Güzel Bir Hafta Sonu Dileriz

Kısa Kısa'da yeni bir Hikaye

Yolunacak Kaz?..

Sağlıcakla Kalın

×

Loading...
LÜTFEN KULAK VERİN "COVİD" TEHLİKELİDİR

















SON YAZILAR :
Loading...


03 Ekim 2020

Gustave Goubert Eserleri

MD HVE 005MD HVE 006 (Portrait_of_Jo)MD HVE 007MD HVE 008MD HVE 009MD HVF 001MD HVF 002MD HVF 003MD HVF 004MD HVF 005MD HVF 006MD HVF 007MD HVF 008MD HVF 009MD HVG 001MD HVG 002MD HVG 003MD HVG 004 (Poor_Woman_of_the_Village)MD HVG 005 (La_toilette_de_la_morte)MD HVG 006MD HVG 007MD HVG 008MD HVG 009MD HVH 001MD HVH 002MD HVH 003 (Kaontes_karoly)MD HVH 004  (Koltukta Çıplak Kadın)MD HVH 005 (Normandiye)MD HVH 006 (Ornas ta Cenaze)MD HVH 007 (Normandie)MD HVH 008 (Proudhon-children)MD HVH 009MD HVJ 001 (Sunset over Lake Leman)MD HVJ 002 (surreal)MD HVJ 003 (Trellis)MD HVJ 004 (Wave)

Yazının Tarihi

ÇAMURDAN KAĞIDA DOĞRU PAPİRÜS BULUNUYOR YAZI YAZMADA İLK ARAÇLAR ÇİNLİLER KAĞIDI YAPIYOR BASKININ ÖNDERİ
displayer
Harfler bir ülkeden öteki ülkeye, bir ulustan öteki ulusa geçerken bir başka gezi daha yapıyor. Taşların üzerinde papirüse, papirüsten mumlu levhalara, mumlu levhalardan parşömene ve parşömenden de kağıda geçiyorlardı. Kumlu toprağa ekilen bir ağaç,killi ve bataklık bir alana ekilen ağaçtan nasıl değişik şekilde büyürse; harfler de taştan kağıda geçen süreçte öylece görünüşlerini ve biçimlerini değiştirdiler. Taş üstünde dik ve dümdüz yükseliyor, kağıdın üzerinde yuvarlaklaşıyordu. Balmumu üzerinde de yıldız biçiminde kıvrıldılar. Balçık üstünde çivileştiler, yıldız iğne biçimi aldılar. Hele kağıt ve parşömen üzerinde sürekli kıllık ve biçim değiştirdiler.
Yazı yazmak için çok çeşitli araçlar kullanılmıştır. Hiç elimizden düşürmediğimiz kağıt kalem dünün icadıdır. Biraz daha öncelere, ilk insanların resimlerden yazının henüz doğmakta olduğu çağlara dönersek o zaman yazı yazmanın inanılmayacak kadar zor olduğu görülür. Çünkü o günlerde bu iş için gereken araçlar yoktu. Herkes, ne ile neyin üzerinde nasıl yazacağını kendisi düşünüp bulmak zorundaydı.
O dönemin araçları arasında taş, koyunun kürek kemiği,balçık yaprağı,çanak çömlek parçaları, yırtıcı hayvan derileri ve ağaç kabukları gibi şeyler hep bu dönemde kullanılıyordu. Bütün bunların üzerine sivriltilmiş bir kemikle ya da çakmak taşıyla kaba bir resim çiziktirmek mümkündü. İslam Peygamberi Hz.Muhammed, kutsal kitap Kuran-ı Kerim'i koyunları kürek kemiği üzerine yazdırmıştı. Eski Yunanlılar, halk toplantılarında oylarını şimdi yapıldığı gibi kağıt üzerine değil de, çanak çömlek (ostrakon)lar üzerine yazarak verirlerdi.
Papirüs bulunduktan sonra bile birçok yazarlar,yoksulluk yüzünden yazılarını çanak çömlek parçaları üzerine yazmak zorunda kalmışlardı. Eski yunan bilginlerinden birinin kitap yazmak için evindeki bütün çanak çömleği kırdığını anlatırlar. görevle Mısır'da bulunan eski Romalı asker ve memurlar; bir aralar, papirüs yetersizliğinden hesap pusulalarını çanak çömlek parçaları üzerine yazmışlardır.
Ama palmiye yaprakları ile ağaç kabukları yazı yazmaya çok daha uygundu. Papirüs bulunmadan çok önce bunların üzerine iğne ile yazı yazılmaktaydı. Hindistan'da bir çok kitap palmiye yaprakları üzerine yazılmıştı. Yaprakların kenarları bir ölçüde kesildikten sonra iplikle dikiliyordu. Bu kitabın kenarları altınla yaldızlanır ya da renk renk boyanırdı. Böylece çok güzel bir kitap meydana gelmiş olurdu. Ormanca zengin olan ülkelerde kayın ve ıhlamur ağacı kabuklarından yapılmış yapraklar üzerine yazı yazılırdı.
Bununla birlikte çok eski çağlardan itibaren bir yazı yazma yöntemi vardır;onu bügünde kullanmaktayız. Bu taş üzerine yazı yazmadır. Taştan kitap, kitapların en uzun yaşamlısıdır. Bunda 4000 yıl önce, eski Mısır mezar tapınaklarının duvarlarına yazılmış olan upuzun hikayeler günümüze kadar gelmiştir.
ÇAMURDAN KAĞIDA DOĞRU
İnsanlar çok eskiden beri taştan daha hafif, ama onun kadar dayanıklı bir "nesne" aradılar. Tunç üzerine yazmayı denediler. Bir zamanlar sarayları ve tapınaklarını süslemiş olan üzerleri yazılı tunç levhaları bugün de görmek mümkündür. Bazen bu levhalardan birinin bütün bir duvarı kapladığı da olurdu. Levhanın iki yüzüne yazı yazılmışsa, levha bir zincirle asılırdı.
Anlatırlar; Fransa'da Blois kentinde, tunçtan bir kilise kapısı vardır. Bu kilise kapısı bir kitabı andırır. Kapının üstünde Kont Etienne ile Blois kenti arasında yapılmış bir antlaşma yazılıdır. Bu antlaşma gereğince halk, Kont'un şatosu etrafına bir duvar çekmeyi kabul ediyor; buna karşılık Kont da şaraptan aldığı vergiyi halka bağışlıyordu. Şarabı içenler çoktan dünyadan göçtüler, etrafındaki duvar yıkıldı. Buna karşılık tunç kapının kanadı üzerinde kazılmış olan antlaşma hala durmaktadır.
Bir ilginç yazı yazma yönetimi daha vardı
Bir zamanlar Dicle ile Fırat boylarında yaşayan Asurlularla Babilliler çok eskiden kullanmışlardı. Koyuncuk'ta, eski başkent Ninova yıkıntıları arasında Austen Henry Layard adlı bir İngiliz, Asur hükümdarı Asur Banibal'ın kitaplığını buldu. Bu, içinde bir yaprak kağıt bile bulunmayan çok ilginç bir kitaplıktır. Bu kitaplığın bütün kitapları lüleci çamurundandı.
Lüleci çamurundan oldukça büyük ve kalın levhalar hazırlanırdı. Yazıcı yazısını üç köşeli sivri çomağıyla bu levhaların üzerine yazardı. Çomak, çamurun içine batırılıp hızla çekilince kalın başlayıp incecik kuyruk halinde biten bir iz meydana gelirdi. Babilliler ve Asurlular böylece çok çabuk yazı yazarak çivi yazısının düzgün ve incecik satırlarıyla levhaları (tabletleri) doldururlardı. Bu iş bittikten sonra daha dayanıklı olması için çömlekçiye verilirdi. Eski Asurlular da çömlekçiler kitap pişirirlerdi. Böylece taş gibi dayanıklı kitaplar oluşurdu.
Asurlular balçık üzerine yalnız yazı yazmazlar, basma da yaparlardı. Değerli taşlardan, kabartma resimlerle süslü merdane biçiminde mühürler kazırlardı. Bir antlaşma yaptıklarında bu merdaneyi balçık tablet üzerinden geçirirlerdi. Böylece tablet üzerinde çok iyi seçilebilen bir mühür çıkardı. Basmalar üzerindeki desenler bugün bu yolla yapılmaktadır. Rotatif basma makinesi de bu türde çalışmakta ve yazılar merdanenin üzerinde bulunmaktadır.
PAPİRÜS BULUNUYOR
Mısırlıların icat ettikleri kitap ise çok garipti. Uzun, çok uzun ve yüz metrelik bir şerit düşünün: Bu şerit kağıttan yapılmışa benzerse de bu genelde "acayip" bir kağıttı. Elinize alıp ışığa tutarsanız,incecik bir çok çapraz çizgilerden yapılmış karelerden meydana geleceği görülecektir. Bir parçasını koparırsınız, gerçekten de tıpkı hasıra benzeyen bir takım-eritlerden örülü olduğu kolayca anlaşılır. Görünüşte bu kağıt; sarı, parlak ve perdahlıdır. Balmumu levhalar gibi kolay kırılabilir de...
Üzerindeki satırlar şeridin uzunluğunca değil de, dikine; onlarca, hatta yüzlerce sütunlar halinde yazılmıştır. Eğer satırlar şeridin uzunluğunca yazılmış olmasaydı, her satırı okumak için şeridin bir başından öteki başına kadar gidip gelmek gerekirdi. Bu garip kağıt kendisinden daha garip bir bitkiden elde ediliyordu. Nil kıyılarının bataklık yerlerinde çıplak, uzun gövdeli ve tepesinde püsküllü olan yine garip görünüşlü bir bitki yetişmekteydi. Bu bitkinin adı papirüstü. Dil bilim olarak da kelime bir çok dilimize geçmiştir. Papier (Almanca ve Fransızca), paper (İngilizce) olarak dünya dillerinde örnekleri vardır.

YAZI YAZMADA İLK ARAÇLAR

Mumu bilmeyenimiz yoktur. Balmumundan bir kitabı görenlerimiz ise çok azdır. Yağ gibi eritilebilen bir kitap, tuğla kitaplardan da, şerit kitaplardan da çok daha yadırgatıcıdır. Romalıların icat ettiği balmumundan kitapların neredeyse geçen yüzyılın başarında, Fransız devrimine kadar kullanıldığını bilenler pek azdır. Balmumundan kitap bizim cep defterimiz büyüklüğünde birkaç levhadan yapılmıştır. Her levhanın ortasında buraya sarı ya da siyaha boyanmış balmumu doldurulurdu. Bu levhaların iki köşesinde delikler vardır. Bu deliklerden geçirilen kurdelalarla, levhalar birbirine bağlanarak bir kitap halini alırdı. Birinci ve sonuncu levhanın dış yüzeylerinde balmumu bulunmazdı. Böylece kitap kapandığında balmumu iç yüzündeki yazıların silinmesinden korkulmazdı.
Bu levhaların üzerine neyle yazılıyordu. Kuşkusuz mürekkeple değil. Bu iş için bir ucu sivriltilmiş, öteki ucu yuvarlaklaştırılmış çelik kalemler kullanılıyordu. Kalemin sivri ucu ile yazar, yuvarlak ucu ile de düzeltir ya da silerlerdi. İşte bizim silmek için kullandığımız lastiklerin ilklerinden biri de buydu. Balmumu yazı tahtaları çok ucuzdu. Dolayısıyla karalamalar, notlar günlük hesaplamalar bunların üzerine yazılıyordu. Roma'ya uzak Mısır'a getirilen papirüs pahalıydı. Bu yüzden de yalnız kitap yapmakta kullanılıyordu.
Ancak şimdi kurşun kalemin ve ucuz kağıdın ortaya çıkışından sonra balmumu levhalardan vazgeçilebildi. Oysa, bir kaç yüzyıl öncesine kadar hiçbir öğrenci kemerinde bir balmumu levha olmadan edemezdi. Daha papirüsün en parlak döneminde ona zorlu bir rakip türemişti. Parşomen!!!
Çok eski zamanlardan beri çobanlıkla geçinilen uluslar yazılarını evcil ve yaban hayvanı derileri üzerinde yazarlardı. Ama derinin yazı yazmaya uygun bir madde;yani parşomen haline gelebilmesi için iyice terbiye edilmiş olması gerekti. Bakın bu nasıl olmuştu:
ANADOLU YİNE ÖNDE
Eski Mısır'ın İskenderiye kentindeki kitaplıkta bir milyona yakın papirüs tomarı bulunuyordu. Bu kitaplığın zenginleşip büyümesinde, Ptolome Sülalesi'nden gelen Firavunlar çok çalışmışlardı. Böylece İskenderiye kitaplığı uzun yıllar boyunca dünyanın en önde gelen kitaplığı oldu. Fakat bir süre sonra bir başka kitaplık,Anadolu'daki Bergama kenti kitaplığı onunla yarışmaya başladı.
O sırda hükümdarlık eden Mısır Firavunu, Bergama kitaplığını acımasızca cezandırmaya karar verdi ve ülkesinden papirüs gönderilmesini yasakladı. Bergama hükümdarı da buna karşılık şöyle bir önlem düşündü: Yurdunun en usta adamlarını yanına çağırıp koyun yada keçi derisinden papirüs yerini tutacak ve yazı yazmaya yarayacak bir madde hazırlamalarını buyurdu. İşte o günden sonra Bergama, dünyaya parşomen satan bir yer haline geldi. Yunanca "pergament adını alan Parşomen,doğduğu kentin (Pergamon) adını alarak böyle icat olmuştu. Kısa bir süre sonra Parşomeni katlanabileceği ve defter haline getirilebileceği anlaşıldı. Ayrı ayrı yapraklardan dikilmiş kitap da böyle ortaya çıktı.
Zamanla Mısır'da Papirüs daha az üretilmeye başlandı. Hele Araplar Mısır'ı aldıktan sonra Mısır'dan Avrupa ülkelerine olan papirüs gönderilişi büsbütün durdu. İşte ancak o gün parşomen kesin bir zafere ulaştı. Bu, pek de olumlu bir zafer değildi. Roma imparatorluğu,bu olaydan bir kaç yüzyıl önce kuzeyden ve doğudan gelen yarı ilkel kavimlerce yıkıma uğratılmıştı.
Bitmez tükenmez savaşlar bir zamanlar zengin olan kentleri ıssız bir duruma getirmişti. Her geçen yıl yalnız bilginlerden değil, okuma-yazma bilenlerinin sayısını da azaltmıştı. Parşomen, kitap kopya etmeye yarayan biricik araç olarak kaldığında, onun üstüne yazı yazacak kişi de hemen hemen kalmamış gibiydi. Romalı kitapçıların büyük kopya işlikleri çoktan kapanmıştı. Yalnız kral saraylarında, ağdalı bir dile mektuplar yazan yazıcılar kalmıştı. Bundan başka, kuytu ormanlar da ya da ıssız vadilerde kaybolmuş manastırlarda sevap işlemek için kitap kopya eden keşişlere de rastlamak mümkündü.
KİTAP...KİTAP!!!
O çağlarda kullanılan mürekkep de Romalıların ya da Mısırlıların kullandıkları mürekkepten ayrıydı. Parşomen üzerine yazmak için deriye iyice sinen ve silinmesi kolay olmayan, özel dayanıklı bir mürekkep icat olunmuştu. Bu mürekkep, bugün de bir çok mürekkeplerin yapıldığı gibi mazı soyundan (mürekkep kozası), demirsülfattan ve reçineden (ya da Arap zamkından) yapılırdı.
İşte artık kağıdın icat edilmiş olduğu günlerden kalma eski bir elyazmasında bulunan ve o zaman ki mürekkeplerin nasıl yapıldığını anlatan bir reçete: "Mazıları bir Ren şarabı içine atarak güneşe ya da sıcak bir yere bırakınız. Elde edilecek sarı suyu bir bezden süzdükten sonra ve mazıları da ezdikten sonra bu suyu başka bir şişeye doldurunuz. Bunu, unla karıştırmış, demir sülfat katınız. sık sık,bir kaşıkla karıştırınız. Güzel bir mürekkep elde etmiş olursunuz. Mazıların yeter derecede, Ren şarabının da mazıların içinde kaybolacak miktarda olması gerekir. İstediğimiz ölçüyü tutturabilmeniz için demir sülfatı azar azar koyunuz. Mürekkebi kaleminizle kağıdın üzerinde bir deneyiniz. İstediğiniz kadar siyah olmadığını görürseniz, koyultmak için bir reçine tozu katınız, sonra da dilediğinizi yazınız!"
Bu eski mürekkebin şaşırtan bir özelliği vardı. O mürekkeple yazıldığından önceleri yazının rengi çok soluk olurdu. Aradan bir süre geçtikten sonra yazı kararırdı. Bizim şimdiki mürekkeplerimiz ise ,içlerine boya katabildiğimiz için daha iyidir. Bu nedenle de bunları yalnız okuyan değil, yazan da iyi görebilir. Bir dönemler nasıl papirüs parşomene yenildiyse,eninde sonunda parşomen de yerini hepimizin bildiği kağıt'a bırakmak zorunda kaldı.
ÇİNLİLER KAĞIDI YAPIYOR
Kağıdı ilk yapanlar, Çinlilerdir. 2000 yıl kadar önce ,daha Avrupa'da Yunanlılar ve Romalılar ünlü Mısır papirüsleri üzerine yazı yazarken, Çinliler kağıt yapmayı çoktan biliyorlardı. Kağıt yapmak için bambu lifleri, bazı otlar ve eski paçavralar kullanılıyordu. Bunları, bir dibek içinde suyla karıştırıp hamur haline getiriyorlardı. Bu hamurdan da kağıt yapılıyordu. Burada kalıp olarak incecik bambu kamışıyla ipekten kafes şeklinde örülmüş çevreler kullanılıyordu.
Kalıbın üzerine kağıt kurumadan biraz dökülüp liflerin birbirine yapışması ve keçe haline gelmesi için kalıp her tarafa eğilirdi. Su, kafesin deliklerinden akar, kafesin üstünde de ıslak kağıt tabakası kalırdı. Bu tabakayı dikkatle kaldırır, bir tahtanın üzerine serer ve güneşe kurutulardı. Sonunda bu kurutulmuş kağıt yapraklarından bir tomarını tahtadan yapılmış bir baskı aracının altına koyarlardı.
Kağıt Asya'dan Avrupa'ya gelinceye kadar birçok yıllar geçti. Bu iş bazı aşamalardan geçti: 704 yılında Araplar, Orta Asya'da Semerkant kentini aldılar. Orada ellerine geçirdikleri bir çok ganimet arasında kağıt yapmanın sırrını da alıp ülkelerine götürdüler. Bu yolla Arapların eline geçen kağıt nedeniyle Sicilya, İspanya ve Suriye gibi ülkelerde kağıt fabrikaları kuruldu. Suriye'nin Avrupalıların Bambiç diye adlandırıldıkları Manbiç kentinde de bir fabrika kurlmuştu.
Arap tacirleri karanfil, biber ve güzel kokular gibi doğu mallarıyla birlikte Avrupa'ya Manbiç kağıdı da götürüryorlardı. Kağıtların en iyisi bütün tabakalar halinde satılan Bağdat Kağıdı sayılıyordu. Mısır'da çeşitli kağıt türleri yapılmaktaydı. Bunların arasında çok büyük tabakalar halinde yapılan "İskenderiye kağıdı"ndan tutun da, güvercin postalarında kullanılan küçücük tabakalara kadar her türlü kağıt vardı.
Bu tür kağıt eski paçavralardan yapılmaktaydı. Siyah benekli bir rengi vardı. Işığa tutulduğunda, yer yer paçavra parçaları bile görülüyordu. Avrupa'nın kendi kağıt fabrikaları ya da o günlerin deyimiyle "kağıt değirmenleri" görülünceye kadar aradan yüzyıllar geçti. Artık XIII. yüzyılda bu tür kağıt değirmenlerini görmek mümkündü.
BASKININ ÖNDERİ
Bu sıralarda Almanya'nın Mayence kentinde Johanm Gensfleich Gutenberg adlı bir adam kendi bastığı kitabı; yani, baskı makinesiyle basılan ilk kitabı gözden geçirmekteydi. Harflerin biçimiyle kitabın düzenli elyazması kitapları çok andırıyordu. Fakat aralarındaki fark yine de uzaktan bile görülüyordu. Siyah ve okunaklı harfler törene çıkmış askerler gibi düzgün ve dimdik duruyorlardı. Yazıcının (hattat) yazı kalemiyle savaşa tutuşan baskı makinesi çok kısa zamanda onu alt etti. Çünkü elle ancak uzun yıllar süresice yapılan kocaman eserler,baskı makinesinde bir kaç günde bastırabiliyordu.
Git gide el yazması bir kitapla baskı makinesinde basılan bir kitap arasındaki benzerlik gittikçe azaldı. Yavaş yavaş harfler yazmak çok zordu. Oysa, baskı makinesi bunu kolayca yapabiliyordu. Böylece kocaman, kalın kitapların yerini baskı makinesinde basılmış, harfleri okunaklı küçük kitaplar aldı.
Elyazması kitaplardaki her resmi, ressamlar yapmak zorundaydı. Baskı makinesinden basılan kitaplarda ise elle yapılan resimlerin yerini gravürler aldı. Yazı yazan makine,yani baskı makinesi, aynı zamandan resim yapan makineye dönüştü. Böylece birkaç saat içinde yüzlerce gravür" yapmak" mümkün oluyordu. Bütün bunlar kitapları ucuzlattı. Günümüzün kitaplarında gördüğümüz başlıklar, iç kapaklar, dış kapakklar, gömme başlıklar, bizi hiç şaşırtmaz. Sayfa başındaki sayılar bize çok doğal görünür. Kelimeleri virgülleri gördüğümüzde de "Bu da ne oluyor" diye şaşırmazsınız herhalde.
Oysa kitaplarda iç kapağın başlığın ,gömme başlıkların ve virgüllerin olmadığı dönemler vardı. Bütün bunların ne zaman ve niçin ortaya çıktığını kesin olarak söylemek bile mümkündür. Sözgelişi, dış kapak 1500 yılında şu nedenle ortaya çıkmıştır. Eskiden kitaplar basılmaz yazılırdı. Bunlar büyük bir çoğunlukla satış için değil,ısmarlama olarak yazılırdı. Bu yüzden kitap yazanın kitabı reklam etmesine hiç gerek yoktu.
Basımevleri için durum daha da farklıydı. Bir basımevi yüzlerce, binlerce sayıda kitap basılıyordu. Hem bu bastığı kitaplar ısmarlama olarak değil,doğrudan doğruya satış içindi. Bu kitaplara alıcı bulmak gerekliydi. Bunun için kitabın adını, birinci sayfaya büyük harflerle basmak gerekiyordu. İşte böylece kitap kapağı ortaya çıkmış oldu. O dönemde kitabın ilk sayfası kitapçı dükkanının kapısına asılırdı. Bu, kitabın çıkışını bildiren bir ilan demekti.
Kitabın çıkışıyla, şu ana kadar elde ettiğimiz bilgilerin çoğunu bu yolla elde etmiş olduk. Kitaplar belki elektronik bir ortama geçebilir. Şu an hali hazırda e-books dediğimiz teknolojik aletler kullanılmakta. Ancak bir geçek var ki, yazının ölümsüzlüğü... Belki sözcüklerin, belki de düşüncelerin eninde sonunda vücut bulacağı ve kullanacağı yazılardır.. Geçmişin zorluklarıyla geleceğimize pencere açarsak, yazının icadını aklımızdan çıkarmayalım.

02 Ekim 2020

Yaşanılası Yerler











 

Normandiya Çıkarması

Normandiya Çıkarması, General Dwight D. Eisenhower kumandasındaki müttefik kuvvetlerinin 1944 Haziran - Eylül ayları arasında giriştiği hücum harekâtıdır. Müttefiklerin çıkarmasından sonra Alman cephesinin yarılmasına ve hemen hemen Fransa'nın ortasına kadar geriletilmesine yol açtı.
MD DRM 006 (omaha)  MD DRM 005 (Allied_Invasion_Force İstila Rotaları (müteffiklerin)
Uzun aylardan beri inceden inceye hazırlanan Normandiya'ya Britanyalı-Amerikan çıkarması (veya Overlord harekâtı), gerek teknik, gerek taktik alanda tesadüflere bağlı bir harekâttı. Başarısı, seçilen hücum cephesinin Wehrmacht'tan gizlenmesine ve Batı Avrupa'daki hava hücumu hazırlığının etkili olmasına dayanıyordu. Normandiya savaşı birbirini takip eden üç evrede yapıldı.
Cherbourg ile Pas de Calais arasındaki Almanların Atlas Okyanusu duvarı kıyı tahkimatı bombalandı. 5 Haziran - 6 Haziran gecesi 722 savaş gemisinin eşlik ettiği 4.226 nakliye gemisi, İskoç asıllı İngiliz amirali Ramsey kumandasında başlangıç hücumunu yapmakla görevli 5 tümeni taşıyarak İngiliz kıyılarından çıkarmanın yapılacağı kumsallara doğru yola çıktı.
6 Haziran sabahı hücum birlikleri Saint-Aubin, Courseulles, Arromanches, Saint-Laurent ve Saint-Martin-de-Varreville kumsallarını ele geçirmeye uğraşırken, 5-6 Haziran gecesi Caen ve Carentan dolaylarına paraşütle iniş yapmış olan üç hava indirme tümeni toparlanmaya çalışmaktadır. Bu birlikleri taşıyan uçakların yoğun bir Alman uçaksavar ateşi yemeleri sonucu, birliklerden büyük bir bölümü, hedeflenen alanların dışında indirme yapmak zorunda kalmışlardır. Ancak bu çok büyük bir sorun oluşturmamış, birlikler aynı akşam bölgeye sağlam bir şekilde yerleşmişlerdir.
7 - 11 Haziran arası Pas de Calais'ye ikinci bir çıkarma bekleyen Almanların şiddetle tepki göstermesinden önce, kumsallarla hava indirme birlikleri arasında irtibat sağlanmış; Bayeux şehri kurtulmuş ve Mantebourg - Isigny-Bayeux - Kuzey Caen hattının gerisinde 325,000 kişi (çoğu suni Avromanches limanı sayesinde) karaya çıkmıştı.
İlk Alman tepkisi, II. İngiliz ordusunun (Demasey) şiddetli muharebelerden sonra durdurulduğu cephenin doğu kesimini etkiledi (Caen kesimi). Buna karşılık Carentan koyunun her iki kenarından savaşa giren I. Amerikan Ordusu (Bradley), Almanların Montebourg üstüne karşı hücumuna rağmen 16 Haziran'da Barne Ville'de Cotentin'in batı kıyısına ulaşmayı başardı. Çevreyle bağlantısı kesilen Cherbourg, Almanların bütün liman tesislerini tahribinden sonra düştü.
Daha sonra güneye dönen Bradley, 8 Haziran'da La Haye du-Puits'yi ele geçirirken, Dempsey ertesi gün şiddetli bir hücumla Caen'ı aldı. Birkaç gün önce Hitler, Batı cephesi kumandanlığına Rundstedt'ın yerine Kluge'yi getirmişti. Ama Kluge'nin elinde, Eisenhower'ın 6 hazirandan beri çıkarttığı bir milyon askere karşılık 35 tümen vardı. 10 - 25 Temmuz arası müttefikler, Lessay-Saint-Le-Caumont -Caen cephesinde kısa süre sonra başlatacakları hücum tertibatını almıştı.
MD DRM 004 (omaha Plajı) CAR194404CW00003/ICP591
Hazırlık aşaması
Tarihin en büyük deniz çıkarması için hazırlıklar uzun sürdü. Rommel müttefiklere büyük bir hoşgeldin partisi hazırlamak istiyordu. Müttefikler Almanları kandırmak için çok fazla sayıda maket gemi, asker, tank vb. farklı yerlere yerleştiyorlardı. Bununla birlikte Alman hava ordusu bunlara aldanıyordu.
Ayrıca çıkarmanın yapılacağı günün gecesinde Alman istihbaratının uyuduğu söylentileride dolaşıyordu. Hatta Rommel bile bu havada çıkarma olmasına ihtimal vermeyerek izne ayrılmış ve eşinin doğum günü için Almanya'ya gönmüştü. Eisenhower kötü hava koşullarına karşın tarihin en büyük deniz çıkarmasını yapmakta kararlıydı.
MD DRM 008
Alman cephesinin yarılması ve iç kısma doğru genişletilmesi
18 Temmuz'da İngilizler boş yere Caen'den çıkmaya uğraştılar, ama kesin darbe batıda vuruldu. Hücum cephesine 50,000 ton bomba bırakan 2,000 bombardıman uçağının hava hücumundan sonra, General Omar Bradley, 25 Temmuz'da hücuma geçti. Sert direnmeye rağmen 28 Temmuz'da Coutances'ın, 30 ve 31 temmuzda Granville ve Avranches'ın alınmasıyla Alman cephesinde geniş bir gedik açıldı. Ozamana kadar yedekte tutulan III. Amerikan ordusu'nun komutanlığına General George S. Patton getirildi (saflarında Leclerc kumandasında 2 Fransız zırhlı tümeni de çarpışıyordu) ve hemen ilerleme görevi aldı.
2 Ağustos'ta Avranches gediğine saldıran dört zırhlı tümen, Dinan (4 Ağustos), Renner (5 Ağustos), Laval (6 Ağustos), Le Mans (9 Ağustos), Alençon ve Chartres'ı (10 Ağustos) ele geçirdi. Ama bu ilerlemenin zayıf noktası Alman cephesinde Avranches ve Mortain arasında açılan gediğin darlığıydı (30 km).
Bu durumu gözden kaçırmayan General Kluge bütün zırhlı kuvvetlerini birleştirerek Vire ve Mortain'e karşı şiddetli bir karşı hücuma geçti ve Mortain'i aldı. Ama geri hatlarına sarkılması ve müttefik uçaklarıyla bombardıman edilmesi üzerine, 13 Ağustos'ta birliklerine genel geri çekilme buyruğunu verdi. Creror kumandasındaki Kanadalıların Falaise'i alması (17 Ağustos) ve üç gün sonra Patton'un birlikleriyle temas kurması, 7. Alman Ordu'sunun kuşatılması ve yok edilmesiyle sonuçlandı.
O tarihten sonra savaşın büyük bölümü bitmiş ve Sen'e doğru takip hemen başlamıştı. Kuzeyde kıyılar boyunca hücuma geçen Kanadalılar 2 Eylül'de Abbeville'e ulaşırken Rouen üstüne yürüyen Dempsey, 3 Eylül'de Lüle ve Brüksel'e, 4 Eylül'de Anvers'e vardı.
Güneyde Patton 17 Ağustos'ta Orleans, 21 Ağustos'ta Fontainebleau, 25 Ağustos'ta Troyes'u aldı ve eylül ortasında Moselle'e ulaştı. Sağ kanadı (2. Fransız Zırhlı tümeni), 12 Eylül'de, Chatillon-sur-Seine yakınında Provence'tan gelen Fransız-Amerikan birlikleriyle birleşti. 24-25 Ağustos'ta da Leclerc, 2. Zırhlı Tümeni ile Paris'e girmişti. O tarihten sonra bütün müttefik birlikleri Reich sınırlarına doğru hücuma geçtiler.
Omaha Plajı
Omaha sahilinde işler başından beri iyi gitmemişti. Uçaklar sahilleri bombalıyorlar açılan deliklerde askerler için siper oluyordu ama Omaha'ya başarılı bir bombardıman düzenlenemedi ve Müttefik askerleri hiç siperi olmayan bir sahile çıkarma yaptılar.
MD DRM 009
Müttefikler yoğun makinalı tüfek atışında hiçbir siper olmayan sahillerde askerlerinin ağır kayıplar vereceğini biliyordu. Bunun için hafif tanklarını suda gidecek şekilde tasarlamışlardı. Tankların dört bir tarafı yüksek bezlerle örtülüyor böylece içeri su dolması önleniyordu. Ama Omaha Plajı çok dalgalıydı ve Müttefik tankları bu dalgalara dayanamadı ve battılar. İngiliz tank kumandanları bu dalgalı denizde tankların gidemeyeceklerini bildikleri için tanklarını denize sokmadılar. Çok sayıda piyadaye sahip olan Müttefikler büyük kayıplar verselerde sonunda Omaha'yı kontrol edebildiler.

01 Ekim 2020

Zeplin

image

Zeplin, Ulaşım aracı olarak kullanılan itme kuvvetiyle yol almalarını sağlayan motorları ve havada yönlenmesini sağlayan dümenleri olan puro biçiminde ve altında yolcu kabini bulunan güdümlü balonlardır. Omurgalı güdümlü balonların en başarılı yapımcısı olan Kont Ferdinand vonZeppelin adlı Alman güdümlü balonların isim babasıdır.
İlk uçuş
Başarılı olmuş ilk uçuş Fransız mühendis HenriGiffard tarafından 24 Kasım 1852 yılında gerçekleştirilmiştir. Giffard 160 kg ağırlığındaki ve 3 BG’ndeki buhar makinasını 43 metre uzunluğunda ve 12 metre çapındaki , hidrojenle dolu bir torbanın altına takarak Paris’ten havalanıp 30 km uzaklıktaki Trappes’e uçarak gerçekleştirilmiştir.
İlk zeplin 128 metre uzunluğunda ve 11 metre çapındaydı. Alüminyumdan oluşan iskeleti, pamuklu bir bezle kaplıydı. İskeletin içinde hidrojen taşıyan gaz baloncukları vardı. 2 Temmuz 1900’de havalandırılan zeplin, 400 metre yükseklikten uçarak 6 kilometrelik bir yolu 17 dakika 30 saniyede aldı.
Bu ilk zeplinin başarısı üzerine yenileri de üretildi. Özellikle Alman Savaş Bakanlığı zeplin üretimini destekledi. I. Dünya Savaşı sırasında Paris ve Londra zeplinlerle bombalandı.
Atlas aşırı uçuşlara başlayan zeplinler, 52.000 kişiyi Atlas Okyanusu'nun iki kıyısı arasında taşıdıktan sonra, yeni yolcu uçaklarının geliştirilmesi ve büyük kazalar nedeniyle 1950’lere gelmeden üretimden kaldırıldı. Günümüzde sadece ABD’de reklam amaçlı olarak kısıtlı sayıda üretilmektedirler.
Reklam amaçlı zeplin kullanımı
Bugün dünya da en yaygın zeplin kullanım amacıdır. Dünyanın birçok ülkesinde Zeplinler alternatif etkin bir reklâm mecrası olarak kullanılır. Bu konuda GoodYear dünya da öncüdür. Goodyear 2. Dünya Savaşında kendi zeplinleri üretmekteydi. Fakat bir süre sonra Goodyear kendi zeplin üretimini durdurdu. Bugün Kuzey Amerika da ise 3 Goodyear Zeplin birden uçurmaktadır. Zeplinlerin Goodyear`ın bir dünya markası olmasında önemli rol oynadığı söylenir.
Dünyanın birçok büyük (Fortune 500 dâhil) Firmaları bugün bile Zeplin Reklâm kullanmaktadır. Bunlardan biri olan BMW, 2004 senesinde BMW 1 serisinin tanıtımı amaçlı Avrupa turunda (TranseuropeanTour) 1 haftalığına İstanbul’a da gelmiştir. Türkiye zeplinle ilk 1998 yılında Koç Zeplin ile tanışmıştı. Koç Zeplin Amerikan menşeli imalatçı firma AmericanBlimp Corporation (ABC) tarafından imal edilmişti. Modeli A-150 modeliydi, 50m uzunluğundaydı ve Ekim 1998`de Koç`a teslim edilmişti.
Zeplin Reklâmların daha yaygın kullanılmamalarının tek sebebi ise yüksek yatırım maliyeti ve aylık operasyon giderleridir. Zeplinler hangar gerektirir. Helyum ise pahalı bir gazdır. Buna alternatif olarak uzaktan kumandalı zeplinler geliştirilmiştir. Bunlar daha ufak ebatlarda fakat yere daha yakın hava da seyredip reklam verenlerin markalarını teşhir ederler. Radyo kontrollü bu zeplinler de dünya da birçok ülke de hem iç mekân (spor salonları, fuarlar vs) hem de dış mekânlarda (Açıkhava reklâmı) uçurulmaktadır.
Zeplin Reklam amaçlı dünyanın en büyük kumandalı reklam zeplinini Skywork-Media adında bir şirket Türkiye'ye getirmiştir ve 2008 Guinness Dünya Rekorlar Kitabına girmiştir. Yine aynı firma Türkiye`de ilk ve tek kumandalı-zeplin izinlerini almıştır.

image image

Türkiye Şehirleri Türkiye Coğrafyası Dünya Şehirleri Dünya Coğrafyası Ülkeler



  • Blog Yazıları


    Email
    KISA KISA
    X



    Folower Button

    Takipçiler

    Company Info | Contact Us | Privacy policy | Term of use | Widget | Advertise with Us | Site map
    Copyright © 2020. merhancag . All Rights Reserved.

    Bilgi Mesajı

    Duvarı Aşamıyorsan Kapı Aç

    Kıssadan hisse Kısa Kısa'da sizi bekliyor...

    facebook sayfamızı takip edebilirsiniz!