Güzel Bir Hafta Sonu Dileriz

Kısa Kısa'da yeni bir Hikaye

Yolunacak Kaz?..

Sağlıcakla Kalın

×

Loading...
LÜTFEN KULAK VERİN "COVİD" TEHLİKELİDİR

















SON YAZILAR :
Loading...


13 Mayıs 2020

Sadettin Kaynak

Türk Sanat Müziği BestecisiSes Sanatçısı, Doğum : 15 Nisan, 1895, İstanbul. Ölüm: 03 Şubat, 1961
Klasik Türk sanat müziği bestecisi, ses sanatçısı (D. 15 Nisan 1895, İstanbul – Ö. 3 Şubat 1961). Kendisinin yaptığı açıklamalarından birinde, doğum tarihini 1893 olarak belirtir. Babası Fatih Camisi’nin hocalarından Ali Alaeddin Efendi, annesi Havva Hanım’dır.  İlk ve ortaöğrenimini İstanbul Aksaray’da tamamladıktan sonra, İlâhiyat Fakültesi’nden mezun olduğu için “Hafız” olarak da bilinirdi. Sesinin güzelliği çok küçük yaşlarında çevresinin dikkatini çekmiş, Hafız Melek Efendi’den dersler almıştı. Darüşşafaka Cemiyeti’nde musiki öğretmeni olan Kazım Uz’dan nota ve usul, Şeyh Cemal Efendi’den yararlanarak da ilâhi ve fasıl konularında kendini geliştirdi. Besteciğinin ilk yıllarında nota bilmediğinden bestelerini başkaları notaya alırdı. Daha sonra, kimseden ders almadan önce, bildiği eserleri notaya aldırarak kendisini yetiştirdi. Askerliğini 1912 yılında Diyarbakır’da “İlahiyat Zabiti” olarak yaptı. Askerlik yıllarında Elazığ, Harput, Malatya, Mardin gibi illeri dolaştı ve askerden sonra İstanbul’a döndü.
Sadettin Bey, 1926 yılında plâk doldurmak üzere Berlin’e, çeşitli tarihlerde de Viyana, Paris ve Milano’ya gitti. Yurda dönüşünü, yazar Kemal Mahmut  İbnülemin İnal’a verdiği hayat hikayesini anlatan mektubunda şöyle anlatıyor:
İstanbul’a döndükten sonra film musikisi bestelemeye heves ettim. Mısır’dan getirilen 85 adet filmin müziklerini. Her filmde on ila yirmi tane eser vardı. Beş yıl süreyle İpekçi Kardeşler film şirketine bağlı kaldım. Bu esnada yerli filmler için eserler de besteledim. Yerli filmlerden ‘Allahın Cenneti’nde, Arap filmlerinden ‘Leyla ile Mecnun’da film sahasında ilk bestelerimi verdim. Bu esnada rahmetli Atatürk beni çağırttı. Bir Kur’an-ı Kerim verdi. İmzasını koydu. Kur’an-ı Kerim’de muharebeye müteallik [savaşa dair] ayetlerin tercümelerini tespit ederek, ordu kumandanlarına bir nutuk vermemi emretti. Hazırlandım. Atatürk’ün karşısında, Ordu kumandanlarının hazır bulunduğu bir mecliste bu emri yerine getirdim. Atatürk , ‘Yahu, Kuran’da neler varmış da bizim haberimiz yok’ dedi. Müteaddit defalar birçok vesilelerle Atatürk’ün huzuruna kabul olundum. Feridun Fazıl Tülbentçi’nin yaptığı ‘Yavuz Sultan Selim Ağlıyor’ filminin bestesi esnasında, nezf-i dimağiye duçar olarak [ beyin kanaması geçirip] felç oldum. İki sene evvel 1953 tarihinde Sultanahmet Camii’ne ikinci imam tayin olunmuştum.” 

Eserlerinde çok zengin bir folklor yapısı göze çarpan sanatçı, Halk müziğinin bölgesel motiflerini derinlemesine incelemiş, şarkı ile türkü arası bir özellik taşıyan üslûbunu kullanarak kendine öz bir form (biçim) yaratmıştır. Gezdiği yörelerin özelliği olan uzun havaları ve Hoyrat ezgilerinin yapısından da esinlenerek Hüseyni, Gerdaniye, Muhayyer gibi makamlarda eserler bestelemiştir. Yunus Emre, Karacaoğlan, Erzurumlu Emrah gibi değerli halk ozanlarının şiirlerini ve anonim halk ezgilerini de bu formda bestelemiştir. Kısacası Halk müziğine çeşitli motifler ekleyerek ve Türk sanat müziğinin poetik özelliklerini bir araya getirerek kendine özgü bir form oluşturmuştur.

Sadettin Kaynak, XX. yüzyılın Klasik Türk Sanat Müziği’nin en büyük kişi ve bestecilerindendir. Halkın kulağında derin ve kalıcı izler bırakan, dillerde her türlü insanlık durumuna cevap verebilen ezgiler yaratmıştır. Kaynak’ın klasik bestelerinde, bir şarkı içinde birden fazla usul bulmak mümkündür. Ayrıca müziğimizde özel bir yeri olan bestesi “Dertliyim, Ruhuma Hicranınmı” (Güfte: Vecdi Bingöl) şarkısında iki makam kullanma ustalığı göstermiştir. Bu eseri Segâh makamında başlayıp Nihavent makamı ile bitirmiştir. 1921 yılında film şarkısı olarak bestelenen bu şarkı, usul yönünden de zengin bir temaya sahiptir. Şarkı serbest başlayıp, düyek ve yürük semai olarak devam etmekte, düyek olarak son bulmaktadır.

Kaynak, 1932 yılında bestelediği ve o yıllarda Safiye Ayla tarafından seslendirilerek ünlenen  “Çile Bülbülüm Çile” şarkısının plak, radyo ve konserlerdeki telif haklarını Safiye Ayla’ya vermiş ve bu şarkı ile anılır olmuştur. Muhayyer makamındaki şarkının güftesi de Vecdi Bingöl’e aittir:           
Sadettin Kaynak’ın ölümünden on iki gün sonra yayımlanan Hayat mecmuasında (16 Şubat 1961) Orhan Tahsin, Kaynak’ın vasiyetini açıkladı. 16 Aralık 1958 tarihinde hazırlanan bu vasiyetnamenin son bölümünde şunlar yazılıdır:
Peygamber 63 sene yaşadı. Ben de 63 yaşındayım. Allah’tan diliyorum ki bu sene öleyim. Tamam, altı yıl oldu felç geleli. Bu senenin sonunda altı sene dolacak (…) Kabir taşımı Gülfiye yaptırır. Yazılacak şey şudur: ‘Sultanselim Camii Şerifi Başimamı ve Sultanahmet Camii Şerifi İkinci İmamı ve hatibi meşhur bestekâr Hacı Hafız’ın ruhuna fatiha.” Sadettin Kaynak öldüğünde, İstanbul’da Merkez Efendi Mezarlığı’nda toprağa verildi.

Bir başka kaynakta ise ilginç bilgilere rastlıyoruz: Muammer Karabey, “(…) Dostum Ayhan Atakan merhum, (…) Hafız Sadettin Bey’in kiracısı imiş. Ondan öğrendiğime göre Hafız S. Kaynak bu binayı varlık vergisi sırasında zor duruma düşen Rum asıllı bir şahıstan satın almış. Eski sahibini kiracı olarak kabul etmiş ve ölünceye kadar kira almamış.”
Sadettin Kaynak’ın çok ünlü olan ve dillerden hiç düşmeyen bestelerinın başlıcaları şunlardır: “Benim Yârim Gelişinden Bellidir”, “Tel Tel Taradım”, “Kara Bulutları Kaldır Aradan”, “Muhabbet Bağına Girdim Bu Gece”, “Dertliyim Ruhuma Hicranını”, “İncecikten Bir Kar Yağar”, “Çile Bülbülüm Çile”, “Ben Güzele Güzel Demem”, “Enginde Yavaş Yavaş”, “Gönül Nedir Bilene Gönül Veresim Gelir”, “Leyla Bir Özge Candır”, “Niçin Baktın Bana Öyle”, “Leylakların Hayali”, “Bir Rüzgârdır Gelir Geçer Sanmıştım”, “Ela Gözlerine Kurban Olduğum”, “Yanık Ömer”.

HAKKINDA: İbnülemin Mahmut Kemal İnal / Son Asır Türk Musikişinasları (1958), Ethem Zeki Üngör / Saadettin Kaynak (Yayınlanmış konferans metni,1980), Avni Anıl / Anılar ve Belgelerle Musikimiz (1981), Mehmet Nazmi Özalp / Türk Musikisi Tarihi (1986), Yılmaz Öztuna / Büyük Türk Musikisi Ansiklopedisi (1990), Ahmet Şahin Ak / Türk Musikisi Tarihi (2002), Vural Sözer / Müzik Ansiklopedik Sözlük (2005), Cem Bahar / Musıkiden Müziğe - Osmanlı Türk Müziği: Gelenek ve Modernlik (s. 311, 2005).

Hava Bitkisi

Botanik alanında sıklıkla adını duyduğumuz hava bitkisi, toprağa ihtiyaç duymadan yetişebilen bir bitki türüdür.
Anavatanı Meksika, Orta ve Güney Amerika olarak bilinen hava bitkisi, ya da evrensel adlandırılışıyla “air plant”, yaşamak için köklerinden başka hiçbir şeye ihtiyaç duymayan bir bitkidir.

EPİFİT CANLILARDIR

Son yıllarda değişik görünümüyle sıklıkla tercih edilen ve anavatanı dışında da dünyanın her yerinde karşımıza çıkan hava bitkisi, diğer bitkilere tutunarak yaşamını sürdürür. Ancak parazit canlılar değillerdir. Üzerinde yaşadıkları bitkileri yalnızca konak olarak kullanan hava bitkisi, bu özelliği nedeniyle epifit (epiphytic) bitkiler grubuna girer.
Bromeliad ailesine ait olan hava bitkisinin yaklaşık 730 adet türü bulunur. 7-8 cm boylanabilen, su ihtiyacı diğer bitkiler gibi olmayan hava bitkisinin ömrü birkaç yıl ile sınırlıdır.

SU İHTİYACINI HAVADAN ALIR
Susuzluğa dayanıklı olan bu tür, suyu bünyesinde uzun süre tutmasıyla bilinir. Hayatta kalması için en önemli şey gün ışığıdır. Su ihtiyacını havadaki nemden karşılayabilen bu tür, zahmetsiz bakımı nedeniyle bitkiseverler tarafından da sıklıkla tercih edilir.

12 Mayıs 2020

Yeni Bir Gezegen

Araştırmacılar, milyonda bir rastlanan bir gezegen keşfetti.Yeni Zelandalı gök bilimciler, son derece nadir gözlemlenebilen yeni bir gezegen tespit etti.
Canterbury Üniversitesi'nde görevli gök bilimciler, çekimsel mikro mercekleme tekniğini kullanarak 'Süper Dünya'' olarak nitelendirilen yeni bir gezegen ortaya çıkardı.
(Kütle çekimsel mercekleme: Uzaktaki bir kaynak ile gözlemci arasındaki madde dağılımıdır. Bu durum; kaynaktan gelen ışığın, gözlemciye doğru yolculuk ederken, kütle çekimsel merceklenme olayı sayesinde bükülmesi anlamına gelir.)

Dünya'dan büyük, Neptün'den küçük kütleye sahip OGLE-2018-BLG-0677 adlı gezegenin yıldızına, Dünya'nınkinden yakın olduğu ifade edildi.

BİR YIL 617 GÜN SÜRÜYOR
YÖRÜNGESİ VE BÜYÜKLÜĞÜ DÜNYA'YA BENZİYOR
OGLE-2018-BLG-0677'nin yıldızının kütlesinin Güneş'ten daha küçük olduğu, gezegende bir yılın 617 gün sürdüğü belirtildi.

Araştırma ekibinin lideri Dr. Herrera Martin, yörüngesi ve büyüklüğünün Dünya'ya benzemesi nedeniyle, gezegeni oldukça nadir bir keşif olarak nitelendirdi.
Martin, Samanyolu’ndaki bir milyon yıldızdan çok küçük bir bölümünün bu yöntemle gözlenebileceğini belirtti. Araştırmacı, bu tür gözlemlerin tekrarlanamayacağını belirtirken, bu yöntemle bir gezegenin yakalanması olasılığının milyonda bir olduğunu sözlerine ekledi.

Hazine Kitabı


MD COM 001
Büyük Selçuk Sultanlığı döneminde İran'ın ufak bir şehrinde tek oğlu olan dul bir kadın yaşıyormuş. Dünyadaki hayatının sonuna gelmiş olduğunu hissedince oğlunu çağırmış ve ona şöyle demiş: "Çok güçlük içinde yaşadık, çünkü fakiriz; ama sana büyük bir zenginlik emanet ediyorum. Onu bana güçlü bir büyücü hediye etmişti. İçinde muazzam bir defineye ulaşmak için bütün gereken işaretler mevcut. Benim bunu okuyacak ne takatim ne de zamanım var. Şimdi onu sana emanet ediyorum. Talimatları uygula, çok zengin olacaksın!" Annesini kaybetmenin verdiği derin üzüntü geçtikten sonra oğul, o eski ve değerli büyük kitabı okumak üzere almış. Kitabın baş kısmında şöyle yazıyormuş: "Hazineye ulaşmak için sayfa atlamadan okuyunuz. Eğer hemen netice kısmına aktarsanız, kitap bir sihirle kendiliğinden yok olacak ve hazineye erişemeyeceksiniz." Bundan sonra ise uzak bir ülkede birikmiş olan zenginliğin miktarından bahsediliyormuş ve ayrıca, bu hazinenin bir mağarada çok iyi korunmakta olduğu da yazılıyormuş. İlk sayfalardaki Farsça metin bir yerde kesilmiş ve bundan sonrası Arapça devam ediyormuş. Kendini şimdiden zengin olarak görmekte olan genç, başkaları da bu sırrı öğrenip, üstelik de kendisine yanlış bilgi vererek hazineye sahip olmasınlar diye metni tercüme ettirmeye teşebbüs etmemiş. Onun yerine büyük bir ihtirasla Arapça öğrenmeye başlamış. Sonunda metni mükemmel şekilde okuyacak hale gelmiş. Fakat bir noktadan sonra kitap Çince devam ediyormuş. Sonra da başka lisanlar geliyormuş. Genç adam azimle ve sabırla bunların hepsini çalışmış. Bu arada yaşamak için gereken parayı da bu öğrenmiş olduğu lisanlardan temin etmeyi başarmış ve bir süre sonra da başkentin en iyi tercümanlarından biri olarak tanınmış. Böylece, bir zaman sonra hayatı toparlanmaya başlamış. Birçok lisanda yazılmış bir dolu sayfadan sonra kitapta bu hazinenin nasıl idare edilmesi gerektiğine dair talimatlar varmış. Buraya geldikten sonra genç adam istekli bir şekilde iktisat ve ticaret öğrenmiş; ayrıca hazineyi bir kere ele geçirdikten sonra aldatılmalara maruz kalmamak için kıymetli metallerin ve mücevherlerin, menkul eşyaların ve gayrimenkullerin değerlerini belirlemeyi de öğrenmiş. Bu arada daha iyi bir hayat sürdürebilmek için de, öğrendiklerini uyguluyormuş. Hatta onun çok lisan bilen ve maliyeden iyi anlayan biri olarak şöhreti saraya hatta krala kadar ulaşmış. Ona önceleri bazı ufak vazifeler tevdi eden kral, sonunda onu krallığın genel valisi olarak tayin etmiş. Bir çok önsözden sonra kitap sonuna doğru gereken daha teknik konular giriyor ve büyük kapı nasıl inşa edilir, vinç nasıl kurulur, mağaraya erişmek için bocurgat nasıl kurulur, büyük taş kapılar açılırken, büyük taş kütleler nasıl çıkartılır, yol yapımında yolları düzlemek için dolambaçlı yerler nasıl doldurulur ve buna benzer konuları anlatıyormuş. Bu sırrını asla hiç kimseyle paylaşmayı düşünmeyen ve dolayısıyla hiç kimseden yardım almayan o dul kadının oğlu, böylece bilgili ve sayılan bir kişi olmuş. Daha ssonra mühendislik ve şehir planlamacılığı çalışmış. Nihayet, kültürü çok takdir eden kral, onu vekili ve sarayın mimarı atamış ve derken sonunda vezirliğe ükseltmiş. Gerçekten tüm krallıkta onun kadar ilme yatkın, bizim Hazine Kitabı'nı okuyacak kadar kabiliyetli bir kişi yokmuş. Artık son sayfaya gelmiş ve hatta bu son sayfayı okuyacağı aynı gün şahın kızı ile evlenecekmiş. En son yaprağı çevirip şu son cümleyi okumuş: "Bilmek en büyük hazinedir!"

11 Mayıs 2020

Gergedan


Gergedan, gergedangiller (Rhinocerotidae) familyasından bugüne kadar soyunu sürdürebilmiş kara hayvanları içinde filden sonra en iri olan hayvan türü.



Özellikler
Bugünkü gergedanların, üçü Asya'da, ikisi Afrika'da yaşayan beş türü vardır. Bunların hepsi iri yapılı, kısa ve kalın bacaklı hayvanlardır. Ayaklarında tek bir toynakla (geniş ve kalın tırnakla) çevrili üçer parmak bulunur. Kafaları iri ve ağır, kulakları geniş, ucu püsküllü olan kuyrukları ince ve oldukça kısadır. Son derece kalın olan derileri, kulaklarının tepesindeki tüy tutamları ile kuyruk püskülleri dışında tümüyle çıplaktır. Türleri ayıran en önemli fark burunlarının üstündeki boynuzların bir ya da iki tane olmasıdır. Asya'da yaşayan üç türden ikisi tek boynuzlu, öbür Asya türü ile iki Afrika gergedanı çift boynuzludur. İçlerinde en irisi olan Beyaz gergedanın ağırlığı beş tonu bulur. Gergedanların boynuzu öbür hayvanlarınki gibi kemikten değil, saç, kıl ve tırnakların yapısındaki (keratin) denen lifsi bir proteinden oluşmuştur. Bazı Asya ülkelerinde bu boynuzların doğaüstü güçler taşıdığına inanılır.
Davranış
Otçul hayvanlar olan gergedanlar genellikle tek başlarına ya da aile grupları hâlinde geniş otlaklarda, çalılık ve bataklık bölgelerde yaşarlar. Yalnız Sumatra gergedanı sık ormanlarda yaşar. Görme duyularının zayıf olmasına karşılık koku alma ve işitme duyguları çok gelişmiştir. Hayvanlar arasında kendilerinden daha güçlü düşmanları olmayan gergedanlar insanla karşılaştıklarında da genellikle kaçarlar.
Ama bazen kızgın bir erkeğin ya da yeni doğum yapmış bir dişinin alışık olmadığı bir koku ya da sesle uyarıldığında körlemesine saldırdığı olur. Gergedan bütün iriliğine karşın hiç de hantal bir hayvan değildir. Saatte 45 km hızla koşabilir ve bu körlemesine koşu sırasında koca gövdesinden hiç beklenmeyen bir çeviklikle bir anda yönünü değiştirebilir.

Soyunun Tükenme Riski ve Türün Azalan Sayısı
Günümüzde yalnız 5 türü kalmış olan Gergedanın geçmişte, özellikle 19. ve 20. yüzyılda yapılan aşırı avlanma sonucunda türün büyük kısmı yok edildi. Öyle ki 1960'lı yıllarda 70.000 civarında olan siyah gergedan türünün , 20 yıllık bir süre içerisinde %96'sı tükenmiştir. Fakat 1995 yılında 2.410'a inmiş olan siyah gergedan sayısı , sonrasında alınan önlem ve avlanma yasaklanmaları ile son yıllarda tekrar yükselmiş ve 2007 rakamlarına göre 4.180'e ulaşmıştır.

Gergedan Boynuzunun Avlanmadaki Etkisi
Genelde boynuzlarının ticareti için avlanan Gergedan, boynuzunun özellikle Yemen ve Çin'deki talep sebebiyle, avcıların hedefi olmakta. Yemen'de hançer sapı olarak kullanılan Gergedan Boynuzu, Çin'de ise geleneksel tıpta kullanılmaktadır. Ayrıca Gergedan Boynuzunun cinsel gücü artırıcı (afrodizyak) etkisi olduğuna inanıldığından, Gergedanlar avcıların hedefi olmayı sürdürüyor.

Yayılış
At ve eşek gibi tek toynaklılardan olan bu memeli hayvan günümüzde yalnızca Afrika, Hindistan, Malezya ve Endonezya'da yaşar. Ama fosillerden anlaşıldığı kadarıyla tarih öncesi çağlarda Avrupa'da da gergedanlar varmış. Bu soyu tükenmiş türlerin daha soğuk olan Avrupa iklimine uyum sağlayabilmek üzere yumuşak tüylü bir postla örtünmüş olduğu da gene fosillerden anlaşılmaktadır.
Bugün doğada yabani yaşamlarını sürdüren gergedanların sayısı iyice azalmıştır. Bunun nedeni bir yandan insanların yerleşmesi sonucunda doğal yaşam alanlarının daralması, bir yandan da özellikle boynuzları için gergedanların kaçak olarak avlanmasıdır.

Türkiye Şehirleri Türkiye Coğrafyası Dünya Şehirleri Dünya Coğrafyası Ülkeler



  • Blog Yazıları


    Email
    KISA KISA
    X



    Folower Button

    Takipçiler

    Company Info | Contact Us | Privacy policy | Term of use | Widget | Advertise with Us | Site map
    Copyright © 2020. merhancag . All Rights Reserved.

    Bilgi Mesajı

    Duvarı Aşamıyorsan Kapı Aç

    Kıssadan hisse Kısa Kısa'da sizi bekliyor...

    facebook sayfamızı takip edebilirsiniz!