Güzel Bir Hafta Sonu Dileriz

Kısa Kısa'da yeni bir Hikaye

Yolunacak Kaz?..

Sağlıcakla Kalın

×

Loading...
LÜTFEN KULAK VERİN "COVİD" TEHLİKELİDİR

















SON YAZILAR :
Loading...


10 Kasım 2020

Bu gün 10 Kasım.

 Bu gün 10 Kasım.
            Ağlatan gün.
            Muhteşem Türk’ün Hakka ulaştığı gün.
            Ölümüne sadece Türk milleti olarak biz ağlamadık.
            Özgürlüğün nefesiyle büyüyen, aydınlığın güneşi ile yol alan, onu idrak eden bütün dünya ağladı.
            İtalyan radyosu o meş’um haberi verirken spikerin ağzından şu cümle döküldü:
            “Sezer, İskender, Napolyon ayağa kalkın, Büyüğünüz geliyor!”
            Gerçekten de tarihteki bütün kahramanları ayağa kaldıracak bir kahramandı O.

10 KASIM

Ey Türk Gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir. Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir. Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur! Mustafa Kemal Atatürk

09 Kasım 2020

İlk Türk Otomobili Devrim

TÜRKİYE’ DE YAPILAN İLK OTOMOBİL : DEVRİM

16 Haziran 1961 günü Devlet Demiryolları Fabrikaları ve Cer Dairelerinin yönetici ve mühendislerinden 20 kadarı Ankara’ da bir toplantıya çağrıldılar.



Toplantıya başkanlık eden Genel Müdür Yardımcısı Emin BOZOĞLU, Ulaştırma Bakanlığından alınan bir yazıyı okudu. Yazıda “ Ordunun cadde binek ihtiyacını karşılayacak bir otomobil tipinin geliştirilmesi “ görevinin TCDD İşletmesine verildiği ve bu amaçla 1.400.000.-TL ödenek ayrıldığı belirtiliyordu.

Verilen termin 29 Ekim 1961, yani tanınan süre 4.5 aydı. Bu süre içinde bu çapta bir geliştirme çalışması yapılabilir miydi ? Bırakınız geliştirmeyi, hiçten yola çıkarak, çalışabilecek bir otomobil yapılabilir, böyle bir mucize gerçekleştirilebilir miydi? Toplantıda söz alanların çoğu böyle bir projede seve seve çalışmaya hazır olduklarını, fakat böylesine kısa bir sürede sonuç alınabileceğini sanmadıklarını dile getirmeye çalışmış, bir kısmı da “ hayır “ demişlerdi.

Tüm ülkede ise üniversitesinden, basınına, bir avuç sanayicisinden, politikacısına, sesini duyurabilen herkes Türkiye’de ne otomobil, ne de motor yapılabileceğine inanıyor, özel sohbetlerde, röportajlarda, hatta film gösterili konferanslarda bu görüş vurgulanıyordu.

Fakat bu inanılmaz şey gerçekleşiyor ve 29 Ekim 1961 sabahı Türkiye’ de yapılan bir otomobil, kaportası pürüzsüz olmasa da, kendi tekerlekleri üzerinde ve yine Türkiye’ de yapılan kendi motorunun gücüyle Büyük Millet Meclisi binasının önüne götürülerek Cumhurbaşkanı Cemal GÜRSEL Paşa’ ya sunulabiliyor, bir ikincisi Paşa’ yı Anıtkabir’ e götürüyor, sonra da Hipodrom’ daki geçit resmine katılıyordu.

Bu nasıl gerçekleşmişti ?

Projeyle başka bir kuruluşun değil de Demiryollarının görevlendirilmiş olması,bir yandan, o tarihlerde TCDD’ nin onarım amacıyla kurulmuş fakat geniş ölçüde yedek parça imal eden Ankara, Eskişehir, Sivas ve Adapazarı’ ndaki fabrikaları ile önemli bir teknik potansiyeli ve yetişmiş işçisinden mühendisine kadar güçlü bir teknik kadrosunun bulunması, öte yandan Genel Müdür Yardımcısı Yüksek Mühendis Emin BOZOĞLU’ nun asker kökenli ve aynı zamanda Sıtkı ULAY Paşa’ nın akrabası olması dolayısıyla Milli Birlik Komitesi ve çoğu kabine üyelerince yakından tanınıyor ve güveniliyor olmasının sonucu idi.

Yüksek Mühendis Emin BOZOĞLU yönetim grubunun başı olarak, projenin yürütülmesi ve sonucuna ulaştırılmasında da gruptaki öteki yöneticiler gibi bütün bürokratik engelleri cesaretle aşarak her türlü imkanı sağlamak ve kimi kişisel sorunlar, kimi görevin çok yanlılığı ve ivediliği gibi nedenlerle büyük gerilim altında bulunan 20 mühendisin olağanüstü bir tempoyla fakat gönül rahatlığı içinde çalışmalarını sağlamak suretiyle de birinci derecede rol oynamıştı.

Zamana karşı yapılan yarışın kazanılmasında ikinci etken, görev alan mühendislerin proje süresince hafta sonları da dahil her gün, en az 12’ şer saat, gerektiğinde bazı geceleri sökülmüş bir otomobil sedirinin üzerinde birkaç saat kestirmek suretiyle işbaşında kalmaktan kaçınmayacak ölçüde davaya gönül vermiş olmalarıydı.

16 Haziran 1961 günü yapılan toplantıda, çalışmalar için en uygun yerin, (bugünkü TÜLOMSAŞ) Eskişehir Demiryolu Fabrikalarında dökümhane olarak yapılıp kullanılmayan bir bina, en uygun yöntemin de elden geldiğince çeşitli tipten otomobil yapısını yakından inceleyerek fikir edindikten sonra, yapılacak tipin boyutları, motor, şanzıman vb. öteki grup ve parçalarının nasıl tasarlanıp imal edileceği üzerinde durulması olduğu sonucuna varıldı.

İşyeri olarak seçilen atölyenin hazırlanması için Eskişehir’ e talimat verildi ve otomobili olanların 19 Haziran’ da Eskişehir’ de bulunmaları istendi. Dökümhane binası zemini, lokomotif kazanlarında kullanılmak üzere alınan saç levhalarla döşendi. Kapının üzerine, kocaman rakamlarla kaç gün kaldığını gösteren bir levha asıldı. Projenin bitimine dek bu levha, her gün bir azalarak, sonuna kadar orada kaldı. Atölyede bir baş üstü gezer vinç, çeşitli bankolar ve bir toplantı masası vardı. Yakınında bir de çay ocağı bulunan bu masa dört ay süreyle hem toplantılar, hem dinlenme, hem de gerektiğinde çalışma masası olarak kullanıldı.

Atölyede yapılan ilk toplantıda “ Yönetim Grubu “ açıklandı. Genel Müdür Yardımcısı Emin BOZOĞLU başkanlığında, Fabrikalar Dairesi Başkanı Orhan ALP, Cer Dairesi Başkanı Hakkı TOMSU, Cer Dairesi Başkan Yardımcısı Nurettin ERGUVANLI, Eskişehir Demiryol Fabrikaları Müdürü Mustafa ERSOY, Adapazarı Demiryol Fabrikası Müdürü Celal TANER, Ankara Demiryol Fabrikası Müdürü Mehmet NÖKER’ den oluşan grupta iki de emekli subay vardı: Genel Müdürlük Müşaviri Hüsnü KAYAOĞLU ve Necati PEKÖZ. Ardından çalışma grupları belirlendi: Dizayn, motor-şanzıman, karoseri, süspansiyon ve fren, elektrik donanımı, döküm işleri, satın alma işleri ve maliyet hesapları grupları.

Önce otomobilin ana hatları saptandı. Dört ila beş kişilik, toplam 1000-1100 kg-ağırlığında, orta boy denilebilecek bir tip üzerinde mutabık kalındı. Motor 4- zamanlı ve 4 silindirli olmalı, 50-60 BG vermeliydi.
Karoseri için hazırlanan 1:10 ölçekli maketlerden seçilen birinin 1:1 ölçekli alçı modeli yapıldı. Karoserin damı, kaput ve benzeri saçları, bu modelden alınan kalıplarla yapılmış beton bloklara çekilmek ve çekiçle düzeltilmek suretiyle tek tek imal edildi. Bir yandan da Willy’s Jeep, Warswa, Chevrolet, Ford Consul, Fiat 1400 ve 1100 motorlarının incelenmesinden sonra Warswa motoru örnek alınarak yandan supaplı bir 4- silindirli motorun gövde ve başlığı Sivas Demiryolu Fabrikasında dökülüp, Ankara Demiryolu Fabrikasında işlendi. Piston, segman ve kolları Eskişehir’ de yapıldı. Motor Ankara Demiryolu Fabrikasında monte edildi. Frenlemede 40 BG’ den fazla güç alınamayan bu motora alternatif olarak Ankara Fabrikası aynı gövde ve krank milinden yola çıkarak başka bir tip geliştirdi. B- motoru adı verilen üstten supaplı bir üçüncü motorda Eskişehir’ de imal edildi.
Süspansiyon grubu ön takımlar için “ Mc Pearson “ sistemini önerdi ve numuneye göre Eskişehir’ de imal edildi.

Eylül sonlarına doğru ön ve arka camları piyasada bulunabilenlere intibak ettirme zorunluluğu nedeniyle modele göre biraz değiştirilmiş, iki gövde çakılmış ve biri A, öteki B tipinden iki ayrı motor hazırlanmış bulunuyordu. Şanzımanlar, Ankara Fabrikasınca tümü yerli olarak yapılmıştı.

Montaja geçildiğinde karşılaşılan en büyük sorun, gövde – motor uyumunu sağlamak, debriyaj, gaz ve fren kumanda mekanizmalarını yerleştirmek ve direksiyonun en uygun konumunu bulmaktı. Ayarlı direksiyon önerisi kabul edilmedi. İki yıl sonra Cadillac bunu bir yenilik olarak getiriyordu.

Nihayet Ekim ortalarında Devrim otomobillerinden ilki tecrübeye hazır duruma gelebildi. Elektrik donanımı ile diferansiyel dişlileri, kardan istavrozları ve motor yatakları ile cam ve lastikleri dışında tüm parçaları yerli idi.

Bir yandan bu ilk otomobilin yol tecrübeleri sürdürülürken bir yandan da Cumhurbaşkanı’ na sunulmak üzere B- motoru ile donatılan ikinci otomobilin yetiştirilmesine çalışılıyordu. Siyah renkteki bu 2 numaralı Devrim’ in son kat boyası ancak 28 Ekim akşamı vurulabildi. Pasta ve cilası Ankara’ ya sevk edilirken gece trende yapıldı. Buharlı lokomotiflerle çekilen trende bacadan sıçraması muhtemel kıvılcımlardan ötürü güvenlik önlemi olarak benzin depoları boşaltıldı.



Tren sabaha karşı Ankara’ ya ulaştı. İki Devrim Otomobili o zamanlar Sıhhiye semtinde bulunan Ankara Demiryolu Fabrikası’ na indirildi. Manevra imkanı sağlamak için depolarına yalnızca birkaç litre benzin kondu. Asıl ikmal sabahleyin Sıhhiye’ deki Mobil Benzin İstasyonundan yapılacak, sonra da Meclis’ e gidilecekti.
29 Ekim sabahı, Devrimler motosikletli oldukça kalabalık bir trafik ekibinden oluşan eskortun arasında yola çıktı. Çıktı ama, eskorttakiler, benzin alma işinden haberleri olmadığı için, Mobil’ e uğramadan yola devam ettiler. Meclis’ in önüne gelindiğinde durum anlaşıldı, acele getirilen benzin 1. Arabaya kondu. 2 numaraya konacağı sırada Cemal Paşa Meclis’ in önüne gelmiş ve Anıtkabir’e gitmek üzere 2 numaralı Devrim Otomobiline binmişti. Yola çıkıldı. Fakat 100 m. Kadar sonra motor öksürerek durdu. Cemal Paşa’ nın “ Ne oluyor ? “ sorusuna direksiyondaki Yüksek Mühendis Rıfat SERDAROĞLU “ Paşam, benzin bitti. “ cevabını verdi. Paşa’ dan özür dilenilerek 1 numaralı Devrim’ e geçmesi rica edildi. Buna uyan Cemal Paşa Anıtkabir’ e bu otomobil ile gitti. İnerken ünlü “ Batı kafasıyla otomobil yaptınız ama, doğu kafasıyla benzin ikmalini unuttunuz ” sözlerini söyledi.

Ertesi gün bütün gazetelerin söz birliği etmişçesine “ 100 metre gidip bozuldu “ başlığını attıkları 2 numaralı Devrim, aynı gün Hipodrom’ daki geçit törenine katılıyor, ne bundan, ne de Cemal Paşa’ nın Anıtkabir’ e bir başka Devrim otomobili ile gittiğinden söz ediliyor; yalnızca haber, yorum ve fıkralarda harcanan bunca paranın boşa gittiğinden dem vuruluyordu. Oysa aynı yıl Tarım Bakanlığı bütçesine konmuş bulunan “ At neslinin ıslahı “ için 25 Milyon TL. ödenek ve sonucundan kimse söz etmiyordu.


Karoseri Grubundan Y.Mühendis
Salih Kaya SAĞIN’ ın
Yazısından derlenmiştir.




NOT: * 1961 yılında 4 adet üretilen DEVRİM Otomobillerinden sadece birisi günümüze ulaşmıştır. TÜLOMSAŞ Müzesi bahçesinde, özel olarak yapılan camlı garajda muhafaza edilen DEVRİM Otomobili halen çalışır durumdadır.

DEVRİM'İN KÜNYESİ

İmal Tarihi:1961
Ağırlık: 1250 kg.
Uzunluk: 4500 mm.
Genişlik: 1800 mm.
Yükseklik: 1550 mm.
İmal Yeri: Eskişehir Demiryolu Fabrikası
İmal Süresi: 4,5 ay
Üretim Sayısı: 4 Adet Binek Otomobili
10 Adet Motor: 4 adet A4L tipi 3 adet A4T tipi 3 adet B3T tipi
7 Adet Şanzuman: 3 adet A tipi 4 adet B tipi
Silindir Sayısı: 4
Silindir Çapı: 81 mm.
Silindir Hacmi: 20 70 cm
Strok: 100 mm.
Kompresyon: 6,8 : 1
Güç: 50 Hp
Devir: 3600 d/d
Karakteristik: Dört zamanlı

Baideng Muharebesi (BAYDENK )

 

Bozkırdan Çin'e doğru daha önce de akınlar olmakta ve küçük çatışmalar yaşanmaktaydı. MÖ 221'de Çin'de siyasi birlik sağlandı ve MÖ 206'da Han Hanedanı iktidara geldi. Bozkırda ise MÖ 209'da Hun yabgusu olan Mete birkaç yıl içinde bozkır birliğini kurmuştu. MÖ 200'e gelindiğinde Çin ve bozkır kendi içinde siyasi örgütlenmeyi tamamlamıştı ve o güne kadarki küçük çaplı çatışmaların yerini büyük bir savaşın alması kaçınılmazdı.

İç savaşı bitiren İmparator Liu-pang/Gao-zu daha önce General Meng-tien tarafından inşa edilen kuzey savunmasını tahkim etmeye kalkıştı. Öte yandan Hunlar, iç savaştan yararlanarak aşılması zor Gobi Çölü'nün güneyinde üsler ele geçirmişti ve burayı kaybetmek istemiyorlardı.

Mete henüz kurduğu göçebe koalisyonundan bir ordu oluşturarak Çin sınırını geçti. Operasyon basit bir yağma gibi görünüyordu, ancak gerçek bir taktik ustası olan Mete'nin asıl amacı her yöne (kendi halkına, boyun eğdirdiği göçebelere ve Çinlilere) göz dağı vermekti. Elde edilecek ganimetle hem koalisyondaki diğer boy beylerinin sadakatini temin edecek, hem onları gücüyle korkutacak ve hem de kuzeyde (Hunlara göre güneyde) hareketlenmeye başlayan Çinlilere aba altından sopa göstermiş olacaktı.

Gözüpek imparator, Liu-pang/Gao-zu, Mete'nin hareketine karşılık vermeyi kararlaştırdı.

Mete maceraperest görünümünün altında temkinli bir stratejistti, Çin içlerine dek girip tuzağa düşmemeye dikkat ediyordu. Çin'in kuzey savunmasındaki en önemli nokta olan Mai Kalesi'ni kuşattı. Kaleyi savunan kişi imparatorun akrabası Han Hsin'di (Aynı dönemde yaşayan ünlü general Han Hsin değil). Prens yardımdan ümidi kesince teslim oldu ve Mete'nin hizmetine girdi.

Mete amacına ulaşmış ve İmparator Liu-pang/Gao-zu'yu kışkırtmayı başarmıştı. İmparator Hun tehditini def etmek üzere dev bir ordu kurarak kuzeye hareket etti.

Mete ordusunu dağlara çekti, bir yandan da sağa sola saldırarak Çinlilere ait her şeyi yağmalıyordu. Düzensiz bir yağmacı izlenimi oluşturarak İmparator'un kendisini takip etmesini sağladı, aslında başından beri yaptığı şey Çin ordusunu tuzağa çekmekti.

Hun ordusunun tamamı süvarilerden oluşuyordu ve kuzeydeki kara ikliminden geldikleri için soğuğa hazırlıklıydılar. Eldivenleri ve kış şartlarına uygun vardı. Çin askerleriyse halktan devşirilmiş piyadelerdi ve yüksek dağlarda Hunları kovalarken soğuğun pençesine düştüler. Binlerce Çinli okçunun parmakları dondu ve Çin'in askeri gücünün önemli bir kısmı savaşamaz hale geldi.

Bu Mete'nin kurduğu tuzağın ilk parçasıydı.

Mete, süvarilerini hızla geri çekerek "Çinlilerin elinden kaçtığı" izlenimini uyandırdı. İmparator telaşlandı, zira önünde iki seçenek vardı. Ya Hunların elini kolunu sallayarak gitmesine göz yumacaktı ya da yalnızca hızlı birlikleri yanına alıp Hunların peşine düşecekti. Liu-pang/Gao-zu riskli olan ikinci yolu seçti.

Çin ordusu ikiye bölündü, İmparator küçük ama hızlı bir birliğin başında Hunların peşine düştü.

Geri çekilmekte olan Mete, aniden durup Çinlilerin üstüne saldırdı. Çinliler bu beklenmedik hamle karşısında afallamıştı, Baideng Kalesi önünde Hunlarla karşılaştılar ve ağır bir yenilgiye uğradılar.

Baideng Muharebesi, göçebeler tarafından tarih boyunca kullanılacak olan "sahte geri çekilme" taktiğinin ilk örneğidir.

İmparator panik içinde kaleye çekildi. Birliklerini toparlayıp durumu değerlendirmeyi umuyordu ancak Hunlar fırsatı kaçırmayarak kalenin etrafını sardı. Mete ordusunu dört tümene ayırıp kalenin tüm çıkışlarını tuttu.

Orduların mevcutları belirsizdir. Çin ordusunun tümünün mevcudu 300.000'in üstündeydi, ancak İmparatorla beraber kaleye sıkışan öncü kuvvetin ne kadar olduğu bilinmiyor. Çin tarihçileri Hun ordusunun mevcudunun 400.000 olduğunu yazsa da bu sayı fazlasıyla abartılıdır, zira göçebelerin toplam nüfusu böyle bir ordu çıkarmaya yetmeyeceği gibi her askerin yanında en az iki at olduğuna ve bu atlar kuşatma sırasında kalenin çevresine dağılıp otla besleneceğine göre Hun ordusunun mevcudu, kabaca çayır miktarına göre sınırlanmalıydı. Buna göre Hun ordusunun mevcudunun da 20.000 ile 40.000 arasında olması gerekir.


Kuşatma yedi gün sürdü. İmparator köşeye sıkışmıştı ve barış için tüm şartları kabule razıydı. Buradan kurtulsa bile düşmanının taktik ve manevra kabiliyetine bizzat tanık olduğu için savaşı sürdüremeyeceğini biliyordu. İmparator, Hunlara barış önerdi.

Çinli tarihçilere göre yabgunun karısı "yenge" ile temas kurularak hediyelerle gözü boyandı. Ve karısının etkisinde kalan yabgu barışı kabul etti. Ancak Mete'nin dehasını düşünürsek durumun başka bir açıklaması olabilir. Mete Çinlilerin yüreğine korku salmıştı, fakat kendi gücünün sınırlı olduğunun farkındaydı. Kuşatmayı uzun süre devam ettiremezdi ve Çin ordusunun geriden gelen asıl kısmıyla karşılaşması halinde iki ateş arasında kalabilir, kendisi tuzağa düşebilirdi. Ayrıca barış teklifi oldukça makuldü ve Mete, bir avuç süvariyle Çin'i işgal etmeye kalkışmayacak kadar gerçekçi bir liderdi. Sonuç olarak Çinlilerin şartlarını kabul etti ve belki de güç gösterisini zedelememek için barışa karısının ricasıyla razı olduğu izlenimini oluşturdu.

Mete psikolojik yıpratma taktiğini sonuna kadar uyguladı. Antlaşmadan sonra İmparator'un kaleden çıkmasına izin verdi ancak Çinlilerin geçeceği yolun iki yakasına askerlerini yerleştirip okları İmparator'a çevirtti. Liu-pang/Gao-zu bu korkuyu hayatı boyunca unutmayacak ve Mete'nin tüm tehditlerine boyun eğecekti.

Mete daha sonra da Çin'e keyfi akınlar düzenleyip düşmanın yüreğine bıraktığı korkuyu tazelemeyi ihmal etmedi. Ancak Çinliler, Mete hayatta olduğu sürece antlaşmaya uydular. Buna göre Hunlara "hediye" adı altında yıllık vergi veriyor, kuzeydeki ticaret ve savunma bölgesini Hunlara bırakıyor ve yabguya bir prenses armağan ediyorlardı.

Kaynaklar:

  1. ^ Gumilyov, Lev (1960). Hunnu.
  2. ^ Chang, Chun-shu (2007). The Rise of the Chinese Empire, Volume 1: Nation, State, and Imperialism in Early China, ca. 1600 B.C. - A.D. 8. Ann Arbor: University of Michigan Press. s. 158. ISBN 978-0-472-11533-4.
  3. ^ Chang, Chun-shu (2007). The Rise of the Chinese Empire, Volume 1: Nation, State, and Imperialism in Early China, ca. 1600 B.C. - A.D. 8. Ann Arbor: University of Michigan Press. p. 158. ISBN 978-0-472-11533-4.
  4. ^ Hunlar, Gumilev

08 Kasım 2020

Büyük Hun İmparatorluğu


Tarihi kayıtlarda Büyük Hun İmparatorluğu yada Asya Hun İmparatorluğu olarak geçen ve M.Ö 220 tarihlerinde hüküm sürmüş Türk devletidir. Türk karakterli devlet Türk boyları tarafından kurulmuş, hem gelenek-görenek hem de askeri ve devlet idaresi olarak Türk karakterini devam ettirmiştir. Büyük Hun İmparatorluğu, Avrupa’da Roma İmparatorluğu sınırlarına kadar yayılmışlardır.


 Hun İmparatorluğu ve Tarihçesi

Çince’de Hiung-nu olarak adlandırılan devlet bu terimi ilk olarak M.Ö 318 yılında Çin ile yapılan Kuzey Şansi Savaşı’ndan sonra imzalanan antlaşma metninden almaktadır. Hun halkı olduğu bilinen Hiung-nu’lar Çin’in kuzeybatısında bulunan Moğolistan bölgesinde yaşamını sürdüren yerli halkında adıdır. Büyük Hunların ilk bilinen İmparatoru Teoman’dır. Hunları bütün Dünya’ya tanıtan en önemli hükümdar ise, hiç kuşkusuz büyük bir komutan ve hükümdar olan Mete’dir. Hatta Çin Seddi’nin yapımına göz atıldığında Çinlilerin Çin Seddi’ni M.Ö 214 yılında Hunların saldırılarından korunmak için inşa ettikleri dahi bilinmektedir. Adı geçen duvar günümüzde Dünya Harikaları Listesi’ndeki yerini korumaya devam etmektedir.

Büyük Hun Devleti olarak bilinen Hun İmparatorluğu'nun, M.Ö 220 yıllarında Teoman tarafından kurulduğu iddia edilmektedir. İstila ve savaşlarla geçen bin asrın kültürü zaman zaman yangınlara ve saldırıya maruz kaldığı için tarihi kayıtların günümüze ulaşması neredeyse imkansızlaşmıştır.

  • Hun Devleti’ni kuruluşundan itibaren bulunduğu coğrafyada saygın ve lider hale getiren İmparator Mete’dir. Mete, İpek Yolu’nun hakimiyeti için Çin’in üzerine yürümüş ve M.Ö 200 yılında Çin kuvvetlerini yenerek bu devleti haraca bağlamıştır. Daha sonra başlarında Ka-o-ti’nin bulunduğu Çin ordusunu M.Ö 187 yılında çıkılan Pai-Teng Seferi’nde yüz bin kişiden oluşan ordusuyla büyük bir yenilgiye uğratmıştır. Çin İmparatorluk ordusu ise bazı kaynaklarda iki yüz bin bazı kaynaklarda ize üç yüz bin olarak söylenmektedir. Mete zamanından Hunlar, Sibirya, Çin Denizi, Japon Denizi ve Hazar Denizi arasında kalan tüm topraklarda hakimiyet kurmuşlardır. Mete, Çin ile ilişkilerini mesafeli tutmuştur. Bunun birinci sebebi Çin toplumuna karışarak Hun halkının bu halkın içinde eriyerek asimile olmasını engellemektir.

    Hunların Çin hakimiyetine girmeden sürekli genişlemeleri Çin içinde yaşanan iç karışıklıklardır. Hatta Hun Devleti, Çin’e yaptığı saldırılar sonucunda beş krallığın yıkılmasına sebep olmuşlardır. Çin’de bulunan bu krallıklardan Chou Hanedanı da Hun saldırılarıyla yıkılmış, fakat Hunlarla işbirliği yapan Tis Hanedanı ise devletin liderliğine yükselmiştir. Fakat bir süre sonra bu hanedanlıkta yıkılmış ve bölgedeki Hun hakimiyeti giderek artmıştır. 

  • Hun İmparatorluğu’nun Yükselişi ve Etnik Yapısı

    Birçok kavimden unsurları barındıran Hunlar, Moğollar, Türkler ve Tunguzlar gibi Orta Asya kavimlerinden büyük bir imparatorluk haline gelmiştir. Fakat bu kavimlerden daha  baskın olan Türk kavimlerin askeri ve sosyal kültürü zamanla bütün imparatorluğa hakim olmuştur. Devletin adı olan “Hun” kelimesi ise, adam, insan ve halk anlamlarına geliyordu. Hunlar genellikle bozkır yaşamına uygun olarak avlanır, hayvancılık yapar ve kısmen de olsa tarımla meşgul olurlardı. Savaşçı karakterleri gelişmiş olan Hunlar, büyükbaş hayvancılık yapmazlardı. Onlar koyun sürüleri bakarlar ve çok iyi at yetiştirirlerdi. Hunlarda bir yiğidin atı en yakın yareni sayılırdı. Hunlar, Türk boylarının ataları olarak sayılırlar.

    Hunlar, Türklerin kurduğu ilk imparatorluktur. Sürekli hareket eden ve göçebe olan Hunlar, bu yaşan tarzları nedeniyle çevrelerindeki coğrafyada sürekli akınlar düzenlemiş ve devletin sınırlarını genişletmişlerdir. 

  • Mete Han ve Hun İmparatorluğunun Yükseliş Dönemi

    Hunların en cesur hükümdarı olarak bilinen Mete, ülke dışına sürgün edilmesine rağmen büyük bir ordu kurarak ülkesine döndü ve Babası Teoman’ı öldürerek başa geçti. Mete başa geçince ilk olarak Doğu kavimlerine yönelerek bütün Doğu kavimlerini yendi ve devlet genişlemeye devam etti. Batı topraklarını da ele geçiren Mete, Çin Seddi’ne kadar dayandı. Mete, ülkeyi bütün yönlerde genişlettikten sonra Çin üzerine seferlere hazırlanmaya başladı.

    Mete’nin Çin üzerine sefer düzenleme istediği bu dönemde, M.Ö 206 ve 220 yılları arasında hüküm süren Han Hanedanı bulunmaktaydı. Kaoti Çin hükümdarı olmuş ve Tai eyaletini komutası ise Han Kralı unvanı ile Sini’e verilmişti. Mete, ilk olarak Meji kentine saldırarak seferine başladı. Sin bu durumun ardından hemen Hunlara teslim oldu. Mete, çok az birliğiyle Çin hükümdarlarına adeta cehennemi yaşattı. Çin İmparatoru Kaoti, Mete’nin karısının yardımıyla kurtularak kaçmayı başardı. Çin kralı daha sonra bir sefer hazırlığına giriştiyse de bu fikirden vazgeçildi ve Çin-Hun barışı sağlandı. Çin hükümdarı antlaşma sonucunda bir cariyesini Mete’ye gönderdi ve her yıl belirli oranda gıda vereceği hükmünü kabullendi. Bu durumdan sonra Hunlar Çin ile uğraşmayı bırakarak ülkenin Batı topraklarına yöneldi. bu seferde Tibet ve Tibet kavimleri, Şamo Çölü ve Lop Gölü kavimleri Hun hakimiyetini kabul ettiler. Mete Han, Asya’da bulunan tüm Türk kavimlerini merkezi bir otorite ve tek bir bayrak altında birleştirme amacına ulaşmıştı. Ayrıca Mete zamanında Moğollar, Tunguzlar, Tatarlar ve Çinlilerin büyük bir kısmı Hun hakimiyetine girmişlerdi.

  • Mete Han Sonrası Hun Devleti ve Hakimiyet Mücadelesi

    Mete Han ülkenin topraklarını en geniş sınırlarına kadar genişlettikten sonra M.Ö 174 yılında hayatını kaybetti. Fakat Hun Devleti, mülki, idari, askeri ve kültür sanat seviyesi imparatorluğu Asya’da il Türk İmparatorluğu haline getirmişti. Tabiî ki toprakları genişleyen devletin merkezi yönetimi çok önemliydi. Mete Han’dan sonra gelen diğer hükümdarlar bunu kısmen olsa da sağlamışlardı. Ülkeye gelen Çinli prensesler devleti bölmeye başlamışlardı. Ülkeye getirilen Çin ipeği devletin ileri gelenleri tarafından lüks hayatı ve zevkleri temsil ediyordu. Devletin yönetiminde bulunan Hükümdar Tanhu, iktidardaki belirsizliklerle boğuşmaya başlamıştı. Çünkü Tanhu askeri bir karaktere sahip değildi. Çinliler amaçlarına ulaşmışlardı. Hun devleti artık parçalanma tehlikesi ile karşı karşıyaydı.  

  • Hun Devleti’nin Parçalanması, Doğu ve Batı Hun Kanadı

    Mete, devletin topraklarını en geniş sınırlara kadar genişlettikten sonra ölmüştür. Mete’nin ölümüyle birlikte Hunlar, taht kavgasına girişmişlerdir. Çin ile girilen yakın ilişkilerin ardından Hunlar artık Çinli prenseslerin casusluk faaliyetleriyle iç karışıklık yaşamış ve Türk boyları arasındaki çatışma giderek artmıştı. Hunların bu iç karmaşası ile birlikte Çin İpek Yolu üzerindeki etkisini arttırmış ve kontrolü ele geçirmişti. En sonunda devletin içinde bulunduğu çok başlı yönetim, M.Ö 46 yılında devletin Doğu ve Batı olarak ikiye ayrılmasına sebep oldu. Bu ikiye ayrılışın en temel sebebi, iki kardeşim Ho-han-ye ve Çiçi’nin arasındaki Çin ile ilişkilerin ardından yaşanan olumsuzluklardır.

    Batı Hunlarının hükümdarı olan Çiçi, günümüzde bulunan Batı Türkistan’a çekilerek burada hakimiyet kurmuştur. Hunların Batı kanadını koruyan Çiçi, Çinlilerle büyük bir mücadeleye girişmiştir. Fakat Türk toplumunun Akıncı taktikleri ve saldırı stratejilerini uygulamayacak kadar az sayıda çerisi olan Çiçi, Çinlilerle mücadelede bir kent kurarak burayı kalelerle çevirmiş ve Çin’e karşı savunma savaşı uygulamıştır. Çiçi, otoriter olduğu kadar katı yürekli hakimiyeti ile emrindeki askerler tarafından sevilmiyordu. Çiçi’nin ikinci hatası ise saldırmak yerine kaleye sığınarak korkak davranmasıdır.

    Doğu Hunları ise Ho-han-ye yönetiminde Talas’ın doğusunda Büyük Hun İmparatorluğu’nun merkez gücü olarak yıkıldığı tarih olan M.S 48 yılına kadar varlığını sürdürmeyi başarmıştır. Çin otoritesi, devletin merkez kanadı olan Doğu Hunlarını bölmek zorundaydılar. Devletin parçalanmışlığı daha da artarak devam etti ve M.S 48 yılında Doğu Hunları, Güney ve Kuzey olarak ikiye ayrılmıştı. Artık Doğu Hunlarının Kuzeyi Tanhu Pi yönetiminde Moğol ve Sibirya steplerinde M.S 156 yılına kadar hüküm sürdüler. Doğu Hunlarının Güney kanadı ise, Panhu yönetiminde Uygur Havzasında ve Çin’e yakın bölgelerde M.S 216 yılına kadar hüküm sürdüler.

    Hunlar daha sonra Çin’in çeşitli bölgelerinde kısa ömürlü küçük devletler kurdular. Çin sahasında Hun siyasal gücü ortadan kalkmasına rağmen, Hun Devleti Cici iktidarının çöküşü ile birlikte Aral Gölünün çevresine yayılarak o bölgede barınmaya çalıştılar. Bu bölgede yaşamını sürdüren diğer Türk kavimleri, daha da büyüyerek genişlediler ve bölgedeki kuraklık ve iklim değişikliği Hunları açlığa sefalete sürüklediği için Hazar Denizi’nin kuzeyinden Avrupa topraklarına göç etmek zorunda kaldılar.

  • Büyük Hun Devleti İmparatorları
    1. Teoman M.Ö 220-209.
    2. Mete M.Ö 209-174.
    3. Lao-Şang M.Ö 174-160.
    4. Kung-Sin M.Ö 160-126.
    5. Iti-Sie M.Ö 126-114.
    6. U-vey M.Ö 114-105.
    7. Ousiuliu M.Ö 105-102.
    8. Kiuliu-hou M.Ö 102-101.
    9. Tçietiheu M.Ö 101-96.
    10. Houloku M.Ö 96-85.
    11. Houyenti M.Ö 85-68.
    12. Hiuliukiu M.Ö 68-60.
    13. Voyenkiu M.Ö 60-57.
    14. Houhansie M.Ö 57-31.
    15. Feoutchou M.Ö 31-20.
    16. Seuhiaijo M.Ö 20-12.
    17. Tcheyajo M.Ö 12-8.
    18. Outchou M.Ö 8- M.S 13.
    19. Ouloijou M.S 13-M.S 18.
    20. Houthouulh M.S 18- M.S 46.
    21. Pounou M.S 46- M.S 66.
    22. Yeou-lieou M.S 66- M.S 87.
    23. Yu-chukieu M.S 87-M.S 92. 
  • Hun İmparatorluğu’nun Devlet Yapısı ve Otorite

    Hun İmparatorluğu, birçok kavimden oluştuğu için devlet düzeni boylar ve daha küçük olan budunlardan oluşuyordu. İmparatora bağlı olan Tanhu birlikleri tüm ülkeyi yönetmekle görevliydi. Devletin hükümdarı ve ailesi ülkenin en iyi sürülerine sahip olup, bu sürüler gene ülkenin en iyi otlaklarında beslenirdi. Özellikle devlet ve saray bürokrasisinde okumuş Çinliler kullanılır hatta Çin üzerine yapılan seferlerde Çin’i iyi bilen danışmanlar kullanılırdı. Türkler arasındaki boyları toplayarak devlet niteliğine sahip bir birlik oluşturan ilk devlet Hun İmparatorluğudur.

    Boyların yönetimi sağ ve sol olarak ikiye ayrılırdı. Çünkü güneşin doğuşu yüz güneye çevrilince soldan doğardı. Hunlarda bu terim sol bilge elig ve sağ bilge elig olarak ayrıma tabiydi. Bu ayrımda sol ve sağ krallıklardan bahsedilir. Sol bilge elig, hükümdar ailesini temsil ediyordu. Ordu yönetimi de sol ve sağ olarak ikiye ayrılmıştı. Ordunun komutanların genellikle Tanhunun kardeş ve oğullarından seçilirdi. Bu sol ve sağ kollar, çoğu zorla bağlı kılınmış veya sindirilmişte olsa, bazı boy ve budunlara asker ihtiyacı ve sürülerin çobanlığı için bağımlıydı. Bu ihtiyacı bu konuya bağlı ve mükellef olduğu boy yada budundan sağlanırdı. Göçebe sistemin getirdiği gerekliliğe göre boy ve budun paylaşılır aksine toprağa pek kıymet verilmezdi. Sağ ve sol kolları yöneten eliglerin altında birde Hunlar tarafından dört köşe olarak adlandırılan özerk boylar bulunurdu. Hunlardan Tanhunun soyundan ayrı olarak ayrıcalıklı ve soylu olan dört boy daha bulunurdu. Çin tarihi kaynaklarına göre ikisi sağda-batıda, ikisi de solda-doğudaydı. Bu boyların doğu ve batı yönetimlerine göç etmeleri beylerine olan bağımlılıklarını gösterir. Bu soylu boylardan hepsi Tanhuya bağlı ve aynı zamanda akrabaydılar.

    Ordu düzeninde yapılan yerleştirmeler sadece boylardan gelen askerlerden oluşmazdı. Hunlar savaşlarda esir ettikleri askerleri de birliklerinde kullanırlardı. Mete Han kendi adıyla birlikte ölümsüzleşecek onlu ordu sistemini geliştirmişti. Bu sistem Hunlardan sonra sürekli kullanılacak ve Cengiz Han zamanında geliştirilerek 10, 100, 1000 kişilik gruplara ayrılarak sınıflandırılacaktır. Özellikle askeri rütbelerden olan onbaşı, yüzbaşı, binbaşı, tümenbaşı terimleri Mete’nin onlu ordu sisteminden gelmektedir. Orduyu oluşturan aile, boy ve budunlardan büyük aileler 10, boylar 100 ve budunlar ise orduya 1000 asker sağlamakla yükümlüydüler. Tanhu ülkeyi 24 ayrı changa bölmüştü. Tanhunun çevresinde sağ ve sol eligler ve her iki tarafta onbirere askeri lider bulunurdu. Bu şefler sayısı 24 olarak bilinmektedir. Bu şefler arasındaki hiyerarşi, kağanın soyundan gelen prensler ve kıdemli askeri şefler arasında sürüp giderdi. Şeflerin himayesine verilen askerler, şefin kıdemine ve kişisel vasıflarına göre değişebilirdi.

    Askeri sistemi merkezi yönetime bağlı olan bir sistem hakimdi. Bu sistem soydan gelen duruma göre değil, sadece merkezi sistemin öncülüğünde kurulan bir sisteme dahil olma gayesindeydi. Şefin emrindeki askerler aynı zamanda şefin emrindeydiler. Zaman zaman boyların başına farklı kişiler atansa da boylar tekrar eski beylerinin çevresinde toplanmışlardır. Hatta barış zamanında askerler kendi beylerine çobanlık yaparlardı. Bu askerler beyleri vasıtasıyla Hun devletine vergilerini öderlerdi. Boylar sistemini farklı bir grup olarak düşünmeyiniz. Bilindiği üzere Hun Devleti, boylardan oluşmaktaydı ve bu boylar, devletin bütün sistemiyle özdeşleşmiştir. Hun Devleti, kavimlerle örülmüş devlet sisteminin güzel bir emsalidir. Kağan, boy ve budunlar arasında iletişimi kurmak için kurultaylar toplardı. Sık olmamakla beraber devlet bekası için bu tür toplantı ve birleşmeler çok önemliydi. Kurultayın devlet kademesi ve diplomasi kayıtları bilinmese de Tanhu fetihler yaptıkça ve topraklar genişledikçe devlet güçlü gözükürdü. Devletin idaresi Tanhuya bağlı olduğu için Çin ve Türkistan’dan gelen erzağın tükenmesi veya kesilmesi halinde çeşitli bölgelerdeki boylar devlete karşı ayaklanırdı. Elde edilen bilgiler ve tarihi kayıtlar Hunların emirlerinde bulunan boy ve budunlara pek karışmadığını ve ince bir bürokrasi ile hakimiyeti altındaki boy ve budunlara karşı hoşgörü siyaseti içinde olmuştur. Hatta esir karakterde bulunan boylar dahi vergilerini öderler ve devlet hakimiyetinde bütün ticari ve zirai ilişkilerine devam ederlerdi. Fakat zamanla bozkır yasasına göre bir boy diğerlerine üstünlük sağlayabilirdi. Evet bu durum boy ve budunlar arasında bir askeri köleliğin kanıtı olabilir fakat bu durum çok çabuk tersine dönerdi. Ayrıca tıpkı Tunguzlarda olduğu gibi köle boyların beyleri de, Hun askeri ve yönetim kademesi ilişkilerinde aktif olarak yer alırdı.


  • Hunlarda Sosyal Yaşam

  • Hunlar, boyların medeni ve soy karakterleri nedeniyle göçebe hayat şeklini sürdürmekteydiler. Sürekli akınlar yapan Hunlar, göçebe hayatı sürdürür ve kaleler, kapalı kapılar ardına sığınmayı kendilerine yakıştırmazlardı. Fakat bir bölge elverişsiz ve kurak olduğunda daha elverişli ve bereketli topraklara göçerlerdi. Fakat terk ettikleri yerde ne otlak kalırdı nede yerleşik hayata dair en ufak bir ibare. Göçebe ve savaşçı karakterleri nedeniyle bölge insanları Hunlardan çok korkarlardı. Onlar için kumdan gelen şeytanlar ve insan görünümündeki büyücüler olarak görülüyorlardı. Sınırdaki toplumlara yaptıkları yağmalar, kürklü elbiseleri kısa boyları ve soluk yüzleri ile korku salıyorlardı. Kahraman ve savaşçı bu toplum öncelikli olarak Çin ülkesini yıkmak için fırsat beklerlerdi. Hunlar, göçebe tarzda yaşam tarzları nedeniyle kuraklıkta hemen atlarına atlar ve otaklarını başka bölgelere taşırlardı.

    Hunların ticari ilişkileri genelde belli kentlerden ibaretti. Göçebe yaşamlarına uygun bir şekilde yaylak ve kışlak olarak iki yerleşim yeri kullanırlardı. Tarım toplumu olmadıkları gibi avcılık ve hayvancılık ile hayatlarını idame ederlerdi. Bu göçebe toplumlar, kendileri yerlerini ve bütün araç ve ihtiyaçlarını kendileri karşılar fakat yerleşik komşularından baharat, baklagil ve tahıl ihtiyaçlarını takas usulü ile karşılarlardı. Fakat Hun toplumunda göçebe hayat daha kıymetliydi; çünkü hayvan yetiştirmek ve eğitmek, toprağı işlemekten ve hasatından daha zor ve meşakkatliydi. Sadece bu hayvanları yetiştirmek değil, yeşil ot sağlayabilmek ve buna karşılık ete ve süte kavuşmak kalır.

    Bozkırlarda atın çok önemli bir yeri vardı. Türk boyları her zamanki gibi ata bağlı bir topluluklardı. Çin kaynaklarında Hunların daha küçükken ok eğitimi aldıklarını ve daha sonra büyüdüklerinde avlanmaya devam etmektedirler. Hunlar genç yaşta bozkırın zorlu koşullarında hayatta kalabilmek için eğitilirlerdi. Hatta Bizans kaynaklarında Hunların antlaşma koşullarını görüşürken bile attan inmedikleri ve antlaşmanın at sırtında yapıldığını belirtmişlerdir.

    • Hunlar her türlü tehlikeye karşı askeri yaşamı sürdürürlerdi. Savaş ve hayvan otlatma dışında erkekler, günlük yaşamda kullanılan eşyaları yaparlardı. Kadınlar ve kızlar yemek yapmak ve çocuk bakmak dışında halıcılık ve keçe yapımıyla uğraşırlardı. Türklerin nam saldığı bu halıcılık sanatı ilk olarak Hunlardan gelmedir. Kıymet verdikleri eşler için yapılan bu halılar daha sonraki tarihlerde giderek önem kazanmıştır. Aynı zamanda Hunlar, atlarını süsler ve gerek koşum takımlarını gerekse eyerlerin figürleri benzersiz motiflerdi. Çadır içindeki düzen kesindi ve kimse eşyaların yerini değiştiremezdi. Çadırın ortasında kutsal sayılan yere ocak kurulur, çadırın duvarlarına ise alet araç ve gereçler asılırdı. Çadırın sakinleri bunun çevresinde kurulurdu. Ocağın arkasında yaşlı erkekler ve konuklar için ayrılmış bir şeref köşesi bulunur, bu yere başköşe manasına gelen tor adı verilirdi. Burası çadırın en kıymetli köşesi ve altın nakışlı halılarla bezenirdi. Ocağın etrafına akşam olunca yataklar kurulur ve sabah olunca yataklar toplanarak nakışlı örtülerle bezenirdi. Özellikle hayvan sürülerine sahip bu topluluklar için yünden faydalanmak çok kolaydı. Çünkü yün kendileri için giyim veya ev eşyası yapmaları için olanak sağlıyordu. Ayrıca bilinen ilk düğümlü halı olan ve srarengiz bir şekilde keşfedilen Pazırık Halısı da Hun Türklerine aittir.

    • Hun İmparatorluğu’nda Kültür ve Sanat

      Hunlar daha sonraki Türk medeniyetinin temellerini atmışlardır. Türk tarihinin öncülüğü yapan Hunlar, daha da ilerleyerek düzen ve sistemlerini daha sonra gelen nesillere de aşılamışlardır. İlk Türk sanatının merkezi olarak Altay dağlarıdır. Özellikle Altay dağlarında bulunan kurganlar (mezarlar) bunun en önemli kanıtıdır. Bu mezarlara gömülen ölüler değerli eşyalarıyla birlikte gömülürlerdi. O zamana kadar kullanılan düz kılıçların aksine Türkler tarafından kullanılan eğri kılıçlara kurganlarda çok rastlandı.

      Özellikle Türklerin yaygın inanışı olan Göktanrı inancında Hunlar doğuya kutsal görür ve dini ayinlerde doğuya dönerek yaparlardı. Özellikle altın kültürü gelişen Hunlar, Atlayın kuzeyinde bulunan aylın madenlerinden yararlanarak altın motifleri kullanmışlardır. Hunlar tarafından yapılan tarihi eserlerin çoğu, Orhun nehrinin yanındaki başkente taşınırdı. Hunlar dokuma şekli olarak sadece kendi şekillerini değil, aynı zamanda etkileşime geçtikleri diğer kültürler olan Çin ve İran dokumalarını da kullanırlardı. Özellikler altın süslemeli keçeler, değişik amaçlarla kullanılırdı. Süs resimlerinde ilk olarak av sahneleri anlatılırdı. Hunlardan sonra yapılan arkeolojik araştırmalarda Altay dağarlındaki Mazırık bölgesinde Doğu ve Batı kültürünün kaynaşma noktasıydı. Hunlar kültürlerinin yaratıcısı olarak tarih sahnesine çıkıyordu. Özellikle Büyük İskender ile birlikte Batı Türkistan’a gelen Yunanlıların motiflerini Hunlar alarak daha geliştirdiler. Hunlar yaptıkları keçelerde Yunan motifleriyle birlikte Çin motiflerini de kullandılar.

      Hunların kültürünün her anında hayvanların hayatları ve savaşları anlatılırdı. Ve Hunlar, aklınıza gelebilecek her hayvanın heykelini yapmaya çalışmışlardır. Bu heykelleri yaparken bronz kullanmışlardır. Özellikle ruhları temsil etmek için yarısı geyik yarısı insan olan figürler kullanmışlardır. Altay dağları Türkler sayesinde ilk kültürün filizlerinin atıldığı yer olmuştur. Özellikle resimlerde Türklerin Göktanrı inancı nedeniyle gökyüzü motiflerine de sıkça yer verilirdi. Türkleri diğer toplumlardan ayıran özellik, onların göklerdeki yıldızları yön bulmak ve iklimsel değişiklikleri izlemesiyle alakalıdır. Türkler göğün her yeri kapladığını görünce göğü, tanrı olarak görmüşlerdi. Hunlara göre göğün tam ortasında kutup yıldızı bulunurdu ve bu yıldıza demir kazık ismini vermişlerdi. Onlara göre dünya kutup yıldızının etrafında döner ve bu demir kazık merkez sayılırdı.

    • Hunlarda Tanrı Dağları, Altay bölgesine oranla daha fakirdi. Fakat iki bölge birbirine çok yakındı ve Tanrı Dalarındaki bulutların Altaylardan az olması aslında Hunlar için bu durumu kanıtlar nitelikteydi. Altayların Hunlar için önemini anlatmak gerekirse, Altaylarda başlayan Demir Çağı hemen bütün bölgelere yayılırdı. Bu yüzden tarihçilerin genel kanısına göre, Altaylar, Hun kültürünün bütün özelliklerini taşıdığı için kültür merkezi niteliğindeydi.

      Aynı zamanda Orhun nehri ve kıyısı, Hun kültürünün birçok izini taşımaktadır. Orhun ırmağı Türk kültür belgeleriyle doludur. Orta Asya Türk kültürünün ilk yaratıcısı olan Hunlar, aynı zamanda gittikleri bütün topraklara kültürlerini götürmüşlerdir.

Türkiye Şehirleri Türkiye Coğrafyası Dünya Şehirleri Dünya Coğrafyası Ülkeler



  • Blog Yazıları


    Email
    KISA KISA
    X



    Folower Button

    Takipçiler

    Company Info | Contact Us | Privacy policy | Term of use | Widget | Advertise with Us | Site map
    Copyright © 2020. merhancag . All Rights Reserved.

    Bilgi Mesajı

    Duvarı Aşamıyorsan Kapı Aç

    Kıssadan hisse Kısa Kısa'da sizi bekliyor...

    facebook sayfamızı takip edebilirsiniz!