Güzel Bir Hafta Sonu Dileriz

Kısa Kısa'da yeni bir Hikaye

Yolunacak Kaz?..

Sağlıcakla Kalın

×

Loading...
LÜTFEN KULAK VERİN "COVİD" TEHLİKELİDİR

















SON YAZILAR :
Loading...


12 Temmuz 2020

Çorabın Tarihi

SANAYİ ÖNCESİ
Temel giyim ihtiyaç maddelerinden biri olan çorap,yanlızca bir örtünme malzemesi olmayıp insan fsdggssağlığı açısından da son derece önemli bir giyisidir.Çorap,insanın hayatı boyunca çok sayıda tükettiği ve kullandığı giyim eşyaları arasında ömrü en kısa olanıdır. Günümüze göre değişik doku ve şekillerde de olsa çorap tarihi çok eskilere dayanmaktadır.Çorap tarihi incelendiğinde . İlk yazılı kaynaklarda ,eski yunan şair heseidos (İ.Ö 8 yy.) hayvan kılından örülen bir ayakkabı astarından (Piloi) bahseder. Ayrıca Anadolu’da MÖ 5.yüzyılda Altay Pazırık Kurgan'ında bulunan keçe çoraplar ,Türklerde çorap geleneğinin çok eskilere dayalı olduğunu kanıtlar ve Mezapotamya’da,(İ.Ö. 20.yy)’da örme çoraplar bulunduğu rivayet edilmektedir.Anadolu kültüründeki çorapların benzerlerini ise Balkan ülkelerinde ,Türmenistan'da ,Yunanistanda sürüleriyle yaşayıp oradan oraya dolaşan topluluklarda da görebiliyoruz.Türkçedeki çorap sözcüğü ise Farsça kökenlidir."Gorap" sözcüğü, Arapçaya "curap" buradan Türkçeye ise "Çorap"olarak geçer ve balkan diline de girer .Türkmenistan'da ise çoraba"çeşka" adı verilir.
Romalılar ise ayaklarına ,bileklerine ve bacaklarına meşin yada kumaş bantlar sararlardı. İlk kez (İ.S.2.yy.)’da kumaş ,keçe veya hayvan postlarından kesilerek dikilen ve esnek olmayan bir tür çorap kullanılmaya başlanmıştır. Eski Mısır’da mezarlarda İ.S 3. ve 6.yüzyıl arasında tarihlenen örme çoraplar bulunmuştur.
imageİlk çoraplar günümüzdeki şekline benzemezlerdi.Deri veya yün kumaştan ayak şekline uygun olarak dikilir,devamında pantolonla birleştirilirdi.Zamanla bu tarz giyimin dizaltı olan kısmı daha inceldi ve dizin üstündeki kumaştan farklılaştı 1500’lü yıllarlın başına kadar devam eden bu alışkanlık sonunda pantolonla çorap ayrıldı ve ayrı ayrı kullanılmaya başlanıldı.Ticari bir meta olarak örme giyisiler 13 yy’da Paris’te üretilmeye başlanmıştır. Daha öncesine, örme evlerde yapılan işti 1366’da Pariste ilk örme locası kurulmuştır.1514 yılında örme,en önemli 6 elişi locasından biri olmuştur.
16.yy’ın sonlarına kadar çoraplar el örgüsüydü.İlk çorap örme tezgahı 1589 yılında İngiltere’de yapılmıştır.Nottinhamshire yakınlarındaki Calverton köyünde yaşayan bir İngiliz papaz olan William Lee’nin ,elle ve ayakla çalıştırılan ilk örgü makinasını icat etmesinden sonra çorap makinede üretilmeye başlanmıştır. Lee’nin bu icadının altında romantik bir aşk hikayesi yatar Cambridge Üniversitesi’nde öğrenciyken tanıştığı fakir bir kıza aşık olan Lee hemen evlenmek ister.Ama nişanlısı,evini geçindirmek için geceler boyu elde çorap örmek zorundadır.Lee sevgilisinin bu zor işten kurtulması için el hareketlerini takip ederek daha hızlı bir çorap örme tekniği geliştirmeyi düşünür.”Neden bir hareketle sadece tek ilmek atılıyor?Büğtün sırayı tek seferde bitirebilmek mümkün olabilir” diye düşünen Lee,aynı anda birden fazla ilmek atabilmenin yollarını arar.Fakat el örmesinde kullanılan tığlarla ilmek atabilmek için parmak kullanmak gerekiyordu.Bunu makinede yapabilmek için Lee çengelli iğneyi düşündü. Bu buluş sonunda ,geliştirilen metal-tahta karışımı tezgahta elişinden sadece 6 kat daha hızlı üretim yapılabiliniyordu..Bir inç’te 8 ilmek atabiliyordu.Bu yün iplikler için uygundu ama ipek için çok kabaydı.Lee’nin buluşu bugün örme teknolojisinin temellerini oluşturur.Lee tarafından icat edilen makine ,Kraliçe 1.Elizabeth’he takdim edilir ve patent başvurusunda bulunulur.Fakat kraliçe örülen çorapların İspanya’da ipek kumaştan dikilen çoraplara göre daha kaba olmasını bahane ederek patent vermeyi reddeder.Üretilen çorapların”Majestelerinin ayakları için çok kaba bulunmuştur.
İnatçı Lee çalışmalarına devam eder ve ipek kullanılabilecek kadarince olan yeni tip bir makine tasarlar.Yeni makine bir inch’te 20 ilmek atabilmektedir.Tekrar patent başvurusunda bulunur..Ama cevap aynıdır.Kraliçe el örgü işçilerine maddi anlamda zarar vereceği ,işsizliğin artacağı ve tekelleşmeye yol açacağı gerekçesiyle patent vermeyi reddeder.
Bunun üzerine Lee erkek kardeşiyle birlikte Fransa ekonomisini geliştirmeye çalışan Kral IV . Henrri’nin davetine uyarak Fransa’da Rouen’e yerleşirler.Orada tezgahıyla 8 yıl boyunca çorap üretmiştir.Fransa kralı tarafından kabul edilen ve makinesi için patent alan Lee 16 şubat 1612’de Pierre de Caux ile çorap örme makinelerinin üretimi için sözleşme yaptı.Böylece çorap makinesinin ilk ticari üretimi Fransa’da yapılmış oldu. Lee hakkındaki son yazılı belge ,1615 tarihli olarak kendisinin Rouen’de yaşayan ve çorap örme işiyle uğraşan bir kişi olduğuna dair bir Fransız vesikasıdır.
Fransa’nın Almanya ve Saksonya’ya da geçen Lee’nin ölümü üzerine işçileri ve bazı iddialara göre kardeşi ingiltere’ye dönerek İngiltere’nin çorap makinesi yapımını tekeline geçirmesine neden olmuştur..Böylece İngiltere çorap makinesinin özelliklerini öğrenen ve 1656’da bir şirket kuran Jean Hindret’e kadar makine imalatını kendi tekelinde tutmayı başarmıştır.
Lee’nin icadı her ne kadar çorap üretimine hız kazandırmıyor olsada özellikle elit Avrupalılarda nakış ve taşlarla süslenmiş elişi ipek çoraplar kullanılmaya uzun yıllar devam edildi. Lee’den sonra çorap örme tekniğindeki gelişme için bir yüzyıl daha beklemek gerekti.18.yy Boyunca gerçekleştirilen ilelemelerin en önemlisi JedediahStrutt adlı bir mucit tarafından gerçekleştirildi. Strutt: Lee’nin tezgahları üzerinde çalışarak,bu tezgahlarda ribli örgüyü yapabilecek ilave aparatlar kullandı. Bunun sonucunda örülen daha esnek ve bacağısaran bir forna kavuştu. Strutt ve 3 ortağı yaptıkları icat için patent aldılar.(1759). Gelişme yavaşda olasa bu onların zengin edecek bir gelir sahibi olamlarını saqğlamıştı..Ürettikleri makine “Deby Rib” olarak tanındı.ve bu tezgahlarda üretilen çoraplar kısa sürede popüler oldu.
19.yüzyılın ikinci yarısında Lee’nin makinesi geliştirilerek demirden mamul paget tezgahı, 1864'de William Cotton'un icadı olan ve örgüyü ileri geri atkılar atarak gerçekleştiren yassı kolu makinesi kullanıma sunulmuştur..Cotton makinesinden sonra artık el sisteminden makine sistemine geçilmiştir. Ton ağırlığındaki bu makine 100-150 bin parçadan oluşmakta ve bir düzine çorabı bir arada örebilmekteydi.Cotton’un makinesinde iğneler daha öncekiler gibi yatay deyil dikey konumlandırılmıştı.
SANAYİLEŞME SÜRECİ
Dikişsiz çoraplar 19.Yüzyılın ortalarındad geliştirilen yuvarlak makinelerde örülmüştür..Bunlarda örgü esnasında ilmek sayısı arttırılıp azalmadığından 100 yıla yakın bir süre çoraplar düz boru şeklinde üretilmeyedevam edilmiştir.
Sanayileşmeyle birlikte 19.yyBaşı itibariye çorap; büyük miktarlı kapasiteye sahip fabrikalarda üretilmeye ve ihraç edilmeye başlandı..Üretimin ana merkezi İngiltere’deNottingham; Almanya’da Chemnitz idi..Bunun yanı sıra Fransa’da ipek çorap üretiminde söz sahibi idi.tabi ki bahsedilen üretim ,toplam tüketim içinde çok önemli bir yere sahip değildi.Doğaldır ki özellikle kırsal kesimlerde çorap ihtiyacı daha uzun yıllar evde örülen çoraplarla karşılanacaktı.
image    image
20.YY. TEKNOLOJİ SÜRECİ ÇORAPTA "NAYLON" KULLANIMI
20.yüzyıl çığır açan birçok yeniliğn zaman dilimiydi: 28 Şubat 1935 tarihinde Wilmington (Delaware,USA)’daki Amerika Kimya Sanayi Birliği E.I.Du Pont de Nemours & Co . Araştırma müdürü Dr. Wallece Hume Carothers,ilk naylan elyafını geliştirdi.
Kimyasal açıdan bakıldığında Naylon , amidler tarafından bağlanmış ve eşdeğer ünitelerden oluşmuş bir yoğuşma polimerinden başka bir şey deyildi.Bu nedenle Naylon genellikle Polyamid’lere ait olarak kabul edilmiştir.Tarihsil açıdan bakıldığında,tamamiyle organik maddelerden (Karbon,su ve hava) üretilmiş olan ilk sentetik elyaf söz konusuydu. Hexamethylendiamin ve Adipin asidi kimyasal elementlerinden polykondensasyon sonucunda Naylon elde ediliyordu.En sık kullanılan versiyon aynı zamanda Naylon 66 veya PA66 olarak da adlandırılan Naylon 6,6’dır.”Naylon” ismininçoğunlukla sentetik elyafın Naylon üretilen bu her iki yere atıf yapılarak anıldığı düşüncesiyle “NY”(New York için) ve”Lon” (London için) alıntılarını yansıttığına inanılırdı..Ancak bu doğru deyildir.1940 yılında Kimya Sanayi Birliğ DuPont’tan John w.Eckelberry,”nyl”nin öylesine seçilmiş bir hece ve “ön”ekininise sadece diğer elyaflar için de kullanıldığı gibi örn.”cotton”buna eklenmiş bir uzantı olduğunu idda etmişti.1978’de DuPont ismin kökeninin”NoRun”olması gerektiğini açıkladı çünkü muhtemelen ürün müşterilere de telkin edildiği üzere sürekli giden ilmiklerden imal edilmemeliydi.Ancak yanlış iddialardan kaynaklanabilecek yasal uyuşmazlıklardan çekinerek isim “Nylon”olarak değiştirilmişti.Buradan yola çıkarak “Nylon“ ismiyle ilgili başka bir açıklama olarak da malzemenin bulucusu olan Wallece Carothers’un imageselyafla ilgili başarıya atıfat bulunarak “Now You Losy Old Nipponese” sloganıyla kutlama yaptığı tezide ortaya atılmıştı. Buna bağlı olarak ismin içinde nihayet Japon doğal ipeğiylerekabet içine girebilecek olan çok değerli bir sentetik elyafın geliştirilmiş olmasının mutluluğunun da vurgulanması arzu edilmişti.Ancak elyafın “Naylon”ismini Carothers’in ölümünün ardından almış molması bu anekdotu çürütmektedir.1920’lerde kadın giyisilerinilerinin etek boylarının kısalması sonrasında bacaklar ve bunlara giyilen çoraplar görünür hale geldi..bu dönemde şeffaf çoraplar ipek yada suni ipekten imal adilmekte ve uyluğun üst kısmında sonlanmaktaydı.1930’lardan sonra bu çorapların yapımında naylon kullanılmaya başlandı.Butarihten sonra kadıngiyiminin değizmez bir parçası haline gelen naylon çoraplar popülaritelerini 1960 ‘lara dek sürdü.
Yeni malzemenin geliştirilmesinden hemen birkaç yıl sonra Wilmington’da Naylon’dan yapılan ilk çoraplar piyasayaarz edilmişti.Ticari olarak çok başarılı naylomn çorap böylece doğmuştu.Üç saat içinde 4.000. çift satılmıştı.ABD’de gerçek naylon konjöktürü ortaya çıkmıştı.15 Mayıs 1940 tarihinde dört gün içinde dört milyon çift Naylon çorap satılmıştı.Kadınlar her yerde bu mucize çorabın peşine düşmüştü. Tabakalar halindeki naylonların birleştirilmesiyle üretilen arkası dikişli naylon çoraplar son derece seksi bulunuyor ,dönemin aktristleri ve sosyetesi tarafından baş tacı ediliyordu..Fakat II.dünya savaşı patlak vermesi ile her şey bir anda altüst olmuş ve naylon imalatının ordu ihtiyacı için kullanılmaya başlaması ile naylon çorap için bir duraklama dönemi başladı.Dikişli naylon çorap bulamayan kadınların çorap görüntüsü verebilmek için bacaklarının arkasına kömür ve göz kalemiyle yukarıdan aşağıya doğru dikiş çizgisi çizmesiyse ayrı bir tarihi anekdot.
Külotlu çorap ilk kez Amerika ‘da allen Gant Senior tarfından 1959’da icad edilmiş ve Kuzey Carolina’da Glen Raven Mills şirketi tarafından üretilmiştir.Geliştirilen dairesel örma makineleri hem el işçiliğni azaltmış hemde dikişsiz çorapların yapımını olanaklı kılmıştır..Glen Raven Mills şirketi 1965’te ilk dikişsiz külotlu çorabı piyasaya sürmüştür.Külot ve çorabı birleştiren bu giyisi büyük ilgi görmüş ve özellikle tetiklediği mini etek modası ile birlikte 1960’larda büyük bir hızla yayılarak naylon çorabın yerini almıştır..Külotlu çorabın yayılması korse ve jartiyerkullanımının da azalmasına yol açmıştır.aynı dönemde Spandex veya Elastan’ın icadı külotlu çorabı daha rahat kullanışlı ve şık hale getirmiştir.

11 Temmuz 2020

Ali Şir Nevai ( Türk Şairi)

9 Şubat 1441'de Özbek Türk'ü şairi Ali Şîr Nevaî Herat'ta dünya'ya geldi. 

Nevai, Türk Bilge Kağan ve Kaşgarlı Mahmut’dan sonra tarih içinde tanıdığımız en şuurlu Türk milliyetçisidir. Milliyetçiliği hamasi değil; dönemin koşullarında dil istiklalinin gereklerini ortaya koyan bir yapıdadır. Milliyetçilik anlayışı öncekilerden daha derin ve geniştir. Bu milliyetçiliğin amacı: Bir kültür ve edebiyat dili vasıtasıyla bütün Türklüğü birleştirmek, tek bir ruh bayrağı altında toplamak, diye özetlenebilir. Bunu sağlamak için Türklerin tek bir dil ile konuşmasını, Türk’ün dile sahip olmak şuuru ile, birlik halinde tek ve büyük millet olmasını ister. Türklük “tabii” ve “fiili” olarak vardır ama Nevai, bunun “sosyal bir öz” kazanmasını dilemektedir. Nevai, kendi şiiriyle bu Türk dili birliğini kurduğuna inanır ve bununla öğünür. Onun türlü eserlerinde şu sözleri görürüz: “Cihanda Türk edebiyatı bayrağını kaldırmak suretiyle Türkleri tek millet haline soktum. Hiç ordum olmadığı halde Çin sınırına ve Tebriz’e kadar bütün Türk ve Türkmen illerini sırf divanımı göndermek suretiyle fethettim. Hatiften gelen bir ses bana: -Sen kılıçsız olarak ve yalnız kalemin ile Türk milletinin kalbini fethedeceksin. Onları tek bir millet yapacaksın. Türk ülkesi sana aittir! dedi.” Bunları söyleyen Nevai’nin sırf bir Çağatay Türkçesi şairi değil, emel ve ülkü sahibi bir kültür milliyetçisi olduğu açıktır. (ö. 3 Ocak 1501)

10 Temmuz 2020

Paul Gauguin Eserleri - 2

Kimmerler



Kimmerler’in ne denli mühim bir toplum olduğunu ve Ön Türk Tarihindeki kıymetini anlayabilmemiz için bazı hususların altını çizerek bir ön malumat edinmemiz faydalı olacaktır. Kimmerler, Tunç Çağının yaşandığı M.ö. 3000 – 1000 Yılları arasında yaşamış, yaşadıkları coğrafyada derin kültürel miraslar bırakmış, günümüzde efsane ve masal karakterlerine kadar konu edilmiştir.

Kimmerler’in yaşantılarını konu eden dünya çapında bilinirliğe sahip ilk efsanevi kaynak Conan olmuştur. Barbar Conan, Batı Asya’da yaşayan Kimmerler adlı bir topluma mensup iyi yürekli, çok güçlü ve yenilmez bir savaşçı olarak masallara konu edilmiştir. Kimmerlere atfedilen bir diğer efsanevi kahramanda Amazonlar olmuştur. Savaşçı Amazon Kadınları, katıldıkları savaşlarda üç düşman öldürmeden evlenememekte, çok iyi ok kullanan bu savaşçılar daha iyi ok atabilmek için sağ göğüslerini kesmektedirler. Şüphesiz efsanelere konu edilen bu toplum, efsane olarak bahsi geçen hususlara ilham verecek yetenek ve güce sahiptirler.


Kimmerlerin Türklüğü

Kimmerlerin kökeni, şüphe götürmeyecek şekilde Asya’ya dayandırılmaktadır. Zira varlıklarının tespit edilmesi ve keşfedilmelerine mukabil elde edilen arkeolojik bulgulardan yola çıkılarak kökenleri araştırıldığında ilk emareler Asya kökenli Turanid bir kavim olduklarını göstermiştir. Müteakip evrelerde gerçekleştirilen araştırmalar ve elde edilen bulgularda bu tezi güçlendirmiş, teyit edici bir unsur olarak Filolojik kalıntılarla da bu tez doğrulanmıştır.

Kimmerlerin, Hing-Nu(Hun) toplumunu ortaya çıkartan Turanid bir kavim olduğu su götürmez bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır. Zira Sümerler, İskitler ve hatta Hunların mesnedini teşkil eden Turanid kavim, Kimmerlerin de atalarıdırlar. Hunların, İskitlerin ve Kimmerlerin Turanid kavme dayandırılmaları elbette varsayım değildir. Bu Ön Türk toplumlarının tümünde tesadüf olarak nitelendirilemeyecek derin kültürel ortaklıklar bulunmaktadır. Bu kültürel ortaklığın en önemli göstergesi kurganlardır.

Kurgan Kültürü, yalnızca Türk ve Ön Türk toplumlarına özgü bir tinsel öğedir. Tarih boyunca hiçbir kavimde Kurgan âdeti görünmemektedir. Bir istisna olarak Mısırlılarda görünen Piramit yapılar ve ölünün kutsallaştırılması Kurgan kültürüne benzetilebilir ancak Ön Türklerin atalarını teşkil eden Afanasyevo Kültürü, M.ö. 5000’li yıllara kadar geriye gitmekte, oysa Mısır kültürü ve Piramit yapıların ortaya çıkması ancak M.ö. 2000’li yıllara kadar tarihsel derinlik arz edebilmektedir. Bu bakımdan Mısır kültüründeki Piramitlerin oluşumu Kurgan kültürün ortaya çıkışından çok daha sonraları, belki de Kurgan kültürünün tesiriyle ortaya çıkmıştır.

Kurgan Kültürü, ölümden sonra yaşama inanan ve İbrahimi dinlerin ortaya çıkmasından önce de bu inanışa sahip olan Türkler tarafından ölünün dirileceği ana kadar rahat etmesi inancıyla ortaya çıkmıştır. Bu inanç bağlamında Türkler ve Türkleri ortaya çıkartan Ön Türk toplumları, arkalarında tarihsel bir imza olarak Kurganları miras bırakmıştır. Günümüzde arkeolojik çalışmalar yürüten tüm Arkeologlar, bir bölgede Kurgan ile karşılaştıklarında ihtilafsız olarak bu bölgede Turanid yani Ön Türk toplumların yaşadığını kabul ederler.

Kimmerler’in Ön Türk toplumlarından biri olarak kabul görmesinin en büyük dayanağı Kurganlardır. Üstelik elimizdeki bulgular kurganlarla sınırlı da değildir. Yaşadıkları Kuzey Karadeniz, Hazar, Kafkaslar ve Anadolu coğrafyasında arkalarında arkeolojik buluntular da bırakmışlardır. Bu buluntular ışığında Ön Türk toplumu olduğu bilinen İskitler ve Kimmerlerin aynı kültürel kökenden geldikleri şüphe götürmez bir gerçek haline gelmiştir.


Kimmerler’in Türklüğü, yalnızca arkeolojik buluntularla sınırlı değildir. Kimmerler, ilişkide bulundukları komşu toplumların tarih kaynaklarına geçmiş, bu kaynaklarda Kimmerler Türk Dünyasına mal edilmiştir. Antik dünyanın son büyük tarihçisi olan Yunanlı tarihçi Procopius, Kimmerlerin Bulgarların atası olduğunu belirtmiştir. Pers tarih kaynağı Mücmel el Tevarih’de de Kimmerler Bulgarların Atası olarak ifade edilmiş, Kimmerlerin atasının ise Nuh’un oğlu Yafes’in 7. Oğlu Kemari olduğundan bahsedilmiştir. Yabancı kaynaklarda ifade edilen hususlar Türk Dünyasındaki kaynaklar tarafından da teyit edilmektedir. Türki bir kavim olan Macarlar kendi kökenlerini bir Kimmer Kralının Utirgur ve Kutirgur adlı iki oğluna dayandırmışlardır. Hazar Devleti Hakanları da yine kendilerinin Nuh’un oğlu Yafes’in oğlu Kimmer’in oğlu Togarma’nın soyundan geldiklerini ilan etmişlerdir.

Türklüğün kökenini ile ilgili kaynaklarda geçen Nuh-Yafes-Togarma-Türk künyesi, bir mit ya da masalsı bir ifade değildir. Zira bu ifadeler çok farklı tarihsel derinlikte, birbirleri ile ilişki içerisinde bulunmayan farklı devlet ve toplumların tarih kaynaklarında, gerek tarihsel geçerlilik arz eden yazılı kaynaklarında gerekse efsanelerinde sıkça karşımıza çıkmaktadır. Nuh-Yafes-Togarma-Türk silsilesi Tevrat’da, Arap, Pers, Yunan ve Macar tarih kaynaklarında birbiri ile paralellik arz edecek netlikte ifade edilmiştir. Bu ifadeler Türk Tarihini teşkil eden efsane ve mitlerde belirtildiği gibi Hükümdarlar tarafından da benimsenmiştir.

Elde ettiğimiz Arkeolojik, Filolojik ve Mitolojik bilgilerden yola çıkarak tarihsel vakaların paralelliği ışığında şu gerçeği açıkça ifade edebiliriz ki; Kimmerlerin Türklerin atası olduğu gerçeği ihtilaf edilemeyecek saydamlıkta ve açıklıktadır.

Kimmerlerin Tarihsel Serüveni

Kimmerler, M.ö. 20. Yüzyılda Kırım, Kafkaslar ve Doğu Karadeniz coğrafyasında ortaya çıkmış, M.ö. 800’lerde yine kendileri gibi bir Türk Kavmi olan İskitler’in Kafkaslardan gelmeye başlamasıyla bölgedeki hâkimiyetlerini kaybederek Doğu Anadolu ve Güney Karadeniz hattına çekilmek zorunda kalmış, bu bölgede yaşayan Lidyalılar, Asurlar ve Urartular arasında sıkışarak zayıflamış ve M.ö. 700’lerde bölgedeki üstünlüğünü kaybederek iki kol halinde Balkanlar ve Hazar Denizi bölgelerine göç ederek bölge halklarının içerisine karışmışlardır.

Kimmerler’in keşfedilmesi ve Milât Öncesi tarihteki medeniyetler arasında yerini alması 17. Yüzyılın sonlarında mümkün olabildi. Bu tarihe kadar varlıkları gün yüzüne çıkartılmamış olan Kimmerler, İskitlerin yaşadığı bölgelerde arkalarında bıraktığı Kurganlar için define avcılığı yapan bir çetenin çok değerli bir eser ele geçirmesi ve yakalanmasıyla ortaya çıkmıştır. Kimmerlere ait bir Kurganda kazı yaparak kıymetli bir tarihi eseri ele geçiren bu çete üyeleri dönemin Slav Devleti tarafından yakalanmış, yaptığı kazı ile ele geçirdiği kıymetli tarihi eser ise önemi hasebiyle Çar 1. Petro’ya ulaştırılmıştır. Slav Devleti, defineye el koyarak bu tarihi eseri St. Petersburg’a  götürür. Koleksiyoncuların tarihlendirilemeyen bu esere yoğun ilgi göstermesi üzerine ise söz konusu bölgedeki arkeolojik çalışmalar hız kazanır ve Kimmer Medeniyetine ait kalıntılar birer birer ortaya çıkmaya başlar.

Ortaya çıkan tarihi eserler, Kurganlardan çıkartılmış olmaları hasebiyle önce İskitlere mâl edilir. Ancak zamanla Kimmerler adlı bir medeniyete ait olduğu anlaşılır ve tarih kayıtlarında yeni bir sayfa açılır. Rus arkeologlar ve Asya tarihçileri bu konu üzerinde araştırmaları derinleştirirler. İskit araştırmaları beraberinde Kimmerler Medeniyetinin kalıntıları ile ilişkilendirilir ve her iki medeniyet birlikte araştırılmaya başlanır. Elde edilen bulguların teknik araştırmaları (Karbon testleri, yaş belirleme, yapım teknikleri, v.b.) ise 19. Yüzyılda gerçekleştirilir ve 20. Yüzyıla gelindiğinde Kimmerler’in Turanid olmakla birlikte müstakil bir medeniyet olduğu kesinleşir.

Elde edilen arkeolojik bulgular, Kimmerlerin M.ö. 2000 ile M.ö. 800 yılları arasında Hazar Denizi ile Tuna Nehri arasında yaşadıklarını ortaya koymuştur. En derin izlerini bıraktıkları Kırım bölgesi ise Kimmerler Medeniyetinin merkezi kabul edilir. Zira Kırım Yarımadası, ismini bu medeniyetten almış, Etimolojik kökeni itibariyle kelimenin kökünü teşkil eden KMR, KRM olarak evrilerek bu isim ile günümüze kadar ulaştırmıştır.

Ön Türklerin Ural-Altay kolunu teşkil eden Kimmerler, Kırım, Kafkasya ve Avrasya Bozkırlarına 1200 yıl gibi uzun bir süre ev sahipliği yapmışlardı. Peki Kimmerler buraya gelmeden önce nerede yaşamışlar ve sahip oldukları kültürel birikimleri nerede elde ederek hangi demografik serüvenle Avrasya Bozkırlarına sürüklenmişlerdi? Elbette bu soruların cevabı, tüm diğer Türk Kavimlerinde olduğu gibi Kimmerler içinde aynı istikameti işaret etmektedir. Sümerler!

Türk Toplumlarının atası olan Afanasyevo İnsanları, M.ö. 7000’li yıllarda Aral gölünde ortaya çıkmış, M.ö. 5000’li yıllarda bugünkü Türkmenistan havzasına ulaşmış, buradan da Orta Doğu bölgesine yerleşerek Sümerler Medeniyetini kurmuşlardı. Bu tarihe kadar ortak kültür ve toplumsal yapıya sahip bu toplum, Sümerler dönemine kadar kendilerine muhtelif isimler vermiş, özerk bir yapıya sahip olsalar da toplumsal ayrışmaların meydana gelmediği bu tarih öncesi devirlerde müstakil bir kültürel doku kazanarak diğer tüm medeniyetlerden ayrılmışlardı. Sümerler dönemi ile Dünyanın ilk medeniyetini inşa eden bu toplum, Sümerlerin yıkılmasından sonra küllerinden kavimler, medeniyetler ve toplumlar çıkartmış, bu toplumlardan biri de Türkler olmuştur.

Sümerlerin Semitik kavimler tarafından yıkılmasından sonra (M.ö. 2000), Sümer Medeniyetinin mensupları olan toplumlar Sümer bütünlüğünden ayrılarak kendi kimliklerini ve unvanlarını kazandılar. Merkezi koruyucu idarenin ortadan kalkması ile birlikte aynı otoritenin altında birleşemeyen bu toplumlar, hükümdarlarının isimlerini alarak kendi kimliklerini edindiler ve kendi merkeziyetçi yapılarını muhafaza ederek tarih sahnesine müstakil birer toplum olarak çıktılar. Bu toplumlardan Asşur’a bağlı olanlar Asurlular, Arpadşad’a bağlı olanlar Araplar, Aram’a bağlı olanlar Aramiler, Elam’a bağlı olanlar Elamlılar, Türk’e bağlı olanlar Türkiler olarak tanımlandılar.

Sümer toplumu asli unsur olan Afanasyevo insanları tarafından kurulmuşlardı ancak devletin asli unsurları olan Afanasyevo insanları (Turanid Kavİm), Sümer devleti sonrasında bir kısmı yerleşik kalarak Mezopotamya’nın yerlileri olmuş, bir kısmı ise bu coğrafyadan göç ederek farklı medeniyetleri tarih sahnesine çıkartmıştır. Mezopotamyada kalmayın tercih eden Sümerliler Semitik kavimlerle yakın münasebet içerisine girerek günümüzdeki Ortadoğu kavimlerinin atalarını meydana getirdiler (Asurlar, Urartular, Elamlılar, Aramiler, Museviler, Ortadoğu Arapları, v.b.). Sümer Medeniyetinin yıkılmasından sonra burada kalmayıp göç eden Sümerliler ise sahip oldukları kadim kültürü (Afanasyevo Kültürü) Anadolu, Kafkaslar, İç Asya ve Balkanlara taşıyarak Ön Türk Kültürü olarak tanımladığımız Afanasyevo kültürünü dünya coğrafyasına taşıdılar. Bu sebeptendir ki Ön Türkler olarak adlandırdığımız Afanasyevo kültürünü taşıyan Turanid Kavmin izlerini tarih öncesi devirlerde çok farklı coğrafyalarda görebilmekteyiz.

Kimmerler de Sümer Medeniyetinin yıkılması sonrasında vücut bulmuş ve tarih sahnesine çıkmışlardır. Sümer Medeniyeti, birliğini kaybettikten sonra Semitik kavimlerin (Akadlar) istilalarına maruz kalınca Mezopotamyayı terk eden Turanid Kavim üç farklı kola ayrılarak bölgeyi terk ettiler. Birinci kol doğu istikametinden İç Asya’ya göç ederek Hing-Nu’ları meydana getirdiler. Diğer bir kol Anadolu’nun içerisine girerek Batı’ya ilerlediler ve Etürks/Truska toplumlarını meydana getirdiler. Diğer bir kol ise Kuzey’e doğru ilerleyerek Kafkaslar ve Kuzey Karadeniz hattına göç edip Kimmerler’i meydana getirmişlerdir.

Sümer Devletinin yıkılması üzerine Hazar Denizinin güneyinden Kafkaslar ve Doğu Avrupa hattına ulaşan Kimmerler, burada hem nüfuz hem de kültürel olarak büyük bir medeniyet inşa ettiler. Kimmerler’in en önemli yerleşim yerleri olan Kırım Yarımadası, Kimmer medeniyetinin derin izlerini taşımaktadır. Bu bölgede ortaya çıkartılan Kurganlar üzerinde yaş tetkikleriyle elde edilen bulgular Kimmerlerin bu bölgeye M.ö. 2000’li yıllardan itibaren yerleşmeye başladığını göstermektedir. Kırım ile birlikte Kafkaslar bölgesinde de yerleşik durumda olan Kimmerler, Tunç çağının taşıyıcı ve temsilcileri olarak ön plana çıkmışlardır.

Kimmerler, Kafkaslar ve Doğu Avrupa hattına göç hareketlerine giriştiği dönemde bu bölgede Hint-Avrupa kökenli bazı küçük kavimler ve Yunanların ataları olan Akha’lar yaşamaktaydılar. Kalabalık kitleler halinde bu bölgeye göç eden Kimmerler, bu iki kavmin yaşam alanlarını daraltmışlardı. Kimmer baskıları nedeniyle yaşadıkları bölgeyi terk etmek zorunda kalan Hint-Avrupa kavimleri Avrupa’nın içlerine doğru kaydılar ve bugünkü Ukrayna bölgesine göç ettiler. Akhalar ise Batı Karadeniz hattını takip ederek önce Balkanlar sonra Yunanistan yarımadasına doğru göç hareketine giriştiler. Kimmerlerin Doğu Avrupa’ya ilerleyişleri, kendilerinden daha az sayıdaki bölge kavimlerinin göç etmelerine neden olarak Avrupa’da bilinen ilk kavimler göçünü meydana getirmiş oldu.

Kimmerler, M.ö. 1300 ile M.ö. 800 yılları arasında Kafkaslar bölgesine yayıldılar ve yaşam alanlarını Volga nehrinden Dinyeper’e, Kırım’dan Doğu Avrupa bozkırlarının kuzey ormanlarına kadar genişlettiler. Kimmerlerin bu bölgede bıraktıkları en büyük miraslar ise Ahşap yapıdaki kurganlar ve ata mezarları olmuştur.

Kimmerler hakkındaki arkeolojik buluntular, bu bölgede M.ö. 2000’li yıllardan itibaren yaşamaya başladıklarını göstermektedir. Kimmerler’in yazılı kaynaklarda karşımıza çıkması ise M.ö. 800’lü yılları bulur. Kimmerler ile yakın münasebet içerisinde bulunan Akha’ların Kimmerler hakkında elde ettiği bilgiler Antik Yunan tarih kaynaklarına yansımış, bu kaynaklarda Kimmer toplumu Kymmerioi/Kymmerio olarak telafuz edilmiştir. Kimmerler hakkında literatür olarak ifade edilebilecek ilk kayıtlar Homeros tarafından kaleme alınmıştır. Antik Yunan Tarihçisi Homeros, Kimmerlerin Yer Altı Tanrısı Hades’in karanlık gölgelerinde yaşadıklarını ifade eder. Homeros’un bu ifadesi, Kimmerlerin dönemin en güçlü toplumlarından olan Antik Yunan kavimler üzerindeki ürkütücü etkisini göstermektedir.

Diğer bir Yunan Tarihçisi Heredotos ise İskitler ve Kimmerler hakkında önemli bulgular kaydetmiştir. Heredotos, Kimmerler’in Volga - Dinyeper havzasının ilk sakinleri olduklarını belirtir. Diğer bir Antik Yunan Tarihçisi Strabon ise bu bilgileri teyit eder. Kimmerlerin İskit istilalarından sonra Kafkaslardan çekilmesinden sonra bu bölgeye yerleşen Antik Yunan toplumlar, bu bölgelere Kimmerikum, Kimmeris, Kimmerike gibi adlar vermişlerdir. Hatta günümüzde Kerç boğazı olarak bilinen Kırım Körfezi, bu tarihlerde Bospuruk Kimmerius yani Kimmer Boğazı olarak adlandırılmaktadır.

İtil-Dinyeper bölgesinde 1300 yıl gibi çok uzun bir süre yaşamış olan Kimmerler, elbette bu bölgede derin izler ve benzersiz miraslar bırakmışlardır. Kalabalık kitlelerle bu bölgeyi yurt edinen Kimmerler, bu süre zarfında büyük bir tehditle karşılaşmamış ve yaşadıkları bölgeleri terk etmek zorunda kalmamışlardı. Kimmerlerin Doğu Avrupa bozkırlarında yaşadıkları dönemde Anadolu, Sümer Devleti sonrası önemli demografik gelişmelere sahne olmuştu. Sümer Devleti sonrasında ortaya çıkan Asurlular güçlenmiş ve Doğu Anadolu hattında büyük bir medeniyet haline gelmişlerdi. Lidyalılar ise Batı Anadolu topraklarında dönemin en zengin ve müreffeh medeniyetini inşa etmişlerdi. Bir şehir devleti olan Urartular ise güçlenmiş, Doğu Anadolu hattında yayılmaya başlamışlardı. Kimmerler, yaşadıkları coğrafyada büyük bir tehditle karşılaşmadan varlıklarını 1300 yıl gibi uzun bir süre devam ettirebilmişlerdi ancak bu dönemde ortaya çıkan Demografik gelişmeler nihayet Kimmerleride etkileyecektir.

M.ö. 8. Yüzyıl Anadolu medeniyetlerinin birbirleriyle mücadelelerine sahne oluyordu. Benzeri bir tezahürde İç Asya’da meydana gelmekteydi. Kimmerler’in de ataları olan Turanid Kavim, Sümer Medeniyetinin yıkılmasından sonra üç kola ayrılmış, bir kolu Batıya göç etmiş ve zamanla tarih sahnesinden silinmiş, bir kolu kuzeye göçmüş ve Kimmerleri meydana getirmiş, diğer bir kolu ise güneşin doğduğu yöne doğru göç ederek Asya Türkleri olan Hing-Nu’ları meydana getirmişti. Doğuya göç eden bu Turanid kavim, Çin hanedanlığı ile komşu olmuş ve bugün Türkistan olarak anılan bölgeyi 1000 yıl gibi uzun bir süre yurt edinmişti. M.ö. 9. Yüzyıl, İç Asya için büyük Kuraklık dönemi olarak anılmaktadır. Taklamakan çölünün sıcak ve kurak iklimi Kuzey bozkırlarına yayılmaya başlamış ve bu kuraklık konar-göçer bir yaşam geliştirmiş, geçimini hayvancılıktan sağlamakta olan Asya Turanidlerini fevkalade olumsuz yönde etkilemişti. Yaşanan kuraklık nedeniyle bozkırlara ihtiyaç duyan bu kavim göç etmek zorunda kaldı ve kalabalık kitleler halinde Batıya doğru uzun bir göç yolculuğuna çıktılar. Tarihe İskitler (Sakalar) olarak kaydedilen bu toplum atlı süvarilere sahip, konar göçer yaşam tarzlarıyla hızlı hareket edebilen ve oldukça kalabalık bir kavimdi. İskitlerin M.ö. 9. Yüzyılda başlayan göç hareketleri ile Doğu Avrupa ve Kafkaslar bölgesine ulaşmaları Kimmerler toplumunun sonunu hazırlayan temel etken olmuştur.

İskitler, M.ö. 9. Yüzyılda başlayan göç dalgaları ile Hazar Denizinin kuzeyini geçip İtil nehri boylarına dayandıklarında bu bölgenin 1000 yıllık sakinleri olan Kimmerler, Atlı orduları, tekerli çadırları ve kalabalık kitleleriyle İskitler’in taarruzlarına karşı koyamaz durumdaydılar. Güçlü silahları olan ve savaşçı bir toplum özelliği taşıyan Kimmerler, İskitler gibi nüfus olarak kalabalık olsalar da Savaşın hayatın doğal bir tezahürü haline geldiği İç Asya’dan kopup gelen, Atlı süvarilerle çok hızlı hareket edip konar-göçer yaşama alışmış olan İskitlerin akınlarına karşı koyamadılar. İskit akınları kısa süre içerisinde tüm Kimmer şehirlerini sardığında Kimmerler, 1000 yıllık yurtlarını terk edip göç etmek zorunda kaldılar.

Müstakil bir Ön Türk toplumu olan Kimmer Medeniyetinin Doğu Avrupa bozkırlarındaki hâkimiyeti, yine başka bir Ön Türk kavmi tarafından ortadan kaldırılıyordu. Birbirleriyle yüzlerce yıl boyunca irtibat kurmamış, on binlerce kilometre uzakta, farklı iklim ve coğrafyalarda yaşamış olan bu iki Turanid Ön Türk Kavmi, aradan geçen asırlara ve mesafelere rağmen şaşılacak derecede benzerlikler taşıyorlardı. İskit ve Kimmer araştırmacıları, bu iki toplumun arkalarında bıraktıkları kurganlar, çömlekler, vazolar ve savaş aletlerini incelediklerinde birbirlerinden ayırt edilemeyecek kadar benzeş olduklarını tespit etmişlerdir. Aradan geçen asırlar, kültürel teması engelleyecek coğrafi mesafeler ve siyasi tezahürlere rağmen bu iki toplumun aynı kültürün ve aynı kavmin bakiyeleri olduklarını açıkça görebilmekteyiz.

İç Asya’dan gelen yoğun İskit akınları Kimmerler’i bu bölgeden güneye doğru sürmüş, Urartu topraklarına kadar ilerlemek zorunda kalan Kimmerler, yeni bir tehditle yüz yüze gelmiştir. Kimmerler,  Urartular ile hâkimiyet mücadelesi içerisine girmek zorunda kalmışlardı. Urartular ile Kimmerler arasındaki ilk savaşlar M.ö. 800’lü yıllarda meydana geldi. Asur kaynaklarında bahsi geçen bu mücadeleler, Asur Kralı 2. Sargon’un oğlu Senherib tarafından Krala bildirilmiş, Kimmerler’in Urartuları ağır bir mağlubiyete uğrattıkları belirtilmiştir. Urartu Kralları 1. Argisti ve 2. Sarduri, Kimmerler’in taarruzlarıyla ilgili tuttukları kayıtlarda Kimmerler’in kalabalık bir orduya ve güçlü silahlara sahip olduğunu, Urartuların
bölgedeki hâkimiyetleri için tehdit oluşturmaya devam ettiklerini kaydetmişlerdir.

Urartu sınırlarına dayanan Kimmerler, Karadeniz Hattının kuzeyindeki hâkimiyetlerini tümüyle yitirmiş durumdaydılar. Kimmerler’in Urartularla M.ö. 800’lerde başlayan mücadeleleri M.ö. 700’lü yıllara kadar artarak devam etti. Urartu topraklarına giren ve gideren güçlenen Kimmerler bölgede önemli bir güç unsuru haline gelmişlerdi. Kimmerler yalnızca Urartular için değil bölgenin en güçlü Krallığı olan Asurlular içinde tehdit oluşturmaya başlamıştı. Kimmerler, M.ö. 714 yılında Urartuları büyük bir yenilgiye uğratarak Doğu Anadolu hattını kırıp Kumuh(Adıyaman), Meluddu(Malatya), Tabal(Nevşehir), Şubria(Diyarbakır), Habuşya(Ereğli) şehirlerine girdiler. İç Anadoluya kadar ilerleyen Kimerler, buradan da Kuzey’e doğru yayılıp Sinope(Sinop) şehrini ele geçirdiler.

Kimmerler’in Anadolu’nun içlerine doğru ilerleyişleri kalıcı olamadı. Zira Asurlar ve Anadolu’nun batısında hüküm süren zengin Lidya Krallığı arasında kalan Kimmerler, bu bölgelerden çekilmek zorunda kaldılar ve Sinop şehrini merkez yaparak Güney Karadeniz’i kendilerine yurt edindiler. Anadolu içlerinde ilerleyemeyen Kimmerler, Güney Karadeniz hattı boyunca genişleyerek Herakleia Pontika(Karadeniz Ereğlisi) ve Trapezos(Trabzon) bölgesine kadar olan geniş coğrafyada söz sahibi duruma geldiler.

Önce Kafkaslardan sürülen, ardından Urartu sınırlarına dayanan ve İç Anadoluya giren ancak burada da tutunamayan Kimmerler, Güney Karadeniz bölgesine yerleşebilmişlerdi. Ancak Kimmerler’in bu bölgedeki hakimiyetleri de uzun sürmedi. Kimmerler’i Kafkaslardan çıkartan İskitler bu kez Doğu Karadeniz hattı üzerinden Anadolu’ya girmişlerdi. İskitler ile Kimmerler’in Güney Karadeniz hattı boyunca giriştikleri hâkimiyet mücadelesi sonuç vermedi. İskitlere karşı galip gelemeyen Kimmerler, çetin savaşlar sonunda mağlup olarak burayı da terk etmek zorunda kaldılar. İskitler, Kimmerlerden sonra Urartular ile mücadele içerisine girişmişlerdi. Kimmerlerin hükümdarı olan Dugdamme, İskitlerle Urartular arasında yaşanan mücadelelerden fırsat bularak tekrar İç Anadolu’ya girdiler. Bu dönemde Orta ve Güneydoğu Anadolu Frig Krallığı tarafından yönetilmekteydi. M.ö. 750’li yıllarda Balkanlar üzerinden Anadolu’ya giren ve İç Anadolu bölgesinde güçlü bir krallık kuran Frigler, bulundukları coğrafyaya yarım asırdır hükmediyorlardı. Kimmerler, Karadeniz hattındaki hâkimiyetlerini kaybedince Frig başkenti Gordion’a girdiler ve büyük bir mücadele sonucunda şehri ele geçirdiler (M.ö. 696).

Kimmerler, İskitlere karşı galip gelememişlerdi ancak önce Urartuları zayıflatmış, sonra Frig Krallığını yıkarak İç Anadolu’da yeni bir yurt edinmişlerdi. Kimmerler, bu büyük başarıya rağmen burada da tutunamadılar. Asur Kralı Habuşna, Kimmerlerin İç Anadolu’daki hâkimiyetlerinin güçlenmesine izin vermedi ve ordusunun başına geçerek Kimmerler üzerine büyük bir sefere çıktı. M.ö. 679’da Harekleia Pontika (Karadeniz Ereğlisi) şehrinde gerçekleşen bir savaş sonrasında büyük bir yenilgi alan Kimmerler, İç Anadolu’yu da terk etmek zorunda kaldılar.

Son Asur saldırısı Kimmerlerin bölgesel hâkimiyetinin sona ermesine sebep oldu. Zira İskitler, Urartular ve Friglerle mücadele ederek zayıflamış, bölgenin en güçlü Krallığı olan Asurluların son taarruzundan sonra çöküş sürecine girmişlerdi. Asurlar ile mücadele edemeyen Kimmerler, istikametlerini daha batıya, Lidya Topraklarına çevirdiler. Bu tarihlerde Lidya Krallığı Batı Anadolu’da büyük bir güç haline gelmişti. Oldukça zengin ve müreffeh bir yaşantıya sahip olan Lidyalılar, Parayı icat etmiş ve ticaretle de zenginleşmişlerdi. Kimmerler, Lidya topraklarına girdiklerinde Lidya Kralı Gyges, Asur Kralı Banipal ile ittifak kurarak Kimmerler’e karşı güç birliği yapmışlardı. Birkaç Lidya Şehrine girebilen Kimmerler, Asur ve Lidya ordularının ağır mukavemetine karşı koyamayıp mağlup oldular (M.ö. 657). Ancak Kimmerler bu yenilgiden kısa bir süre sonra tekrar Lidya topraklarına girerek büyük bir başarı elde ettiler ve Lidya başkenti Sardes’i almayı başardılar.

Lidya Kralı Kimmerlere karşı giriştiği savaşta ölmüştü. Yerine geçen oğlu Ardys, Kimmer’lere karşı Asur Kralıyla yeniden işbirliği yaptı. Bu işbirliği neticesinde Kimmerler Sardes’den çıkmak ve hatta Lidya topraklarını terk etmek zorunda kaldılar. Bir süre İç Anadolu bölgesine çekilen Kimmerler, M.ö. 638 yılında tekrar Lidya topraklarına girdiler. Lidya, Kimmerlere karşı koymak için yine Asurlular’ın desteğini almıştı. Kimmerler ise bölge halklarından olan Traklarlar ile ittifak kurdular. Traklar, Hint-Avrupa toplumu olan ve Tunç Çağından bu yana Doğu Avrupa üzerinde kalabalık kitlelerle yaşayan kalabalık bir kavimdi. M.ö. 650’li yıllarda Balkanlardan inerek İstanbul üzerinden Anadoluya girmişler ve burada mühim bir güç haline gelmişlerdi. Kimmerler Traklar ile işbirliği yapınca Asurlulardan yeterli desteği bulamayan Lidya Kralı Ardys, Kimmer akınlarına karşı koyamadı. Kimmerler, Traklardan aldıkları destekle önce Sardes’i, ardından Krallık sarayının bulunduğu Akropolis dışındaki tüm Lidya kentlerini kuşattılar. Buradan da Ege kıyılarına ulaşıp Ephesos (Efes), Menderes Magnasitası, Myos, Priene, Lebedos, Melia ve Miletos bölgelerine kadar ilerlediler. Ancak burada uzun süre kalamadılar ve esas yurtları olan Kapadokya’ya geri döndüler.

Kimmerler’in Lidya krallığı üzerindeki baskısı bir süre daha devam etti. Bu süre zarfında Kimmer taarruzlarına maruz kalan Lidya şehirleri Kimmerlerin yağma akınlarına maruz kaldı. Kimmerlere karşı kesin bir başarı kazanamayan Lidya Kralı Alyatles, tekrar Asur Kralından yardım istemek zorunda kaldı. Asur Kralının M.ö. 630 yılında yaptığı son sefer Kimmerler için yıkım getirdi. Büyük bir bozguna uğrayan Kimmerler, aldıkları ağır mağlubiyetten sonra tekrar toparlanamadılar. Kimmerler bu tarihten sonra varlıklarını devam ettirip Lidya Krallığı için tehdit oluşturmaya devam etseler de M.ö. 595 de yapılan son savaş Kimmerler’in sonunu getirdi. Lidya Kralı Alyatles, Kimmerleri büyük bir mağlubiyete uğratıp topraklarındaki Kimmer tehdidine son verdi.

Kimmerler, M.ö. 595’de aldıkları son mağlubiyetten sonra Lidya topraklarında barınamadılar ve düzensiz şekilde göç hareketlerine girişerek Anadolu’yu terk etmek zorunda kaldılar. Kimmerler’in bir kolu İstanbul üzerinden Balkanlar ve Macar Ovasına ulaştılar ve M.ö. 500’lü yıllarda tekrar ortaya çıktılar. Diğer bir kol ise Doğu istikametinde göç hareketine girişerek Hazar Denizine, oradan da eski yurtları Kırım’a göç ederek İskit toplumu içerisine karıştılar.
Göç hareketinden sonra müstakil varlıklarını devam ettiremeyen Kimmerler, güçlü kültürlerini Doğu Avrupa hattı boyunca yaşamaya devam etseler de bölgedeki halklar ile kaynaşarak asimile oldular. Buna rağmen arkalarında kadim kültürlerinin izleri bıraktılar ve yüzlerce yıl sonra Kuzey Karadeniz boylarına ulaşan soydaşları Peçenekler, Kıpçaklar ve Uzlar Atalarının topraklarına yerleşerek bir bakıma ata miraslarına sahip çıktılar.

Kaynak: Türk Tarihim

09 Temmuz 2020

Manzaralar - 1












 

Türkiye Şehirleri Türkiye Coğrafyası Dünya Şehirleri Dünya Coğrafyası Ülkeler



  • Blog Yazıları


    Email
    KISA KISA
    X



    Folower Button

    Takipçiler

    Company Info | Contact Us | Privacy policy | Term of use | Widget | Advertise with Us | Site map
    Copyright © 2020. merhancag . All Rights Reserved.

    Bilgi Mesajı

    Duvarı Aşamıyorsan Kapı Aç

    Kıssadan hisse Kısa Kısa'da sizi bekliyor...

    facebook sayfamızı takip edebilirsiniz!