Güzel Bir Hafta Sonu Dileriz

Kısa Kısa'da yeni bir Hikaye

Yolunacak Kaz?..

Sağlıcakla Kalın

×

Loading...
LÜTFEN KULAK VERİN "COVİD" TEHLİKELİDİR

















SON YAZILAR :
Loading...


23 Haziran 2020

Ülkeler Kahvaltıda Ne yiyiyor ?

image Coğrafi farklılıklar kahvaltı sofralarına da yansıyor ve her ülke güne farklı kahvaltı sofralarıyla uyanıyor
image İngiltere
image Küba
image İran
image Fas
image İspanya
image Hawaii
image Polanya
image Portekiz
image İtalya
image Avustralya
image İzlanda
image Brezilya
image İsveç
image Filipinlar
image Amerika
image Danimarka
image Fransa
image Almanya
image Alaska
image İskoçya
image Arjantin
image Hindistan
image Tayland

image İrlanda
image Vietnam
image Peru
image Kanada
image Bolivya
image Çin
image Macaristan
image Japonya
image Meksika
image Mısır
image Moğolistan
image Belize
image Pakistan
image Ürdün
image Kore
image Venezüella
image Gana
image Estonya
image Kolombiya
image Bahama
image Kostarika
image Türkiye

22 Haziran 2020

Van "Tarihi Eserler"

Ulu Cami
Eski Van şehrinde Tebriz Kapı ile İskele Kapı arasında yer almaktadır. Bugün oldukça harap olan yapıyı, 1913'deki W. Bachman'ın fotoğraf ve çizimleri ile 1970-1971 sezonlarında Prof. Dr. Oktay Aslanapa'nın yapmış olduğu kazılarda elde edilen buluntularla tanımak mümkün olmuştur. 0. Aslanapa'nın camiyi 14. yüzyıl başlarına tarihlendirmesine karşın, tarihi sürece ve yapı hususiyetlerine baktığımızda Selçuklu devrinde yapılmış olduğu anlaşılmaktadır. 15 71 tarihli Van vilayeti evkaf tahrir defterinde Cami-i Kebir'in Şah-ı Ermen evkafından olduğunun belirtilmesi bunu teyid etmektedir.
İşte Ulu Cami, Van Gölü çevresinde hakimiyet kuran Ahlatşahlar'dan I. Sökmen (1100-1112) veya II. Sökmen (1128-1185) zamanında yapılmış olduğu kabul edilmektedir. Dikdörtgen planlı cami, mihrab önü kubbeli ve çok destekli camiler grubuna girmektedir. Camiye kuzey duvarın batı köşesine açılmış bir taç kapıdan girilmektedir. Kuzey tarafına Osmanlı döneminde bir bölüm eklenmiştir. İç mekan, mihrab önünü örten mukarnaslı bir kubbe ile, bunu yanlardan çevreleyençapraz tonozlarla örtülü bölümlerden oluşmaktadır. Günümüze kadar ulaşan minaresi kuzeybatı köşede yükselmektedir. Tuğladan silindirik gövdeli olup, şerefeden sonrası yıkılmıştır. Günümüze ulaşmasa bile, aslında, süsleme ve mimari özellikleri bakımından oldukça hususiyetli iç mekana sahip olduğu eski resimlerden anlaşılmaktadır. Süslemeler iç mekan duvarlarında, mihrab ve dış cephedeki taç kapıda yoğunlaşmıştır. Tuğla ve alçıdan yapılmış süslemeler geometrik, bitkisel ve yazı örneklerinden oluşmaktadır.
Bugün minaresi ile temel seviyesinde duvarları mevcut yapının Van'da Selçuklu izlerini göstermesi açısından önemi büyüktür.

Kayaçelebi Camii
Eski Van’ın günümüzde kullanılan tek mimari eseri olan Cami, 17.y.y.’da yapılmıştır. Plan ve mimari bakımından Hüsrev Paşa Camii örnek alınarak yapılan Kayaçelebi Cami, kare planlı olup üzeri tromp geçişli bir kubbe ile örtülüdür. Kuzeyde beş gözlü son cemaat yeri ve kuzeybatıda dışa taşıntı yapan bir minare ile küçük bir avlu yapıyı tamamlamaktadır. Yapımında renkli taş kullanılmıştır.




Hüsrev Paşa Camii ve Külliyesi
Eski Van Şehri’nde yer alan külliyenin, çekirdeğini Hüsrev Paşa Camii oluşturmaktadır. Mimar Sinan’ın eseri olan Cami, 1567 tarihlidir. Yaklaşık kare planlı olan harim mekanının üzeri tromp geçişli bir kubbe ile örtülüdür. Beş gözlü son cemaat yeri yıkılmıştır. Kuzeybatıda minare yer alır. Kapı üzerinde kitabesi bulunmaktadır. İç mekan, beden duvarları ile kubbe kasnağında yer alan çok sayıdaki pencere ile aydınlatılmıştır. 2.00 m. yüksekliğe kadar duvarları kaplayan çinilerin Rus işgali sırasında sökülerek Leningrad Müzesi’ne götürüldüğü söylenmektedir. Süslemelerin birçoğu günümüze ulaşamamıştır. Dışa taşıntılı mihrap kalker taşından yapılmıştır. Dış cephedeki renkli taş işçiliği dikkat çekicidir. Cami dışında külliye, medrese, imaret, sıbyan mektebi, han, hamam, türbe ve misafirhaneden meydana gelmektedir.

Kızıl Cami
Eski Van'ın doğusunda Tebrizkapı mahallesinde bulunmaktadır. Sinaniye Cami veya Tebriz kapısı Camisi olarak da adlandırılmaktadır. Bugünkü caminin minaresi Selçuklu döneminden, cami kısmı ise, Osmanlı devrinden kalmadır. Üzerinde kitabe bulunmadığından hangi tarihte yapıldığı belli değildir.
Selçuklu devrinden kalma minare kare kaide üzerinde silindirik gövdeli olarak yükselmektedir. Kaide kısmı kesme taş, gövde tuğladan gerçekleştirilmiştir. Gövde üzerinde geometrik geçmeli bir şerit dolanmaktadır. Bu şeridin alt ve üst kesimlerinde baçini olarak adlandırılan çini tabaklar yer almaktadır. Bu minarenin de üst kesimi yıkılmıştır.
Sonradan yapılan cami enine dikdörtgen planlı olup, orta bölüm kubbe yanlar beşik tonozlarla örtülmüştür. Camiden duvarların bir kısmı gelmiş ve üst örtü tamamen yıkılmıştır. Camiye kuzey cepheye açılmış bir kapıdan girilmektedir. Biri son cemaat yerinde, diğeri harimde olmak üzere iki mihrabı bulunmaktadır.
Minare ve cami farklı dönemlere işaret etmektedir. Yalnız minare, Selçuklu devrinden önemli bir kalıntıdır.

Süleyman Han Camii

Van kalesi'nin üst kesiminde, yukarı stadelin batısında yer almaktadır. E. Çelebi'ye dayanarak K. Sultan Süleyman tarafından 1534 tamir ettirildiğin kabul edilmektedir. Minaresi Osmanlı'nın yöreye hakimiyetini gösteren sembol bir yapıdır.
Cami, kare planlı olup, üzeri düz toprak dam örtülüdür. 1987-88 sezonunda Prof. Dr. Taner Tarhan tarafından kazılarak harimi ortaya çıkarılmıştır. Günümüze kıble duvarının bir bölümü ulaşmıştır. Caminin doğu cephesinde yer alan minare kare prizmal kaideli ve silindirik gövdelidir. Kaide ve gövdesi kesme taş malzemeden yapılmıştır. Minarede şerefe korkulukları ve üst kasemi yıklımış vaziyettedir. Minaresi Van Kalesi'nin slüetizi etkileyen önemli kalıntılardan birisidir.

Horhor Camii
Eski Van'ın Horhor bahçelerine yakın bir yerinde yer almaktadır. Kitabesi ve vakfiyesi bulunmadığından hangi tarihte ve kim tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir. Mimari özelliklerine bakarak XVIII. yüzyıla tarihlendirilmektedir.
Cami enine dikdörtgen planlı olup, güney ve doğu duvarları ile günümüze ulaşmıştır. Örtüsü de yıkık olan camide, kıble duvarının ortasına yerleştirilmiş taş mihrab önemlidir. Dışa taşıntılı mihrap, dikdörtgen taşıntılı mihrap dikdörtgen görünüşlü istiridye yivli kavsara ile sonlanan beş kenarlı niş şeklindedir. Mukarnaslı bir tepeliği bulunmaktadır. Üzerinde kök boyalarla yapılmış kalem işi süslemeler mevcuttur.


Abbas Ağa Camii (Kethüda Ahmet Camii)
Eski Van'ın kuzeybatı tarafında, Horhor Camii ile Ulu Cami arasında yer almaktadır. Kitabesi bulunmadığından kim tarafından ve hangi tarihte yaptırıldığı kesin olarak bilinmemektedir. Ancak mimari durumuna bakarak XVIII - XIX. yüzyıllara tarihlendirilmektedir.
Enine dikdörtgen planlı caminin duvarları sağlam olup, üst örtüsü yıkılmıştır. Duvarlar altta taş, üstte kerpiçle yapılmıştır. Harime kuzey cephenin ortasına açılmış bir kapıdan girilmektedir. Giriş ekseninde, kıble duvarının ortasına yerleştirilmiş yarım daire planlı bir niş şeklinde mihrap bulunmaktadır.


Van Kalesi
Van Kalesi; Van şehir merkezine 5 km. uzaklıkta bulunan Van Gölü kıyısında ovaya hakim bir yüksek kayalık üzerine inşa edilmiştir. Büyük bir kaya kütlesi üzerine inşa edilen kale; 20-120 mt. değişen genişlikte, 1800 mt. uzunluğunda ve 100 mt. yüksekliktedir. Tuşpa adıyla uzun süre Urartu devletinin başkentliğini yapan kale, Urartu kralı Lutupri'nin oğlu Kral I.Sarduri tarafından M.Ö. 9 YY.'da yaptırılmıştır. I.Sarduri'nin döneminde çevredeki feodal beylikleri ve kabileleri bir araya getirilip şimdiki Van'ın yerinde Tuşpa adı verilen başkent oluşturulmuştur.
Kale, Urartuların M.Ö. VII. yüzyıl başlarında yenilerek Toprakkale'ye taşınmaları üzerine Asurların eline geçmiştir. 1915 yılına kadar sürekli iskan edildiği bilinen kale, orta çağda Selçuklu ve Karakoyunlular tarafından tahkim edilmiş, son şeklini ise Osmanlı döneminde almıştır.

Urartuların inşa ettiği kalelerin en görkemlilerinden birisidir Van Kalesi. Iç kale ve dış kale olmak üzere iki kısımdan oluşmaktadır. Iç kaledeki Urartu döneminden kalma en önemli yapılar Sardur (Madır) Burcu, sur duvarları, Urartu kralları Menua ve I.Argişti'ye ait mezarlar, su sarnıcına ulaşan Binbir Merdiven, Açıkhava tapınağı ve Analıkız olarak bilinen iki ayrı tapınaktır. Osmanlı döneminde kale tamamen askeri amaçlı olarak kullanılmıştır. Asıl şehir kalenin güneyinde kurulmuştur. Burası da surlarla çevrilmiş. 1915 den sonraki tahrip olmuş haliyle günümüze ulaşmıştır.
Üç asır boyunca Van'da hüküm süren Urartuların en büyük özelliği Madır Burcu yazıtından başlayarak, yaptıkları herşeyi gelecek nesillere aktaracak yazılı kaynaklar bırakmış olmalarıdır. Urartular’dan kalan 500'e yakın yazılı kaynaktan öğrendiğimize göre göl ve dağlar onlar için son derece kutsaldır. Urartular'da 79 tanrı ve tanrıça bulunmaktadır.
Kalenin önemli diğer bir yapısı da, I. Argişti'ye ait kaya mezarıdır. Hemen bunun dışındaki kaya üzerinde, Urartular'ın günümüze ulaşan en uzun yazıtı olan Horhor Yazıtları bulunur. Kalenin kuzeydoğu tarafında II. Sarduri döneminde yapılmış olan, iki anıtsal nişten oluşan ve bugün halk arasında Analıkız olarak adlandırılan bir açık hava tapınağı yeralmaktadır .
Kale, Urartuların M.Ö. VII. yüzyıl başlarında yenilerek Toprakkale'ye taşınmaları üzerine Asurların eline geçmiştir. 1915 yılına kadar sürekli iskan edildiği bilinen kale, orta çağda Selçuklu ve Karakoyunlular tarafından tahkim edilmiş, son şeklini ise Osmanlı döneminde almıştır.
Van Kalesi'nin güneyinde yer alan yaklaşık 500.000 m²'lik Eski Van Şehri'nin Urartular döneminde ne şekilde kullandığına dair tarihi belge ve herhangi bir iz bulunmamaktadır. Şehrin doğu, güney ve batısı surlarla, kuzeyi ise Van Kalesi ile çevrelenmiştir. Şehrin girişi surlarda açılan dört kapı ile sağlanmaktadır. Surların hangi tarihte ve kim tarafından inşa edildiği kesin olarak bilinmemekle birlikte, bazı tarihi kaynaklarda ilk kez, Akkoyunlular döneminde yörede "bat" adı verilen topraktan yapıldığı belirtilir. Bu eski şehirde (Tuşpa) Selçuklu dönemine ait Ulu Cami, Osmanlı dönemine ait Hüsrev Paşa Cami, Kaya Çelebi Cami, Hamamlar (Çifte Hamam) Kümbetler (Ikiz Kümbet) ve çoğu tahrip olmuş eski evler dikkat çekici eserlerdir.
Van Kalesi fethedildiğinde kalenin iç hisarı topraktan olduğu için acele olarak tamir görmüş; aynı yerin 1515'de taş ve topraktan yapılmasına teşebbüs edilmiş ise de başarılı olunmamıştır, Kale tamirinin, Van Eyaleti sancak ve hükümet beyleri tarafından yapılması, devlet hazinesinden ve halktan hiç bir şey alınmaması usûldur.
Urartulardan Osmanlılar'a kadar yerleşime sahne olan Van Kalesi'ne Osmanlı döneminde, iç kale sur duvarları, iki giriş kapısı, cephanelik, ambar, kuleler ve Van'daki ilk Islam eseri olma özelliğini taşıyan Süleyman Han Cami eklenmiştir. Tahkimatı sağlayan beden duvarları, burçlar ve kuleler moloz taş, kerpiç ile kesme taş malzeme ile yapılmıştır. Bu duvar ve tahkimatlar kuzeyden kalenin siluetini oluşturmaktadır. Osmanlı döneminde kale tamamen askeri amaçlı olarak kullanılmıştır. Asıl şehir kalenin güneyinde kurulmuştur. Burası da surlarla çevrilmiş. 1915 den sonraki tahrip olmuş haliyle günümüze ulaşmıştır.
Osmanlı-Safevi savaşlarında önemli bir askeri üs olan Van Kalesi'ne, sulh bozulduğunda Safevi askerlerinin ilk saldıracağı yerler arasında bulunması sebebi ile, Osmanlılar tarafından büyük önem verilmiştir. Nitekim kalede bulunan mağaralara askeri malzeme ve zahire doldurulmuş olup Divan-ı Hümayun'dan Van beylerbeyliğine gönderilen hükümlerde kalede bulunan silahların temiz tutulup çürümesinin önlenmesi, zahireyi bozulmaya bırakmayıp ahali ile değiştirilmesi emredilmiştir. Kalenin fethini müteakip burçlara ve bir kısım mağaralara açılan deliklere çok sayıda Balyemez Toplar yerleştirilmiştir. 1534-1535 yılları arasında gerçekleşen Iran seferiyle Bağdat,Tebriz, Van gibi önemli merkezler Osmanlıların eline geçmiştir. Ancak aynı dönem içerisinde Rumeli'de Macar Kralı Ferdinand ile yaşanan bazı savaşlar sonucu Osmanlı Devleti kuvvetlerini Rumeli'ye kaydırmış ve bu dönemlerde Van ve çevresi tekrar Safevilerin eline geçmiştir. Rumeli'deki tehlikenin geçmesinin ardından Kanuni Sultan Süleyman 29 Mart 1548 tarihinde Osmanlı ordusunu Iran üzerine yöneltmiştir. 15 Ağustos 1548'de Van Ovasında Padişah otağı kurulmuş ve Sadrazam Süleyman Paşaya Van Kalesinin fethinin buyruğu verilmiş; 25 Ağustos 1548 tarihinde bir daha el değiştirmemek üzere Osmanlı egemenliğine girmiştir.
Van Kalesi fethedildiğinde kalenin iç hisarı topraktan olduğu için acele olarak tamir görmüş; aynı yerin 1515'de taş ve topraktan yapılmasına teşebbüs edilmiş ise de başarılı olunmamıştır, Kale tamirinin, Van eyaleti sancak ve hükümet beyleri tarafından yapılması, devlet hazinesinden ve halktan hiç bir şey alınmaması usûldur. Nitekim Kalenin bazı kısımları 1568, 1572, 1582 ve 1660/1661'de Van beylerbeyinin nezareti altında sancak ve aşiret beylerine tamir ettirilmiştir. Ancak, Osmanlı-Safevi savaşları sebebiyle sancak beylerinin kale tamiri yapamamaları üzerine, bu işi devlet üstlenmiş ise de bu usul 1774 yılına kadar devam etmiş; bu tarihte gönderilen bir hükümle, tamirin eskiden olduğu gibi Van eyaleti sancak beylerinin kapı halkına ve ona tabi olanlara yaptırılması emredilmiştir.
Van Kalesi, şehri, şehir halkını ve sefer için gerekli malzemenin muhafazası yanında, suç işleyenler için bir çeşit hapishane vazifesi görmüştür.Nitekim Nisan 1568'de Tebriz'den gelip Van pazarında Hz. Muhammed'e küfrettiği sabit olan Şükrullah, Van Kalesi'ne hapsedilmiştir. Yine Aralık 1577'de şah-kulu Alaeddin, suçundan dolayı Kaleye hapsedilmiştir. Van Kalesi'nde kale görevlileri iç hisarda oturmakta olup sayıları şartlara göre değişmektedir. Nitekim 1577'de Van'dan Erciş Kalesi'ne kale muhafızı gönderilirken, 1635'de Safevilerin Van'ı muhasarası, IV. Sultan Muradın Şark seferi sebepleriyle Van Kalesi'ne 100 nefer cebeci tayin edilmiştir. Kaledeki topçular, topçu başıları tarafından talim ve terbiye görmektedir. Evliya Çelebi'ye göre yaz-kış tüm hisarlarla beraber Van Kalesi'nde 500 kişi nöbet beklemekte, kolluk tutan ağa ve çavuşların sayıları 24'ü bulmaktadır. Bir saldırı olduğunda saldırı, meşale yakmak, mehter çalmak gibi usullerle haber verilmektedir. Kale burcuna yağan karların süpürülmesi kalede oturan Hristiyanların görevidir.
Van kalesi bugünde ayakta olmasına rağmen bakım ve ilgiden yoksundur. Umarız bu tarih abidemiz gelecek nesillere ulaşır.

Hoşap Kalesi

Yörenin en fazla turist çeken kalelerinden birisi de Hoşap Kalesi’dir.
Van'ın Gürpınar ilçesinde, Van - Hakkari karayolu üzerindeki Hoşap (Güzelsu)'da yer almaktadır. Hoşap, Van'a 60 km. Gürpınar ilçe merkezine 39 km. uzaklıkta bulunmaktadır.
Hoşap suyunun kuzey batısında sarp ve dik bir kaya kütlesi üzerine kurulan kale, iç kale ile bunun kuzeyindeki dış kaleden oluşmaktadır.
Geçmişi itibariyle Urartu Devletine kadar uzanan kale, Osmanlı Devleti'ne tabi Mahmudi Beylesi'nin yaptırdığı şekliyle günümüze ulaşmıştır. İç kale giriş kapısı üzerindeki kitabesine göre Mahmudi Süleyman Bey tarafından, H.1052 (1643) tarihinde yaptırılmıştır.
Dış kale surları arazinin yapısına göre şekillenmiş ; doğu, kuzey ve batıdan dolanan surlarla çevrelenmiştir. Doğu surları kısmen, batıdakiler ise büyük ölçüde yıkılmış durumdadır. Surları destekleyen burçlardan bazıları günümüze gelmiş, ayrıca doğu ve batıdaki kapıları tamamen yıkılmıştır. Dış kalenin kuzey doğusunda bir gözetleme kulesi yer almaktadır. Içerisinde bugün bir cami kalıntısı ile köy evleri mevcuttur.
İç kale, güneyden sarp, kuzeyden eğimli bir kütle üzerine kurulmuştur. Kuzey doğu ve batıdan kale beden duvarları, burç ve kulelerle tahkim edilmiş, kuzeydoğuya ikinci bir tahkikat yapılmıştır.
Kaleye kuzey tarafta ortaya yakın bir yerde bulunan giriş burcura açılmış bir kapı vasıtasıyla girilmektedir. Taç kapı şeklinde düzenlenmiş burcun batı cephesinde kitabe, kör pencere ve aslan kabartmaları belirli bir hareketlilik sağlamaktadır. Ayrıca orijinal demir kapı kanatları hala işlevini sürdürmektedir.
İçerisinde Mahmudi sarayı olarak nitelenen kompleks yapılar yer almaktadır. Bunlar kalenin güney tarafında sıralanmaktadır. En üst ve doğu kesimde seyir köşkü, bunun hemen batısında harem ve en batı uçta da selamlık yer almaktadır. Mescid, zindan, fırın ve ve sarnıç iç kalenin diğer yapılarıdır.
XIX.yüzyıl ortalarında terkedilmiş olan kale, içerisindeki yapılarıyla günümüze büyük ölçüde sağlam olarak gelmiştir. Bu nedenle bölgenin dikkat çeken sembol yapılarından birisidir

Çavuştepe Kalesi

Van-Hakkari yolu üzerinde Van’a 25 km. uzaklıkta Çavuştepe Köyü’nde yer almaktadır. Bol Dağı silsilesinin batı ucuna kurulmuş olan kale, aşağı ve yukarı kalelerden oluşmaktadır. Urartu Kralı II. Sarduri tarafından M.Ö. 764-734 tarihleri arasında yaptırılmıştır. Kurucusuna izafeten kale, Sarduri’nin şehri anlamında “Sardurihinili” olarak adlandırılmaktadır. Kalelerde Haldi tapınağı, açık hava tapınağı, surlar, depo, ahır, saray,sarnıç ve çivi yazılı kitabeler bulunmaktadır.
Aşağı kale, tepenin sırtında 800 m. uzunluğunda bir alanı kaplamaktadır. İki tarafta uç kale yöntemiyle yapılmış surları dikkat çekmektedir. Düzgün kesilmiş kalker bloklarıyla inşa edilmiş surları, doğrudan ana kayaya oturmaktadır. Doğudan batıya doğru sıralanan ahır yapıları, depo binaları, tapınak, saray binaları ve sarnıçlardan oluşmaktadır. Tanrı Irmuşini adına inşa edilmiş tapınak üzerinde çivi yazılı kitabesi bulunmaktadır. Rizalitli kule tipli tapınaklar grubunda önemli bir yapıdır. Doğu tarafında kapısı ve bazalt taşlarından cephesi bulunmaktadır.

Ayanıs Kalesi

Van'a 35 km. mesafedeki Ayanıs köyünün kuzeybatısında bir tepe üzerine kurulmuştur. Doğu - batı doğrultusunda uzanan tepe 150 m genişliğinde, 400 m uzunluğunda, Van Gölü'nden 250 m yüksekliktedir. Kale 1989'dan itibaren E.Ü. Edebiyat Fakültesi Önasya Arkeolojisi Bölümü'nden Prof. Dr. A. Çilingiroğlu başkanlığında bir ekip tarafından kazılar yürütülmektedir.
Kazılar sonucu elde edilen mimari ve diğer küçük buluntular sayesinde kaleyi tanımlamak mümkün olmuştur. Bulunan çivi yazılı kitabesine göre, kale Argişti'nin oğlu Rusa tarafından M.Ö. 645 - 643 tarihleri arasında yaptırılmıştır.
İki sur duvarıyla çevrelenmiş kalenin güneyinde giriş kapısı bulunmaktadır. Burada sur duvarları andezit taşı ile diğer kısımlarda kalker taşıyla örülmüştür. Üst kesimde payeli salon ve tapınak önemli bir yer tutmaktadır. Kapısı batıya bakan rizalitli tapınak diğerleri ile benzer özellikler taşımaktadır. Güney batı kesiminde ise, bir biri ile bağlantılıyı içerisinde küplerin yer aldığı, çok sayıda depo binası bulunmuştur.
Kale, mimarisi ve küçük buluntuları yanında, Urartu tarihinin son safhalarını aydınlatması açısından önem taşımaktadır. Ortaya çıkarılması Van için büyük bir kazançtır.

Bend-i Mahi Köprüsü
Köprü, eski Erciş-Tebriz kervan yolu güzergahında, Bend-i Mahi Çayı üzerine kurulmuştur. İnşasına ilişkin kitabesi bulunmamasına rağmen, XIII. yüzyıl. sonlarında Ilhanlı Hükümdarları tarafından yaptırılmıştır. Çünkü İhanlılar'ın Aladağ'ı yazlık ikametgah seçmeleri, Tebriz'den buraya geliş gidişleri kullanmak üzere köprüyü yaptırdıklarını ortaya koymaktadır.
Güneybatı kuzeydoğu yönünde kurulmuş olan köprü, iki gözlü yolunun düz olduğu köprüler grubuna girmektedir. Gözler sivri temerli birer açıklık şeklinde düzenlenmişlerdir. Köprünün kemer ve duvarlarında iki renkli düzgün kesme taş işçiliği görülmektedir. Aralara onarımlar sırasında moloz taş örgülü duvarlar yapılmıştır.
Günümüzde ana yoldan ve yerleşim yerinden uzakta kalmıştır.

Evliya Bey Köprüsü
Hoşap'ın merkezinde, bugünkü Van-Hakkari karayolunun hemen kuzeyinde kalmaktadır. Hoşap suyunun üzerinde kalenin güney tarafında yer almaktadır. Mansab yönündeki iki kitabeden köprünün 1082 (1671)'de Evliya Bey tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır.
Suyun üzerinde kuzey-güney istikametinde uzanmakta olup, üç gözlü, yolunun düz olduğu köprüler grubuna girmektedir. Sivri kemerli açıklık şeklinde düzenlenmiş olan gözlerden ortadaki daha geniş tutulmuştur. Tamamında iki renkli düzgün kesme taş malzeme kullanılmıştır. Kitabeler, köprüdeki tek süsleyici unsuru teşkil etmektedir. Halen faal olan köprünün onarıma ihtiyacı bulunmaktadır.

Kırmızı Köprü
Bahçesaray-Hizan yolu üzerinde Müküs çayına kurulmuş olan köprünün kesin yapım tarihi belli değildir. Yöredeki imar faaliyetlerine bakarak, XVI.-XVII. yüzyıllarda yapılmış olabilir.
Doğu batı doğrultusunda uzanan köprü, tek gözlü yolunun eğimli olduğu köprüler grubuna girmektedir. Köprünün tek gözü, sivri kemerli olup, tuğla malzeme ile gerçekleştirilmiştir. Köprünün iki yanında birer oda yer almaktadır. Duvarlar kaba yonu taşlarla örülmüştür. Köprü günümüzde sağlam ve kullanılır durumdadır.



Çatak Köprüsü

Çatağın girişinde, ilçenin ortasından geçen çay üzerinde yer alan köprü, kuzeydoğu-güneybatı istikametinde uzanmaktadır. Köprünün üzerinde Ermenice kitabeler bulunmaktadır. Kitabeler çözümlenemediği için hangi tarihte ve kim tarafından yapıldığı bilinememektedir. Ancak XVII-XVIIII. yüzyıllar içerisinde Osmanlı devrinde yapılmış olabilir.
Tek gözlü, yolu eğimli köprüler grubuna girmektedir. Tamamında düzgün kesme taş malzeme kullanılmıştır. Köprünün yoluna kuzeydoğu taraftan merdivenlerle çıkılmaktadır. Menba tarafı nişlerle, mensabı ise kitabelerle hareketlendirilmiştir. Sağlam ve kullanılabilir bir taş köprüdür.

Hurkan Köprüsü
Çatak suyu üzerinde, Çatak-Narlı yol ayrımında bulunmaktadır. XVII-XVIII, yüzyıllara tarihlendirilmektedir.
Kuzeydoğu güney batı istikametinde uzanan köprü, tek gözlü yolunun eğimli olduğu köprüler grubuna girmektedir. Köprü gözü sivri kemerlidir. Kenarda tuğla, diğer taraflarda harçla tutturulmuş moloz taş malzeme kullanılmıştır. Kuzeydoğu tarafta bir oda yer almaktadır. 1988 yılında Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından onarılmıştır.




Zeril Köprüsü
Çatak yakınlarındaki Zeril suyu üzerinde kurulmuş olan köprünün kesin tarihi belli değildir. XVII-XVIII. yüzyıllarda yapılmış olabileceği tahmin edilmektedir.
Ahlat taşından düzgün kesme taş malzemeyle inşa edilmiş köprü, tek gözlü ve yolu eğimlidir. Oldukça dik tutulmuş yolu saltaşları ile kaplanmıştır. Köprü gözü sivri kemerli olarak tertib edilmiştir. 1988'de Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından onarılmış olup, vadideki patika yolları birbirine bağlamaktadır. Günümüzde sağlam ve kullanılabilir bir köprüdür.

Şeytan Köprüsü
Muradiye ilçesinde, Bendi Mahi Çayı üzerine kurulmuştur. Doğu batı istikametinde uzanan köprü kayalıklara oturmaktadır. Köprünün etkileyici bir görünümü vardır. XIX. yüzyıl. sonları XX. yüzyıl. başlarında inşa edildiği kabul edilmektedir.
Tek gözlü, basık kemer açıklıklı, yolu düz olup, genelinde düzgün kesme taş, yer yer de moloz taş malzeme kullanılmıştır. Sağlam durumdadır

Köleliğin Tarihçesi

Köle 1

Köle, bütünüyle başka bir insanın malı olan, herhangi bir eşya gibi alınıp satılabilen kişidir. Kölelik, eskiçağlardan 19. yüzyıla kadar süren uzun bir tarih boyunca çeşitli biçimlerde var olmuştur.
Köleler, taşınır herhangi bir mal gibi görüldükleri ve onlara hiçbir hak ve özgürlük tanınmadığı için, kendilerinden istenen her türlü işi yapmakla yükümlüydüler. Efendilerinin kötü davranışları, ağır yaşam ve çalışma koşulları, insan sayılmayan binlerce kölenin ölümüne yol açtı. Bir köle için kölelikten kurtulmanın tek yolu efendisince özgürlüğünün geri verilmesi, yani azat edilmesiydi.
İnsanlar tarih boyunca, içinde yaşadıkları topluma ve döneme göre çeşitli yollardan kölelestirildiler. Savaşta tutsak edilmek, bir suç nedeniyle cezalandırılmak, borcunu ödeyememek ya da köle ana babadan dünyaya gelmek, köle olmanın çeşitli biçimlerindendi.

İnsanların ancak kendi yaşamlarını sürdürebilecek kadar üretebildikleri eskiçağlarda kölelik yoktu. Zamanla üretimde kullandıkları araçlar geliştikçe tüketebileceklerinden daha fazla üretmeye başladılar. Bundan sonra, savaş tutsaklarını öldürmek yerine kendileri için çalıştırmaya başladılar ve onların ürettikleri fazla ürüne el koydular. Böylece köleler ve kölelik doğdu.
Sümerler’de köleler ya ev hizmetlerinde ya da tarlalarda çalıştırılırdı. Kâr getiren bir mal olarak alınıp satılmaya başlamaları daha sonraki dönemlere rastlar. İlk olarak Eski Yunan’da köleler toplumun temel sınıflarından biri oldu ve ekonomi ağırlıkla köle emeğine dayandı. Burada köleler daha çok ev hizmetlerinde ve tarımda çalıştırıldılar. Köleler yurttaş sayılmadıkları için hiçbir hakka sahip değillerdi. Köle sayısı çok artan Roma İmparatorluğumda, kölelerin bazıları madenlerde ve taşocaklarında çalıştırılırken, bazıları da halkı eğlendirmek amacıyla yırtıcı hayvanlarla ya da birbirleriyle ölümüne dövüştürülürdü. Daha şanslı olanlar ise çiftliklerde ve evlerde çalıştırılırdı.

Bu dönemde, birçok köle içinde bulunduğu koşullara başkaldırarak ayaklandı. Bunların en önemlisi Spartaküs Ayaklanması’dır. İÖ 73’te İtalya’da, Capua’da gladyatör olarak satılan Spartaküs, bazı kölelerle birlikte kaçarak Vezüv Dağı’na sığındı. Başka kaçak kölelerin de onlara katılmasıyla tüm İtalya’ya korku salan 100 bin kişilik bir ordu oluştu. İki yıl sonra Spartaküs bir çarpışmada öldürülünce, güçleri parçalandı ve ayaklanma sona erdi.

Köle 2

Roma İmparatorluğu’nun yıkılışından sonra kölelik geriledi, ama hemen ortadan kalkmadı. 8., 9. ve 10. yüzyıllarda Almanya’da tarım işçilerine olan gereksinimin artması köleliğin canlanmasına yol açtı. Bu amaçla birçok savaş tutsağı Slav köleleştirildi. 13. yüzyılın sonlarında Avrupa’nın birçok bölgesinde kölelerin yerini artık serfler almıştı. Serfler, toprağa ve beylerine bağlı üreticilerdi. Köleler gibi alınıp satılmaz ama efendilerini ve bulundukları yeri de terk edemezlerdi. Topraklar, üzerinde yaşayan serflerle birlikte alınır ve satılırdı. Ortaçağda serfler ekonominin belkemiğiydi.

Hıristiyan Kilisesi ve İslam dini, modern çağa gelinceye kadar köleliğe karşı çıkmadı. Müslümanlar ile Hıristiyan Avrupa arasındaki uzun süren savaşlarda, her iki taraf da aldıkları savaş tutsaklarını köleleştirdi. Bununla birlikte Müslümanlar’ın aldıkları tutsakların çoğu ağır işçi olmak ya da ırgat olarak tarlalarda çalıştırılmak yerine, ev hizmetlerinde çalıştırıldı. Ayrıca, Müslümanlık’ ta köle azat etmek sevap olduğu için, kölelerin bir bölümü azat ediliyor ve İslam dinini kabul ederek topluluğun bir üyesi olabiliyordu.
Osmanlılar’da genellikle savaşlarda ya da korsanlık yoluyla tutsak edilen kişileri köle olarak kullanmak, alıp satmak geleneği vardı. Bunun dışında başka ülkelerdeki pazarlardan satın alınarak ülkeye getirilen kölelere de rastlanırdı. Köle ticaretini yalnızca Müslüman tüccarlar yapabilir, Hıristiyanlar da köle satın alabilirdi. Müslüman köle kullanmak ise yasaktı. Köleleri tarımsal üretimde ya da zanaat üretiminde çalıştırmak Osmanlı Devleti’nde yaygın olmamakla birlikte rastlanan bir olguydu. Özellikle İstanbul çevresindeki padişahlara ait has çiftliklerde ortakçı kullar adıyla; Bursa’da dokumacılıkta ve bıçak yapımında köle emeği kullanılmıştı. Ayrıca Hıristiyan tutsakların beşte birine devletin el koyması ve bunları Türkleştirerek devlet hizmetinde kullanmasıyla başlayan devşirme sistemi de Osmanlılar’a özgü bir tür kölelik sayılabilir. Osmanlılar’da esir ticaretine dayalı kölelik 1847’de resmen kaldırıldı. Devşirme sistemi ise fetihlerin duraklamasına paralel olarak daha 17. yüzyılda önemini yitirmeye başladı, 18. yüzyılın ortalarında da bütünüyle ortadan kalktı.

Köle 3

 

BATININ ZENGİNLİĞİNİN ÖNEMLİ BİR KAYNAĞI: AFRİKA’DAN KAÇIRILAN KÖLELER

Nasıl Başladı?

1452’de Portekiz Kralı VI. Afonso’ya izin veren Papa savaşlarda yakalananların köle olarak satılabileceğine ve kullanılabileceğine dair resmi bir bildiri çıkartarak bu büyük zulme onay vermişti.

Nasıl Yayıldı?

Transatlantik Köle Ticareti Amerikan Kolonileri’nde ve daha sonra Amerika Eyaletleri’nde işgücü eksikliğinden ortaya çıkmıştır. Avrupa Kolonileri içinde iş- gücünden yararlanılan ilk köleler Amerikalı yerliler, yani Kızılderililerdi. Bu durum Afrika’dan yüklü miktarda ve uygun fiyata köleler getirilinceye kadar sürdü.

Yeni Dünya’da Kızılderilileri esir alan Avrupalı sömürgeciler esir ticaretine pek de yabancı değillerdi. Karayip Adaları’nda savaş ve salgın hastalık yüzünden yerli halkın telef olması neticesinde Kızılderili nüfusunun yerini bu dönemde Afrikalı yerliler aldı. Diğer bir örnekteyse, Güney Carolina ve Virginia’da Afrikalı köleleri daha ucuza elde edebilecek anlaşmaların altına imza atılarak Kızılderili esirlerin yerlerini Afrikalı esirler aldı.

Esir ticaret üçgeninin bir bacağı Avrupa’dan ticari malların Afrika’ya ihracatıydı. Bu ticaretin ikinci bacağını oluşturan Afrika hükümdarları ve tüccarları, 1440 yılından 1900 yılına kadar köle ticareti içinde aktif rol oynadılar. Her köle karşılığında Afrikalı hükümdarlar Avrupalılardan yüklü miktarda ticari mal temin ettiler. Yeni Dünya’da esirlerin işgücü ile üretilen pamuk, seker, tütün, pekmez ve rom gibi ticari malların Amerika’dan Avrupa’ya nakli ise üçgenin üçüncü ve son bacağını teşkil ediyordu.

Köle 4

Kölelerin Taşınması Nasıl Gerçekleştirildi?

Köle taşıyan gemilere, “Tumberio”, yani “ölü taşıyıcıları” adi takılmıştır. Bu gemilerden biri ile denizi asan bir İtalyan Fransiskeni söyle yazmıştır. “Erkekler güverte altına üst üste yığılmış, ayaklanıp gemideki tüm beyazlari öldürürler korkusuyla da zincirlerle bağlanmışlardı. Kadınlar için, ikinci güverte arası ayrılmıştı. Hamile olanlar arka kamarada toplanmıştı. Çocuklar birinci güverte arasında, balık istifi gibi sıkıştırılmıştı. Uyumak istediklerinde, birbirlerinin üstüne düşüyorlardı. Doğal gereksinmelerini gidermek için sintineler vardı, ama çoğu yerini kaybetmek korkusuyla bulunduğu yerde rahatlıyordu. Özellikle erkekler acımasızca üst üste yığılmış oldukları için, bulundukları yerde koku ve sıcak dayanılmazdı. Atlantik Okyanusu 35–40 gün arasında aşılmaktadır. Ölüm oranı, havasızlıktan boğulma ve salgın hastalıklar yüzünden çok yüksektir. Bu oran %50’ye ulaşabilir. Çogu zaman salgınlarla baş edebilmek için hastalar öldürülür. (Amerika Kıtasına) varışta sağ kalanlar, açık arttırmalar sırasında iyi para etmeleri için, yeniden özenli bir bakımdan geçirilirler. Doğal olarak fiyatlar boya, yaşa, güce, cinsiyete vs. göre değişir. Tehlikelere ve kayıplara karşın, kazançlı olan bu ticaret, kaçakçılığa ve korsanlığa yol açar. İngiliz gemileri, sık sık zenci taşıyan gemilere saldırıp, yüke el koyar ve köleleri Virginia ya da Antillerde satarlar.” * Türk ve Dünya Tarihi Ansiklopedisi; Cilt 4, s.1176 ( Gelişim Hachette, Istanbul–1985)

 

Köle 5

 

Gine körfezinde bulunan bu tip çok sayıdaki krallıklardan birine misafir olan bir tüccarın izlenimleri söyledir:

“Kral Peel… iç bölgelerden yollanacak binlerce zenci arasında bana iyi bir “yük” hazırlamakla uğraştığını söylüyor… Birkaç gün sonra boyunlarından uzun sırıklarla bağlı birkaç dizi zencinin geldiğini görüyorum. İşte benim yük’üm! 300 yolcumu karşılamaya hazırlanıyorum. Kadınlar kıç tarafta, erkekler ise kıç direğinden teknenin başına kadar dizilmiş ve hepsi de zincire vurulmuş. Yiyecek olarak hint patatesi, pirinç ve bolca su. Tabanca ve hançerlerimiz kemerlerimizde, kimi zamanda ellerimizde, doktor muayenesinden geçiyorlar… Muayene bitince hepsi kızgın demirle işaretleniyor. Bunu yaparken daha zayıf yaradılışlı olan kadınların etlerini fazla dağlamamaya özen gösteriyoruz.” (Aynı eser 1319-1312)

Nasıl Sona Erdi?

Afrika Kıtası’nın Atlantik kıyısı ve Afrika’nın iç kısımlarındaki yerlilerin satılması ve istismarına dayanan Atlantik Köle Ticareti Portekizliler tarafından 15. yy’da başlayıp 19. yy’a kadar sürdü.

Köle ticareti gelişmeye başlayınca hükümdarlar, köle karsılığı Avrupalılardan mal alarak gelirlerini artırmıslar, fakat bu mallar hep tüketimle ilgili olduğundan üretim biçiminin değişmesinde etkili olamamıştır.

Kuzey ve Güney Amerika’daki plantasyonlardan gelen istem çesitli uluslardan esir tüccarlarının milyonlarca Afrikalı zenciyi köle olarak götürüp buralarda satmaları sonucunu doğurdu. Bu yeni ticaret, Afrika’da bir ölçüde ekonomik hareketlilik yarattı. Kıyıdaki beyaz esir tüccarına içerilerden hemcinslerini yakalayıp getiren Afrikalılar, bu kıtanın koşulları içinde orta sınıf sayılabilecek bir öğe olarak ortaya çıktılar.

Batı ve Orta Afrika’dan Yeni Dünya’ya taşınan kölelerin çoğunluğu Avrupa ile Afrika devletleri arasında yapılan anlaşmalar çerçevesinde elde edilmiş olsa da, diğer kısmı da yağmalama esnasında kaçırılarak ele geçirilmiştir.
Kara Kıta için korkunç bir darbe olan bu yeni ticaret, ailelerinden ve vatanlarından koparılan milyonlarca insanın dramı bir yana, en sağlam insanların köle olarak seçilip götürülmesiyle, Afrika’yı insan gücünden de yoksun kıldı.

Afrika’da Avrupalılar tarafından kölelerin satın alındığı ve nakledildiği sekiz belli başlı bölge vardı. Bunlardan bir tanesi de Orta Afrika’da Kongo Demokratik Cumhuriyeti, batıda Gabon ve Angola’ydı.

Portekiz’i takiben Atlantik Köle Ticareti’nden paylarını almış olan diğer ülkeler, İspanya, Fransa, İngiltere, İskoçya, Almanya, Danimarka ve Hollanda’dır. Zaman içinde denizcilikte güçlenen İngiltere köle ticaretinde lider konumuna gelmiştir. Bristol ve Liverpool İngiltere’nin köle ticaret gemilerinin yola çıktığı belli başlı limanlarıydı. 17.yy’da Liverpool’dan yola çıkan her dört gemiden biri köle ticaret gemisiydi.

Atlantik Köle Ticareti’ne karşı zaman içinde ahlaki, ekonomik ve politik mulahefet başladı. Atlantik Köle Ticareti ilk olarak Hawai Devrim’inde (1791-1804) resmen yasaklanmıştır. Köle ticaretinde hayli aktif rol alan Danimarka köle ticaretini kanuni olarak ilk yasaklayan ülkedir (1792). İngiltere ise köle ticaretini Hawai kararlarından üç sene sonra yasaklamıştır. 1808 yılında da Amerika İngiltere’yi takiben köle ticaretini kanunen yasaklamıştır.

 

Köle 6

Kaç  Köle Afrika’dan Kaçırıldı ve Etkisi Ne Oldu?

İngiliz Parlamentosu’nun raporlarına göre 1768’de Afrika’dan Amerika’ya İngilizler 60.000, Fransızlar 23.000, Hollandalılar 11.000, Portekizler 1.700 köle göndermiştir. Toplam olarak (bir yilda) 97.500 köle, 1787 yılında bu sayı (yılda) 100.000’e ulaşmıştır. Köle ticareti XVIII. yüzyıl boyunca sürekli artar.(Aynı eser syf. 1312

Bazı çağdaş tarihçilerin tahminlerine göre bu dönem içinde 12 milyon civarinda Afrikalı Yeni Dünya’ya taşındı. Bu insanlık tarihinin en büyük zoraki göçü olarak kabul edilmektedir. Diğer bir kaynağa göreyse bu rakam 25, hatta 40 milyona kadar çıkmaktadır.

Senegal başkanı Senghor’un Afrika sosyalizmi konusunda yapılan 1962 Dakar Kollokyumu’nda verdiği rakama göre ise, esir ticaretinin yapıldığı dönemde Amerika’ya 20 milyon esir varmıştır. Fakat 1 esir alırken avda veya gemi ambarında öldürülenler hesab edildiğinde korkunç bir rakam ortaya çıkmaktadır.

Köle 7

Amerikan İç Savaşı: Kuzey ve Güney Eyaletleri arasında 1861-1865 yılları arasında yapılmıştır. Savaşın başlıca sebebi, Başkan Lincoln’un köleliği kaldırma vaadi olmuştur.

SONUÇ

Saint-Pierre’li Bernardin, Voyagea L’lle-de-France’da (ile-de-France’a Yolculuk), şu değerlendirmeyi yapıyordu: “Avrupalıların mutluluğu için şekerin ve kahvenin gerekli olup olmadığını bilmiyorum. Fakat bu iki ürünün dünyanın iki kıtasında mutsuzluğa yol açtıgını biliyorum. Amerika, ekin yetiştirecek topraklar elde etmek için boşaltıldı; şimdi de bu topraklarla uğrasacak insanları sağlamak için Afrika boşaltılıyor”. Maurice Lengelle: Kölelik, s.82 (Iletisim, Istanbul–1993)

Bu kadar çok sayıda köle ticaretinin gerçekleşmesi Afrika’nın sağlıklı nüfusunu kaybetmesine, Avrupa ve Asya’daki ülkelerde nüfus artarken Afrika’nın nüfusunun sabit kalmasına, yerel dili, kültürü ve dininin tahrip olmasına buna mukabil Amerika ve Avrupa’nın zenginleşmesine yol açtığı bir gerçektir.

Hamza SAĞLAM

Köle 9

Hollanda bandıralı HMS Daphne gemisinde yasadışı taşınan köleler. 1 Kasım 1861. 1500-1870 yılları arasında yaklaşık 12 milyon Afrikalı köle, Amerika’ya getirilmiştir. Köle ticareti 1700’lü yıllarda en üst seviyeye çıkmıştır. En fazla köle satın alan ülke, dört milyon ile Brezilya’dır. Bu yıllarda, Florida ve Kaliforniyalı tacirler tarafından İspanya kolonilerinden Arjantin’e iki buçuk milyon köle satılmıştır. Değişik tacirler tarafından da, Fransız kolonilerinden bir milyon altı yüz bin, İngiliz kolonilerinden iki milyon ve Hollanda kolonilerinden beş yüz bin köle getirtilmiştir. Karaib Adalarındaki halkın % 90’ı da köleleştirilmiştir. Köle ticareti yapan gemilerdeki kaptan ve tayfaların en korktukları şey, kölelerin isyan etmeleriydi. Bu sebepledir ki, köleler götürülecekleri yere, el ve ayaklarından birbirlerine bağlanarak sevk edilirdi.

Türkiye Şehirleri Türkiye Coğrafyası Dünya Şehirleri Dünya Coğrafyası Ülkeler



  • Blog Yazıları


    Email
    KISA KISA
    X



    Folower Button

    Takipçiler

    Company Info | Contact Us | Privacy policy | Term of use | Widget | Advertise with Us | Site map
    Copyright © 2020. merhancag . All Rights Reserved.

    Bilgi Mesajı

    Duvarı Aşamıyorsan Kapı Aç

    Kıssadan hisse Kısa Kısa'da sizi bekliyor...

    facebook sayfamızı takip edebilirsiniz!