Güzel Bir Hafta Sonu Dileriz

Kısa Kısa'da yeni bir Hikaye

Yolunacak Kaz?..

Sağlıcakla Kalın

×

Loading...
LÜTFEN KULAK VERİN "COVİD" TEHLİKELİDİR

















SON YAZILAR :
Loading...


29 Ağustos 2020

Tükenmez Kalemin İcadı

MD CYJ 006
Tükenmez kalemin icadı ilk kez 1938 yılında Macar heykeltıraş ve gazeteci Lasalo Biro tarafından bulundu. Biro, o yıllarda Budapeşte'de hükümet tarafından finanse edilen bir dergi çıkarıyordu. Bir gün, derginin basıldığı matbaaya gittiğinde, çabuk kuruyan mürekkeplerin sağlayacağı yararları düşündü ve ilk tükenmez kalem prototipini geliştirdi. Biro, bu keşfi üzerinde daha çok çalışmak istiyordu, ama ülkesinde Nazi baskılarının tırmanması sonucu Paris'e kaçtı. Oradan da 1940 yılında Arjantin'e gitti. Lasalo Biro, tükenmez kalemi bir türlü kafasından çıkaramıyordu. En sonunda çalışmalarının sonucunu aldı ve 10 Haziran 1943'te "mürekkep damlatmayan" bir kalemin patentini kendi adına tescil ettirdi. O sırada, Henry Martin adında bir İngiliz, hükümeti adına bazı çalışmalar yapmak üzere Arjantin'e gelmişti. Martin, bir rastlantı sonucu Biro ile karşılaştı ve buluşuna hayran kaldı. Çünkü, büyük yüksekliklerde çeşitli hesaplar yapmak zorunda kalan havacıların dolmakalem kullanırken ne denli sıkıntılarla karşı karşıya kaldıklarını biliyordu. Bu yeni kalem, bu sıkıntıların sonu demekti. Çünkü, çeşitli yüksekliklerde, hava basıncının değişiminden etkilenmesi söz konusu değildi. Derhal kalemin İngiltere haklarını satın aldı ve Reading yakınlarındaki terk edilmiş bir hangarda, İngiliz Hava Kuvvetleri için tükenmez kalem yapmaya başladı. Yanında çalışan 17 kız, ilk bir yıl içinde 30 bin kalem üretmeyi başardılar ve bunların hepsi satıldı.
Biro patenti altında halka satışı yapılan ilk tükenmez kalemler ise, 1945 yılı başlarında Buenos Aires'te Eterpen şirketi tarafından piyasaya çıkarıldı. Bir Birleşik Amerikalı işadamı da, bu "büyük buluş"un ABD'ye aktarılması için faaliyete girişti. "Su altında yazabilen ilk kalem" olarak reklam edilen tükenmezler, ABD'de umulanın da ötesinde bir ilgi gördü. 29 Ekim 1945 günü New York'ta Gimbel's mağazalarında tanesi 12.5 dolardan satışa çıkarıldı ve akşama kadar tam 10 bin adet satıldı.

28 Ağustos 2020

Osmanlı Zamanında Yaşanmış Garip Olaylar

Osmanlı devrinde devlet dairelerine «Kalem» denirdi. Kalemde bütün memurlar uzun yazı rahlelerinin önünde şiltelere bağdaş kurarak otururlardı. Kalemin kayıt defterleri sandıklarda, işlem görmekte olan evrak da torbalarda saklanırdı. Kalemde, memurlar okullarda olduğu gibi rahlelerin önünde çalışırlar aynı zamanda, gene o zamanın okullarında olduğu gibi, sıkı bir inzibat altında bulundurulurlardı. Aşırı derecede terbiyeli, sıkılgan, pısırık kimselere «kalem efendisi» denilmesi de bundan doğmuştur. Osman Gazi’den Atatürk’e adındaki eserden alınmış olan yukarıdaki resimde kalemde memurların çalışması görülüyor.

osmanli-kalem

Çekirgelere Emirname

Türk Tarih Kurumu’nun «Belleten»inde yayımlanmış bir belgeden öğrendiğimize göre bir kadı 1788 yılında, halkın şikâyeti üzerine çekirgelere emirname yayınlamıştır. Bu garip emirnamede şunlar yazılıdır:

«Ey adı çekirge olan kuşlar, siz ki Allah’ın nebatatını yemek suretiyle zararlı olmaktasınız. Halk bu yüzden sizlerden şikâyetçi olduğu için bu mektup gönderildi. Aldığınızda aklınızı başınıza toplayıp bir daha böyle zararlar yapmayınız; yaparsanız, sizi Allah’a havale ederim.»

Kolonya Necasettir

Numan adlı bir vatandaş, kolonya ve lavanta kullanmanın şer’an caiz olup olmadığını Meşihat Dairesi’nden yazılı olarak sormuş, kendisine şu cevap verilmiştir.

«Lavanta ve kolonya ve. bunların emsalinde ispirto denilen madde vardır. İspirtodan da şarap yapılır. Onun için bu nevi ıtriyatın alınıp satılması ve kullanılması şer’an caiz değildir. Aynı zamanda bunlar necasetten sayıldığı için namaz kılanın vücudunda, elbisesinde veya namaz kıldığı yerde bulunursa, o namazın iadesi lâzım gelir.»

(Belleten)

Kadı Rolü Yasak

1921 yılı şubat ayının 20. günü Kütahya Kızılay şubesi bir müsamere tertip ediyor. Bu müsamerede oynanacak piyeste kadı rolü vardır. Halktan biri İstanbul Fetva Eminliği’ne şöyle bir curnal gönderiyor: «Bura Hilâl-ı Ahmer mümessili, içinde kadı rolü de bulunan bir piyeste sahnede maskaralıklar yaptırdı.»

İstanbul Fetva Emmliği’nden gelen ve aslı arşivlerimizde bulunan cevapta şöyle deniliyor:

«İşbu arzıhal mütalâa olundu. Maskaralık eden mümessille orada hazır bulunup bu maskaralıklara bilâihtiyar gülen ve onu alkışlayan Müslümanlara iman ve nikah tazelemek lazım olur.»

Dünya'da Girişi Yasak 15 Yer

Kesinlikle giriş izninizin olmadığı dünyanın en gizli 15 yeri


1- Svalbard Küresel Tohum Deposu (Kıyamet Ambarı), Norveç
Kesinlikle giriş izninizin olmadığı dünyanın en gizli 15 yeriKıyamet Ambarı olarak da adlandırılan Svalbard Küresel Tohum Deposu dünyadaki bütün bitki tohumlarını barındıran bir depodur. Dünyayı kasıp kavuran bir felaketten sonra bile nesli tükenecek bitkilerin tekrardan dünyaya kazandırılmasını amaçlamaktadır. Depo Norveç'in Longyearbyen şehrinde dev bir dağın 130 m altına inşa edilip 2008 yılında açılmıştır. Genel bir gözlem yapabilmekle birlikte deponun içerisine girmeniz mümkün değildir.               
 

2- Mount Weather, Virginia, ABD
Mount Weather bir felaket veya önlem alınması gereken acil durumlar esnasında devreye giren bir acil durum kompleksidir. Soğuk savaş dönemindeyken 1958 yılında Sovyet Rusya'nın Sputnik adlı uydusunu uzaya fırlatmasının ardından savunma amaçlı kurulmuştur. Sadece üst düzey devlet görevlilerinin kullanabildiği bu kompleks, hem yer altında hem de yer üstünde bulundurduğu alanlarıyla yüksek güvenlik sağlamaktadır. Washington'dan bir kaç dakikalık uçuşla erişilebilecek bu alana 11 Eylül saldırılarından sonra Dick Cheney buraya uçmuştur. Bölgede maksimum düzeyde koruma vardır ve dışarıdan kimse yakınlarına bile yaklaşamaz.
 
3- Woomera Yasak Bölgesi, Avustralya
 
Woomera yasak bölgesi adından da anlaşılacağı üzere girişin yasak olduğu bir bölgededir. Ben Türküm tabela, yasak falan anlamam der de girerseniz muhtemelen ya hayatınızı nasıl bir riskin altına soktuğunuzu bilmiyorsunuzdur ya da orantısız bir cesaretiniz vardır. Bu bölgede Avustralya ordusu düşmanını yerle bir edecek aşırı silahlarını denemektedir ve bölge dünyanın kendi alanındaki en büyük bölgesidir. Ayrıca bölgede muazzam bir yer altı zenginliği de bulunmaktadır.
 
4- Javari Rezervi, Brezilya
 
Javari rezervi, Brezilya'nın yağmur ormanlarının içerisinde yaşayan yerel halklara ayrılmış günümüz dünyasından izole edilmiş bir alandır. Bu yerel halklar ormanların o kadar derinlerinde yaşamaktadırlarki onları keşfetmek oldukça güç olmuştur. Yüksek çözünürlüklü uydu fotoğraflarından sonra bazı bölgelerde insan varlığından şüphelenilmiştir. Yetkililer daha sonraları bölgelerin üzerinde yaptıkları uçuş sayesinde buradaki halkların kendilerine bir komünite kurup ekinlere sahip olduklarını görmüşlerdir. Amazonların vahşiliğinde yaşayan bu insanları gidip ziyaret etmek ne kadar müthiş olurdu değil mi? Muhtemelen bizim için bilgilendirici ama onlar için ise müthiş derece de rahatsız edici olurdu. Sanırız yetkililer de böyle düşünmüş ve bu yaklaşık 55.000 m2'lik alanı koruma altına almışlardır. Dışarıdan kimsenin bölgeye girip yerli halkları rahatsız etmesine izin verilmemektedir.
 
5- 51. Bölge, ABD.
 
"Başkan seçildiğiniz zaman insanların size sorduğu ilk soru, '51. Bölge'de ne olup bitiyor' oluyor" Obama, aktris Shirley MacLaine ile konuşurken

51. bölge her zaman kurgu ve gerçek arasında gidip gelmiştir. Ta ki Amerika başkanı Barrack Obama "51. bölge" sözünü ağzına alıp bölgeyi resmileştirene kadar. 51. Bölge, ABD Las Vegas'ın 153 km kuzeyinde, Groom Gölü yakınında olup Nevada Test SahasI ve Nellis Hava Kuvvetleri Sahası ile çevrelenmiştir. 51. Bölge topraklarına giriş kesinlikle yasaktır. Etrafa girilmez ve güvenlik güçleri girenleri öldürme yetkisine sahiptir. Yazılı büyük levhalar vardır ve her taraf güvenlik kameralarıyla çevrilmiştir. Ne karadan ne de havadan bu çok gizli üssün 30 mil etrafına hiç kimse yaklaştırılmamaktadır.

51. Bölge'nin özel güvenliği Cammo Dudes ismi verilen bekçiler tarafından sağlamaktadır. Sınıra yaklaşan insanları ve araçları belli bir zamandan sonra uyarmakla görevlidirler. Şayet uyarı sonucu siviller sınırdan ayrılmazsa yüksek miktarda para cezası kesilmektedir. Cammo Dudeslerin rütbesi yoktur. 51. Bölgeye yetkisiz hiç kimse alınmadığından daha üst düzey askeri görevlilerin öldürme yetkisi bulunmaktadır..
 
 
 
6- Kuzey Sentinel Adası, Andaman Adaları, Bengal Körfezi
Kuzey Sentinel Adası, Hint Okyanusunun en güzel adalarından birisidir. İnanılmaz ormanları ve sahilleri vardır. Fakat kötü bir haberimiz var oraya gidemezsiniz. Kuzey Sentinel adasında yaşayan yerel kabilelerin tutumu o kadar sert ki ada toprakları hatta yakınlarında bir yabancı insan gördükleri anda öldürüyorlar. Yakından uçan helikopterlere alevli oklar, büyük sapanlarla kayalar fırlatıyorlar. Kabile üyeleri medeniyeti kesinlikle reddediyor ve çok belli ki rahatsız edilmek istemiyor. Hindistan hükümeti gönderilen elçilerin kabile tarafından yenmesi üzerine adaya gidişi yasaklamış durumda.
 
7- Club 33, Disneyland, New Orleans, ABD
Disneyland's Club 33, sıradan insanlara varlığı bile reddedilen gizli bir kulüp. 1967'de Walt Disney tarafından açılmış olan bu kulüp Sadece Disneyland'ın yatırımcılarını, üst düzey üyelerini, Disneyland'a gelen ünlü isimleri ve politikacıları eğlendirmeyi amaçlıyor. Bu kulubü bulmak bile oldukça zor. Çünkü ne bir tabela ne bir yol gösteren işaret var. Yüksek bir üyeden davetiye almadığınız sürece bu kapının ardına girmek imkansız. Üye olmak da çok kolay değiş. 25.000$'lık bir üyelik ücreti ardından her yıl 10.000$ üyelik aidatı ödemeniz gerekiyor Bu da yetmiyor üye olmak için bir de 14 yıl sıra beklemeniz gerekiyor.
 
8- White's Gentelman Club (White'ın Baylar Kulubü), İngiltere
1693'te kurulan White's Gentelman Club adından da anlaşılabileceği üzere bayanların veya sıradan vatandaşların giremediği bir gizli kulüp. 320 yılı aşkın tarihiyle dünyanın en ünlü baylar kulübüdür ve sadece sosyetenin en üst düzey isimleri kabul edilir. Bugüne kadar sadece Birleşik Krallığın başbakanı James Cameron tarafından kendi konservatizm görüşlerine aykırı olduğu sebebiyle rededilmiştir. Buradaki üyeleri kumar oynarken, sık sık sarhoş olurken görmek mümkün fakat daha önce de belirtildiği gibi buraya girmek imkansıza çok yakın.

9- 39. Oda, Pyongyang, Kuzey Kore
 
39. oda, 39. şube veya 39. büro olarak anılan bu gizli yer Kuzey Kore'nin en gizli tutulan toplantılarını yaptığı yerdir. Kuzey Kore zaten gizli bir ülke olmasıyla meşhur fakat bu oda gizlinin de ötesinde. Kuzey Kore'nin kurucu lideri Kim II-Sung'un ölümünden sonra kalan paralarını yönetmek için kurulan bir kuruluştur. Söylenenlere göre İsviçre'den kaçak para transferi, sahtecilik, uyulturucu kaçakçılığı, ülkenin nükleer faaliyetleri gibi gizli işler burada yürütülüyor. Kuzey Kore her ne kadar bu iddiaların hepsini yalanlasa da bu odaya işi olmayan şans eseri bile giremez. Çünkü buraya girmenin cezası ölümdür ve bu ceza bireyin aile bireylerine de aynı şekilde uygulanır.

10- Mezhgorye Bölgesi, Başkurtistan Cumhuriyeti, Rusya
Mezhgorye bölgesi Rusya tarafından Dünya'ya karşı sır gibi saklanan gizli bir bölgedir. Bu kasabada sembolik bir nüfus yaşamaktadır ve bu yaşayan nüfusun da hükümet tarafından Yamantaw dağlarında gizli çalışmalar yürüttüğüne inanılmaktadır. NATO, bu bölgede gizli nükleer faaliyetlerin sürdürüldüğünden de şüphelenmektedir. Soğuk savaş döneminde kurulmuş olan bu kasaba yasaklanmış bölgedir ve tüm dünya için sır olarak kalmaya devam etmektedir.

11- Coca Cola'nın Formülünün Saklandığı Depo
Coca Cola son 100 yılın tartışmasız lider alkolsüz içecek üreticisi. 125 yıldır da formülünü saklıyor. Atlantada bulunan bu formül deposunda işte o gizem yatıyor fakat o gizeme erişmek Amerika'yı işgal etmek gibi birşey. Yine de Coca Cola deponun girişini sanki bir sergi alanı gibi yapmış. Bazı insanlar ise Coca Cola'nın meraklı insanlardan para kazandığını asıl formülün bilinmeyen bir yerde saklandığını iddia ediyor.


12- Surtsey, İzlanda
Surtsey adası 14 şubat 1963'te İzlanda'nın güney kıyılarının yakınlarında, okyanusun 130 m dibinde bulunan bir volkanın patlamasıyla oluşmuştur. Volkan patlayıp lavlar deniz suyuyla hızlı bir şekilde soğuyunca lavlar katılaşmış ve 130 m yukarıya denizin yüzeyinin de üzerine katılaşarak ulaşmıştır. Adanın altındaki volkanın 3.5 sene boyunca patlamaya devam etmesiyle birlikte ada 1.4 km2 genişliğine ulaşmıştır. Şimdilerde ise dalga erezyonları adanın genişliğini gitgide azaltmaktadır. Surtsey keşif için mükemmel bir yer olarak gözükse de gitmek imkansızdır. Çünkü ada doğal bir rezerv konumundadır, bölgede ekolojik döngü çalışmalarına ayrılmıştır. Bu zamana kadar bölgedeki hayvanların ve bitkilerin sıfırdan, kendi başlarına nasıl oluşup yetiştiğini test etmek için sadece birkaç bilim adamı adayı ziyaret edebilmiştir. 2008 yılında UNESCO adayı Dünya Mirası listesine eklemiştir.

13- Pine Gap, Avustralya

Avustralya'nın 51. bölgesi olarak adlandırılan Pine Gap, Amerika ve Avustralya hükümetinin ortak çalışmalar yürüttüğü oldukça gizli bir tesistir. Kimsenin bölgede ne olup bittiği hakkında bir fikrinin olmamasına rağmen, tesisin Amerikan ordusunun insansız hava araçlarıyla doğrudan veya dolaylı olarak alakasının olduğu yaygın bir iddadır. Avustralya hükümeti, 1970'de kurulan bu tesisin varlığıyla veya orada neler olup bittiğiyle alakalı pek fazla konuşmayı sevmez. Bölge normal şartlarda insanların yaşam alanlarından uzak bir yerde uydu takip merkezi olarak kurulmuştur. Şu anda ise ne yapılığı tamamen komplo teorisi. Bölgeye giriş ise kesinlikle yasak.

14- Pripyat, Ukrayna
Pripyat, Çernobil nükleer felaetinden önce hayat dolu muhteşem bir şehirdi. 1970 yılında Çernobil Nükleer santrali çalışanları için kurulmuştu. Şimdi ise tam anlamıyla hayalet şehir konumunda. Çernobil öyle bir felaketti ki hala bölgede izlerini bırakmış durumda. Bu günlerde bile bölgedeki yüksek radyasyon oranından dolayı Pripyat şehrine giriş yasak. Helal antik reaktörleri ziyaret edeyim derseniz hayatınızı çok büyük bir riske atmış olursunuz.



15- Yılan Adası, Brezilya
İnsanoğlu tarihten beri yılanlarla güzel iletişim kurup dost olamamıştır. Hindistandaki birkaç usta dışında yılanla samimiyet kuran pek fazla kişi yoktur. Yılan görülünce genellikle yapılan ilk iş çığlık atmaktır. Siz de sıradışı bir insan değilseniz Brezilya'daki yılan adası size göre bir yer değil. Burada yaklaşık 4.000 adet yılan var ve havadan kaptıkları kuşları bile afiyetle yiyorlar. Bazılarının zehrileri insan etini eritiyor bazılarının ki ise buna fırsat bile vermeden anında insanı öldürüyor. Brezilya hükümeti tarafından ziyaretin veya ulaşımın yasak olduğu bu adaya ben bir çılgınlık yapıyım da gidiyim derseniz dönüşünüz pek mümkün olmayacaktır.

Eski Mısır’da Mumyalar Nasıl yapılırdı ?


MD FHH 007
Eski Mısırlılar biri öldüğünde öbür dünyaya gitmeden önce ölünün yer altı dünyasını geçmesi gerektiğine inanıyordu. Yer altı dünyası korkunç canavarlar ve tehlikeli hayvanlarla doluydu. Ölünün bu tehditleri atlatabilmesi için sihire ihtiyacı vardı. Eski Mısırlılar bu yolculukla onlara eşlik edecek büyüleri seçebiliyordu. Büyüler Ölüler Kitabı'ndan seçilip papirüse yazılarak tabutun içerisine konuluyordu.
MD FHH 008
Mumyalama nasıl yapılırdı? İlk olarak ölü "ibu" yani "arınma yeri" olarak bilinen çadıra getirilirdi. Burada mumyalayıcılar ölünün vücudunu güzel kokan palmiye şarabıyla yıkar ve Nil suyuyla durulardı.
MD FHH 009
Ardından ölünün sol tarafında bie kesik açılır ve iç organlarının çoğu çıkarılırdı. Organların çıkarılmasının sebebi bunların vücudun ilk çürüyen bölümleri olmasıdır. Karaciğer, akciğerler, mide ve bağırsaklar yıkanır, ardından natron olarak bilinen doğal sodyum karbonat ile kaplanırdı. Bu sayede organların kuruması sağlanırdı
 MD FHJ 001
Kalp vücuttan çıkarılmazdı. Çünkü kalp ölümden sonraki yaşam için gerekli olacak akıl ve duyguların merkeziydi.Beyin burundan sokulan bir kanca yardımıyla ezilerek burun deliğinden çıkarılırdı.
MD FHJ 002
Vücudun tamamı ve içi natron ile kaplanırdı. Mumyalama işlemi sırasında kullanılan tüm bez parçaları ve sıvılar ölüyle birlikte gömülürdü.
MD FHJ 003
40 gün sonra vücut tekrar Nil suyuyla yıkanır ve cildin esnek kalmasını sağlayacak yağlarla kaplanırdı. Kurumuş organlar vücuda geri konar ve içi talaş, yaprak ve bez gibi kuru materyallerle doldurulurdu. Son olarak vücuda yeniden güzel kokan yağlar sürülürdü. 
MD FHJ 004
Geçmişte iç organlar vücuttan çıkarıldığında kavanozlara konurdu. Ancak yıllar içerisinde mumyalama şekilleri değişti ve organlar kuruduktan sonra vücuda geri konmaya başladı. Ancak odun veya taştan oyulmuş kavanozlar organları koruması amacıyla yine de mumyayla birlikte gömülüyordu. 
İnsan başlı tanrı İmset karaciğeri korurdu. Babun başlı tanrı Hapi akciğerleri korurdu. Çakal başlı tanrı Duamutef mideyi korurdu. Şahin başlı tanrı Kebehsenuef ise bağırsakları korurdu.
MD FHJ 005
Mumyanın sarılması İlk olarak baş ve boyun ardından el ve ayak parmakları teker teker  kaliteli keten ile sarmalanırdı. Kollar ve bacaklar ayrı sarılır, katmanların arasına vücudu koruyacağına inanılan muskalar yerleştirilirdi. 
 MD FHJ 006
Sarma işlemi esnasında bir rahip yüksek sesle büyüler okurdu. Bu dualar kötü ruhların kovulması ve ölünün sağlıklı bir şekilde öteki hayata geçmesi için gerekliydi.
MD FHJ 007
Daha sonra kollar ve bacaklar da bir araya sarılırdı. Üzerinde Ölüler Kitabı'ndan alınmış dualar ve sihirlerin olduğu bir papirüs rulosu konurdu. Daha fazla bez kullanılarak beden sarılır, her seferinde bandajların arasına birbirlerine yapışmalarını sağlayacak reçine konurdu. Vücudun etrafında bir kıyafet giydirilir ve üzerine tanrı Osiris'in ismi çizilirdi. Ardından mumya tabutların içine yerleştirilirdi.

27 Ağustos 2020

Sanat Tarihi

Sanat Tarihi, en yalın haliyle görsel sanatların tarihsel evrimini inceleyen bilim dalıdır. Bir başka tanım vermek gerekirse tarih koşullarından doğan maddi kültür eşyasını inceleyen bilimdir denebilir.

Pablo Picasso
Konusu, çok çeşitli duygu birikimlerinin yaşandığı insan eserleri olan sanat tarihini açıklarken “sanatın tarihidir” gibi kestirme ve kapalı bir tanımlama ile yetinmek doğru olmaz. Bunun nedeni sanat tarihinin eseri tanımlamakla kalmayıp, eserin üretildiği çağ içindeki toplumsal, fiziki ve psikolojik koşulları da göz önünde bulundurarak bu etkenler ile birlikte anlamaya çalışmasıdır. Sanatın tanımına dair fikirler tarih boyunca sürekli değişmesine rağmen, sanat tarihi, sanattaki değişimlere bir sistem çerçevesinde bakarak bunları sınıflandırmayı, yaratıcılık yoluyla şekillendirilmelerini anlamayı ve yorumlamayı amaç edinir.
Sanat tarihi sadece resimlerin ve tarihlerinin formel bir şekilde gösterilmesi ya da öğrenilmesiyle değil, analizlerinin yapılması, eser analizinin daha ön plana çıkmasıyla bugünkü çağdaş sanatlarla ilişkiye geçmektedir.
Mimari, resim, heykel ve süsleme sanatlarının doğuşundan günümüze değin, birçok farklı ülke ve toplumda ne şekilde, ne tür yapıtlar vererek oluştuğunu inceler. Aynı zamanda sanat yapıtlarının ve onları yapan sanatçıların tarzlarını, sanat anlayışlarını belirleyip değerlendirmeyi, bir yapıdan başka bir yapıya geçerken yitip gideni ve kazanılanı bütün özellikleriyle görüp anlamayı ve değerlendirmeyi amaçlar. Sanat tarihçisi belirli şartların getirdiği durumların madde üzerindeki etkisini anlamak ister.
Sanat tarihi, sosyal hatta daha da özele indirgemek gerekirse beşeri bir bilimdir. Bu nedenle diğer çoğu bilime nazaran test edilme, laboratuvar koşullarında incelenme olanağı –arkeolojik materyalleri tarihlendirme için kullanılan C14 metodu dışında- neredeyse yoktur. Bu ve buna benzer sebeplerden ötürü yakın tarih içerisinde sanat tarihinin bilim dalı sayılıp sayılmaması konusunda tartışmalar yaşanmıştır. Çünkü bu bilim dalı, doğada bulunan gerçekleri değil; insanın duygu ve düşüncesinden doğarak yaratılmış nesneleri incelediğinden, diğer bilim dallarından ayrılır.
Willendorf Venüsü
Sanat tarihçisi sanatçıdan ziyade olarak sanatı yaratmakla değil, sanatı incelemekle mükelleftir. Sanatçı ve sanat tarihçisi aynı nesne üzerine farklı boyutlarda yaklaşan, anlayan ve okuyan insanlardır.
Bu bağlamda bakıldığında sanat tarihçisinin sanatçıyı da incelemek ve anlamak zorunda olduğu görülebilir. Belli bir sanat yapıtını kimin yaptığını, neden yaptığını ya da yaptırdığını, eserin o kültüre ait değerler arasındaki yerini belirler. Ayrıca sanatçının kendinden önceki sanatçılardan ne ölçüde etkilenip kendinden sonra gelen sanatçıları ne ölçüde etkilediği gibi noktalar üzerinde durulur.
Sanat tarihi araştırmalarının başlıca beş ilgi alanı vardır. Bunlardan birincisi şunları kapsar:
  1. Belli bir sanat yapıtını kimin yaptığını bulmak,
  2. Bir sanat yapıtının gerçekten, öteden beri yaptığına inanılan sanatçı tarafından yapılıp yapılmadığını belirleyerek özgünlüğünü saptamak,
  3. Söz konusu yapıtın belirli bir kültürün gelişim çizgisi ya da bir sanatçının meslek yaşamı içinde hangi aşamada gerçekleştirildiğini belirlemek,
  4. Geçmişte bir sanatçının kendisinden sonrakiler üzerinde yarattığı etkiyi değerlendirmek ve sanatçıların yaşamlarına ilişkin bilgi toplamak,
  5. Belirli sanat yapıtlarının önceki sahip ve yerlerini (kökenini) belgelemek.
Sanat tarihi araştırmalarının ikinci önemli ilgi alanı, sanat geleneklerinin üslupsal ve biçimsel gelişimlerinin büyük ölçekte ve geniş bir tarihsel perspektif içinde kavranmasıdır. Bu da temelde çeşitli sanat üsluplarının, dönemlerin, akımların ve tarihsel okulların sayımı ve çözümlemesini içerir. Sanat tarihi ayrıca görsel sanatlarda dinsel simge, tema ve konuların çözümlenmesiyle uğraşan ikonografiyi kapsar.
Sanat tarihçiliği büyük ölçüde uzmanların geniş deneyimlerine, içgüdüsel yargılarına ve eleştirel duyarlılıklarına dayanır. Ayrıca sanatın içinde yaşadığı ve çalıştığı tarihsel ortamın ayrıntılarıyla bilinmesi ve sanatçının düşünce, yaşantı ve kavrayışlarının duygudaşlık temelinde anlaşılması gereklidir. Sanat tarihi araştırmalarında çıkarımın kilit bir işlevi vardır; bir yapıtın sanatçısı, bir imza, o döneme ait yazılı belgeler ya da köken belirleyici başka yollarla kesin biçimde saptanabilirse, benzer ya da yakın özellikteki yapıtlar bunun çevresinde gruplandırılabilir, o sanatçıya ya da döneme bağlanabilir. Modern sanat tarihçilerinin çok eski zamanlardan bu yana üretilmiş sanat yapıtlarını kapsayan bilgi birikimi bu tür yöntemlerle sağlanmıştır.
Her bilim dalı gibi sanat tarihinin de başlıca yararlandığı bilim dalları vardır. Bu bilim dalları şöyle sıralanabilir:
  • Arkeoloji,
  • Sosyoloji,
  • Antropoloji,
  • Psikoloji,
  • Felsefe,
  • Tarih,
  • Nümizmatik,
  • Paleografya,
  • Epigrafya,
  • Mitoloji ve Coğrafya.

Türkiye Şehirleri Türkiye Coğrafyası Dünya Şehirleri Dünya Coğrafyası Ülkeler



  • Blog Yazıları


    Email
    KISA KISA
    X



    Folower Button

    Takipçiler

    Company Info | Contact Us | Privacy policy | Term of use | Widget | Advertise with Us | Site map
    Copyright © 2020. merhancag . All Rights Reserved.

    Bilgi Mesajı

    Duvarı Aşamıyorsan Kapı Aç

    Kıssadan hisse Kısa Kısa'da sizi bekliyor...

    facebook sayfamızı takip edebilirsiniz!