Güzel Bir Hafta Sonu Dileriz

Kısa Kısa'da yeni bir Hikaye

Yolunacak Kaz?..

Sağlıcakla Kalın

×

Loading...
LÜTFEN KULAK VERİN "COVİD" TEHLİKELİDİR

















SON YAZILAR :
Loading...


27 Ağustos 2020

Glasnost ve Perestroyka

GLASNOST ve PERESTROYKA ( Açıklık ve Yeniden yapılanma ) gorbacov
  Adeta hafızalarımıza kazınmış olan bu iki kelime iki kutuplu dünyanın sonunun geldiğini  insanlığa bildirmişti. Komünizm yıkılmıştı!.
       Daha doksanların başında hiç de öyle olmadığını düşünmüştüm.  Düşünceme göre Komünizm yeniden yapılanmak (perestroyka) üzere O zamanki S.S.C.Birliği Başkanı Michael Gorbachov tarafından seksenlerin sonunda nadasa bırakılmış tarla gibi çok özenli bir Birlik operasyonu ile adından'da anlaşıldığı gibi yeniden yapılandırılarak sistemize edilmektedir.
       Hep birlikte o yıllara geri dönüp olanlara bir göz atalım. Glasnost ve perestroyka yani açıklık ve yeniden yapılanmanın ilan edildiği seksenli yılların son çeyreğinde Avrupa Birliği yapılanmasının birliğe yeni üye ülke alma (genişleme) programı kapsamında uygulamalara başlanmıştı. Başta İskandinav ülkeleri öncelikli olmak üzere avrupanın eski doğu blok ülkeleri  ve gümrük birliği anlaşması öncelikli olmak üzere tam üyelik müzakerelerine başlanacagı bildirilen Türkiye gibi aday ülke üyelik programları gündemde idi.
Amerika Birleşik Devletleri her platformda dünyanın jandarması olduğunu İlan ediyor, Başkanlığı Baba Bush'a yeni devreden Ronald Regan Armegedon projesinden bahsediyordu. ABD'li düşünce (thing tank) kuruluşları Büyük Orta Doğu Projesi sonrası uygulanacak program taslakları ile çalışıyorlarken  Dünya ticaret örgütü(WTO) Çin halk cumhuriyetinin birliğe üye olma isteğini doksanların sonuna kadar uzatıyor ve  gelecekte dünyanın büyük pazar daral ması yaşanacağını ilan ediyordu. Bilim çevreleri uluslararası gıda ve su kullanımı hakkında programlar yaparak dünya devletlerinin bu konuları gündemlerine taşımalarını tavsiye eden raporlar yayınlıyorlar. Diğer taraftan fosil yakıt kullanımı ve alternatif enerji kaynakları konularında OPEC, OECD Gibi çok uluslu zengin kuruluşlar yayınladıkları raporlarda zor bir gelecek kaygısı taşıdıklarını  vurguluyorlardı.
      Sovyetler birliğinin dağılması (yeniden yapılanma sürecinin başlaması) yeni kurulan Devletlerin Devlet başkanlarından her birinin S.S.C.B'nin idare cileri KGB,EDK,DUMA gibi sovyetleri yönetmiş resmi kurumların temsilcileri  olduklarını unutmayalım. O zaman değil ama şimdi ikibinli yılların başında bu yeniden yapılanma ve açıklık projesi çok daha net görülüyor. 
" Böyle büyük projeleri yapanlar projenin taşıdığı önem, uygulama alanının özelliği, bölgedeki altyapı (toplum yapısı eğitim, ekonomik yöne tilebilirlik) gibi unsurlara bakarak,  başlangıç, gelişme ve sonuç açısından incelendiğinde nacizane düşünceme göre komünizmin yeniden yapılanması pek tabi eski sistem ile motomot benzeşmiyor ama liberal ekonomik aşı ile aşılanmış komünizm bence yakın gelecekte çin halk cumhuriyetinden çok daha kapsamlı ve güçlü bir yapıya kavuşacaktır."
    Sovyetlerin Glasnost ve Perestroyka yani açıklık ve yeniden yapılanma gibi kavramları yan yana  telaffuz edilerek ilan edilmesi dünya kamu-oyunun komünist sistem çöktü, dağıldı diye algılamasına sebep oldu. Pek tabidir ki projenin uygulama aşamaları bunu gerektiriyordu. taa 1960'larda gelişmeye başlayan giderek etkinleşen ve yaygınlaşan adına medya dediğimiz bu büyük güç devreye girmiş, doğu blokunun dağıldığını,  komünist sistemin yıkıldığını dünyanın en ücra bölgelerine varıncaya kadar duyurmuştu. Bu duyuruyu maalesef bazı milletlerin aydınları gibi, aynı manada algılayan aydınlarımız ve ülkemizdeki peykleri bizim komünistler 1990'ların sonunda ülkemizi ziyaret eden, glasnost ve perestroyka'nın mimarı eski SSCB'nin  Başkanı Sn  Michail Gorbachov, o zamanın güzide üniversitesi O.D.T.Ü'de verdiği konferans sonrası yumurta ve protesto yağmuru ile uğurlanırken, Türk basınına yaptığı açıklamada "bizde bir ivan vardı fakat sizde ne kadar çok ivan varmış" diyordu.
Aynı algılama türk sağın'da, dindar ve muhafazakar kesimde de sistemin dağılışı, çöküşü diye anlaşıldı.  Halihazırda Yeni kurulan türk cumhuriyetleri için, sonunda özgürlüklerine kavuştular, diye empoze ediliyorlar. Ben hiç de öyle düşünmüyorum.
    Düşünceme göre Komünizm değil yıkılmak çok daha güçlü ve daha süratli bir şekilde yapılandırılmak üzere sistemize edilmektedir.
    Gelecek yıllarda insanlık siyonizmin gerçek yüzünü çok daha net bir şekil de görecek bir matruşka gibi açıldıkça küçülen küçüldükçe merkezde siyonist yahudilerin olduğu ve kendilerini tanrının yerine koyup nasıl yüzyıllardır insan lığa zulüm ettiklerini daha iyi anlayacaktır.
    Diğerleri (Helen, Doğu roma, Batı Roma, Bütün Avrupa ve Osmanlı gibi impa ratorlukları)gibi  Çarlık rusyasınıda tarihin karanlıklarına gömen bu siyonist birlik tıpkı iseviliği imha ettikleri gibi yeni sistemlerle (kapitalizm komünizm faşizm v.s) Akıl kontrolü ile insanlıgı devşirmektedirler.
    Yeniden yapılanma sürecinde lokomotif olan Rusyanın tıpkı eski sovyet rejiminde olduğu gibi kısa zamanda hem yeni devletlerin arasındaki dengeleri kontrol etme hemde sistemin revizyonu açısından çok sağlam bir alt yapıya sahip olması için yapılan radikal rutuşlar dünyanın gözleri önünde sergileniyor. 
Halbuki demir perde zamanında yapılan bu etnik operasyonlar çok daha vahşice yapılıyordu ve dünya olan biteni görmüyordu şimdi ise olanları hiç görmüyor. Bağımsız devletler arasında eskiye dayanan bazı hukuki anlaşmazlıklar olarak gösteriliyor  işte buna glasnost (açıklık) deniyor. Başta Gürcistan kadife devriminin zaman içinde rusya merkezli politikalar uygulama nokta sına gelmesi, Ukraynada yine benzer devrimi seçim operasyonu ile Rusya federasyonu yanlısı politikalar izleme seviyesine gelmesi düşündürücüdür.
Ermenilerin karabağı işgal etmesi ve Ermenistan Azerbaycan arası dengelerin tamamen Rusyanın kontrolünde olduğunu göstermektedir.(şubat 2009'da azeri hava kuvvetleri komutanının öldürülmesi) Kazakistan ve Kırgızistan operasyonları çeçenistan, dağıstan litvanya, beyaz rusya gibi seçim operasyonları Avrupa Birliği siyasi dengeleri bakımından, çek cumhuriyeti NATO birlikteliği, avrupa rusya doğalgaz kesintileri ve revizyonu, Çin halk cumhuriyeti ve İran islam cumhuriyeti ile ikili anlaşmaları Japonya'ya viladi voskok operasyonu gibi dünya basınının duyuruları münferit olarak rusyanın sergilediği ilişkilerden bazılarıdır. Dikkatle incelendiğinde bağımsız devletlerin ayrıayrı dünya devletleri ile yaptıkları ikili antlaşmalar ve ortak çalışmaların tamamı, Rusya tarafından izlenmektedir. Kaldıki yapılan münferit ikili ilişkiler rusya başta olmak üzere eski birlik menfaatine hizmet etmektedir. Kısacası; bütün bu manevralar yeniden yapılanma tamamlandığında insanlığın karşılaşacağı dünya ister tekrar iki kutuplu (benim fikrim iki kutuplu olacağıdır)ister çok kutuplu ama her zamanki gibi siyonizmin emir ve komutasında olacağı aşikardır.            
molla ahmed

26 Ağustos 2020

Araplı Köyü Katliamı 22 Ağustos 1922

 22 Ağustos 1922'de Aydın'ı işgal eden Yunan askerleri Araplı Köyü katliamını gerçekleştirir. Yunan Komutan Bakoyanis'in bir sabah canı petekli bal çeker. Komutan, işbirlikçilerinden biri olan Sarı İmam'ı çağırtarak, canının bal çektiğini söyler ve kendisinden bal getirmesini ister. Sarı İmam da Aydın'da en güzel balın üretildiği Araplı köyüne, köyün en çok kovanı olan Softaoğlu Halil'in evine gider. Yunan komutanın çok acele bal istediğini söyler. Softaoğlu Halil petekleri yeni kestiğini ve kesilen balları da sattığını, birkaç gün beklerlerse bal verebileceğini söyler. İstediği balı bulamadan komutanın yanına dönen Sarı İmam, köylülerin bal vermediğini ve asi efelere yataklık yaptıklarını anlatır. Zaten Anadolunun Türk halkına işkence yapmak, kıymak için bahane arayan Yunanlı komutan bu durum üzerine Araplı Köyüne gider ve köyü kuşatır. 

Köyde bulunan bütün erkeklerin köy ortasında toplanmasını emreder. 22 Ağustos 1922 tarihinde köy odası önünde bulunan Piynar (Pırnal) ağacına 12 kişiyi ayaklarından astırarak askerlerine kurşunlatır. Ardından komutanlarının emriyle Yunan askerleri 44 kişiyi urganla bağlayarak köyün dışında bulunan Dervişyeri Mevkii'ne götürür ve makineli tüfekle tarayarak katleder. Bu 44 köylünün cansız bedenleri kurda kuşa yem olur. Yunan askerleri köyden çekildikten sonra köyün kadınları buraya gelerek kurttan kuştan ne kaldıysa toprağa gömerler. Başlarına taşlardan birer şahide dikerler. Yıllarca köy kadınlarının erkeklerinin ardından ağladığı Araplı Köyü'nün adı Kurtuluş Savaşımızdan sonra akan gözyaşları unutulmasın diye Gözpınarı olarak değiştirilir. Araplı Köyü'nde Yunan işgalinden önce nüfus 315'dir. Yunan Araplı Köyü'nde işgal boyunce 245 kişiyi katlederek şehit etmiştir. Kurtuluş Savaşımız bitip Araplı köylüsü özgürlüğüne kavuştuğunda köyün nüfusu 100'den azdır. Aydın Efeler ilçesi Gözpınar Şehitliği Abidesi Yunan'ın 22 Ağustos 1922'de gerçekleştirdiğ

i katliamın şahidi olarak dimdik ayaktadır ve Dünyaya 20. yy başında Yunan'ın Anadolu topraklarında Türk milletine yaşattığı acıları haykırmaktadır. Şehadetlerinin 98. seneyi devriyesinde Gözpınar Köyü şehitlerimizi rahmetle anıyoruz. Ruhları şad olsun.   

İLHAN HAZAL

25-26 Ağustos 1922' de Yaşananlar

 Atatürk'ün hayatındaki en zor günü 26 Ağustos 1922'dir çünkü bu tarih Türklerin Anadolu'daki son bağımsız günü olabilirdi. Atatürk de bunun bilincindeydi. Devlet 1911'den beri tam 11 yıldır savaştadır. Tükenmek üzeredir. Atımlık tek barutu kalmıştır.

Atatürk 1921'de Sakarya Savaşı'nı kazandı fakat ordunun önemli bir kısmı firar etti. Üstelik mevcut subayların çoğu şehit oldu. Yunan ordusu ise Ankara önlerinden çekilip Afyon-Eskişehir eksenine İngiliz destekli "muazzam" bir savunma hattı kurmuştu.

İngilizler bu savunma hattı için "Türkler 6 ayda geçerse 6 günde geçmiş sayabilirler" diyordu. Savunma hattı o kadar sağlamdı. Atatürk de bunun bilincindeydi. Uzun süre vuruşamazlardı. Savaş uzarsa cephane, erzak, para vs yetmezdi. Batı Anadolu Yunan toprağı olurdu.

Bu nedenle düşmanı tek vuruşla imha etmek ve Anadolu'dan atmak gerekiyordu. Atatürk bu iş için riskli bir plan oluşturdu. Ya büyük bir bozgun ya da büyük bir zafer olacaktı. Bu planı sadece üç Mustafa biliyordu: 

Mustafa Kemal,

Mustafa İsmet,

Mustafa Fevzi...

Yunan ordusu Ertuğrul Bey, Osman Bey, Orhan Gazi gibi tarihi şahsiyetlerin mezarlarını çiğniyor, üç Osmanlı başkentinde Türkleri aşağılıyordu. Meclis savaşmak için Atatürk'e baskı yapıyor fakat 27 Temmuz'da futbol maçı düzenliyor, Ağustos ortalarında Çay partisi veriyordu.

Türk'ün savaşı hileli olur. Attila'dan Kılıçarslan'a, Selçuk Bey'den Fatih'e, Timur'a ve Mustafa Kemal'e... Türk tarihi savaşta hileyi sanatçı gibi kullanan mareşallerle doluydu.

Futbol maçı ve çay partisi işin hilesiydi. Mustafa Kemal savaşın son hazırlıklarını yapıyordu.

Meclis'te Atatürk öyle eleştiriliyordu ki... Bu eleştirileri duyan Yunan ordusu, Türklerin içine düştüğü durumdan keyif alıyor, rahat bir şekilde olan biteni izliyordu. Atatürk'ün istediği de buydu. O, muhaliflerini de hilenin bir parçası haline getirmişti.

Savaştan birkaç gün önce, Çay partisi verildiği esnada hızlıca Konya'ya geçti. Telgraf ve posta teşkilatı basıldı. Kontrol altına alındı. Geldiğini duyurmak mümkün değildi. Oradan cepheye geçti. Savaş planı masaya kondu. Paşalardan itiraz eden oldu.

Harbiye'nin eski stratejisti Yakup Şevki Paşa itiraz etti. Paşa'ya göre bu delilikti. Kaybetme riski yüksekti. Başarısızlık halinde Ankara düşer, Milli Mücadele kaybeder, Anadolu tamamen işgal edilirdi.

Plana göre cephanenin ikmali mümkün olmayacaktı. Yani kurşun biterse işimiz kılıçlara kalacaktı. Makineli tüfeğe karşı kılıç... Yakup Paşa buna onay veremiyordu. Haksız sayılmazdı.

Atatürk "İkmali düşmandan yaparız" demişti. Yani düşman ele geçmezse imha riski olacaktı.

Tartışma uzayınca Atatürk "Uğraşa uğraşa, ancak 1 yılda düşmanla az çok denk bir hale gelebildik. Bir daha bu gücü yaratamayız. Bu sefer kesin sonuç almak, savaşı bitirmek zorundayız. Bunun için de, tehlikesine rağmen, bu planın uygulanmasından başka çare göremiyorum" dedi.

Yakup Paşa "Bu planla kaybedersek bize vatan haini derler. Bu meclis bizi asar" diye itirazını sürdürünce Atatürk net konuştu: 

"Korkmayın paşam. Sorumluluk bana aittir. Kaybedersek beni hemen asarsınız!"

Peki ne yapılacaktı? Plan neydi? Esasen Yakup Paşa haklıydı. Atatürk'ün planı ters cepheydi. Taarruzdan bir gece önce ordunun neredeyse tamamı mevzileri terk ederek yer değiştirecekti. Bu durum fark edilirse koca ordu hareketli halde yakalanır ve bir gecede imha olabilirdi.

Taarruzdan bir gece önce, 25 Ağustos günü, hava karardıktan sonra ordu harekete geçti. Cepheyi terk ederek, Şuhut dağları arasından, bir patika vasıtasıyla Yunan hattının güneyine sızdı. Kimse fark etmedi.

Koca milletin kaderini değiştirecek ordu, koca toplar, silahlar, onca yük... Sessiz sedasız şekilde varması gereken yere vardı. Sabahın ilk ışıklarından biraz önce bombardıman başlayacaktı. Dakikalar geçmek bilmiyordu.

Tan ağarmaya başladığında İsmet Paşa bombardımanı başlatacaktı. Fakat hiç hesapta olmayan bir şey oldu. Etrafı sis bastı. Toplar kör olmuştu. Bu şekilde bombardıman başlamazdı. Herkes şaşkındı.

Hava gittikçe aydınlanmaya ve fark edilme riski yükselmeye başlamıştı. Sis dağılmıyordu. Mustafa Kemal tepedeki karargahından çıktı. Canı çok sıkılmıştı. sis dağılmıyordu. Yapacağı hiç bir şey yoktu.

Oldukça stresli görünüyordu. Vakit akıp gidiyordu. Bir ara yerinden ayrıldı. Bölgedeki kayalıkların bulunduğu yere gitti. Yalnız başına kayaların arasına girdi. Etraftakiler şaşkındı. Kayalıktan çıkıp yürüdüğü esnada ekipten biri makinesini aldı ve o tarihi anı fotoğrafladı. 

Havanın iyice aydınlanmaya başladığı saniyelerde sis bir anda dağılmaya başladı. Düşman mevzileri görünür hale geliyordu. Vakti gelmişti. Derhal bombardıman için İsmet Paşa'ya talimat verildi. 

26 Ağustos 1922 günü, saat 05:30'da Türk topları sessizliği bıçak gibi yırttı.

Cephane kısıtlıyıdı. Topların mevziyi yok edene dek bitmemesi gerekiyordu. Aksi halde taarruz yapılamazdı. Üstelik ordu dağlık arazide çok ters bir halde kalacaktı. 

Toplar birbirini ardına ateşlenirken, Mustafa Kemal'in stresi arttıkça artıyordu!

Yaveri ve koruması Yarbaz Muzaffer Kılıç onunla birilikte bombardımanı izlerken, Mustafa Kemal'in fısıldadığı cümleleri işitti: 

Ya Rabbi! Sen Türk ordusunu muzaffer et! Türklüğün ve Müslümanlığın düşman ayakları altında, esaret zincirinde kalmasına müsaade etme!" 

İsmet Paşa'nın bombardımanı bir sanat tablosu gibiydi. Yunan mevzileri tam isabet vuruluyordu. Yunan karargahı bu baskını "gerçek taarruzu gölgelemek isteyen kandırmaca" olarak algılamıştı. Asıl hamle doğudan bekleniyordu. Oysa ordu güneydeydi. Hile adım adım işliyordu.

İsmet Paşa'nın topları kısa sürede Yunan mevzilerini parçaladı. Sıra Türk askerindeydi. Tepeler birer birer sarılıp ele geçirilmeye başlandı. Bu sırada Yunan karargahı, İzmir'de bulunan Yunan başkomutana erişemiyordu. Çünkü telgraf hatları kesilmişti.

Gelen haberler nedeniyle karargahın kafası karışıktı. Güneydeki baskın gerçek bir taarruz muydu yoksa şaşırtmaca mıydı karar verilemiyordu. Komutan Trikupis her ihtimale karşı birlik kaydırmaya başladığı sırada Yunan başkomutandan telgraf geldi.

Başkomutan Hagi Anesti, baskının bir şaşırtmaca olduğunu düşünüyordu. Bu nedenle birlik kaydırma hamlesi durduruldu. Bu esnada Türk ordusu bölgeyi iyice ele geçirmeye başladı. 

Yunan başkomutan İzmir'deydi. Ama Türk başkomutan bizzat cephedeydi!

Ertesi gün, hava ağarırken ikinci bir taarruz gerçekleşti. Türk askeri Afyon'a girdi. Mustafa Kemal, karargahını derhal Afyon'a aldırdı. Savaşın içinde olmak istiyordu. Taarruzun adı Kurt Kapanı'ydı! Fevzi Paşa'nın planı sayesinde git gide Yunan ordusu çevreleniyordu.

Yunan ordusu gittikçe çekilmeye başladı. Yunan karargahı hileyi geç de olsa tamamen sezmiş ve tüm ağırlığı güneye kaydırmaya başlamıştı. Bu defa Yakup Şevki Paşa kuzeyden taarruza kalkmış ve Yunan ordusunu şaşkına çevirmişti.

Ağutos'un 29. günü Türk ordusu Yunanı Dumlupınar'da çevreledi. Düşman kurt kapanına girmişti. Türk askeri süngü hücumuna kalktığı esnada Atatürk adeta sinir boşalması yaşadı. Ateş hattına gitti. Siperlerin üzerine çıktı. "Hagi Anesti! Gel de ordularını kurtar!" diye haykırdı!

Ağustos'un 30. günü Yunan ordusu imha edildi ve kaçmaya başladı. Fakat ordunun geri çekilip mesafeyi yeniden mevzilenmemesi gerekiyordu. Bu nedenle Atatürk o tarihi emrini verdi: 

Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz'dir! İleri! 

Ağustos'un 30. günü kovalamaca başladı. İzmir'e 400 km vardı. Asker yorgundu ama emir kesindi. Önce Uşak'a girildi. Akabinde Yunan ordu komutanı Trikupis, 2 Eylül'de esir alındı. Mustafa Kemal de orduyu takip ediyordu.

Türk ordusu 400 km'lik hattı 9 günde geçerek harp tarihi açısından emsali görülmemiş bir iş yaptı. 2 Eylül'de Eskişehir'i, 6 Eylül'de Balıkesir ve Bilecik'i, 7 Eylül'de Aydın'ı, 8 Eylül'de Manisa'yı geri aldı ve 9 Eylül'de İzmir'e girdi.

Türk askerinden hemen sonra, 10 Eylül günü Mustafa Kemal İzmir'e girdi. Tüm Anadolu bayram ediyordu! 

İzmir kurtarıldıktan kısa süre sonra, bir gemi limana yanaşıyordu! Mustafa Kemal taarruzdan hemen önce Fethi Bey'i İngiltere'ye göndermiş, sorunu savaşsız çözmenin çarelerini aramakla görevlendirmiş, fakat işe yaramayınca önce Roma'ya akabinde İzmir'e geçmesini emretmişti.

Fethi Bey de, "Herhalde Yunan ile yeni görüşmelere başlayacağız, zaten Yunan başkomutan da İzmir'de, o yüzden oraya gönderiyor" diye kafası karışık bir şekilde emri kabul etmişti.

Fakat Mustafa Kemal Fethi Bey'i Yunan'ın Smyrna'sına değil Türk'ün İzmir'ine çağırmıştı. Fethi Bey'in gemisi limana yanaştığında, limanda Yunan değil Türk vardı. 

Atatürk İzmir'e Fethi Bey'den önce varmıştı! 35'e selam olsun!

ALINTIDIR

25 Ağustos 2020

26 Ağustos “Büyük Taaruz”

Başkumandan Mustafa Kemal Paşa tarafından şahsen yönetildiği için "Başkumandanlık Meydan Muharebesi " olarak anılır.

700

Başkumandanlık Meydan Muharebesi, Afyon'a bağlı Dumlupınar köyü yakınında 30 Ağustos 1922'de Türk ve Yunan orduları arasında meydana gelen çatışmadır.

Dumlupınar Meydan Muharebesidir de denir.Başkumandan Mustafa Kemal Paşa tarafından şahsen yönetildiği için Başkumandanlık Meydan Muharebesi olarak anılır. Kurtuluş Savaşı'nın kesin bir Türk zaferiyle sonuçlanmasını sağlayan bu çarpışmanın yıldönümü Türkiye'de ulusal bayram olarak kutlanmaktadır.

Kurtuluş Savaşımız'ın son evresi 26 Ağustos 1922'de başlayan Büyük Taarruz ile açılmış ve 9 Eylül 1922'de İzmir'in Yunan işgalinden kurtarılmasıyla sonuçlanmıştır.

Büyük Taaruz:

Mustafa Kemal Paşa, ordunun taarruz hazırlıklarını büyük bir gizlilik içinde sürdürmüştür. Taarruzu gizlemek için Temmuz ayı sonunda ordu birlikleri arasında bir futbol turnuvası düzenleyerek komutanlarla topluca görüşme imkanı sağlamıştır.

Büyük taaruz öncesinde Yunan Cephe Ordusu 3 Kolordu düzeninde Eskişehir Kuzeyinden Afyon güneyine kadar yayılmış, en kuzeyde İnegöl'de 11. Piyade Tümeni Uşak'ta ise 2. Piyade Tümeni ve bazı bağımsız alaylarla yanlarını kapatmakta idi. Yunan ordusunun toplam mevcudu 200.000 kadar olup, bunun 150.000'i Anadolu'da bulunmaktaydı.

3. Yunan Kolordusu (General Sumilas) Eskişehir önlerinde 3., 10. ve 15. P. Tümenleri ile Bursa istikametini kapatırken aynı zamanda Kütahya önlerinde mevzilenmiş 2. Yunan Kolordusu (General Digenis) 7., 9. ve 13. Piyade Tümenleri ile hem cephenin orta kısmını kapatmakta hem de Eskişehir veya Afyon'a yönelebilecek bir Türk taarruzuna karşı 3. veya 1. Kolorduya ihtiyat vazifesi görmekte idi. 1. Yunan Kolordusu (General Trikupis) ise karargahı Afyon'da olmak üzere Cephenin güneyini savunmakta idi. 1. Kolordu tümü cephe hattında olmak üzere 1., 4., 5. ve 12. Piyade tümenlerine komuta etmekte idi.

General Hacianesti Yunan Küçük Asya Ordusunun başına getirildiğinde Büyük Taarruz kaderine etkileyecek iki karar aldı;

Bunlardan ilki 1. Kolordu komutanı Trikupis'in ihtiyattaki 2. Kolordu'ya savaş durumunda emir verme yetkisini kaldırması, diğeri ise 1. Kolordu'nun normal düzeninde kendi ihtiyatında olan tümenleri de cephe hattına yayarak Trikupis'i tamamen ihtiyatsız bırakması idi. Böylece, Afyon'a yönelecek bir Türk taarruzunda eğer cephe zorlanırsa, Trikupis ya İzmir'deki üstü Hatzanesti'yi 2. kolorduyu veya en azından birliklerinden bir kısmını kendi emrine almak için ikna etmek zorunda kalacaktı. Savaş durumunda iletişim yetersizliği ve zamanın kritikliği dikkate alındığında feci derecede yanlış bir karar olduğu daha sonra açığa çıkacaktı.

Büyük Taarruzun Hedefi:

Büyük Taarruz'un hedefi Ayfon güneyinde mevzilenmiş 1. Yunan Tümeni (General Frangos) ve 4. Yunan Tümeni (Albay Dimaras) Ytarafından savunulan mevzileri yarma harekatı ile geçerek Yunan Cephe Ordusunu (1.,2, 3. Kolordular) geride bir hatta çekilmeden bir meydan savaşı ile imha etmekti. Türk lojistik kabiliyeti orduyu ancak 60 km. içerisinde destekleyebileceğinden harekatın esasının taaruz hattından itibaren bu mesafe içinde gerçekleşmesi şarttı.

Afyon güneyindeki Yunan mevzileri en batıdaki Toklu sivrisinden Afyon güneyindeki B. Kalecik köyü doğusuna kadar 40 km. kadar uzanıyordu. Taaruzun sıklet merkezi Tınaztepe ile Kalecik sivrisi arasındaki 15 km.'lik bir saha idi.

1. Ordu (Sakallı Nurettin Paşa) komutasında yer alan 4 Kolordu (1.,2. ve 4. Kolordular ile 5. Süvari Kolordusu) yarma harekatını yapacak birlikleri oluşturuyordu ki toplamda 11 Piyade, 3 Süvari Tümeninden kuruluydu. Toplam muharip mevcudu 88.000 piyade, 12.000 süvari ve 137 Top idi.

1. Kolordu (İzzetin Çalışlar)nun 4 tümeni (57.,14.15 ve 23) sırasıyla Çiğiltepe, Kırcaaslan Tepe, Tınaz Tepe ve Belen Tepe'ye taaruz edecekti. Çiğiltepe 5. Yunan Alayı, Kırcaslan ve Tınaztepe 49. Yunan Alayı tarafından savunuluyordu. Taarruz'dan bir gün önce bir şeyler olacağından şüphelenen General Trikupis Tınaztepe gerisine 7. Yunan Tümeninden iki alay daha getirtmişti.

4. Kolordu (Kemalettin Sami Gökçen) ise 4 Tümeni (11., 5. 8. ve 12. Piyade tümenleri) ile Belentepe doğusu, Kalecik Sivrisi ve B. Kalecik üzerinden Afyon'a taarruz edecekti. Bu hat 35. ve 8. Yunan Alayları tarafından tutulmakta ve 11. ve 5/42. Efzon Alayları tarafından deteklenmekte idi.

Her iki kolordunun gerisinde 2. Türk Kolordusu - (Ali Hikmet Ayerdem)- (3. Kafkas, 4. ve 7. Piyade Tümenleri) Sandıklı-Şuhut hattında ihtiyat olarak tutulmakta idi.

5. Süvari Kolordusu-(1., 2. ve 14. Süvari Tümenleri) (Fahrettin Altay) ise Ahırdağı üzerindeki sarplığı dolayısı ile geceleri Yunanlılar tarafından savunulmayan Ballıkaya mevkiinden bir sızma harekatı ile Tokuşlar köyüne inecek ve İzmir demiryolunu kesecekti

Yarma bölgesinde Türk kuvvetlerinin toplam 100.000 askerine (8 Piyade ve 3 Süvari Tümeni) karşılık Yunan kuvvetleri takviyeli 2 Tümen (30.000 kişi) gücünde idi. Bu ise askerliğin en eski prensibi olan sonuç yerinde düşmana sayıca 1'e 3 üstün olma kaidesini yansıtıyordu. Bunun üzerine taarruz insiyatifinin Türk tarafında olması, çok üstün bir topçu desteği (137 ağır ve orta top), üstün süvari gücünün varlığı, ayrıca, üstün komuta heyeti eklenince Yunanlıların bu taaruz karşısında fazla bir varlık göstermeleri mucize olacaktı.

Taarruzun Başlaması:

26 Ağustos gecesi, 5. Süvari Kolordusu Ahır Dağları üzerindeki Yunanlıların gece savunmadığı Ballıkaya mevkiinden sızma yaparak Yunan hatlarının gerisine intikale başlamıştır. İntikal bütün gece sabaha kadar sürmüştür.

26 Ağustos sabaha karşı 4:30 da başlaması planlanan taarruz sis sebebiyle ancak 5:30 da başlayabilmiş, yarım saat süren çok yoğun bir bombardıman ile yunan ön hat mevzileri büyük yıkıma uğratılmış, topcu gözetlemesi ve makineli tüfek mevzileri iş göremez hale getirilmiştir. 6:00 da başlayan piyade taarruzu, kısa sürede gelişmiş, Tınaztepe, Belentepe, Kalecik sivrisinin ele geçirilmesi ile sonuçlanmıştır. Ancak, gerek geriden gelen yunan takviyelerinin direnmesi, gerek sincanlı ovasında mevzilenmiş yunan topçularının şiddetli ateşi gerekse de taaruz momentinin kaybedilmesi ile taaruz öğlene doğru yavaşlamış ve durmuştur. Tınaztepe'deki kuvvetli Yunan karşı taaruzu ve Kurtkaya mevzinin direnişi ile Türk kuvvetleri kısmi geri çekilmelerle akşam saatlerinde bir denge oluşmuştur. Bu esnada Türk 2. Ordusunun özellikle 2. Yunan Kolordusuna şiddetli tarruzları bu kolordu kuvvetlerinin 1. Kolordu'yu daha fazla takviye edememesine yolaçmış, Hatzanesti'nin sarsılan güney cephesini takviye etmek yerine, 2. Kolordu'nun esas plandaki gibi Çay istikametine taarruz etmesi emri işleri daha da karıştırmış, Yunanlıları stratejik bir sıkıntıya sokmuştur. Öte yandan yarma bölgesinin batısında Türk kolordusu , izmir-uşak bağlantısını kesmiş, cephe gerisinde büyük kargaşaya yolaçmıştır.

Trikupis, bu durumda elindeki tek şansın eldeki bütün ihtiyatları ile Kalecik sivrisi istikametinde bit gece taaruzu yapmak olduğunu düşünmüştür. Ancak, Türk devam taaruzunun (topların ileri alınmasının desteği ile) 27 Ağustos sabaha karşı Tınaztepe, Erkmentepe ve Kurtkaya tepesinin düşürmesi neticesinde 4. Piyade Tümeninin dağılması, 1. Piyade Tümeninin ağır kayıplarla geri çekilmesi Yunan cephesinin 27 Ağustos öğlen saatlerinde tamamen çökmesine yolaçmıştır. Cephenin hiç beklenmedik bir şekilde çökmesi, Yunan 1. Kolordusunu 2'ye bölmüş, kuşatılmamak için, İzmir yönünde bir geri çekilme yerine ulaşım altyapısı yetersiz Kuzeybatı yönünde çekilmekten başka imkan kalmamış, Yunan 1. Kolordu karargahı, 4. Tümenin kalıntıları, 5. ve 12. Tümenler, 2. Kolordu birlikleri Afyon-Döğer hattını bırakarak İlbulak Dağı civarına çekilmiştir. Diğer tarafta kalan General Frangu komutasındaki 1. Tümen ve takviye birlikleri İlbulak hattında da duramayarak, Dumlupınara çekilmeye devam etmiş böylece Yunan ordusu içindeki sevk ve idare bütünlüğü bozulmuştur.

28 Ağustos-30 Ağustos sabahı arasında Türk birlikleri ile çekilen Yunan birlikleri arasında yer yer şiddetli çatışmalar çıkmış, Yunan birliklerinin Türk kuvvetlerinin takibinden kurtulamaması, mevzi almalarına engel olmuştur. Ayrıca, 3. Kolordu ile geri çekilen Yunan birliklerinin arasında açılan boşluktan içeri dalan 2. Türk Ordusu birliklerinin Kuzeyden çevirme yapması Yunan ordusunun ana parçası olan 1. ve 2. Kolordu birliklerinin Murat Dağı eteklerinde bir torbaya girmesine yolaçmıştır. 30 Ağustos günü akşam saat 19:30'a kadar süren bugün Başkomutanlık Meydan Muharebesi olarak bilinen büyük çarpışmalarda Yunan birlikleri imha edilip dağıtılmıştır. Bu muharebede Yunan 4. ve 12. Tümenleri tamamen, 5. ve 9. Tümenleri kısmen imha olmuştur.

Savaş alanında yapılan incelemelerde her iki kolordunun neredeyse bütün malzemesi, 4000 ölü, 10.000'e yakın esir tespit edilmiştir.-22 gün süren Sakarya savaşının Yunanlılara yaklaşık 5000 ölüye mal olduğu düşünülürse bir günde verilen kaybın büyüklüğü daha iyi anlaşılır.-

General Trikupis ve kurmaylarının bir kısmı ile 10.000 civarında asker Kızıltaş vadisinden gece karanlığında kaçmayı başarmıştır. Bu kuvvetlerin önemli bir kısmı (6000 asker) 2 Eylül de Uşak'ta Türk kuvvetlerine teslim olmuştur.

Bu son muharebe ile birlikte bir zamanlar Yunan Ordusunun bel kemiğini teşkil eden 6 Piyade Tümeni (85.000 asker) dağıtılmıştır. Türk kuvvetlerinin önünde İzmir yönünde hırpalanmış 2 Tümen ve bazı bağımsız alaylar, Bursa istikametinde ise sağ kanatları tamamen açıkta kalmış, önlerinde tahmin edemedikleri düşman kuvvetlerinin hedefi haline gelmiş 3. Kolordu kalmıştır. Bundan sonrasında savaş tamamen bir kaçma kovalamaya dönmüş, 9 Eylülde İzmir, 17 Eylülde Bandırma'dan kalan Yunan birliklerinin tahliyesi ile son bulmuştur.

Bu savaşta Yunan Ordusu 130.000 den fazla askerini kaybetmiştir. Buna karşılık Türk askeri kayıpları 12.500 civarında tespit edilmiştir. Her iki tarafın sivil kayıpları üzerinde herhangi bir istatistik bulunmamakla birlikte Batı Anadolu'nun büyük ölçüde harap olması maddi kayıplar hakkında bir fikir verebilir.

Meydan savaşından sonra, çevreyi gezen Mustafa Kemal Paşa, düşmanın ağır yenilgisini, savaş alanında bıraktığı silah, cephane ve savaş malzemesini, ölülerini, sürü sürü esirin kafilelerle geriye götürülmesini gördükten sonra çok duygulanmış ve yanındakilere,

Bu manzara insanlık için utanç vericidir. Ama biz burada vatanımızı savunuyoruz. Sorumluluk bize ait değildir, demiştir.

Sonuçları:

Büyük Taarruz, yaklaşık 200 yıldan beri Türk ordusunun galibiyetiyle sonuçlanan ilk taarruz savaşıdır. Çanakkale ve Sakarya'da Türk zaferi, hücum eden düşmanı durdurmakla sınırlı kalmıştır. Oysa Başkumandanlık Meydan Muharebesi'nde düşman ordusu topyekûn yokedilmiş, yaklaşık 150.000 kilometrekare alan 14 gün gibi kısa bir sürede ele geçirilmiştir.

Zafer, Yunan işgaline son vererek Kurtuluş Savaşının kesin bir askeri sonuca ulaşmasını sağlamıştır. Böylece Türk tarafı Lozan'da toplanan barış konferansına önemli bir diplomatik avantajla katılmış, askeri durumun barış görüşmelerinde aleyhte pazarlık kozu olarak kullanılmasını önlemiştir. (Taarruz olmasaydı Yunan ordusu belki İzmir'e çekilecek, barış konferansında Yunanlıların İzmir ve Ayvalık'taki durumu pazarlık konusu olacak, bu yerler sonuçta bir olasılıkla kurtarılsa bile karşılığında birçok taviz verilecekti.)

Mustafa Kemal Paşa'nın Anadolu hareketi üzerindeki önderliği bu zaferle pekişmiş, böylece zaferden sonra kurulacak olan siyasi düzenin temelleri atılmıştır. (1922 yaz aylarında Büyük Millet Meclisi'nde Mustafa Kemal aleyhine başlatılan muhalefet hareketi zaferden sonra marjinalleşmiş, Mustafa Kemal Paşa tüm ülkede "kurtarıcı" olarak benimsenmiştir.)

Milenyum Sonrası Keşfedilen Hayvanlar

2015 yılında da daha önce varlığından haberdar olmadığımız hayvan türleriyle tanıştık. 

1. Yaprak kuyruklu kertenkele - Saltuarius Eximius

image

Bu tüyler ürpertici kertenkele Kuzey Avustralya'nın ıssız yağmur ormanlarında yaşıyor. Yaprak şeklindeki kuyruğu sayesinde, likenlerle veya ağaçlarla uyum sağlayarak kamufle oluyor.

2. Buzul Deniz Anemonu - Edwardsiella Andrillae

image

Bu yeni anemon türü, Antarktik Denizi'ndeki buzulların altında keşfedildi. Bir grup jeolog yeni bir robotu test ederken, tesadüfen keşfedildi. Buzulların altından sarkarken farkettiler.

3. Ağaçta yaşayan Olinguito

image

4. İskelet karides - Liropus Minusculus

image

Birkaç milimetre uzunluğundaki bu küçük karides, Kaliforniya sahilinin yakınlarındaki Santa Catalina adasındaki deniz mağaralarında yaşıyor.

5. Şeffaf salyangoz - Zospeum Tholussum

image

Hırvatistan mağararalarındaki karanlık yaşam alanından dolayı, bu küçük salyangozun gözleri ve renk pigmentleri yok.

6. Amip şeklindeki protist - Spiculosiphon Oceana

image

Bu ilginç ve tek hücreli protist, süngerlerin iskelet atıklarından kendisine bir kabuk yapıyor.

7. Altın-sırtlı şehir kurbağası - Hylarana urbis

image

Hem suda hem karada yaşayan bu şehir sakini, Sri Lanka ve Hindistan'da keşfedilen yedi altın-sırtlı kurbağa çeşidinden birisi. Özellikle bu türler, şehirlerde bulunan küçük gölcüklerde yaşıyorlar. Ancak, şehir gölcüklerini bu canlılar seçmiş olmayabilir. Şehirler kurulmadan önce de orada yaşadıkları ihtimali daha kuvvetli.

8. Tinkerbell peri sineği - Tinkerbella Nana

image

Bu küçük sinek, 1.400 çeşidin arasından aileye katılıyor. Merak ettiyseniz söyleyelim, evet bu sineğin ismi Peter Pan'ın sırnaşık yardımcısından ilham alınarak koyuldu.

9. Isabel Saki maymunu - Pithecia Isabela

image

2014'e kadar bilinen 5 türü bulunan Sakigiler'in, tür sayısı 2014'te 16'ya çıktı. Isabel Saki maymunu da yeni keşfedilenlerden bir tanesi.

10. Dendrogramma Enigmatical

image

Mantar görünümlü canlılar, bilime gerçekten sürpriz oldular. İlk kez 1986 yılında Avustralya'da denizin derinlerinde keşfedilmelerine rağmen, biyologlar 2014 de tanımladılar ve sınıfladılar. Neden bu kadar kafaları karışmıştı? Çünkü bu canlılar yaşayan hiçbir hayvan türüne girmiyordu. Bu tür bir keşif, evrim, sinir sistemi ve doku oluşumu anlayışlarımızı yeniden düzenleyebilir gibi.

11. Kuş-dışkısı şeklinde örümcek – Calaenea

image

Evet, doğru duydunuz. Bu örümcek kendini kuş-dışkısına benzetiyor çünkü kimse yaprakta gördüğü bir kuş-dışkısını yemez öyle değil mi? Bilim adamları araştırmalarını henüz bitirmelerine rağmen, Hindistan Kaplan Bölgeleri'nde bulunan bu kuş-dışkısı görünümlü örümceğimsinin türünün yeni üyesi olduğunu söylüyorlar.

12. Henüz isimlendirilmemiş tüy yumağı.

image

Bu ince tüylü yaratık ilk olarak 1985 yılında Papua Yeni Gine'de keşfedilmiş olsa da, bu yıl ayrıca bir tür olarak listeye eklendi. Peki bu yaratığı isimlendirmek niye bu kadar zor? Mesela "Tatlı ve Tüylü" olabilir.

13. Gececi kertenkele - Paroedura Hordiesi

image

Kuzey Madagaskar'daki eski bir Fransız kalesinde yaşayan ve geceleri gezinen bu sürüngenin soyu yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Kuyrukları dahil yaklaşık 10 santimetre uzunluğa sahiptirler.

14. Türk alabalığı - Salmo Kottelati

image

Somonların da dahil olduğu balık familyasına girmektedir. Bu türü 200'ye yakın alabalık türünden ayıran en büyük özelliği geniş ağızlarıdır. Antalya'nın soğuk ve berrak sularında yaşarlar.

15. Güzel gözlü karides - Mysidopsis Zsilaveczi

image

Güney Afrika sularında keşfedilen bu karides, yırtıcı hayvanları o güzel, naneşekeri gözleriyle defetmesini iyi biliyor.

16. Alt tür ya da tamamen yeni bir tür: Bryde Balinası

image

Florida açıklarında bir su altı kanyonunda keşfedilen bu balina türü, belgelenmiş diğer balina türlerine nazaran doğal, genetik bir makyaja sahip. Eğer kendi başlarına bir tür oldukları ispatlanırsa, bu balina türünden dünyada yalnızca 50 tane var ve soyu tükenmekte olan türlerin başında geliyor.

17. Araguaia Nehri Yunus Balığı - Inia Araguaiaensis

image

Bir diğer soyu tükenmekle karşı karşıya olan yeni bir tür: Brezilya'da Araguaia Nehri havzasında keşfedilen bu yunus balıkları.

18. Atlantik Denizi Leopar Kurbağası - Rana Kauffeldi

image

Bu kurbağa türü Connecticut'dan Kuzey Karolina'ya kadar geniş bir bölgede yaşar ama ilk olarak Staten Adası'nda keşfedilmiştir.

19. Zıplayan örümcek – Stenaelurillus

image

Örümcek fobisi olanları daha da korkutmayalım ama işte karşınızda Hindistan Kaplan Bölgeleri'nde bulunan yeni bir örümcek türü daha. Sevimli olduğunu kabul edin, üstelik eşlerini etkilemek için parıldayan mavi bıyıklarıyla yakışıklı da sayılabilir. Örümcek fobinizi yenmek istiyorsanız, bu tatlı şeyle başlayabilirsiniz.

20. Anzu Wyliei dinozoru.

image

Bu dinozor türü Kuzey ve Güney Dakota'da bulunun fosiller yardımıyla keşfedildi. Tüylü ve tepeli bir kafaya sahip olan bu dinozor türünün ismi, Mezopotamya'daki tüylü ve iblis şeytan olarak bilinen Anzu'dan gelmektedir.

21- Aksıran maymun
image
Aslında 2011'de keşfedildi. WTF'nin raporuna göre 2015'te Himalayalar'da bu türün akrabası 211 tür daha bulundu.
22- Domuz burunlu, vampir dişli fare
image
Tüm özellikleri adında gizli olan bu fare türü Sulawesi adasında bulundu.
23- Dünyanın en küçük salyangozu
image
Borneo'da keşfedildi. 0,7 milimetre uzunluğundaki salyangozu çıplak gözle görmek çok zor.

24- Terör kuşu
image
Uçamayan bu kuş türü yaklaşık 1.8 milyon yıl önce Güney Amerika'da yaşadı. Fosili ilk kez bulundu.

25- Dementor eşek arısı
image
Harry Potter'daki dementor'dan esinlenilerek adı verilen bu eşek arısı hamam böceği yiyerek besleniyor. Hamamböceğini sokarak felç eden arı, böceği pasif bir zombiye dönüştürdükten sonra besleniyor. Yani hamam böceğini canlı canlı yiyor.

26- Bir nevi elektrikli süpürge
image
Hipopatamama benzeyen bu memeli türünün 23 milyon yıl önce yaşadığı ortaya çıkartıldı. Denizdeki algleri yiyen bu hayvan bir nevi kıyıları temizliyor. Bu yüzden ona vakumlu temizleyici deniliyor. Nesli tükenmiş bilinen tek memeli hayvan.

27- Dört ayaklı yılan
image
120 milyon önceye ait bu fosil yılanların atalarının 4 ayaklı olduğunu ortaya koydu.

28- Vejeteryan T-Rex

image
T-Rex'in Vejeteryankuzeni kabul edilen bu dinozor türü adını, fosilini keşfeden arkeoloğun 7 yaşındaki oğlundan aldı: C. diegosuarezi

29- Dev deniz akrebi
image
Iowa'daki kazılarda kalıntılarına ulaşılan bu hayvanın meteor çarpmasının etkisiyle türünün sona erdiği tahmin ediliyor.

30- Skeletorus ve Sparklemuffin

image
Yeni keşfedilen iki örümcek türü.

Türkiye Şehirleri Türkiye Coğrafyası Dünya Şehirleri Dünya Coğrafyası Ülkeler



  • Blog Yazıları


    Email
    KISA KISA
    X



    Folower Button

    Takipçiler

    Company Info | Contact Us | Privacy policy | Term of use | Widget | Advertise with Us | Site map
    Copyright © 2020. merhancag . All Rights Reserved.

    Bilgi Mesajı

    Duvarı Aşamıyorsan Kapı Aç

    Kıssadan hisse Kısa Kısa'da sizi bekliyor...

    facebook sayfamızı takip edebilirsiniz!