Güzel Bir Hafta Sonu Dileriz

Kısa Kısa'da yeni bir Hikaye

Yolunacak Kaz?..

Sağlıcakla Kalın

×

Loading...
LÜTFEN KULAK VERİN "COVİD" TEHLİKELİDİR

















SON YAZILAR :
Loading...


28 Temmuz 2020

Virüsle Bakteri Farkı

VİRÜSLE BAKTERİ FARKINI ÖRNEKLERLE ANLATMAK İSTİYORUM. BENCE ÖNEMLİ...
BUNU LÜTFEN ÇOCUKLARINIZA BU ŞEKİLDE ÖRNEKLEYEREK ANLATIN. SADECE "ELLERİNİ YIKA" DEDİĞİNİZDE KONUNUN ÖNEMİNİ KAVRAYAMAYABİLİRLER.

Bakteriler canlıdır. Virüs canlı değildir, ölü de değildir. "Uygun koşullarda canlanabilen" bir varlıktır.


Bu ne demek?

Basitçe şöyle düşünelim:

Bakteri diyelim ki "fare" olsun.
Virüs de bir "yumurta".

Fare canlıdır. Yumurta canlı değildir. Ama döllenmişse, uygun sıcaklıkta, uygun sürede bekletilirse civcive dönüşür, yani bir canlı olur.

Yine fareye, yani bakteriye dönelim:
Fare, fare zehiri ile öldürülebilir. İşte bu "antibiyotik".
Fareye fare zehiri verirseniz ölür.
Ama yumurtanın üstüne istediğiniz kadar fare zehiri dökün, yumurtaya hiç bir şey olmaz; sadece çevreye zehir saçmış olursunuz. Yani antibiyotikler virüslere etki etmez; sadece size yardım eden, bağışıklık sisteminizi güçlendiren yararlı bakterilerinizi öldürmüş olursunuz.

Fareyi bir kutuya kapatıp aç-susuz bırakırsanız ölür.

Yumurtayı bir kutuya kapatsanız haftalarca bozulmadan durabilir.

Yani eğer bağışıklık sisteminiz güçlüyse belli bir süre sonra bakteriler kendiliğinden ölecektir.
Ama virüsler, her şeyin içinde ya da üzerinde çok uzun süre bozulmadan yumurta gibi bekleyebilir ve vücudumuza girdiği andan itibaren 4-14 gün içinde canlanır.

Şimdi bir diş macunu reklamını hatırlamanızı istiyorum:
İki kap sirke içine iki yumurta koyuyorlardı, birisini bilmemne marka macunla fırçalıyorlardı, diğer yumurta eriyordu ama bizim macunla fırçalanan yumurta sağlamdı, hatırladınız mı?

İşte o deneydeki sirke, yumurtanın kabuğundaki kalsiyumu çözündürüyordu. Bizim elimizdeki virüsün kabuğunu çözündürebilen şey sirke değil "sabun". Sabun virüsün kabuğunu eritiyor. Kabuğu eriyen virüs ölüyor. Sabunun kabuğu eritebilmesi için en az 1 dakika kabukla temas etmesi gerekiyor. Süreyi anlamak için elinizi sabunlarken, kendi adınız ile "İyi ki doğdun" şarkısının tamamını söyleyin. Süre bu. Sıvı sabunlarda süre uzuyor. En iyisi katı sabun.

 



Alkol de virüsün kabuğunu çözündürüyor, ama sabundan farklı olarak; o boş kabuktan kurtulamıyorsunuz, elinize yapışık halde kalıyor. Evet, artık zararsız ama yine de elinizde virüs kabuklarıyla dolaşmak istemezsiniz. Örneğin dışarıda alkolle elinizdeki virüsü öldürdünüz, ilk fırsatta yine sabunlayın ki su kabukları da alıp götürsün.



BUNU LÜTFEN ÇOCUKLARINIZA ÖRNEKLEYEREK ANLATIN. SADECE "ELLERİNİ YIKA" DEDİĞİNİZDE KONUNUN ÖNEMİNİ KAVRAYAMAYABİLİRLER.

İlk Uzay Aracı “SPUTNIK”

sputnik Sputnik 1, (Rusça: Спутник-1) dünyanın ilk yapay uydusu. Sputnik serisinden ilk uzay aracı. SSCB tarafından 4 Ekim 1957′de yörüngeye oturtuldu. Sputnik 1′in uzaya gönderilmesi soğuk savaş yıllarında gerçekleşti ve süper güçler arasında yeni bir rekabet olan Uzay Yarışı’nı başlattı.

Uydunun ağırlığı 80 kg olup, çapı 58 cm, yörünge yüksekliği 250 km idi. Küre şeklinde bir gövdesi ve bundan ayrılan 2,4 ila 2,9 m uzunluğunda dört uzun anteni vardı. 20 ve 40 MHz gücünde iki radyo vericisi bulunmaktaydı. Bu radyo sinyalleri iyonosferdeki elektron yoğunluğunu ölçmede kullanıldı. Ayrıca, uydunun iç basıncı ve sıcaklığı da sinyallerle iletiliyordu. Böylece uydu çeperinin bir göktaşı tarafından delinip delinmediği takip edilebiliyordu. Uydunun basınçlı iç bölgesi azot gazıyla doldurulmuştu. Ancak yörünge sırasında uydu çeperinin hiç delinmediği tespit edildi. Bu durum, gelecekteki uzay uçuşları için Dünya yörüngesinin güvenli olduğunu gösteriyordu.
Sputnik 1, uzaya SSCB’deki (bugün Kazakistan sınırları içinde kalan) Baykonur Uzay Üssü’nden fırlatıldı. Sputnik kelimesi yoldaş anlamına gelmektedir. Sputnik 1′in resmi adı ise Yapay Dünya Uydusu’dur. Sputnik’in fırlatılışının gerçek nedeni propagandadır, görünüşteki nedense Uluslararası Jeofizik Yılı (1957-1958) çalışmalarına katkı sağlamaktır.

Sovyetler’in Dünya yörüngesine uydu yerleştirebilecek teknolojiyi edindiği anlaşıldığında, Sovyet Bilimler Akademisi’nden Mstislav Keldiş, uzayda çeşitli deneyler yapabilecek bir buçuk tonluk konik bir uydu planladı. Ancak bu sırada Sovyet istihbaratı ABD’nin, uzaya, tek amacı yörüngeye oturup oturmayacağının görülmesi olan “basit bir uydu” göndermek istediğini haber aldı. “Basit uydu” fikrini kapan Sovyetler, geride kalmamak için hızla Sputnik 1′i geliştirdiler. Böylece Dünya yörüngesine daha pahalı uyduların gönderilmesi imkanı da sınanmış olacaktı. Ayrıca, uydu, Ekim Devrimi’nin yıldönümü kutlamalarına yetişecekti. Uydu ve roketin tasarımı Sovyet roket bilimci Korolyov tarafından yapıldı. Aslında, Sputnik 1, ABD’nin “basit uydusu” Vanguard’dan çok daha ağırdı. Aylar sonra Vanguard uydusu yörüngeye girdiğinde, Kruşçev, onunla “greyfurt” diye alay edecekti.

Sputnik 1, pilleri bitinceye kadar üç hafta boyunca sinyal gönderdi. Bundan sonra uydunun yörüngesi görsel olarak izlenmeye devam edildi. Yörüngesi gitgide alçalan Sputnik 1, fırlatmadan 92 gün sonra, 4 Ocak 1958′de atmosfere girerek yandı. Sputnik 1, yörüngede 1.400 tur atmış, 70 milyon km yol kat etmiştir.

Sputnik 1, yörüngede kaldığı sürece 6. kadirden bir cisim parlaklığında gözlenebiliyordu. Sputnik 1′i yörüngeye oturtan roket de yörüngeye girmiş olup, Dünya’dan 1. kadirde görülebilmekteydi.

Sputnik 1′e karşılık ABD hemen uzaya bir uydu göndermeyi denedi. Ancak yaptığı ilk denemeler başarısızlıkla sonuçlandı. ABD uzaya ancak 1958′de bir uydu gönderebildi. ABD’nin başarısızlığı, bu ülkede eğitim müfredatının ve sisteminin gözden geçirilmesine, roket bilimine ve fen bilimlerine ilgi uyanmasına ve uzay projelerine ayrılan mali kaynağın artmasına neden oldu. Bu gelişmeler, Uzay Yarışı’nın başlangıcı sayılmaktadır.

Sputnik 1′in çeşitli kopyaları ve maketleri Rusya’da ve diğer ülkelerdeki müzelerde sergilenmektedir. SSCB’nin yedekleme ve test amacıyla dört ila yirmi kadar Sputnik 1 kopyası yaptığı iddia edilmektedir.

Sputnik krizi

4 Ekim 1957´de Sovyetler Birliği´nin uzaya fırlattığı Sputnik yapay uydusunun ardından ABD ve SSCB arasında yaşanan yarış.

1950´lerin başında hem ABD hem de SSCB uzaya ilk uyduyu fırlatmak için birbirleriyle bir yarış içine girmişlerdi. ABD´nin başarısız denemelerinin ardından hiç beklenmedik bir zamanda SSCB, bir basketbol topu büyüklüğünde 85 kg ağırlığındaki Sputnik I uydusunun yörüngeye oturtulduğunu açıkladı.

Bu ABD için tam bir şoktu. Bu olay hem teknoloji yarışında geride kalmak demekti hem de daha önemlisi, bu denemeyi başaran Sovyetlerin nükleer bir silahi ABD üzerine gönderebileceği paranoyası tüm Amerikalıların aklına girmişti. Bunun hemen ardından, ABD bir dizi fırlatma daha denedi ancak hiçbirinde başarıya ulaşamadı. Sovyetler, 3 Kasım 1957´de bu kez uzaya giden ilk canlı olan Layka adlı köpeği taşıyan Sputnik II uydusunu da başarıyla fırlattı. Bu, Uzay Çağı´nı açma yarışını Sovyetlerin kazandığı anlamına geliyordu.

27 Temmuz 2020

Charlie Chaplin



Charlie Chaplin, (d. 16 Nisan 1889, Londra - ö. 25 Aralık 1977), İngiliz sinema yönetmeni, oyuncu, yazar, film müziği bestecisi, kurgucu ve komedyen. Yarattığı "Şarlo" (İngilizce: Charlot, Tramp) karakteri ile özdeşleşmiştir.

Londra'nın fakir bölgelerinden birinde doğup büyüyen Chaplin, 1913'te gittiği ABD'de sinemaya başlamıştı. 1914'teki ilk filmi Making A Living'in ardından çekilen Kid Auto Races in Venice filminde bol pantolonlu, melon şapkalı, büyük ayakkabılı, sürekli bastonunu çeviren ve sakar hareketleri ile gülünç mizansenler oluşturan "Şarlo" tiplemesini yarattı. Takip eden yıllar içinde aralarında 1917 yapımlı The Immigrant ve The Adventurer gibi filmlerinin de bulunduğu altmıştan fazla kısa filmde oynayarak yeni gelişmekte olan sinemanın da etkisiyle dünya çapında görülmemiş bir üne kavuştu. 1918 yılında çektiği A Dog's Life filmi ile uzun metrajlı filmlere de başlayan Chaplin, Mary Pickford, Douglas Fairbanks ve D. W. Griffith ile birlikte kurdukları United Artists film şirketinin ortağı olduktan sonra Altına Hücum, Şehir Işıkları, Büyük Diktatör, Asri Zamanlar, Sirk ve Sahne Işıkları gibi başyapıtlara imza attı.

Filmlerinde dönem koşulları için imkânsız görülebilen mizansenlere, koreografilere ve akrobatik hareketlere yer veren Chaplin, komedi sinemasının bütün örneklerini sonuna kadar korumakla birlikte, heyecanın ve hareketin asgari düzeye çekildiği sahnelerinde ise dramatik yapısını sergileyebilmiştir. Popülist yaklaşımlara, hiçbir zaman benimsemediği bazı yönetim biçimlerine ve teknolojiye yönelik ağır eleştirilerini ise yine bu komedi tarzının içinde eritmiş ve sessizce seyirciye ulaştırmayı bilmiştir.

Yarattığı 'modern palyaço' Şarlo ile dünya üzerinde filmlerinin gösterildiği her ülkede insanların hayranlığını toplamasına rağmen, Amerika Birleşik Devletleri vatandaşlığını reddetmesi sebebiyle bu ülkede kendisine yönelik olarak başlatılan karalama kampanyası; kendisinden bir hayli genç olan kadınlarla yaptığı dört ayrı evlilik, bir dönem kendisine açılan babalık davası, The Immigrant filminde bir ABD memurunu tekmelediği sahne ve son olarak Altına Hücum filmindeki bazı sahnelerin komünizm propagandası olarak yorumlanması gibi olayların etkisiyle Chaplin'in ABD'ye girmesi yasaklandı.
Bunun üzerine karısı ve çocuklarıyla birlikte hayatının sonuna kadar yaşayacağı İsviçre'ye yerleşen Chaplin, ancak 1972 yılında Oskar Özel Ödülü'nü almak için yıllar sonra ABD'ye geri döndü. Takip eden yılda Sahne Işıkları adlı filmle bir kez daha Oscar ödülünü kazanmıştır. 1975 yılında 86 yaşında iken İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth tarafından şövalye unvanına layık görülmüştür.
Hayatı
Charlie Chaplin (Şarlo), 16 Nisan 1889'da Londra'nın fakir semtlerinden biri olan East Lane, Walworth' ta doğdu. Charlie'nin henüz o üç yaşına bile gelmeden ayrılan annesi ve babası müzikhollerde ve çeşitli tiyatrolarda çalışan profesyonel sanatçılardı. Sahne adı Lily Harley olan annesi Hannah Harriet Pedlingham Hill (1865-1928) profesyonel olarak sahneye ilk kez 19 yaşında çıkmıştı. Annesi ve -başka babadan doğma- kardeşi Sydney Chaplin ile birlikte Londra'nın fakir semtlerinde çeşitli evlerde büyüyen Chaplin' in yaşamı ruhsal dengesizlikler yaşayan annesinin durumunun kötüye gitmesi ile zorlaştı. Anne Hannah, 1894'teki bir sahne performansı sırasında sesini kaybetmiş ve hemen ardından yaşadığı ekonomik zorlukların da etkisiyle psikolojik sorunları artmıştı. Onun bir rehabilitasyon merkezine yatırılmasının ardından çocukları Charlie ve Sydney, metresiyle birlikte yaşayan babaları Charles Chaplin Sr.'nin yanına yollandı. Charlie ve Sydney bu dönemde Kennington Road School' a gönderildiler. Charles Chaplin Sr, henüz 37 yaşındayken üstesinden gelemediği alkolizm nedeniyle, oğlu Charlie henüz on iki yaşındayken, hayatını kaybedecekti.

Rehabilitasyon merkezinden çıktıktan kısa bir süre sonra Hannah' nın hastalığı yeniden nüksedince çocuklar bu sefer genel olarak workhouse olarak adlandırılan ve oldukça kötü koşulları ile bilinen bakımevlerinden birine yollandılar. Londra'nın doğusundaki Lambert adlı bölgede bulunan bu bakımevindeki günler annesi ve kardeşinden ayrı kalan ve yaşı bir hayli küçük olan Charlie için hayli güç geçmişti. Chaplin'in Walworth ve Lambert'te geçirdiği bu yoksulluk günleri onda derin izler bırakacak ve ileriki yıllarda filmlerinde seçtiği mekân ve konularda sık sık kendini gösterecekti.
Sydney ve Charlie daha sonra aileden gelme yetenek ve alışkanlığın da etkisiyle tiyatrolarda ve müzikhollerde çalışmaya başladılar. Chaplin ciddi anlamdaki ilk sahne tecrübesini "The Eight Lancashire Lads" adlı grupta çalışırken yaşadı.
Hannah çocukları tarafından ABD'ye getirildikten yedi yıl sonra 1928'de Hollywood'da yaşamını yitirdi. Babaları farklı olan Charlie ve Sydney'in, anneleri Hannah üzerinden 1901 doğumlu Wheeler Dryden adlı bir kardeşleri daha vardı. Dryden, annesinin ruhsal rahatsızlıkları nedeniyle babası tarafından Hannah'dan uzak tutulmuş ve Kanada'da yetiştirilmişti. 1920 ortalarında annesini görmek için ABD'ye giden Dryden, daha sonraları kardeşleri ile film projelerinde çalışmış ve Chaplin'in asistanlığını yapmıştır.

Sydney Chaplin'in 1906'da dönemin ünlü Fred Karno kumpanyasına katılmasının ardından Chaplin de, 1908'de onu izleyerek bu topluluğa katılmayı başardı. Chaplin gezici Karno kumpanyası ile 1910 - 1912 arasında ABD'ye turneye çıktı. İngiltere'ye dönüşünden sadece beş ay sonra yine Karno ile birlikte 2 Ekim 1912'de yeniden ABD'ye gitti. Bu seferki turda, daha sonra Laurel ve Hardy ikilisinden Stan Laurel'i canlandıracak olan Arthur Stanley Jefferson ile birlikte çalıştı ve aynı odayı paylaştı. Bir süre sonra Stan Laurel İngiltere'ye dönerken, Chaplin ABD'de kaldı ve Karno ile turneye devam etti. 1913'teki bir gösteri sırasında Mack Sennett'ın dikkatini çekince onun sahibi olduğu Keystone Stüdyoları ile bir anlaşma yaparak onun ekibine katıldı. Böylece 2 Şubat 1914'te Henry Lehrman yönetmenliğinde sessiz bir film olan Making a Living adlı tek makaralık filmde rol alarak yeteneğini tam anlamıyla gösterebileceği sinemaya adım atmış oluyordu. Chaplin; iddialı tavırları ve bir İngiliz olmasından kaynaklanan "yabancılığı" ve bağımsız karakteri nedeniyle başta Mack Sennett tarafından şüpheyle karşılansa da kısa süre içinde yeteneğini kanıtlayıp yerini sağlamlaştırdı. Keystone ile birlikte çalıştığı bir yıl boyunca 35 filmde rol alan Chaplin hızla ünlü oldu.

Chaplin 1916'da Mutual Film Corporation film şirketiyle bir seri komedi yapımı için anlaştı. On sekiz aylık süreçte on iki film ürettiği bu dönemde yaptığı filmler, sinemanın en etkili komedi filmleri arasında yerini almıştır. Chaplin daha sonra Mutual ile geçirdiği dönemin kariyerindeki en mutlu dönem olduğunu söylemiştir.
1918'de Mutual ile anlaşmalarının sona ermesi üzerine Chaplin kendi film şirketini kurdu. Sesli film döneminden sonra kendisinin en büyük filmi kabul edilen 1931 yılı yapımlı City Lights (Türkçe: Şehir Işıkları) filmini yaptı.

Politik düşüncesi
Chaplin, filmlerinde her zaman sol görüşe sempati duyduğunu hissettirmiştir. Sessiz filmlerinde "Büyük Depresyon"'a yer vererek The Tramp (serseri) karakteri aracılığıyla, yoksullukla mücadeledeki kötü yönetim politikalarına göndermeler yapmıştır. Modern Times (Türkçe: Asri Zamanlar) filminde işçilerin ve fakir halkın kötü durumlarına dikkat çekmiştir. Büyük Diktatör filmiyle Nazi Almanyasını çok sert biçimde eleştirmiştir ve o dönem ABD resmi olarak Almanya ile hala barış içinde olması filmin ABD'de Chaplin'e karşı karalama kampanyası başlatılmasına neden olmuştur.

Filmlerinde kullandığı teknikler
Chaplin, hayallerinin ve yaratıcılığının sezgisel boyutta düşünüp de oluşturduğu tüm filmlerin sinema dünyasına yeni heyecanlar katmıştır. Hiçbir zaman ekranın tamamen kapanmasına bir anda izin vermemeyi geliştirdi. Filmlerinde diyalogları yazılı olarak farklı bir ekrana geçiş yaparak gösteriyordu ancak teknolojik gelişmelerden yararlanıp bu işin de üstesinden gelmeyi başardı.

Ölümü
Chaplin'in sağlam duruşu 1960'lardan sonra yavaş yavaş bozulmaya başlamıştı, onunla iletişim kurmak güçleşmeye başlamıştı. 1977'de tekerlekli sandalye ile hayatını devam ettiriyordu. Chaplin 1977'in Noel'inde İsviçre'de uykusunda hayatını kaybetti. 1 Mart 1978'de naaşı küçük bir İsviçreli grup tarafından fidye istenmek üzere kaçırılmaya kalkışıldıysa da hırsızlar amaçlarına ulaşamadan yakalandı. Chaplin'in naaşı 11 hafta sonra Cenevre Gölü'ünde 1,8 metre suyun altından çıkartılıp tekrar mezarına defnedildi.


Filmografi

Charlie Chaplin Filmleri
Making A Living (2 Şubat 1914)
Kid Auto Races At Venice (7 Şubat 1914)
Mabel's Strange Predicament (9 Şubat 1914)
A Thief Catcher (19 Şubat 1914)
Between Showers (28 Şubat 1914)
A Film Johnnie (2 Mart 1914)
Tango Tangles (9 Mart 1914)
His Favourite Pastime (16 Mart 1914)
Cruel, Cruel Love (26 Mart 1914)
The Star Boarder (4 Nisan 1914)
Mabel At The Wheel (18 Nisan 1914)
Twenty Minutes Of Love (20 Nisan 1914)
Caught in a Cabaret (27 Nisan 1914)
Caught in the Rain (4 Mayıs 1914)
A Busy Day (7 Mayıs 1914)
The Fatal Mallet (1 Haziran 1914)
Her Friend The Bandit (4 Haziran 1914)
The Knockout (11 Haziran 1914)
Mabel's Busy Day (13 Haziran 1914)
Mabel's Married Life (20 Haziran 1914)
Laughing Gas (9 Temmuz 1914)
The Property Man (1 Ağustos 1914)
The Face on the Bar Room Floor (10 Ağustos 1914)
Recreation (13 Ağustos 1914)
The Masquerader (27 Ağustos 1914)
His New Profession (31 Ağustos 1914)
The Rounders (7 Eylül 1914)
The New Janitor (14 Eylül 1914 )
Those Love Pangs (10 Ekim 1914)
Dough and Dynamite (26 Ekim 1914)
Gentlemen of Nerve (31 Ekim 1914)
His Musical Career (7 Kasım 1914)
His Trysting Place (9 kasım 1914)
Tillie's Punctured Romance (14 Kasım 1914)
Getting Acquainted (5 Aralık 1914)
His Prehistoric Past (7 Aralık 1914)
His New Job (1 Şubat 1915)
A Night Out (15 Şubat 1915)
The Champion (11 Mart 1915)
In the Park (18 Mart 1915)
A Jitney Elopement (1 Eylül 1915)
The Tramp (11 Eylül 1915)
By the Sea (29 Eylül 1915)
Work (29 Haziran 1915)
A Woman (21 Temmuz 1915)
The Bank (9 Ağustos 1915)
Shanghaied (4 Ekim 1915)
A Night in the Show (20 Kasım 1915)
Burlesque on Carmen (18 Aralık 1915)
The Kid (1921)
A Woman of Paris (1923)
The Gold Rush (1925)
The Circus (1928)
City Lights (1931)
Modern Times (1936)
The Great Dictator (1940)
Monsieur Verdoux (1947)
Limelight (1952)
A King in New York (1957)
A Countess from Hong Kong (1967)
Kitapları
My Life in Pictures (1974)
My Autobiography (1964)

Bermuda Şeytan Üçgeni Efsanesi

MD CRJ 007Bermuda Şeytan Üçgeni efsanesi
1. Kayıp Şehir Atlantis'ten Geriye Kalan Teknoloji

Bermuda Üçgeni hakkındaki birçok iddiadan biri de kayıp şehir Atlantis'in konumu ile Bermuda Üçgeninin konumunun aynı yer oldugu düşüncesi 10. neden olarak gösteriliyor. Ünlü medyum Edgar Cayce, 1968'de, arkeologların kayıp şehir Atlantis'e Bimini yakınlarında, Bermuda Üçgeninden bir giriş bulunabilecegini kehanet etmiştir. O zamanlarda, batmış bir kaya oluşumu Bahamalar açıklarında bulunmuştur ve birçok kişi bunun kayıp şehir Atlantis'in varlığının kanıtı oldugunu düşünüyor...



MD CRJ 008

Efsaneye göre, Atlantis şehri kristaller tarafından güçlendirilmiştir. Bu kristaller günümüzde enerji dalgaları gönderecektir ve bu da uçakları ve gemileri rotalarından saptırıp kaybolmalarına neden olacaktır. Komplo Teorisi aynı zamanda, Denizaltı Bölgesi 51 olarak bilinen sualtındaki askeri güçleri de Bermuda Üçgenindeki kayıplardan sorumlu tutmaktadır.




MD CRJ 009

2. Zaman Çarpıtılıyor

MD CRK 001Haber portalları başka boyutlara kaymaya başladı, ya zaman ve boşlukta gözyaşları varsa? Bu teori ipucu yetersizliğinden dolayı 9. sıraya yerlemiş. Bazı raporlara göre son 500 yılda 1.000'den fazla hayat kaybedildi ve 50'den fazla gemi, 20'den fazla uçak da son yüzyılda kayboldu. Amerikan Deniz Donanması ve Sahil Güvenlik bölgede anormal şeylerin oldugunu söylüyor, ama zaman yolculugu?

Bermuda üçgeni en çok karmaşık bölgelerden biri olarak düşünülse de, hala bu fikir yayılmakta ve tahmin edilen kayıpların sayısı bu nedenle kesin olarak belirlenemiyor, Donanma'ya göre.
Bermuda Üçgeninin mavi deliklerinin, Uzaylılar dünyaya geçiş yaparken oluşturdugu kurtdeliği kalıntılarının sonucu olduguna inanıyorlar. Son zamanlardaki bir başka teori de Rob Mcgregor ve Bruce Gernon tarafından öne sürülüyor : Elektronik Kurbağa, zamanda yolculuk özelliklerine sahip!

MD CRK 002

3.Uzaylıların İnsanları Kaçırması

MD CRK 003Uzaylıların insanları kaçırmasının 10 nedenden 8.si olmasının nedeni:
Kaçırma haberleri çok yaygın olsa da, pek de sevilen bir gerçek değil. Mistik kayıplar hakkındaki bu asparagas 1967 yılında öne çıktı, bunu yapansa National Geographic Birliğidir. Tabi ki uzaylıların kaçırılması olayı keisn bir bilgi degil, ama insanlar çoktan uzaylıların insan kaçırmak için gemilere dadandıklarına kendilerine inandırmışlardı bile...
Altmışlardaki bu hayali sis, yetmişlere girilmeye başlandıgında dağılmaya başlamıştı, ama uzaylı fikri 60'lardan sonra da kuşaktan kuşağa geçen bir hikâye olmuştu.
Steven Spielberg bile bir kurgu filmi yapmıştı, ismi Üçüncü Türün Yakın Tanıkları : Flight 19 adlı mürettebat Üçgen'de 1945'te kaybolmuştu. Muazzam bir deniz ve kara araştırması başlatılmış ama araştırma için depolanan 5 kasa bomba da mürettebatı aramaya çıkıldıgında kaybolmuştu. Flight 19, 13 kişilik bir ekipten oluşmaktaydı, ama ne mürettebat ne onları aramaya cıkan 14 insan, ne de kurtarma uçağı bulunabilmişti. Marsa ışınlanmış olabilirler mi?

MD CRK 004

4. Yok etmeye Yönelik Kasten Saldırılar

MD CRK 005Daha akla yakın olmasına rağmen, daha trajik olan kasıtlı yok etme saldırıları, yedinci sırada yer alıyor. Denizdeki ve uzun süre havada kalma sonucunda sayısız kazazede gerçeği ne insanların savaşmasının acı bir sonucu. Flight 19'dan bildigimiz gibi, kasten yapılan bir saldırı belirtisi ya da herhangi bir ipucu bulunmamakta. Birçok kişi ise o kadar kayıp geminin ve insanın bu saldırılar sonucunda yaşandıgını düşünmektedir.

Kasıtlı saldırıyla anlatılmak istenen şey savaşlar ve korsanlıktır. Dünya Savaşları esnasındaki uçuş kayıtları,sayısız kayıp oldugunu gösteriyor ve kaydı tutulamayanların ise denizaltılar ya da radarlar tarafından batırılmış olabilecekleri varsayılıyor. Korsanlık günümüzde bile denizde yaşanan bir problem . Geçmişte ve günümüzde kayıp gemilerden sorumlu sayısız gemi kaydı bulunmaktadır, hatta efsanevi kaptanları Kabasakal öldükten sonra bile.

MD CRK 006

5.Metan Gazı

MD CRK 0076. neden ise Atlantikteki gizemli, okyanus yutan türden bir gaz :
Metan gazı. Bermudadaki kayıpların bir kısmı için geniş çaplı varlığıyla sorumlu tutulan bir gaz türü. Laboratuvar çalışmaları, metan gazının , suyun yoğunluğunu artırarak gemilerin batmasına yol açabilecegini kanıtlamış. Sonra kalıntılar suyüzüne çıkar cıkmaz ise Gulf Stream-Körfez Akıntısı denilen akıntıyla yeniden yok oluyor.

Buna ek olarak, çamur volkanları ve patlamalar, gemilerin aniden batmasını engelleyen suyu etkisiz hale getiren bir su üretiyor ve gemilerin batması kolaylaşıyor. Bu gaz gemiler kadar uçakları da etikiliyor.
USGS yayınları bu yayılımın 15.000 yıldır olmadıgını söyleyen tek basım. Böyle bi yayılım gerçekten yok mu? Ya da insanların ellerin de kayıt mı eksik?

MD CRK 008

MD CRK 0096. Jeomanyetik Alanlar

Üçgendeki sebepsiz kayıplar pusula ve navigasyon problemleriyle ilişkilendirilir. Bu da jeomanyetik alanları gerçek kılıyor ve Üçgendeki kayıplara mantıklı bir açıklama getiriyor. Jeomanyetik alanlardan kaynaklanan manyetik ekipman problemleri, bunun için 5. sırada yer alıyor.

Birçok kişi bu bölgede manyetik anormallik oldugunu iddia ediyor ve bölge tam kuzey ve tam güneyin sıralandıgı dünyadaki iki yerden biri olma özelliği taşıyor. Rob Gregor'un ve Bruce Gernon'un "Elektronik Kurbaga" teorisiyle ilişkili olarak, güçlü elektronik dalgalar dünyada tüm yüzeyi kaplıyor ve oradan da atmosfere yayılıyor,arkasında sis bulutu bırakarak...

MD CRL 001

7.Körfez Akıntıları

Körfez akıntıları, okyanusun içindeki bir nehir gibidir. Meksika körfezinden başlayan akıntı Florida boyunca Kuzey Atlantiğe dökülür.
40-50 mil genişliğinde bir alana hakimdir akıntı, ve denizin dibindeki yıkıntıyı saatte 5.6 mil hızla yüzeye çıkarabilir.

MD CRL 002

Körfez akıntısı bir gemiyi ya da uçağı kolayca hareket ettirebilir, üstelik Bermuda Üçgeni dünyadaki en derin çukurlardan birine sahiptir, 28.000 metreden daha fazla derinliğe sahiptir.
Teknelerin bu çukurlarda sonsuza kadar yok olması oldukça yüksek ihtimal.
Umulmayacak kadar yüksek dalgaların, körfez akıntısını aşıp , 8 metreden daha yükseğe ulaşması bekleniyor. Bu da kayıp uçak ve gemilerin bulunmasını daha da zor hale getirir.

MD CRL 003

8. Hava ve Azgın Dalgalar

Karayipler-Atlantik fırtınaları tahmin edilemeyen bir havaya ve Bermuda Üçgeni bölgesinde sağanak yağışlara yol açıyor,bu da azgın dalgaları Bermuda Üçgenindeki kayıpların 3. sebebi yapıyor. Londradaki Lloyd Denizzamanı Bilgi Servisinde çalışan Norman Hook isre Bermuda Üçgeni yoktur diyor. Bunun yerine hava şartlarını, kayıpların nedeni olarak gösteriyor.

MD CRL 004Bölgedeki tahribata neden olan fırtınalar, gemilerin batmasın da ve uçakların kaybolmasında gözle görülebilir ve kanıtlanabilir bir gerçek. Son zamanlarda yapılan uydu araştırmaları, tek bir dalganın bile okyanusun açıklarında 80 metreden daha yükseğe ulaştıgını gösteriyor.Ayrıca Bermuda Üçgeni bölgesinin yoğun bir bölge olması da daha fazla kayıba ve kazalara yol açıyor. İnsan hatası en büyük neden olarak gösterilebilir ancak birinci sırada yer alan sebep daha çok tartışma yaratacak bir konu.


MD CRL 006

9.İnsan Hatası

İnsan hatası uçakların ve teknelerin kayıplarının en büyük sebebi aslında. Rota ve sensörlerle ilgili karışıklıklar pilotlardan kaynanlanan hatalar . Uçak kazalarının küçük bir kısmını oluştursalar da bu kazaların %87si ölümle sonuçlanıyor.



Ayrıca Bermuda Üçgeni bölgesinin yoğun bir bölge olması da daha fazla kayıba ve kazalara yol açıyor. İnsan hatası en büyük neden olarak gösterilebilir ancak birinci sırada yer alan sebep daha çok tartışma yaratacak bir konu.



MD CRL 008

10.Rotadan Sapma Efsanesi

Tek açıklama, aslında bu konuda bir açıklamanın olmadığıdır. Tüm Bermuda Üçgeni varsayımları 20. yüzyılda başlayan batıl inançtan başka bir şey değil. Zamanla kitaplar daha da eskiye giderek denizci hikayelerini konu edinmeye başladı, hatta Christopher Colombus'un kendi kayıtlarında bile "Ufukta beliren hareketli ışık huzmeleri", "Gökyüzündeki alevler","Garip pusula göstergeleri"gibi şeyler yazıdıgını görüyoruz. Asıl gizem Bermuda Üçgeni denen efsanenin nasıl başlatıldığı. Ve bu hikayelerin gerek insanlar gerekse konusunda uzman kişilerce hala devam etmesi.


MD CRM 003  MD CRM 001

MD CRM 002

26 Temmuz 2020

Gerçek Bir Hikaye : Terry Gobanga

Terry Gobanga: 'Düğünümün olduğu gün toplu tecavüze uğradım'
_95888142_terry_creditjossejosse
Terry Gobanga, o zamanki adıyla Terry Apudo, düğün saatinde ortada gözükmeyince kimsenin aklına kaçırılmış, toplu tecavüze uğramış ve yol kenarında ölüme terk edilmiş olabileceği gelmemişti. Bu, Nairobili genç kadının başına gelen trajedilerden ilkiydi. Ama o hepsini atlatmayı başardı.
Büyük bir düğün olacaktı. Dini bir lider olduğum için aile üyelerimizin yanı sıra kilise üyelerimiz de düğüne katılmak için yola çıkmıştı. Ben ve nişanlım Harry çok heyecanlıydık. Nairobi'deki All Saints Kathedrali'nde evleniyorduk ve düğün için güzle bir elbise kiralamıştım.
Ama düğünden önceki gece Harry'nin kravatı dahil bazı kıyafetlerinin bende kaldığını fark ettim. Kravatsız asla gelmezdi o yüzden geceyi birlikte geçirdiğimiz bir arkadaşım sabah ilk iş olarak kravatı götürmeyi teklif etti. Şafakla birlikte kalktık ve onu otobüs durağına bıraktım.
Duraktan dönüşte bir arabanın kaputuna oturmuş bir adamın yanından geçmiştim ki, bir anda beni arkamdan yakaladı ve arabanın arka koltuğuna fırlattı. İçerde iki erkek daha vardı ve gaza bastılar. Bütün bunlar bir saniye içinde oldu.
Ağzıma bir kumaş parçası tıkadılar. Onlara vurmaya ve çığlık atmaya çalıştım: "Bugün benim düğünüm var!"
O anda ilk darbeyi yedim. Erkeklerden biri "İtaat et yoksa ölürsün" dedi.
_96733225_976sqclosecrop
Bana sırayla tecavüz ettiler. Öleceğimden emindim ama yine de hayatımı kurtarmak için mücadele ediyordum ve ağzımdaki kumaşı çıkardıklarında içlerinden birinin erkeklik organını ısırdım. Acı içinde çığlık attı ve bir diğeri beni karnımdan bıçakladı. Kapıyı açıp beni hareket halindeki aracın kapısından dışarı attılar.
Nairobi'nin dışında, evimden kilometrelerce uzaktaydım. Kaçırılmamın ardından 6 saat geçmişti.
Benim yola atılışımı bir çocuk gördü ve büyük annesini çağırdı. İnsanlar koşarak yardıma geldi. Olay yerine polis ulaştığında nabzıma baktılar ama nabız yoktu. Öldüğümü düşünerek beni bir battaniyeye sardılar ve morga doğru yola çıktılar. Ama yolda öksürdüm ve polisler aracı geri çevirerek beni Kenya'nın en büyük devlet hastanesine götürdü.
Büyük bir şok içinde, anlaşılmaz şeyler mırıldanarak girdim hastaneye. Yarı çıplaktım, üzerim kanla kaplıydı ve yüzüm yediğim yumruklardan ötürü şişmişti. Ama baş hemşire bir şekilde benim bir gelin olduğumu anlamıştı. "Civardaki kiliselere gidip gelinini bulamayan var mı bir bakalım" dedi hemşirelere.
_96727833_allsaintsnairobigettyimages
Şans eseri, aradıkları ilk kilise All Saints Kathedrali'ydi. "Kayıp gelininiz var mı" diye sordu bir hemşire.
"Saat 10'da bir düğün vardı ama gelin gelmedi" yanıtını aldı.
Düğün saatinde ortalıkta gözükmediğimde ailem paniklemiş, insanlar beni aramaya gitmiş. Bazı insanlar "Acaba evlenmekten vaz mı geçti" derken bazıları da "O böyle bir insan değil, acaba başına bir iş mi geldi" diye düşünmüş.
Kimse beni bulamayınca salonu bir sonraki düğüne hazırlamak için dekorasyonları indirmeye başlamış, Harry'yi de beklemesi için giyinme odasına koymuşlar.
Hastanede olduğumu duyunca bütün davetliler hastaneye akın etti. Harry elinde gelinliğimle gelmişti.
Ama haberi duyan gazeteciler de hastaneye gelmeye başladığı için beni rahat edebilmem için başka bir hastaneye gönderdiler. Burada doktorlar benim yaramı dikerken bir de kötü haber verdiler: Bıçak rahmime kadar girmişti ve bu yüzden çocuk doğuramayacaktım.
_96460001_terry2016
Bana ertesi gün hapları ve HIV ile AIDS'ten korunmam için ilaçlar verdiler. Zihnim kendini kapattı, olanları kabul edemiyordum.
Harry benimle hâlâ evlenmek istediğini söylüyordu: "Onu iyileştirmek ve evimize sağlıklı bir şekilde götürmek istiyorum."
Açıkçası evet ya da hayır diyecek durumda değildim. Kafamda yalnızca bana tecavüz eden üç erkeğin yüzleri ve bana yaşattıkları vardı.
Birkaç günün sonunda uyuşturucuların etkisi geçmeye başladığında Harry'nin yüzüne ilk defa bakabildim. Ondan sürekli özür diliyordum. Onu yarı yolda bırakmış gibi hissediyordum. Bazıları sabah evden çıktığım için benim suçlu olduğumu söylüyordu. Bu çok acı verse de ailem ve Harry beni destekledi.
Polis tecavüzcüleri hiçbir zaman yakalamadı. Teşhis etmem için çok sayıda şüpheli gösterildi ama hiçbirini tanımıyordum. Beni teşhis için her çağırdıklarında acı duyuyordum. O anda hissettiklerim yüzünden tedavim de geri gidiyordu. Sonunda karakola gittim ve pes ettim: "Biliyor musunuz, benden bu kadar. Artık bu işin peşini bırakmak istiyorum".
Saldırıdan üç ay sonra bana HIV kapmadığım söylendi ve bu beni çok mutlu etti. Ama kesin sonuç için 3 ay daha beklemek gerektiğini de eklediler. O dönemde Harry ile ikinci düğünümüzü planlamaya başladık.
Basının özel hayatımın gizliliğini ihlal etmesinden çok rahatsız olsam da hikayemi okuyan bir kişi benimle buluşmak istedi. Adı Vip Ogolla'ydı ve kendisi de bir tecavüz mağduruydu. Buluştuk, konuştuk ve bana düğünümüzün masraflarını arkadaşlarıyla birlikte ödemeyi teklif etti. "Çılgınlar gibi eğlenin, istediğiniz kadar" dedi.
Mutluluktan havaya uçuyordum! Çok daha pahalı bir düğün pastası sipariş ettim, Gelinlik kiralamak yerine bir tane satın aldım.
Temmuz 2005'te, ilk düğün planımızdan 7 ay sonra Harry ile evlendik ve balayına çıktık.
_96459996_terryharry
Balayından 29 gün sonraydı. Hava buz gibiydi ve evimizde ısınmaya çalışıyorduk. Harry bir kömür sobası yaktı ve yatak odamıza götürdü. Akşam yemeğinden sonra yatak odamız ısındığı için onu odadan çıkardı. Evin kapısını kitlerken ben de yorganın altına girdim. Yatağa geldiğinde başının döndüğünü söylüyordu ama önemli bir şey olduğunu düşünmemiştik.
Soğuktan uyuyamadığımız için "Bir yorgan daha alalım" dedim. Harry, ayağa kalkacak gücünün olmadığını söyledi. İlginç bir şekilde ben de ayağa kalkamıyordum. Bir şeylerin çok yanlış gittiğini anladık. Harry o sırada bayıldı. Ben de bayıldım. Ara sıra adını söylüyordum, bazen cevap veriyordu, bazen veremiyordu. Kendimi yataktan atmayı başardım ve kustum. Kusunca biraz kendime geldim ve telefona doğru sürünmeye başladım. Komşumu aradım ve Harry'nin kendinde olmadığını söyledim.
Komşum hemen kapıya geldi ama kilidi açmak için kapıya sürünmem adeta yıllar sürdü. Yolda kaç kere bayıldığımı hatırlamıyorum. Kapıyı açtığımda çığlıklar atan çok sayıda kişinin eve bir çığ gibi doluştuğunu gördüm ve bayıldım.
Gözümü açtığımda hastanedeydim. Doktora kocamın nerede olduğunu sordum. Yan odada kurtarmaya çalıştıklarını söyledi. "Ben bir dini liderim, görmediğim şey kalmadı" dedim, "Bana açık olun". Doktor bana baktı ve "Üzgünüm, kocan kurtulamadı" dedi.
İnanamadım.
_96459998_terryharry4
Bir ay önce düğünümüzü yaptığımız kiliseye bu sefer Harry'nin cenazesi için gitmek çok kötü bir histi. Sadece bir ay önce ben gelinliğimin içindeyken Harry de damatlığının içinde, bütün yakışıklılığıyla duruyordu yanımda.
Şimdi ise ben siyah bir elbisenin içindeydim, Harry de bir tabutun.
İnsanlar lanetlendiğimi düşündükleri için çocuklarını benden uzak tutuyordu. "Nazar değmiş buna" diyorlardı. Bir noktada ben de buna inanacaktım.
Bazıları ise beni kocamı öldürmekle suçluyordu. Yas tutarken böyle bir şeyle suçlanmak beni en çok yıkan şey oldu.
Otopsi sonucuna göre Harry karbonmonoksit zehirlenmesi nedeniyle ölmüştü.
Ne kadar kötü hissettiğimi anlatamam. Tıpkı diğer tüm insanlar gibi Tanrı'nın da beni terk ettiğini hissediyordum. İnsanların nasıl gülebildiğini, hayatlarına nasıl devam edebildiklerini anlamıyordum. Çökmüştüm.
Bir gün balkında otururken öten kuşlara baktım ve "Tanrım" dedim, "Kuşlara bakıyorsun da bana niye bakmıyorsun". Bir anda günün 24 saat olduğunu ve perdeleri çekip depresyon içinde eve kapanmanın o 24 saatleri geri getirmeyeceğini fark ettim. Farkına bile varmadan haftalar, günler aylar ve yıllarınızı depresyon içinde harcayabilirsiniz. Acı ama gerçek.
Herkese bir daha asla evlenmeyeceğimi söylüyordum. Tanrı kocamı benden almıştı ve bir daha benzer bir acı yaşama ihtimali katlanamayacağım bir düşünceydi. Kimsenin böyle bir şey yaşamasını istemezdim. Acı o kadar yoğundu ki tırnaklarıma kadar hissediyordum.
Ama bir adam vardı, sürekli beni ziyaret eden: Tonny Gobanga. Kocam hakkında konuşmam ve güzel günlerimizi düşünmem için beni cesaretlendirirdi. Bir keresinde üç gün beni aramadı ve sinirlendim. O an ona aşık olduğumu fark ettim.
_96351372_terrywithhubcx-dfubw8aaeqzd
Tony bana evlenme teklif ettiğinde ona "git bir dergi al, benim hikayemi oku, hâlâ beni seviyor musun karar ver" dedim. Dergi almaya gitti ve eve döndüğünde benimle hâlâ evlenmek istediğini söyledi.
Bu sefer de "Sana söylemem gereken bir şey daha var" dedim, "Çocuk sahibi olamayacağım, bu yüzden seninle evlenemem."
"Çocuklar Tanrı'nın birer armağanıdır" diye cevap verdi bana, "Eğer çocuğumuz olursa ne âlâ. Olmazsa da seni sevmek için daha fazla zamanım olur."
Verdiği cevaptan çok etkilendim ve evlenme teklifini kabul ettim.
Tonny de evleneceğimizi ailesine söylemeye gitti. Ailesi heyecanla dinledi Tonny'yi, ta ki benim hikayemi duyana kadar. "O kadınla evlenemezsin" dediler, "O lanetli". Kayınpederim düğüne katılmayı reddetse de 800 davetli ile düğünü gerçekleştirdik. Çoğu, merakını gidermek için katılmıştı.
İlk evliliğimin üzerinden üç yıl geçmişti ve Tonny'yi kaybetmekten çok korkuyordum.
İkinci evliliğimin birinci yıldönümüne yakın, kendimi iyi hissetmemeye başladım. Doktora gittiğimde bana hamile olduğumu söyledi!
Rahmimdeki yaradan ötürü ilerleyen ayları yatağımda geçirmem gerekti ama her şey iyi gitti ve Tehille adlı bir kızım oldu.
Dört yıl sonra ise Towdah adlı bir kızımız daha oldu.
_96733226_976xterry-and-girls-crop.jp
Bugün kayınpederimle çok yakın arkadaş olduk.
İnsanlara umut vermek için başımdan geçenleri anlattığım Crawling out of Darkness (Karanlıktan Sürünerek Çıkmak) kitabını yayınladım. Tecavüzden kurtulanlara ('tecavüz kurbanları' kavramını kullanmıyorum) yardım etmek için Kara Olmurani adlı bir örgüt kurdum. Destek ve danışma hizmeti veriyoruz. İstedikleri zaman kalabilecekleri bir rehabilitasyon merkezi de kuruyoruz.
Bana saldıranları affettim. Kolay değildi ama beni hiç umursamayan bu insanlar nedeniyle hayatımı üzgün bir şekilde geçirmenin haksızlık olduğunu fark ettim. İnancım da insanları affetmeyi ve kötülüğe kötülükle değil iyilikle yanıt vermeyi tavsiye ediyor.
En önemli şeyler ise yas tutmak, yasın her aşamasından geçmek, artık bunu değiştirmeniz gerektiğini düşünene kadar üzülmek. Yola devam etmeniz lazım, sürünerek bile olsa. Ama kaderinize doğru ilerlemeniz lazım çünkü sizi bekleyen şeye ulaşmanız lazım.
Alıntı : BBC

Türkiye Şehirleri Türkiye Coğrafyası Dünya Şehirleri Dünya Coğrafyası Ülkeler



  • Blog Yazıları


    Email
    KISA KISA
    X



    Folower Button

    Takipçiler

    Company Info | Contact Us | Privacy policy | Term of use | Widget | Advertise with Us | Site map
    Copyright © 2020. merhancag . All Rights Reserved.

    Bilgi Mesajı

    Duvarı Aşamıyorsan Kapı Aç

    Kıssadan hisse Kısa Kısa'da sizi bekliyor...

    facebook sayfamızı takip edebilirsiniz!