Güzel Bir Hafta Sonu Dileriz

Kısa Kısa'da yeni bir Hikaye

Yolunacak Kaz?..

Sağlıcakla Kalın

×

Loading...
LÜTFEN KULAK VERİN "COVİD" TEHLİKELİDİR

















SON YAZILAR :
Loading...


10 Ağustos 2020

Nil Nehri

MD KDE 009

Ekvator yakınlarından kuzeye, Akdeniz'e akan 6.650 km uzunluğundaki Nil Irmağı dünyanın MD KDG 002en uzun akarsuyudur. Nil'in akaçlama havzası Tanzanya, Burundi, Ruan­da, Zaire, Kenya, Uganda, Etiyopya, Sudan ve Mısır'ın bazı bölümlerini içine alır.
Nil yüzyıllardır insanlar için gizem dolu bir ırmak olmuştur. Eski Mısırlılar ve Yunanlılar Nil'in, bildikleri öbür büyük ırmakların tersi­ne, neden güneyden kuzeye doğru aktığını ve aylarca yağmur yağmadığı halde yaz sonunda neden taştığını çözememişlerdi. Nil'in kayna­ğını bulabilmek ve ırmak sisteminin gizini çözebilmek için tarih boyunca pek çok sefer düzenlendi. Sonunda, 1862'de İngiliz kâşif John Hanning Speke Nil'in Uganda'daki Vic­toria Gölü'nden kaynaklandığını buldu. Gene de, taşkınların nedeni 20. yüzyıla değin tam anlamıyla anlaşılamadı.
Nil'in ana kolu, su düzeyi Owen Çağlayanı Barajı'yla denetim altında tutulan Victoria MD KDG 003Gölü'nün kuzey ucundan çıkar. Sığ Kioga Gölü'nü geçtikten sonra Kabarega Çağlayanı'nda alçalarak Albert Gölü'ne girer. Albert Gölü'nden çıkıp Sudan topraklarına girdikten bir süre sonra, akışının kimi kez suda yüzen büyük bitki adalarıyla kesildiği, Sudd adı verilen geniş bir bataklıktan geçer. Bundan sonra Beyaz Nil adındaki ana ırmağa, Su­dan'ın başkenti Hartum'da Mavi Nil katılır. Mavi Nil, Etiyopya'daki Tana Gölü ve çok sayıdaki akarsuyla beslenir. Nil taşkınlarının başlıca nedeni de Etiyopya'daki şiddetli yaz yağmurlarıdır. Hartum'un güneyinde, Mavi ve Beyaz Nil ırmakları arasında kalan ve Cezire adı verilen geniş toprakların sulanması amacıyla Mavi Nil üzerinde Sennar Barajı yapılmıştır. Hartum'un kuzeyinde Nil'e son büyük kolu olan Atbara Irmağı katılır. Bura­dan başlayarak Akdeniz kıyısına kadar, ürün yetiştirmeye yetecek yağmur yağmaz; bütün bölge tümüyle Nil'in suyundan yarar­lanır.

MD KDE 008 MD KDF 001MD KDF 002


Mısır'ın güneyindeki Assuan Barajı bahar­da, ırmağın su düzeyinin en düşük olduğu zamanda, sulama için gerekli suyu sağlamak amacıyla ırmağın akışını denetler. Assuan' dan sonra vadi genişler ve birçok yerde bentlerle ırmağın su düzeyi yükseltilir. Böyle­ce ırmak suyunun yılın tüm mevsimlerinde sulama için kullanılan ana ve yan kanallara ulaşması sağlanır. Nil yalnız tarım yapılan toprakları sulamakla kalmaz, bereketli ça­murlarını da tarlalara taşır. Mısır halkı yiyece­ğinin ve zenginliğinin büyük bölümünü Nil'e borçludur. Ekili toprakların yaklaşık dörtte birinde bölgenin en değerli ürünü olan pamuk yetiştirilmektedir.
Nil Kahire'de büyük deltasına ulaşır. Bir zamanlar ırmak delta içinden yedi kol halinde akarken, yüzyıllar boyunca akışı denetlenerek günümüzde iki koldan akar duruma gelmiştir. Bu iki kol Reşit (Rosetta) ve Dimyat'ta Akdeniz'e ula­şır. Irmağın bütün suyunun sulamaya ayrıldığı zamanlarda kolların biri bir barajla, öbürü de her kış yapılıp ağustosta selle yıkılan bir toprak setle denize kapatılır. Bu zaman­larda, deltada suyolu ulaşımı kanallarla sağ­lanır

MD KDF 007

MD KDF 003 MD KDF 005MD KDF 006 MD KDF 008MD KDF 009 MD KDG 001MD KDG 004 MD KDG 005MD KDF 004
 

Aztekler

MD EBR 005 (Aztec_Sun_Stone_Replica) Aztekler bugünkü orta Meksika bölgesinde 14. ve 16. yüzyıllar arasında yaşamış  bir Orta Amerika halkıdır. Zengin bir mitoloji ve kültürel mirasa sahip Aztek lerin başkenti, günümüzde Ciudad de Mexico'nun bulunduğu Texcoco Gölü'nün ortasında yeralan Tenochtitlan kentiydi. Çok büyük bir uygarlık kurmuşlardı.
Hernan Cortes'in Meksika'yı toprağa katma sırasında yapılan ve Tenochtitlan kuşatması olarak bilinen savaş sonucunda Aztekler yenilmiş ve güçlerini kaybetmişlerdir. Ayrıca dünyanın en büyük piramidi Meksika'da Cholula de Rivadabia'da bulunur. Azteklere ait piramit 182.107 metrekare alan üzerine kurulmuştur ve yüksekliği 54 metredir.
Aztek Uygarlığı
13 milyonluk bir nüfustan oluşan çok büyük ve zengin bir imparatorluk olan Aztekler gelişmiş tarım yöntemlerine, kendilerine ait bir dine, takvime, alfabeye sahiplerdi. Aztekleri keşfedenler İspanyollar oldu. Hernan Cortes ve onun özel ordusu Aztek başkenti olan Tenochtitlan´a giderken Popocateptel volkanik dağının yanından geçtiler ve ilk kez bir volkan görmüş oldular.
Adamları ve Cortes başkente ulaştıklarında Aztek imparatoru Montezuma onları karşılamak için bekliyordu. Aztek imparatoru göz kamaştırıcı elbiseler giymişti. O, Cortes ve adamlarının başkente girmesine izin verdi. Cortes´in sadece 600 askeri vardı ve Aztek imparatoru onları kolayca yok ettirebilirdi.
Ancak Aztek takvimine göre bu yıl çok özel bir yıldı. İnançlarına göre bu yılda Quetzalcoatl adlı bir tanrı Aztekleri yok edecekti. Bu tanrının efsanedeki tarifleri Cortes´e çok benziyordu. Bu yüzden Aztek imparatoru, Cortes'in tanrı olduğuna karar verdi. Cortes başkentte birkaç gün geçirdikten sonra güvende olmadığını sezdi. Hayatta kalmalarını sağlayan tek şeyin imparatorun varlığı olduğunu fark etti. Bu nedenle Aztekleri denetim altına alabilmek için imparatoru tutsak almaya karar verdiler. Cortes birkaç ay daha
şehirde kaldıktan sonra ayrıldı. O gittikten sonra başka İspanyollar Aztek'e saldırdılar. Cortes yeni ordusuyla geri geldiğinde Cuitlahuac imparator olmuştu. Ancak bunu bilmeyen Cortes Aztekleri kontrol altına almak için Montezuma'yı tutsak aldı ve halkı etkilemek için onu kraliyet sarayının çatısına çıkardı. Ancak halk onlara taş atarak tepkisini gösterdi. Atılan taşlardan biri Montezuma'nın ölümüne neden oldu. 1521'de Aztekler teslim olana kadar 4 ay savaş yapıldı.
Tenochtitlan Şehri
Aztek İmparatorluğu'nun başkenti olan şehir 1300 yıllarında Texcoco Gölü'nün
üzerindeki bir dizi adaya Aztek tanrılarından biri olan Huitzilopochtli'nin tapınağı etrafına kuruldu. Şehirde binalar Coatepantli adında 2,5-3 metre yüksekliğindeki duvarlarla çevriliydi. Binalara girişi sağlayan 4 kapı bulunuyordu. Şehrin ortasında Büyük Tapınak vardı. Bu tapınak içinde iki tane tapınak bulunduruyordu. Bunlardan biri savaş tanrısı Huitzilopochtli'ye diğeri de yağmur tanrısı Tlaloc'a aitti. Başkent 1500'lere gelindiğinde
300.000 kişilik nüfusa sahip oldu.
Aztek yazısı
Aztek yazısı da Maya yazısı gibi, ideogramların ve sesleri belirten fonetik sembollerin bir karışımından oluşmuştur. Yani bazı resim karakterleri nesneleri ve düşünceleri ifade ederken, bazıları da sesleri ifade ediyordu.
Örneğin bir Meksika kenti olan Coatlan ("Yılanların yeri") kentinin adı coatl hecesini dile getiren yılan resminin yanı sıra diş ("tlan") işaretinin belirtilmesiyle yazılıyordu. Aynı şekilde Coatepec ("Yılanlı tepenin yeri") adı yine yılan hecesini dile getiren yılan resminin yanı sıra tepe ("tepec") işaretinin belirtilmesiyle yazılıyordu. Eldeki mevcut Aztek el yazmalarının
sayısı 500 civarındadır.

Mühendislik Harikası 10 Yapı

Teknoloji hayatımıza girdiğinden beri hayatımızı kolaylaştırmak için mühendisler birbirinden güzel yapıları karşımıza çıkarıyor. Bu yapılar aynı zamanda görsel olarak da eşsiz bir manzarayı bizlere sunuyor.

1. Panama Kanalı, Panama

Panama Kanalı için ilk girişim 1 Ocak 1881’de yapıldı. Orta Amerika’nın en güney ülkesi Panama topraklarında yer alır ve Atlas Okyanusu ile Büyük Okyanus’u birbirine bağlayan su yoludur. İnşaat ABD tarafından tamamlanmış ve kanal 1914’te hizmete açılmıştır. 77 kilometre uzunluğundaki kanalın yapımı sırasında, sıtma ve sarı humma gibi hastalıklardan büyük toprak kaymalarına kadar her türlü güçlükle karşılaşılmış ve yaklaşık 27.500 kanal çalışanı bu süreçte can vermiştir.Bu kanal Güney Amerika ve Kuzey Amerika’yı birbirinden ayırır. 

2. Akashi Kaikyo Köprüsü, Japonya

Japonya’da, Kobe şehri ile Avaci adasını birbirine bağlayan, dünyanın en uzun asma köprüsüdür. 1991 metre uzunluğundadır, en yüksek noktası 282,8 metredir. Köprünün inşaatı 1988’de başlamış, 10 yıl sürmüştür ve 5 Nisan 1998 günü trafiğe açılmıştır. Köprü, 1990 metre uzunluğunda yapılmış, 17 Ocak 1995’teki Kobe Depremi’nden sonra 1 metre daha uzatılmıştır.

3. Bailong Asansörü, Çin

Zhangjiajie National Forest Park’ta bir uçurumun yüzüne inşa edilen asansör, dünyanın en yüksek açık hava asansörüdür. 330 m tırmanan asansörün üç tarafında cam olan bir kabinde çıkış bir dakika sürer. Çift katlı asansörde tek seferde 50, günde 18.000 kişi taşınabiliyor. Yapılış amacı ise Dünya Kültür Mirası listesinde bulunan Wulingyuan Kanyonu’nu daha iyi seyrettirebilmek. Bitirildiği yıldan beri 5 milyon yabancı turist asansörden manzarayı görmeye gelmiş.

4. Millau Viyadüğü, Fransa

Tarn Nehri’nin bulunduğu vadiden geçen ve Millau ile Güney Fransa’yı birbirine bağlayan kablo destekli bir asma köprüdür. İnşaat Mühendisi ve Mimar Norman Foster tarafından tasarlanan köprü dünyanın üzerinden taşıt geçen en yüksek köprüsü ünvanına sahiptir. 343 metre yüksekliği ile Eyfel Kulesi’nden biraz daha yüksek ve Empire State Binası’ndan 37 metre daha kısadır.Köprü saatte 225 km. hıza ulaşan rüzgar hızına dayanıklı biçimde üretilmiştir. 14 Aralık 2004 günü açılış töreni gerçekleşen köprü iki gün sonra araç trafiğine açıldı. Köprünün kullanım süresi 120 yıldır.

5. Jiangzhou Bay Köprüsü, Çin

Çin’in Jiangzhao körfezine inşa edilen köprü kompleksinin ana bölümü Quingdao ve Houngdao şehirlerini birbirlerine bağlamakta olup bağlantılarıyla beraber uzunluğu 41 km’yi aşmaktadır. Su üzerinde dünyanın en uzunu olan köprü, 5,5 milyar sterline mal olup 2008 yılında açılmıştır. 10 000 işçinin çalıştığı köprünün yapım aşamasında 450,000 ton çelik 2,3 milyon metreküp beton kullanılmıştır.

6. Büyük Hadron Çarpıştırıcısı, İsviçre

Yerin 100 metre altında inşa edilen yapı Büyük Patlama koşullarını sağlayarak önemli deneylere ev sahipliği yapmaktadır. Çarpıştırıcı 38,000 ton ağırlığındadır. Mikro karadelikler üretmek amacıyla yerin 100 metre altında 27 km’lik bir çevresel uzunluğa sahip LHC’de, mühendislik kavramı doruklara ulaşmış durumda. En gelişmiş teknolojiyle inşa edilen yapıda, günümüzün en ileri teknolojik deneyleri gerçekleştiriliyor.

7. Manş Tüneli, İngiltere-Fransa

İngiltere ile Fransa’yı denizden birbirine bağlayan tünel Fransa ve İngiltere ortak yapımıdır. Manş Denizi’nin tebeşir kayalarından meydana gelen tabanında kolayca tünel açılabileceğini düşünen bir Fransız mühendis, 1802’de Dover Boğazı’nda iki kıyıyı birleştiren bir tünelin yapılmasını teklif etti. 1880’li yılların başlarında tünelin yapımına başlandı fakat çeşitli sıkıntılardan dolayı bir çok kez yapımı durduruldu. Manş Tüneli 1986’da tekrar gündeme geldi. Projenin maliyeti Fransız ve İngiliz firmalarından meydana gelen bir şirketler birliği tarafından çok sayıda bankadan borç alınarak ve hisse senedi çıkarılarak karşılandı. Dover ile Calais’yi birbirine bağlayan tünel 50.5 kilometre uzunlukta olup, 6 Mayıs 1994’te tünel açılışı yapıldı.

8. Burç Halife, Dubai

Dubai’de inşası 21 Eylül 2004’te başlayıp 4 Ocak 2010’da tamamlanan dünyanın en yüksek gökdelenidir. İnşasında 330,000 metreküp beton 39,000 ton çelik kullanılmıştır. Binada 23,000 pencere bulunmaktadır. 828 metrelik yüksekliğe sahiptir ve 160 katı kullanılabilir bir yapıdır. Binanın yaklaşık 150. kattan sonra geri kalan katları çelik olarak yapılmıştır. Bu da dünyada ilk defa betonarme kütle üzerine çelik konstrüksiyonla devam edilen ilk bina özelliğini kazandırmıştır. Ayrıca binanın cephelerine gelen rüzgâr yüklerini en aza indirmek için binanın hiçbir cephesi düz olarak tasarlanmamıştır. Köşeleri ise keskin değil, dairesel birleşimlerle yapılmıştır.

9. Üç Boğaz Barajı, Çin

Üç Boğaz Barajı 22500 MW kapasite ile dünyanın en büyük hidroelektrik barajıdır. Baraj bazı arkeolojik ve tarihi alanların su altında kalmasına ve 1.3 milyon kişinin bölgeden taşınmak zorunda kalmasına sebep olmuştur. Bölgede ciddi ekolojik değişimlere ve yer kayması riskinin artmasına sebep olmuştur.

10. Uluslararası Uzay İstasyonu

Uluslararası Uzay İstasyonu, alçak Dünya yörüngesine yerleştirilmiş bir uzay üssü, başka bir tabirle üzerinde yaşanabilen yapay bir uydudur. Bir araya getirilen modüllerin birleştirilmesiyle inşa edilmiş olan istasyonun ilk kısmı 1998 yılında fırlatılmıştır. stasyonun yapısı temel olarak basınçlı modüller, destekleyici dış iskelet ve güneş panellerinden meydana gelmektedir. Dünya yörüngesinde bulunan en büyük yapay uydudur. Uygun saatlerde yeryüzünden bakıldığında çıplak gözle görülebilmektedir.

09 Ağustos 2020

Dünyanın Yapısı

Dünya'nın iç yapısı: bir dış silikat katı kabuk, oldukça viskoz bir astenosfer ve manto, mantodan çok daha az viskoz olan sıvı bir dış çekirdek ve katı bir iç çekirdek olmak üzere küresel kabuklarda katmanlıdır. Dünya'nın iç yapısının bilimsel olarak anlaşılması, topografya ve batimetri gözlemlerine, dışa doğru kaya gözlemlerine, volkanlar veya volkanik aktiviteyle yüzeye getirilen örneklere, Dünya'dan geçen sismik dalgaların analizine, Dünya'nın yerçekimi ve manyetik alanlarına, Dünya'nın derin iç kısmının karakteristiği basınç ve sıcaklıklardaki kristal katılarla deneyler.


Kütlesi
Dünya'nın yerçekimi tarafından uygulanan kuvvet kütlesini hesaplamak için kullanılabilir. Gökbilimciler, yörüngedeki uyduların hareketini gözlemleyerek Dünya'nın kütlesini de hesaplayabilirler. Dünya'nın ortalama yoğunluğu, tarihsel olarak sarkaçları içeren gravimetrik deneylerle belirlenebilir.



Yapısı
Dünya'nın yapısı iki şekilde tanımlanabilir: reoloji gibi mekanik özelliklerle veya kimyasal olarak. Mekanik olarak litosfer, astenosfer, mezosferik manto, dış çekirdek ve iç çekirdeğe ayrılabilir. Kimyasal olarak, Dünya kabuk, üst manto, alt manto, dış çekirdek ve iç çekirdeğe ayrılabilir. Dünya'nın jeolojik bileşen katmanları yüzeyin aşağıdaki derinliklerinde bulunur: 

Dünya'nın katmanlanması dolaylı olarak depremlerin yarattığı kırılmış ve yansıtılmış sismik dalgaların yolculuk süresi kullanılarak çıkarılmıştır. Çekirdek, kesme dalgalarının içinden geçmesine izin vermezken, seyahat hızı (sismik hız) diğer katmanlarda farklıdır. Farklı katmanlar arasındaki sismik hızdaki değişiklikler Snell yasası nedeniyle bir prizmadan geçerken hafif bükülme gibi kırılmaya neden olur. Benzer şekilde, yansımalara sismik hızda büyük bir artış neden olur ve bir aynadan yansıyan ışığa benzer.



Kabuk
Yerkabuğunun derinliği 5-70 kilometre (3.1-43.5 mi) [4] arasındadır ve en dıştaki tabakadır.  İnce kısımlar, okyanus havzalarının (5-10 km) altında yatan ve bazalt gibi yoğun (mafik) demir magnezyum silikat magmatik kayalardan oluşan okyanus kabuğudır. Daha kalın kabuk, daha az yoğun olan ve granit gibi (felsik) sodyum potasyum alüminyum silikat kayalarından oluşan kıtasal kabuktur. Kabuğun kayaları iki ana kategoriye ayrılır - sial ve sima (Suess, 1831-1914). Sima'nın Conrad süreksizliğinin (ikinci dereceden süreksizlik) yaklaşık 11 km altında başladığı tahmin edilmektedir. Kabuk ile birlikte en üstteki manto litosferi oluşturur. Kabuk-manto sınırı, fiziksel olarak farklı iki olay olarak ortaya çıkar. Birincisi, en yaygın olarak Mohorovicic süreksizliği veya Moho olarak bilinen sismik hızda bir süreksizlik vardır. Moho'nun nedeninin, plajiyoklaz feldspat (yukarıda) içeren kayalardan feldspat içermeyen kayalara (aşağıda) kaya bileşiminde bir değişiklik olduğu düşünülmektedir. İkincisi, okyanus kabuğunda, kıtasal kabuğa konulmuş ve ofiyolit dizileri olarak korunmuş, ultrasifik kümülatlar ile tektonize harzburgitler arasında kimyasal bir süreksizlik vardır.

Şu anda Dünya'nın kabuğunu oluşturan birçok kaya 100 yıl (1 × 108) yıl önce oluştu; bununla birlikte, bilinen en eski mineral taneleri yaklaşık 4.4 milyar (4.4 × 109) yaşında olup, Dünya'nın en az 4.4 milyar yıldır sağlam bir kabuğa sahip olduğunu göstermektedir. 

Dünya'nın iç şematik görünümü.
1. kıta kabuğu -
2. okyanus kabuğu -
3. üst manto -
4. alt manto -
5. dış çekirdek -
6. iç çekirdek -
A: Mohorovicic süreksizliği -
B: Gutenberg Süreksizliği -
C: Lehmann – Bullen süreksizliği

.
Manto

Dünya'nın mantosu 2.890 km derinliğe kadar uzanır ve onu dünyanın en kalın tabakası yapar.  Manto, geçiş bölgesi ile ayrılan üst ve alt mantoya bölünmüştür  Mantonun çekirdek-manto sınırının yanındaki en alt kısmı, D (belirgin dee-double-prime) katmanı olarak bilinir.  Mantonun altındaki basınç 140 GPa'dır (1,4 Matm).  Manto, üstteki kabuğa göre demir ve magnezyum açısından zengin silikat kayalarından oluşur.  Katı olmasına rağmen, manto içindeki yüksek sıcaklıklar silikat malzemenin çok uzun zaman aralıklarında akabileceği kadar yumuşak olmasına neden olur. Mantonun konveksiyonu, yüzeyde tektonik plakaların hareketleri ile ifade edilir. Mantoya daha derine inerken yoğun ve artan basınç olduğundan, mantonun alt kısmı üst mantodan daha az akar (mantodaki kimyasal değişiklikler de önemli olabilir). Mantonun viskozitesi, derinliğe bağlı olarak 1021 ila 1024 Pa · s arasında değişmektedir.  Buna karşılık, suyun viskozitesi yaklaşık 10-3 Pa · s ve ziftin viskozitesi 107 Pa · s'dir. Plaka tektoniğini yönlendiren ısı kaynağı, gezegenin oluşumundan kalan ilkel ısı ve ayrıca Dünya'nın kabuğundaki ve mantosundaki uranyum, toryum ve potasyumun radyoaktif bozunmasıdır.

Çekirdek
Dünya'nın ortalama yoğunluğu 5.515 g / cm3'tür.  Yüzey malzemesinin ortalama yoğunluğu sadece 3.0 g / cm3 olduğu için, Dünya'nın çekirdeğinde daha yoğun malzemelerin bulunduğu sonucuna varmalıyız. Bu sonuç, 1770'lerde yapılan Schiehallion deneyinden beri bilinmektedir. Charles Hutton, 1778 raporunda, Dünya'nın ortalama yoğunluğunun, iç kayaya göre {\ displaystyle {\ tfrac {9} {5}}} {\ tfrac {9} {5}} olması gerektiği sonucuna vardı. Dünya'nın metalik olması gerekir. Hutton bu metalik kısmın Dünya çapının yaklaşık% 65'ini işgal ettiğini tahmin ediyordu.  Hutton'un Dünya'nın ortalama yoğunluğuna ilişkin tahmini, 4.5 g / cm3'te hala yaklaşık% 20 çok düşüktü. Henry Cavendish, 1798 burulma dengesi deneyinde, modern değerin% 1'i içinde 5.45 g / cm3 değerinde bir değer buldu. Sismik ölçümler, çekirdeğin iki parçaya ayrıldığını, yarıçapı ?1,220 km ve bunun ötesinde ,43,400 km'lik bir yarıçapa uzanan sıvı bir dış çekirdek olduğunu göstermektedir. Yoğunluklar dış çekirdekte 9.900-12.200 kg / m3 ve iç çekirdekte 12.600-13.000 kg / m3 arasındadır. 

İç çekirdek 1936'da Inge Lehmann tarafından keşfedildi ve genellikle esas olarak demir ve bir miktar nikelden oluştuğuna inanılıyor. Bu katman, kesme dalgalarını (enine sismik dalgalar) iletebildiğinden, katı olmalıdır. Deneysel kanıtlar bazen çekirdeğin kristal modellerini eleştirdi.  Diğer deneysel çalışmalar yüksek basınç altında tutarsızlık göstermektedir: çekirdek basınçlardaki elmas örs (statik) çalışmaları şok lazer (dinamik) çalışmalarından yaklaşık 2000 K daha düşük erime sıcaklıkları vermektedir.Lazer çalışmaları plazma yaratır  ve sonuçlar, iç çekirdek koşullarının sınırlandırılmasının, iç çekirdeğin katı mı yoksa katı yoğunluğuna sahip bir plazma mı olduğuna bağlı olacağını düşündürmektedir. Bu aktif bir araştırma alanıdır.

Yaklaşık 4.6 milyar yıl önce Dünya'nın oluşumunun ilk aşamalarında erime, yoğun maddelerin gezegensel farklılaşma (bkz. Demir felaketi) adı verilen bir süreçte merkeze doğru batmasına neden olurken, daha az yoğun malzemeler kabuğa göç ederdi. Bu nedenle çekirdeğin büyük ölçüde demirden (% 80), nikel ve bir veya daha fazla ışık elementinden oluştuğuna inanılırken, kurşun ve uranyum gibi diğer yoğun elementler önemli olmak için çok nadirdir veya daha hafif olana bağlanma eğilimindedir böylece kabukta kalır (felsik maddelere bakınız). Bazıları iç çekirdeğin tek bir demir kristali şeklinde olabileceğini öne sürdü. 

Laboratuvar koşulları altında bir demir-nikel alaşımı numunesi, 2 elmas ucu (elmas örs hücresi) arasında bir mengene içinde tutup daha sonra yaklaşık 4000 K'ye ısıtılarak corelike basınçlara maruz bırakıldı. Dünya'nın iç çekirdeğinin kuzeyden güneye doğru uzanan dev kristallerden yapıldığı teorisini güçlü bir şekilde destekledi. 



Sıvı dış çekirdek, iç çekirdeği çevreler ve nikel ile karıştırılmış demir ve eser miktarda daha hafif elementlerden oluştuğuna inanılır.

Son spekülasyonlar çekirdeğin en iç kısmının altın, platin ve diğer siderofil elementlerle zenginleştirildiğini göstermektedir. 

Dünya'yı içeren madde, bazı kondrit göktaşları ve Güneş'in dış kısmı ile temel yollarla bağlantılıdır.  Dünya'nın temelde bir kondrit göktaşı gibi olduğuna inanmak için iyi bir neden var. 1940'tan başlayarak, Francis Birch de dahil olmak üzere bilim adamları, Dünya'yı etkileyen en yaygın göktaşı türü olan sıradan kondritler gibi öncül olarak jeofizik inşa ettiler, ancak en az bol miktarda da olsa, entatit kondritler olarak da göz ardı ettiler. İki göktaşı tipi arasındaki temel fark, son derece sınırlı mevcut oksijen koşulları altında oluşan enstatit kondritlerin Dünya'nın çekirdeğine karşılık gelen alaşım kısmında kısmen veya tamamen mevcut olan bazı normal oksifil elementlere yol açmasıdır.

Dinamo teorisi, dış çekirdekteki konveksiyonun Coriolis etkisi ile birleştiğinde Dünya'nın manyetik alanına yol açtığını öne sürüyor. Katı iç çekirdek, kalıcı bir manyetik alanı tutamayacak kadar sıcaktır (bkz. Curie sıcaklığı), ancak muhtemelen sıvı dış çekirdek tarafından üretilen manyetik alanı stabilize etmek için hareket eder. Dünya'nın dış çekirdeğindeki ortalama manyetik alan gücünün, yüzeydeki manyetik alandan 50 kat daha güçlü olan 25 Gauss (2.5 mT) olduğu tahmin edilmektedir. 

Son kanıtlar, Dünya'nın iç çekirdeğinin gezegenin geri kalanından biraz daha hızlı dönebileceğini düşündürmektedir; Bununla birlikte, 2011 yılında yapılan daha yeni çalışmalar bu hipotezin sonuçsuz olduğunu bulmuştur. Doğada salınımlı veya kaotik bir sistem olabilen çekirdek için seçenekler kalır. [Alıntı gerekli] Ağustos 2005'te Science dergisinde bir jeofizik ekibi ekibi, tahminlerine göre Dünya'nın iç çekirdeğinin yılda yaklaşık 0.3 ila 0.5 derece döndüğünü açıkladı yüzeyin dönüşüne göre daha hızlıdır. 

Dünya'nın sıcaklık gradyanı için mevcut bilimsel açıklama, gezegenin ilk oluşumundan kalan ısının, radyoaktif elementlerin bozulmasının ve iç çekirdeğin donmasının bir kombinasyonudur.

08 Ağustos 2020

Anadolu Tarihi - 4

Klasik Antik Dönem

Lidya Krallığı

Lidya, Anadolu'da Tunç Çağı'nın sonlarından başlayarak MÖ 6. yüzyıla kadar hüküm süren Lidya uygarlığının beşiğini ve merkezini oluşturan bölge. Esas olarak Gediz Nehri (eski Yunanca'daki adı Hermos) ve Küçük Menderes (Kaistos) Irmağı vadilerini kapsayan ve günümüzde yaklaşık olarak Manisa ve Uşak illerine denk gelen bölgedir. Lidya uygarlığının tarih sahnesinden çekilmesinden sonra da, Roma İmparatorluğu dönemine dek bu isimle anılmıştır. Kuzeyinde Misya, güneyinde Karya, doğusunda Frigya, batısında ise İyonya bölgeleri bulunmaktadır.

Lidyalılar


Lidyalıların aynı bölgede yaşadıkları kayda geçmiş İyonyalılarla henüz kesinleştirilememiş bir ilişkisi bulunmaktadır.
Homeros bu bölgeyi anarken Lidyalılardan değil Tmolos Dağı (Bozdağ, Ödemiş - İzmir) eteklerinde yaşayan Meonyalılardan söz eder. Nitekim antik çağ boyunca Lidya'da Meonia isimli bir kent varlık göstermiştir. Bu isim Kula'ya bağlı olan ve halihazırdaki adı Gökçeören olan köyün yakın geçmişe kadar geçerli kalmış ismi olarak Salihli yolu ile günümüze kadar da ulaşmıştır. Meonialıların, Lidyalılar için kullanılmış daha eski isim olduğu veya Lidyalılardan önce bu bölgede yaşamış, daha sonra da Frigyalıların bir uç kolu olarak tarihte beliren Lidya halkı ile ya kısmen kaynaşmış ya da güneydeki dağlık bölgeye sürülmüş bir kavim oldukları öne sürülen teoriler arasındadır. Lidya ismi Asur kayıtlarına Lud-du şeklinde geçmiştir.

Lidya Ülkesi

Lidya hayvansal, bitkisel ve madeni kaynaklar açısından çok zengin bir bölgede yer almaktaydı. Dağları sık ormanlarla kaplıydı, vadilerinde buğday yetiştirilmekte, büyük hayvan sürüleri otlatılmaktaydı. Nitekim Lidyalılar sonradan süvari birlikleri ile ün kazanmışlardır. Ayrıca başkent Sardes'in içinden geçen Pactolos Nehri'nin getirdiği altın tozu Lidya'nın zenginliğine katkıda bulunmaktaydı.

Lidya Devleti



Lidya'da üç kral hanedanı hüküm sürmüştür: Sırasıyla "Atyadlar", "Heraklidler" ve "Mermnadlar". İlk iki hanedan ve bunların kralları hakkında fazla bir bilgi yoktur. Sadece bu iki hanedanın M.Ö. 2 bin yılın son yüzyıllarında hüküm sürdükleri, efsanevi kral Lid'in ismine dayanarak halkın Lidyalılar diye anılmaya başlandığı bilinmektedir. Bu anlamda Lidya isminin ortaya çıkışıyla, güney komşuları ve akrabaları Karyalıların (efsanevi kral Kar'a dayalı) ve Karya isminin ortaya çıkışı benzerlik göstermektedir.

Lidyalıların bilinen en parlak dönemi M.Ö. 700-550 yılları arasıdır. Bu dönem Mermnadlar Hanedanı dönemidir. Lidya adı Mermnadlar Hanedanının ilk kralı olan Gyges'ten itibaren kullanılmaya başlanmıştır. Gyges hakkında bilinenler eski Yunan tarihçisi Herodot'a dayalıdır. Herodot, Gyges'in Miletos, Smyrna ve Kolofon'a karşı saldırgan bir politika izlediğini söylemiştir. Gyges'ten sonra sırasıyla Ardys, Sadyattes, Alyattes ve Kroisos hüküm sürmüşlerdir. Yine Herodotos, Alyattes'in Smirna ve Klazomenai (Urla) kent devletlerine saldırdığını söylemiştir. Fakat Herodot'a göre Alyattes, Klazomenaililer'le yaptığı savaşta yenilmiştir. Lidyalılar açısından Anadolu'nun batı kıyılarındaki eski Yunan kolonileri Lidya devleti ile deniz arasında bir engel oluşturmuşlardır. Oysa Lidya tarihinin henüz efsanelerle karışık olduğu çağlarda İzmir Körfezi kıyılarından hareketle yurtlarından ayrılan Tirenyalıların Akdeniz'de bir süre ciddi bir güç
oluşturdukları bilinmekte, bu denizciler daha sonra günümüzdeki kuzey İtalya'da kurulan Etrüsk medeniyeti ile ilişkilendirilmektedir.

Lidyalılar'ın Yunanlılar'la en fazla ilişki kurdukları dönem Karun (Kroisos) (560-547) dönemidir. Kroisos da İyonya kent devletlerine karşı saldırgan bir politika izlemiş, fakat adalarda oturanlarla iyi ilişkiler içine girmiştir.
Lidya devletini gücünün doruğuna ulaştıran Kroisos (Karun)'un adı şaşaalı zenginlik ifade eder tarzda, hem Batı kültürlerinde hem de Karun şeklinde Doğu kültürlerinde efsaneleşmiştir.

Yine Lidyalıların doğudaki Medlerle Kızılırmak (eski Yunanca'da Halys) yöresinde yaptıkları savaş Alyattes döneminde olmuştur. Lidyalıların yenildikleri bu savaş esnasında Milet'li Thales ilk güneş tutulmasını doğru olarak tahmin etmiştir (M.Ö. 28.05.585).

M. Ö. 546 yılında Ahameniş İmparatorluğu, Lidya Krallığının başkenti Sardes'i ele geçirip Lidya Krallığına son vermişlerdir. Böylelikle Anadolu 200 yıllık Pers egemenliği dönemine girmiştir.
SARDES

Lidyalılar ve Para

Lidya'nın insanlık tarihine en büyük katkısı parayı icat etmiş olmalarıdır. Başkent Sardes'in içinden geçen Paktalos Irmağı'nın alüvyonlarında doğal olarak bulanan altın-gümüş karışımı "elektron" madeninden basılan ilk sikkelerin üzerinde Lidya Krallığının arması olan aslan başı bulunuyordu. İlk Lidya sikkeleri muhtemelen Alyattes döneminde basılmıştır. Sikke basımının daha iyi bir duruma gelmesi ve elektron yerine altın ve gümüşten ayrı olarak sikke basımı Kral Kroisos (Karun) zamanında ortaya çıkmıştır. Askerleri de paralı olduğu için Lidya'nın askeri kuvveti gittikçe zayıflamıştır.
Seramik kapların özelliğinden Lidyalıların batıdaki komşuları İyonya ile çok öncelere giden bir ilişkileri olduğu saptanmıştır. Yine Lidyalılar'ın İyonyalılar'la ticari ilişkilerinin yanı sıra dinsel ilişkileri de vardı. Lidya dininde
en önemli kültler ana tanrıça-Artimu (Artemis) veya Kybele, Luvi tanrıçası-Kuvava, tarım tanrısı-Baki (Dionysos), yağmur tanrısı-Leus (Zeus) ve mezarların koruyucusu-Santas'dır.

Lidya dili

Lidya dili Hint-Avrupa dil ailesine aittir ve Frig ve daha öncesinde Hitit dilleri ile, ayrıca komşuları Karyalıların ve Misyalıların konuştuğu dille benzerlikler göstermektedir


Ahameniş İmparatorluğu

M.Ö. 550'de, bir yüzyıl zor bela ayakta durmayı başaran Med İmparatorluğu, ani bir Pers isyanıyla yıkıldı.
Serveti çok fazla olan Lidya Kralı Krezüs bu serveti Pers Kralı Büyük Kiros'a saldırmak için kullandı. Bu
hareketiyle ülkesinin sonunu getirdi ve Persler M.Ö. 546'da Lidya başkenti Sardes'i yerle bir etti. İyonya
Krallığı ve Lidya'dan arta kalan şehirler Pers buyruğuna girmeyi reddettiler, savaşmak için hazırlık yaptılar
ve Sparta'dan yardım istediler. Sparta beklenilen yardımı yapmadı, Kiros'a sadece bir elçi göndererek onu uyardı.
Sonuç olarak daha fazla direnemediler; Phokaiadakiler Korsika'ya, Teosdakiler de Trakyadaki Abdera kentine kaçtılar. Geri kalanlarda Perslere teslim oldu. Kiros'tan sonra tahta geçen, I. Darius yönetiminde de imparatorluk genişlemeye devam etti. Genişleyen toprakları etkin idare için I. Darius satraplık sistemini kurdu.
M.Ö. 502'de Nakse adasında başlayan Perslere karşı İyonya İsyanı'nına Milet satrapı Aristagoras önce Perslere yardım etmek üzere Nakse Adasına hücum etmekle başladı; fakat isyanı bastırmada başarılı olamayınca o da isyancılara katıldı ve hatta daha sonra onlara liderlik etti. Atenalıların da yardımlarıyla bir süre Anadolu'ya yayılan isyancılar Efes Savaşı'nda yenildiler. Bu yenilgiyi M.Ö 493'de Lade'deki yenilgi takip etti ve Persler isyana son noktayı koydular.Her nekadar Karya Pers İmparatorluğu'na bağlı bir satraplık olsa da, oraya atanan Hekatomnus kendine avantaj sağlamayı bildi. Bir taraftan Perslere düzenli haraç verirken diğer taraftan bölgeyi kontrolü altına aldı. Hekatomnus'un oğlu Mosolus başkenti Milas'tan Halikarnas'a taşıdı. Güçlü bir donanma kurdu ve bu gücünü kurnazca bir plan dahilinde Sakız, Kos ve Rodos adalarını
Atina'dan ayırmak için kullandı. Daha sonra bu adalar bağımsızlıklarını ilan ettiler. Mosolus planının başarıya
ulaştığını göremeden öldü ve ülke yönetimini eşi Artemis devraldı. Büyük İskender'in sahneye çıkışına kadar bir yirmi yıl daha Karya Hekatomnus'un ailesi tarafından yönetildi

Büyük İskender

M.Ö 336'da Makedon Kralı Filip beklenmedik şekilde öldürülünce tahta o dönem çok meşhur olan oğlu İskender geçti. Perslilerle savaşmaya yetecek büyüklükte bir ordu ve onların güçlü donanmaları karşısında dayanacak bir donanma kurmak için hemen çalışmaya koyuldu. Perslilerle ilk olarak Biga Çayı'nın yakınlarında Granicus Savaşı'nda karşılaştı ve onları bozguna uğrattı. Zaferin ivmesiyle batı kıyılarına yöneldi, Lidya ve İyonya'yı sırayla bağısızlıklarına kavuşturdu. Milet'in de alınması, Makedon donanmasının işini diğer şehirler alınırken kolaylaştırdı. Bu bölgedeki kontrolü sağladıktan sonra İskender içeriye yöneldi ve Frigya, Kapadokya ve en son Kilikya'ya kadar ulaştı. Daha sonra III. Darius komutasındaki Pers ordusuyla İskenderun ovasında karşı karşıya geldi. Büyük bir yenilgiye uğratılan Darius Fırat'ın doğusuna kadar sürüldü, böylece Anadolu'daki Pers hakimiyeti son bulmuş oldu.

Geniş Anlatım : http://merhancag.blogspot.com.tr/2012/03/buyuk-iskender.html

İskender İmparatorluğu'nun Parçalanması

M.Ö 323'de İskender'in ani ölümü ardında geniş bir imparatorluk ve yönetim boşluğu bıraktı. Tahtın varisi yarı üvey kardeşi Arrhidaeus ülkeyi yönetecek güce sahip değildi. Toprakları paylaşmak için generalleri arasında savaşlar çıktı. Süvarilerin başındaki Pertikas, ardından Frigya satrapı Antigonus bir süre topraklara egemen oldular. Mısır Valisi Ptolemi ile İskender'in güçlü generalleri Lysimakhos ve Selevkos İpsus Savaşı'ndan sonra ortak düşmanları Antigonus'a karşı güçbirliğine gittiler. Çekişmeler sonucu İskender İmparatorluğu dört parçaya bölündü. Ptolemi Mısır, Levant'ın büyük bir kısmı ve Anadolu'nun güneyini , Lysimakhos Anadolu ve Trakya'yı, Selevkos ise Anadolu'nun geri kalanını aldı ve Selevkos İmparatorluğu'nu kurdu. Bu arada Pontus Kralı Mitriates de ülkesinin bağımsızlığını ilan etti.

Selevkos İmparatorluğu

Selevkos İmparatorluğu, Makedonya İmparatorluğu parçalandıktan sonra ortaya çıkan dört helenistik imparatorluktan biridir. Başkentleri önce Seleukia, sonraları ise Antakya'ydı. Doğu Akdeniz'de, Irak'da, İran'da, Türkmenistan'da, Pamir'de ve Hindistan'ın batısında bulunan topraklarda (bugün Pakistan) egemenliklerini sürdürmüşlerdir. Toprakları Roma İmparatorluğu tarafından ele geçirilinceye kadar Doğu Akdeniz'in hâkimiydiler

İskender İmparatorluğu'ndan Ayrılış (MÖ 323- MÖ 281)

Büyük İskender, Pers İmparatorluğu'nu yıktıktan çok kısa bir süre sonra, arkasından varis bırakamadan öldü. Bu yüzden devlet, generalleri tarafından paylaşıldı. Bu generallerin genel adı olan diadokilerden biri olan Selevkos, Balkanlar'dan Hindistan'a kadar olan bölümü aldı.

Selevkos'un Yükselişi

Büyük İskender'in generalleri birbirlerine üstünlük sağlamak için sürekli savaşıyorlardı ve Ptolemaios, Büyük İskender'in generallerinden biri ve Mısır bölgesinin kralı, ilk kez Perdikkas'ın ölümüne yol açan bu savaşlara karşı çıkmıştır. Bu karşı çıkış sonucu İskender İmparatorluğu yeni bir bölünme yaşamıştır. MÖ 320 yılında yapılan bu bölünmeye Triparadisus Bölünmesi denir. Ama Perdikkas'ın altında MÖ 323 yılına kadar "Kamp Kumandanı" olan Selevkos, Perdikkas'tan sonra gelen hükümdarın öldürülmesine yardım etmiş, Babil'in elde tutulmasını sağlamış ve hükümdarlığını zalimce genişletmiştir.
Selevkos hükümdarlığını resmen MÖ 312 yılında Babil'de ilan etmiştir. Bu tarih aynı zamanda Selevkos Devleti'nin kuruluş tarihi olarak geçer. Selevkos sadece Babil'i değil, İskender'in Makedon İmparatorluğu'nun doğu tarafının büyük kısmını da yönetmiştir. Tarihçi Appian kaynaklarında Selevkos hakkında, "Frig Ülkesi'nden İndus Nehri'ne kadar olan bölgenin hükümdarı olmuştur. " cümlesini kullanmıştır. Selevkos'un, Hindistan'a kadar gidip Çandragupta Maurya adlı Hint kralıyla bir anlaşma imzalayıp devletinin doğu topraklarını 500 fil karşılığında Hintlilere vermesiyle Selevkos Devleti Hindistan üzerindeki hakimiyetini bir daha kazanamamak üzere kaybetti; fakat aldığı filler İpsus Savaşı'nı kazanmasında büyük rol oynadı.

Batıya Doğru Genişleme

Onun ve Lysimakhos'un, I. Antigonos Monophtalmos karşısında MÖ 301 yılında İpsus Savaşı'nı kazanmalarını takiben Selevkos, Doğu Anadolu'nun ve kuzey Suriye'nin kontrolünü eline geçirdi. Sonradan, aldığı bu bölgede imparatorluğunun yeni başkenti olan Antakya kentini kurdu. Kentin adına, babası Antiokus'a ithafen, Antiochia (Antakya) adını vermişti. Ayrıca yeni kurulan bu başkente alternatif olarak, Babil'in kuzeyine Dicle kıyısına Seleukia adı altında yeni bir kent kurdu. Selevkos'un imparatorluğu ulaşmış olduğu en geniş sınırlara MÖ 281 yılında Korupedion Savaşı'nda eski müttefiği Lysimakhos'u yendikten sonra sahip oldu. Selevkos imparatorluğunun sınırlarını bu savaştan sonra Batı Anadolu'ya kadar genişletti. Bundan sonraki amacı Lysimakhos'un Avrupa'daki topraklarını ele geçirmekti; ancak Ptolemaios Keranus
tarafından gerçekleştirilen bir suikast'e kurban gitti. Oğlu ve aynı zamanda halefi I. Antikus Soter'e Ön Asya'nın büyük bir kısmına hükmeden bir imparatorluk kaldı; fakat oğlu babasının siyasetini uygulamadı ve Avrupa'ya doğru olan genişleme durdu. O dönemde çekiştiği iki hükümdar vardı: Makedonya'da II. Antigonos Gonatas ve Mısır'daki II. Ptolemaios Filedelfos.

Genişlemiş etki alanı

Ancak Selevkos'un ölümünden sonra bile Selevkoslar, geniş doğu topraklarına hükmetmekte zorlanıyorlardı. Selevkos MÖ 305 yılında Hindistan'ı (günümüz Pakistan'ının Pencap bölgesi) Çandragupta Maurya (Maurya İmparatorluğu'nun kurucusu)'ya karşı çıkarak işgal etti. Söylenilenlere göre Çandragupta, Selevkos için 600.000 kişilik ve 9.000 fillik bir ordu hazırladı; fakat savaş olmadı. İki hükümdar aralarında yaptıkları bir antlaşmaya göre; Selevkos İndus Bölgesi'nden ve günümüz Afganistan'ından çekildi buna karşılık olarak Çandragupta, Selevkos'a 500 fil verdi. Bu filler, Selevkos'un İpsus Savaşı'nı kazanmasında büyük rol oynadı. Bu barış ortamı bir "müttefik evliliği" (Selevkos Prensesi, Maurya Hanedanı'na gelin gönderildi) ile perçinlendi. Bu evlilik aslında Yunan halkıyla ve Hint halkının evliliği olarak da değerlendirilebilir.

Ayrıca, Selevkos Çandragupta'nın sarayına Megastenes adında bir elçi gönderdi. Megastenes, Hindistan ve Çandragupta Hanedanı'yla ilgili pek çok detaylı yazı yazdı. Bu yazıların birçoğunu Diodorius Sikulus'un kaynaklarından öğrenebiliyoruz. Ardından Selevkos, Deimakos adında bir elçiyi de Çandragupta'nın oğlu Bindusara'nın sarayına gönderdi.
Selevkos'un ölümünden önce kaybedilen diğer bölgeler ise Gedrosya (Bugün İran Platosu'nun güneybatısında bulunan Belucistan)- ve Gedrosya'nın kuzeyindeki Arakosya (İndus Nehri'nin batısında bulunan bir bölge) idi.

I. Antiokus (MÖ 281-261 hükümranlık) ve halefi olan oğlu II. Antiokus Theos (MÖ 261-246 hükümranlık) batıda pek çok savaşla yüzyüze geldiler. Bunların çoğu Mısır satrapı olan II. Ptolemaios ve Anadolu'yu işgal eden Galatlarla yapıldı. Bu savaşlar imparatorluğun doğu bölümünü bir arada tutma gayesinin arka plana itilmesine ve batı illere ilginin artmasına neden oldu. Antiokus II'nin hükümdarlığının sonuna doğru birçok eyalet aynı anda bağımsızlığını ilan etti. Bunlar; Baktria kralı Diodotus, Arsases komutasında Part bölgesi ve III. Ariarates komutası altında Kapadokya oldu.
Baktria'da , satrap Diodotus bağımsızlığını ilan etti ve Greko-Baktirya krallığını kurdu (MÖ 245).
Diodotus, Baktria bölgesinin yöneticisi, MÖ 245 yılında bağımsızlığını ilan etti (gerçek bağımsızlık tarihi belli değildir) ve Greko-Baktria Krallığı'nın temellerini attı. Bu krallığın zengin bir Helenistik kültürü vardı ve Baktria'dan bağımsızlığını, göçebe toplulukların bölgeyi istila etmesi sonucu, MÖ 125 yıllarında ilan etti. Greko-Baktirya krallarından olan Baktrialı Dimitrius I Hindistan'ı işgal etti ve MÖ 20 yıllarına dek sürecek olan Greko-Hint krallığını kurdu.
Selevkos İmparatorluğu'nun Part bölgesinden sorumlu olan Andragoras adlı satrap Baktria'nın ardından bağımsızlığını ilan etti. Ardından buna rağmen Partlı bir aşiret'in şefi olan Partlı I. Arsases (ya da Arşak), Part bölgesini MÖ 238 dolaylarında ele geçirdi ve kendi devletini kurdu. Bu devletin adı Part İmparatorluğu oldu.
Aynı zamanda Antiokus II'nin oğlu Selevkos II Kallinikus hükümdarlık koltuğuna MÖ 246 yıllarında oturdu.
Selevkoslar zayıflamaktaymış gibi gözüküyorlardı. Selevkos II, 3. Suriye Savaşında dramatik bir şekilde Mısırlı Ptolemy III'e yenildi; ardından kardeşi Antiokus Hieraks ile taht kavgasına girdi. Bu savaşlardan yararlanan Baktria ve Partya imparatorluktan ayrıldı. Küçük Asya'da da Selevkoslar kontrollerini yitiriyorlardı. Galatlar, Ankyra dolaylarını alarak Galatya'yı kurmuşlardı. Yarı bağımsız, yarı Helenistik krallıklar türedi. Batıdaki Bitinya, Pontus, Kapadokya eyaletleri ve Bergama şehri Attalid Krallığı altında bağımsızlıklarını ilan ettiler

Yeniden Diriliş (MÖ 223 - MÖ 191)

Fakat Selevkos II 'nin küçük oğlu (III. Büyük Antiokus) MÖ 223 yılında tahta geçmesiyle yeniden diriliş başlayacaktı. Hükümranlığının ilk yıllarında Büyük Antiokus, IV. Suriye Savaşları'nda Mısır'a yenildi — Rafya Savaşı'nda Mısır'ın Selevkos Orduları'nı ağır bir yenilgiye uğratmasından dolayı bu savaş kaybedildi. Ancak Antiokus, Selevkos I'den sonra gelen en büyük hükümdar olduğunu kanıtlayacaktı. Rafya'daki yenilgisinin ardından, on yılını Anabasis adını verdiği düşüncesini gerçekleştirmek için harcadı. Anabasis, doğuda ayaklanan eyaletleri (Partya ve Greko-Baktriya) onararak ve bayındır hale getirerek bu bölgede sembolik bir bağlılık oluşturma düşüncesiydi. Bunu gerçekleştirmek için Büyük İskender gibi Hindistan'a sefer düzenleyip kral Sofagasenus ile görüşmeler yapmıştır.
MÖ 205 yılında batıya geri döndüğünde Antiokus, Ptolemaios IV'ün ölümünü fırsat bilerek bir batı seferi hazırlığına başladı.
Antiokus ve Makedon kralı V. Filippos aralarında anlaşarak Ptolemaios hanedanının mallarını ve Ptolemilerin hüküm sürdüğü bölgeleri paylaştılar. Bunun ardından V. Suriye Savaşları yapıldı. Selevkoslar, Mısırlıları Suriye'den çıkardılar. Panyum Savaşı'nda (MÖ 198) kesin olarak Suriye Selevkosların eline geçti. Antiokus en sonunda Selevkos İmparatorluğu'nu eski ihtişamına kavuşturmuştu

Yeniden Dağılış

Fakat Antiokus'un görkemi uzun sürmedi. Eski müttefik Filippos'un MÖ 197'de Romalılara yenilmesinden sonra, Antiokus Yunanistan'ı işgal etme fırsatını gördü. Sürgüne gönderilmiş Kartacalı general Hannibal tarafında cesaretlendirilen Antiokus, Yunanistan'daki bazı devletlerle ittifak antlaşması imzalayarak Yunanistan'ı işgal etti. Maalesef, bu kararı onun çöküşüne neden oldu: MÖ 191 yılında Termopile Savaşı'nda (MÖ 191) ve günümüz Manisa'sında (MÖ 190) Romalılar karşısında ağır bir yenilgiye uğradı. Bu yenilgilerin ardından Romalılarla ağır bir barış antlaşması olan Apame Antlaşması'nı (MÖ 188) — bu antlaşma sonucunda Avrupa'da kalan ve Toros Dağları'nın kuzeyinde kalan tüm topraklar ve yüklü miktarda savaş tazminatı verildi— imzalamak zorunda kaldı. Antiokus MÖ 187 yılında doğuya doğru, savaş
tazminatlarını ödemek için, başka bir sefer yaparken öldü.
Antiokus'un oğlu ve onun halefi olan IV. Selevkos Filopator (MÖ 187-175)'un hükümdarlığı süresince büyük savaş tazminatı ödenmeye çalışıldı ve en sonunda kendi elçilerinden biri olan Heliodorus tarafından suikaste kurban gitti. Selevkos'un küçük kardeşi IV. Antiokus Epiphanes, tahta sahip oldu. Antiokus Selevkosların düşük prestijini yükseltmek için Antik Mısırlılarla savaşa girişti ve savaşta başarılı oldu; ancak Mısır ordusunu İskenderiye'ye kadar sürmesine rağmen Romalı bir elçi olan Gaius Popillius Laenas tarafından ateşkes imzalamaya mecbur kılındı. Romalı elçi Anyiokus'un etrafına bir çember çizmiş ve bu çemberden çıkmadan önce Mısırla bir antlaşma imzalayıp imzalamaycağına karar vermesini istemiş ve Antiokus da Mısırla bir barış antlması imzalamaya karar vermiştir.
Sonraki hükümdarlık yıllarında imparatorluk daha fazla dağılmıştır. Özellikle doğu bölgelerde kontrol tamamen yitirilmiş, Partlar Pers (İran veya Fars) topraklarını almaya başlamış ve Antiokus'un Helenistik( veya anti-Yahudi) aktiviteleri Yahudiye eyaletinde silahlı ayaklanmalara yol açmıştır — Makabi Ayaklanması  Aynı anda hem Partlarla, hem Yahudilerle savaşmak zorunda kalan Selevkoslar hiçbir şey elde edemediler ve Antiokus MÖ 164 yılında çıktığı bir sefer sırasında öldü.

İç Savaş ve Artan Dağılış

IV. Antiokus Epifanes'in ölümünden sonra, Selevkos İmparatorluğu'nun istikrarsızlığı arttı. Sık sık çıkan iç savaşlar merkezi otoriteyi oldukça zayıflattı. Epifanes'in küçük oğlu, V. Antiokus Eupator, ilk tahhttan alınan Selevkos hükümdarı oldu. Onun yerine Selevkos IV'ün oğlu, I. Dimitrius Sotir, MÖ 161'de geçti. Dimitrius Yahudiye eyaletinde merkezi otoriteyi yeniden sağlamaya çalıştı, ancak o da MÖ 150 yılında İskender Balas tarafından tahttan indirildi — Balas, Epifanes'in oğlu olduğunu iddia eden (Mısır destekli) bir sahtekardı.

İskender Balas MÖ 145 yılında Dimitrius I'in oğlunun, II. Dimitrius Nikator, onu tahtından etmesine kadar hüküm sürdü. Demetrius II imparatorluğun tamamını kontrol edemedi. Kendisi Babil ve doğu Suriye'yi yönettiği sırada Balas'ın kalıntıları da — Balas'ın oğlu Antiokus IV ve gespeden general Diodotus Trifon — Antakya ve çevresini yönettiler.

Bu arada, imparatorluğun topraklarının ayrılması da devam etti. MÖ 143'ten itibaren, Yahudiler bağımsızlıklarını Makabi adı altında tam anlamıyla kazandılar. Partlıların işgali de ilerlemeye devam etti. MÖ 139'da, II. Dimitrius Partlar tarafından mağlubiyete uğratıldı ve tutsak edildi. Böylece bütün İran Platosu, Patlıların eline geçti. Dimitrius Nikator'un kardeşi, Antiokus VII, güçlü bir donanma kurmayı başarabildi ama kara ordusu Partlara karşı hiçbir şey yapamıyordu. MÖ 129 yılında Partlara katşı yenildi ve savaşta öldürüldü. Ölümünün ardından Selevkoslar yıkılış devrine geçtiler. Ölümünden sonra, merkezi otorite yok oldu. Pek çok kişi Selevkos devletinin kalan parçalarını elde etmek için savaştı. Uzun süren bir iç savaş başladı.

Çöküş (MÖ 100 - MÖ 63)

MÖ 100'den itibaren, güçlü Selevkos İmparatorluğu'ndan bir tek Antakya ve çevresindeki birkaç Suriye şehri kalmıştı. Güçlerinin büyük bir kısmını kaybetmelerine ve krallığın zayıflamasına rağmen soylular kralların seçiminde önemli rol ,oynamaya devam etti. Bu seçimleri genelde Ptolemaois hanedanının elindeki Mısır veya diğer dış güçler kontrol ediyordu. Selevkoslar bir süre daha ayakta kaldılar; çünkü hiçbir millet onların mirasını devralmak istemiyordu — Selevkoslar o bölgede bir tampon görevi görüyorlardı — ancak Pontus kralı Mithridates VI ve Romalı Sulla ile Anadolu'da yapılan savaşlarda da Selevkosları hiçbir ülke desteklemedi.
Mitridates'in azimli yeğeni Büyük Tigranes, Ermenistan Kralı, iç karışıklıklar içinde bulunan güneye inme imkânını gördü. MÖ 83'te, bitmez tükenmez iç savaşı durdurmak amacıyla Suriye'ye girdi ve yakın bir süre sonra da kendisini Suriye kralı ilan ederek Selevkos Devleti'nin hemen hemen sonunu getirdi.

Bunlara rağmen, Selevkos Devleti tam anlamıyla yıkılmadı. Romalı general Lukullus'un Mithridates ve Tigranes'in ikisini de MÖ 69 yılında yenmesiyle arta kalan Selevkos Krallığı Antiokus XIII'ün altında toplandı. Bu zamanlarda bile, iç savaşlar önlenemedi. II. Filip, Antiokus ile taht kavgasına girşti. Pontus'un Roma kontrolüne geçmesiyle, Romalılar Selevkos kontrolündeki Suriye topraklarındaki istikrarsızlıklara yoğunlaştı. MÖ 63'te Mithridates Pompeus tarafından yenilgiye uğratılınca, Pompeus Helenistik Doğu'yu yeni bağımlı krallıklar kurarak ve yeni vilayetler oluşturarak yeniden oluşturmak istedi. Ermenistan ve Yahudiye gibi yerel krallıklara bir ölçüde özerklik verildi. Ancak Pompeus, Selevkosların devam etmesinin çok zahmetli olduğunu görünce, Suriye'yi bir Roma vilayeti haline getirdi.

“Ermeni birlikler Fenike'deki Akka şehrini aldı. Tigran'ın ordusu Selevkos başkenti olan Selevsiyayı başarılı bir şekilde sardı. Josephus Antiquites'inde Kraliçe Aleksandra "Tigranes'e pek çok hediye ve elçi sundu..."
Kraliçe sadakatini tüm Fenike'yi Krallar Kralı'na vererek gösterdi.

Kültürel değişimler

Selevkos İmparatorluğu'nun coğrafi mesafesi, Ege Denizi'nden Afganistan'a kadar, Yunanlar, Ermeniler, İranlılar, Medler ve Yahudiler gibi pek çok kültürden insanı barındırıyordu. İmparatorluğun geniş bir coğrafya'yı kapsaması, Selevkos hükümdarlarını Büyük İskender gibi çok uluslu yapılar oluşturmaya zorladı. İmparatorluğun Helenizasyon'u Yunan tipi yerleşim birimlerinin oluşturulmasıyla sağlandı. Tarihsel olarak, Antakya gibi önemli şehirlere ve kurulan yeni şehirlere Yunanca isimler verildi. Yani Yunan şehirlerine Yunanistan'dan nüfus gönderilerek bölge Yunanlılaştırldı; çünkü Yunanistan'da bölgenin kaldıramayacağı büyüklükte nüfus vardı. Bölgeye Yunanları yerleştirmek aynı zamanda asimilasyonı hızlandırmak için kullanıldı. Sosyal olarak, bölge halkı Yunanlardan etkilendi; ancak Yunanlar da bölge halkından etkilendi. MÖ 313 yılından itibaren, Helenik düşünceler 250 yıl boyunca Yakın Doğu, Ortadoğu ve Orta Asya kültürlerini etkiledi. Bu hükümdarın bölge üzerinde etkisini sürdürmesi için gereken en önemli şeydi. Pek çok antik
şehir Helen kültürünü kabul etti, ettirildi. Helen ve yerel kültürün birleşmesiyle ortak bir kültür oluştu. Bu ortak kültürü yayma çalışmaları yüzünden bazen ayaklanmalar çıktı. Özellikle de Yahudiler büyük sorun çıkardı; çünkü içlerine kapanık bir ırk olmalarından dolayı bu kültür asimilizasyonundan pek etkilenmediler. Selevkoslular zorla Yahudilerin kültürünü değiştirmeye çalıştı bunun sonucunda pek çok ayaklanma çıktı ve en sonunda Yahudiler bağımsızlıklarını elde ettiler.

Selevkos Ordusu

Büyük İskender'in ölümünden sonra ortaya çıkan pek çok devlet gibi Selevkos ordusu da Makedon modeline sahipti ve kökeni de Greko-Makedondu. Selevkos Krallığı, Pers İmparatorluğu'nun doğu topraklarının pek çok kısmına sahip olduktan sonra, krallar orduları için doğu insanlarına güvenmek zorunda kaldı. Orduları Makedon falanks ve doğu okçuları ve süvarileriyle donattılar. Ayrıca, Selevkoslar ordularında Hint fillerini de düşmanlarına korku salmak için kullanıyorlardı. Ptolemailer gibi Selevkoslar paralarıyla İndus Nehri çevresinde yaşayan hintlilerden Girit ve Galatya'ya kadar yaşayan her ırktan paralı askeri almışlardı. Roma karşısındaki savaşlarda, Selevkoslar Roma lejyonlarına benzeyen birlikler oluşturmaya çalışmışlardır. MÖ 63 yılındaki çöküşten itibaren Selevkos Orduları terhis edildi. Söylentilere göre pek çok ağır süvari Roma ordularına dahil olmuştur

Selevkos Hükümdarları

I. Selevkos Nikator (Satrap 311–305 MÖ, Krallık 305–281 MÖ)
I. Antiokus Soter (MÖ 291'den beri çift hükümdar, tek hükümdar 281–261 MÖ)
II. Antiokus Teos (261–246 MÖ)
II. Selevkos Kallinikus (246–225 MÖ)
III. Selevkos Keranus (veya Soter) (225–223 MÖ)
III. Büyük Antiokus (223–187 MÖ)
IV. Selevkos Filopator (187–175 MÖ)
IV. Antiokus Epifanes (175–164 MÖ)
V. Antiokus Eupator (164–162 MÖ)
I. Dimitrius Sotir (161–150 MÖ)
İskender Balas (150–145 MÖ)
II. Dimitrius Nikator (ilk hükümdarlık, 145–138 MÖ)
VI. Antiokus Dionysus (veya Epifanes) (145–140 MÖ?)
Diodotus Trifon (140?–138 MÖ)
VII. Antiokus Sidetes (veya Euergetes) (138–129 MÖ)
II. Dimitrius Nikator (ikinci hükümdarlık, 129–126 MÖ)
II. Aleksandros Zabinas (129–123 MÖ)
Kleopatra Tea (126–123 MÖ)
V. Selevkos Filometor (126/125 MÖ)
VIII. Antiokus Grypus (125–96 MÖ)
IX. Antiokus Sisenus (114–96 MÖ)
VI. Selevkos Epifanes Nikator (96–95 MÖ)
X. Antiokus Eusebes Filopator (95–92 MÖ veya 83 MÖ)
III. Dimitrius Eucaerus (veya Filopator) (95–87 MÖ)
XI. Antiokus Epifanes Filedelfos (95–92 MÖ)
I. Filip Filedelfos (95–84/83 MÖ)
XII. Antiokus Dionysus (87–84 MÖ)
(Ermeni II. Dikran) (83–69 MÖ)
VII. Selevkos Kybiosaktes veya Filometor (MÖ 70ler–MÖ 60lar?)
XIII. Antiokus Asiatikus (69–64 MÖ)
II. Filip Filoromaeus (65–63 MÖ)

Türkiye Şehirleri Türkiye Coğrafyası Dünya Şehirleri Dünya Coğrafyası Ülkeler



  • Blog Yazıları


    Email
    KISA KISA
    X



    Folower Button

    Takipçiler

    Company Info | Contact Us | Privacy policy | Term of use | Widget | Advertise with Us | Site map
    Copyright © 2020. merhancag . All Rights Reserved.

    Bilgi Mesajı

    Duvarı Aşamıyorsan Kapı Aç

    Kıssadan hisse Kısa Kısa'da sizi bekliyor...

    facebook sayfamızı takip edebilirsiniz!