemesini ve düşman saldırısı halinde gemiyi en yakın sahile oturtmasını emretmiştir. Sert havada, dalgalı bir denizde yol alan gemi 17 Mayıs günü gece saat 23.00 civarında İnebolu Limanı'na girmiş, 18 Mayıs 1919 tarihinde öğle üzeri 12.00'de de Sinop Limanı'na yanaşmıştır.Üsteğmen Hikmet Bey sandal ile kıyıya çıkmış ve yolda olduklarını Samsun Tümen Komutanlığı'na telgraf ile bildirmiştir.
83a005c48dea226347af23a6102360c7_840

763e7c70b01ae17afab7812bd034e93f_840

Omurga Anatomisi ve Omur-Organ İlişkisi

Omurga, bir taraftan vücudumuzun dik durmasını, diğer taraftan da içindeki kanaldan geçen omuriliğin korunmasını sağlayan kemik zincirine verilen addır. Omurilik ise; Beyin kökünden başlayarak, kuyruk sokumuna kadar uzanan ve beyin ile organlar arasındaki irtibatı sağlayan merkezi sinir sistemine verilen addır. Spinal Kord , ya da medula spinalis olarak da adlandırıl. Organların bütün motor ( yani hareket faaliyetleri) ve ( duyu his ) faaliyetleri omurilik tarafından yaptırılır ve kontrol edilir. Omurilik bunun yanında tek başına refleksleri de kontrol etmektedir. Bazı bilim çevreler, omurlik te oluşan baskı ve tahriş ona bağlı organlar da dengesizlik yarattığını, uzun süre bu hal devam edilirse hastalıklar geliştiği revayet etmektedir.
33 kemikten oluşan omurga her birine vertebra (omur) adını vermekteyiz. Bu omurların bulundukları bölgeye göre şekilleri bazı farklılıklar göstermekle birlikte genel anatomik yapıları aynıdır. Bu şekil farklılıklarına göre sınıflanan omurlar 5 grupta ele alınmaktadır.
İnsan Omurga Sayısı. Cervikal ( Dorsal) Vertebraları 7 tane . Torakal Vertebraları 12 tane . L omber Vertebraları 5 tane. Sakral Vertebraları 5 tane. Coxgeal Verttebraları Birbirine yapışık halde 3-4 tane.


Cervikal Vertebraları: Kafatası bitim noktasından başlayıp, ensekköküne kadar uzanan boyun bölgesindeki 7 omur cervikal vertebraları olarak adlandırılmaktadır. Kollar, ellerinmotor ( yani hareket ve duyu ) faaliyetleri omuriliğin bu seviyedeki bölgeleri tarafından kontrol edilmektedir. Eğer omurgada meydana gelen bir hasar bu bölgede omuriliğe zarar verirse, vücudun kollar ve aşağısındaki bölgeleri ( parmaklar) hassasiyet oluşmaktadır.


Torakal (Dorsal) Vertebraları: Ense den başlayıp, kaburgaların omurgayla birleştiği son noktaya kadar olan 12 vertebraya verilen addır. Bu omurlar; gövde bölgesine ait motor ve duyu kontrol etmektedir. Eğer hasar bu bölgede gerçekleşir nefes , kalp retiminde veya bağlı organlarda dengesizlik oluşur, gövde , karın bölgede deki organlarda da rahatsızlık vermektedir, genital ve seksüel yetenekler üzerindeki etkilemektedir
Lomber Vertebraları: Torakal vertebraları sonra bel bölgesini tutan 5 tane vertebraya lomber vertebraları adı verilmektedir. Lomber vertebraları bir hasar omuriliğe bası yaparsa hafif ise ağrı ve uyuşma belirtisi oluşur, hasar ağır ise paraplejik felç yaşanacak; bacaklar ve aşağı bölgede kalan fonksiyonlar, yani genital ve seksüel yetenekler üzerindeki kontrol ortadan kalkacaktır .
Sakral Vertebraları: Kuyruk sokumu bölgesindeki 5 vertebraya verilen addır. Bu vertebralar, (diz altında kalan) aayakları ve seksüel- genital işlevleri kontrol eder. Bu bölgede yaşanacak bir hasar sonucunda ayaklar ve genital – seksüel fonksiyonlarda duyu ve motor faaliyetler kaybedilecektir.
Coxygeal Vertebraları: Kuyruksokumunun uç kısmında , birbirine yapışmış ve güdükleşmiş halde uzanan 3-4 vertebraya verilen addır. Bu vertebralar tek başlarına bir bölgeyi kontrol etmemekte, burada yaşanacak travmalar belirgin bir felce yol açmamakta, ancak sadece ayaklarda işlev bozuklukları olabilmektedir.

  • 1. Certikal Bölge 7+1=8 çift.
  • 2. Torakal Bölge 12 çift.
  • 3. Lomber Bölge 5 çift.
  • 4. Sakral Bölge 5 çift.
  • 5. Coxygeal Bölge 1 çift.


Bu şekilde sınıflandığında omurların içte kalan tambur şeklindeki oval kısımlarına corpus, sağında ve solunda kalan çıkıntılarına çıkıntı, arka kısmında kalan boynuz şeklindeki uzantıya da spinöz çıkıntı adı verilmektedir.Vertebralar, birbirlerine aralarındaki discus (diskus okunur) adı verilen yastıklarla bağlanmaktadır.
Disklerin omurga sistemi içindeki rolü, kemiklerin birbirine değerek aşınmasını önlemek ve omurga hareketine müsaade eden esnekliğe imkan sağlamaktadır.
Omurga bunun yanında, her taraftan onu saran ve ligaman adı verilen bağ dokularıyla sıkı sıkıya sarılmıştır. Ligamanların ön bölgeyi tutanlarına onterior ligaman, arka bölgeyi tutanlarına da posterior ligaman adı verilmektedir.
İşte bütün bu unsurlarla bir bütünlük oluşturan omurga sistemi stabil (yani sabitlenmiş)bir halde görevini tam olarak yapmakta ve omuriliği korumaktadır. Başlangıçta da belirtildiği gibi, Omurilik, omurganın içerisinde yer almaktadır. Ancak omurilik bu kanal içerisinde; dura adı verilen bir zarla çevrili olan BOS’un yani beyin omurilik sıvısının içinde bulunmaktadır. BOS yani boyun omurilik sıvısı, spinal kordun dura ve kemiğe değmesini engelleyen bir hidrolik tampon görevi görmektedir.


Omurilik, anatomik olarak iki kısımdan oluşmaktadır. İlk kısım; C1’den L1-2’ye kadar uzanan ana parçadır. İkinci kısımsa; bu bölgeden aşağı kadar uzanan ve at kuyruğuna benzeyen sinir lifi demetinden oluşan ve cauda equina (kauda eqina okunur)adı verilen kısımdır. Anatomik olarak bu şekilde yapılan omurilik; organlarla bağlantıyı, vertebralar arasında uzattığı sinir kökleri vasıtasıyla kurar.
Toplam 31 çift sinir kökünün bölgelere göre dağılımı şöyledir:
Bu anatomik özelliklere sahip olan omurilik, bir hastalık ya da travmaya bağlı olarak baskıya uğrarsa, yani basıya maruz kalırsa işlevini yitirebilir. Bası yapacak hastalık ya da travma direkt omurilik üzerinde olabilmekle birlikte, bu durum daha çok, omurgada yani vertebra kemiklerinde gelişen bir hastalık veya travmanın etkisiyle olmaktadır. Özellikle bir kaza sonucu kırılan vertebralardan kopan kemik parçaları, vertebranın içinden geçen omuriliğe zarar vermekte (kesi oluşturarak) omurilik felcine sebep olmaktadır.

Omurga vücuttaki ana sinir merkezlerinden biri olduğu için, farklı bölgelerinde tüm organların temsilinin bulunması şaşırtıcı değildir. Bunun, sağlığınızı nasıl etkileyebileceği ise daha şaşırtıcıdır.


Türkiye Şehirleri Türkiye Coğrafyası Dünya Şehirleri Dünya Coğrafyası Ülkeler



  • Blog Yazıları


    Email
    KISA KISA
    X



    Folower Button

    Takipçiler

    Company Info | Contact Us | Privacy policy | Term of use | Widget | Advertise with Us | Site map
    Copyright © 2020. merhancag . All Rights Reserved.

    Bilgi Mesajı

    Duvarı Aşamıyorsan Kapı Aç

    Kıssadan hisse Kısa Kısa'da sizi bekliyor...

    facebook sayfamızı takip edebilirsiniz!